DHBT Dersleri-165″Günümüzdeki Budist Mezhepleri”

Sınav Defteri
Temmuz 25, 2020

Budizm’in ilk mezhebi olarak kabul edilen Theravada/Güney Okulu veya Hinayana “Küçük Vasıta” olarak adlandırılan okul, Sri Lanka (eski Seylan, Serendip), Tayland, Kamboçya ve Birmanya’da varlığını sürdürmektedir. Komünist sistemlerin yıllarca din karşıtı politikalarının şiddetine rağmen Budizm, özellikle hümanist vurgusu ile ön
plana çıkan bu mezhep ile tekrar Güneydoğu Asya’da taraftar kazanmaya başlamıştır.
Budizm’in ikinci büyük mezhebi olan Mahayana veya “Kuzey
Okulu”, tarihsel süreç içerisinde Hindistan ve Tibet hudutlarını aşarak
Çin’ de; oradan da Kore ve Japonya’ da yayılmıştır. Eklektik bir teoloji ve
bilgi felsefesine sahip olması sebebiyle de yerli kült, kültür ve dinlerle
genellikle kolayca kaynaşmıştır.
Çağdaş Japonya’ da ise Budizm’ in durumu biraz daha karmaşıktır.
Budizm’e karşı herhangi resmi bir politika olmamakla beraber Batılılaşma ve buna eşlik eden modernizm uygulamaları insanları mabetlerden
uzaklaştırıp, ibadet ve meditasyonları ifa etmekten alıkoymaktadır. Budizm’ e laik gruplar egemen olmaya ve içinde laik meditasyon grupları,
kültleri ve ekolleri oluşmaya başlamaktadır. Örneğin, Sôkagakkai ekolü
Budist din ve teolojisinde laiklere yeni birçok imkan ve fırsatlar sunmaktadır.
Sri Lanka ve Tayland gibi, Japonya da Budist misyonerliğine özel
ilgi duyar. Ayrıca Japonya’nın Budist entelektüelleri oldukça önemli
akademik çalışmalara ön ayak olarak, dünyada Budizm’in varlığının ve
yayılmasının öncülüğünü yapmaktadırlar. Japonya’ da çağdaş ekol sahibi filozoflar mesela, Nishida Kitarô, özellikle Budistler arasından çıkmaktadır. AyrıcaJaponya’nın sahip olduğu ekonomik zenginlik bir yandan Budizm’in daha da sekülerleşmesine yol açmakta, diğer yandan da
kültürel ve spiritüel açılımlarını daha kolay kılmaktadır.
Vietnam’daki Budist deneyim ise oldukça önemlidir: Budist rahiplerin medyadaki kendilerine yönelik şiddet içerikli davranışları oldukça düşündürücüdür. Budist Sangha genellikle politikadan uzak durmakla beraber, Budizm karşıtı Katolik liderlerin bu durumu kötüye kullanmaları militan Budistlerin oluşumuna zemin hazırlam adır. Nitekim kendilerine baskı yapan Ngo Dinh Diem’e karşı ılan darbeyi
desteklemişlerdir (1963).
Mahayana mezhebinin bazı adaptasyonlarla Tibet’te aldığı form,
Lamaizm veya Tibet Budizmi’dir.
A. Theravada Budist Ekolleri (Güney Okulu)
a. Hindistan’ da Budizm
Hindistan’da Budizm, tarihi süreç içerisinde yeni kült ve dinlerin
kendi yerini alması, farklı kültürlere ve dinlere mensup olanların katliam, sürgün ve ötelemeleri sebebiyle adeta yok olmuştur. Fakat Hindistan Budizm’i günümüzde yeniden doğuş sürecinde görünmektedir. Örneğin Bhimrao Ramji Ambedkar, altı yüz bine yakın mensubunu kitle
halinde 1956’da Budizm’e döndürmüştür. Gerçi bu din değiştirmenin
politik amaçlar bağlamında gerçekleştiği iddia edilse de son tahlilde
Hintlilerin az da olsa tekrar Budizm’e dönüş sürecinde oldukları söylenebilir. Ayrıca Tibet Budistleri’nden sürgün edilenlerden bir kısmı da
Hindistan’da Budizm’in varlığını gözle görünür kılmaktadır.
b. Sri Lanka/Seylan’da Budizm
Budizm’in en önemli merkezlerinden olan Sri Lanka, bu dinin
kutsal emanetler merkezi gibidir. Hinduizm’in dini ve kültürel etkisinde
şekillenen Sri Lanka’da sömürge faaliyetleri sırasında otoritesi oldukça
zayıflayan Budist meclis (sangha) 19. yüzyılın sonlarında tekrar güçlenmeye başlar. 20. yüzyılda Budist organizasyonlar kurulmaya, Budist rahipleri yetiştiren eğitim merkezleri tesis edilmeye başlanmıştır. Özellikle
Amerikan teosofistlerinden Henry Olcott ve T.W. Rhys Davids’in Sri
Lanka’da Budizm’in yeniden inşasındaki katkıları oldukça önemlidir.
Olcott bu tarihi dinin yeniden canlandırılmasında gayret sarf etmiş, Davids de Pali Metin Cemiyeti’ni (Pali Text Society) kurarak Budizm’in Batılılara sunumunda oldukça başarılı olmuştur.
c. Burma’da Budizm
Budizm Burma’ya 3. asırda girmiştir. Modern zamanlara kadar
Budizm ve geleneksel halk inançlarıyla yapılanan Burma Budizmi’nin
mensupları, az sayıda Mahayanist olmakla beraber genel olarak Theravada ekolüne mensuptur. Diğer Budist Güneydoğu Asya ülkelerinde olduğu gibi, Batı sömürge hareketleri burada da geleneksel Budist otoriteyi sarsmış; Budist manastırlarındaki disiplin ve düzen yıkılmaya başlamıştır. Budist rahiplerin ön ayak olduğu bağımsızlık mücadelesi 1947’de
başarıya kavuşmuş ve sonuçta Budist cemaat (Sangha) tekrar güç kazanmaya başlamıştır. Günümüzde Burma Budizm’i genel olarak canlı
ve oldukça yaygındır.
Burma Budizm’i, Singala Budizmi gibi Theravada geleneklerini
korur. Burma Budizm’inde doktrinlerle ilgili oldukça geniş bilimsel faaliyetler yapılmaktadır. Nitekim halkın da oldukça rağbet ettiği Budda’nın hayatının ilk dönemleri ile ilgili kitabın bölümleri Burma diliyle
yeninden yazılmıştır. Budist sangha/meclis halkla iç içe olup, manastır,
mabet ve türbeler halkın ulaşabileceği yerlere ve kolaylıkla eğitim alabileceği tarzda inşa edilmiştir. Halkın da mensubu olabildiği manastırlar
halkın eğitiminde önemli rol oynamaktadır.
d. Kamboçya, Laos ve Tayland’da Budizm
Bugün birbirinden ayrı olarak görünen bu üç ülke, tarihte benzer
dini değişim ve dönüşüm sürecinden geçmiştir. Tamamına yakını Budist olan bu yerlerde Budizm, 6. yüzyıla kadar gider. Kamboçya’ya
Theravada Budizm’i Kimer kralları tarafından tanıtılmış ve zamanla Mahayana ekolünün yerini almıştır. Laos halkı da Kimerlerle beraber 14. yüzyılda tarih sahnesinde görünmüş, ilk Laos devleti tesis edilmiş ve halka
Theravada Budizm’i öğretilmiştir. Kralların desteklediği Theravada Budizm’i aynı zamanda devletin de resmi mezhebi olmuştur. Bugünkü Tayland’ın temellerini ise bir Budist keşiş olan Mongkut
(ö. 1868) atmıştır. Budist sangha sisteminde de reformları devreye sokan Mongkut’un politikalarını oğlu da devam ettirmiş, Budizm’in kutsal
kitabı Tipitaka’yı Tay diliyle Batı standartlarında bastırmıştır. Tayland’da
Budist halk, sihirle uğraşan keşişler ve Sangha (Budist meclis/cemaat),
eğitim ve dini hayatta oldukça önemli rol oynar. Aynca Budda’nın
bronzdan yapılan heykellerinin en görkemlileri de Tayland’da yapılmaktadır. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra sahil ve şehirlerde artan Batı
etkisine karşılık, iç ve kırsal bölgelerde Budist gelenek ve uygulamalar
etkisini hala sürdürmektedir.
B. Mahayana Budist Ekolleri (Kuzey Okulu)
a. Çin’de Budizm
Çin’e Mahayana Budizmi Chan-Yen Oaponca Shingon) ismiyle girer. Daha çok yabancılar ve alt sosyal tabakadakiler tarafından takip
edilen Buddizm 2. asrın ortalarında hanedan ve entelektüel elitler tarafından da kabul görmeye başlamış; Taoist bilgin ve din adamlarının da
desteğiyle Hint Budizm’inde temellenen dinin ana prensipleri Taoist
terminoloji ile Çin sosyokültürel yapısına -mesela aile kurumunun önemine- vurgu yapan bir çerçeve ile adapte edilmiştir. Özellikle Fo TuTeng (ö. 349) gibi Budist rahip ve vaizlerin katkılarıyla Kuzey Çin bölgesinin büyük bir kısmı birkaç asırda Budizm’i kabul etmiştir.
5. asır genel olarak zenginlerin ve entelektüel elitlerin yoğun olarak Budizm’i kabul ettikleri bir zaman dilimi olarak göze çarpar. Japonya, Tibet, Moğolistan ve Kore’de olduğu gibi, Çin’de de en fazla mensubu olan Budizm’in Mahayana (Büyük Vasıta) mezhebi, kendi içinde
inanca, çalışmaya, hedefe ulaştırıcı formüllere, politik hedeflere, ilham
ve sezgiye önem verme özelliklerine bağlı olarak ekollere ayrılır. Güney Çin’de Hint ve Çinlilerin din, kült ve kültürlerinin tarihi buluşması
sonucu daha çok Hint geleneğine göre şekillenen iki dini grup ortaya
çıkmıştır:
Hinayana mezhebi içinde yer alan Dhyana (meditasyon) ekolü,
zihni kontrol ile tamah ve ihtirasları zaptederek, “ebedi çilenin” (dukkha) bukağısından ve dolayısıyla karma (tenasüh) döngüsünden kurtulmayı hedefler. Prajna (Hikmet) ekolü ise Mahayana sutraları ile disipline ederek
insanları “mutlak hakikate” ya da hikmete ulaştırmayı önceler. Ekol,
Sangha ile entelektüeller arasında aracılık yapar ve Çin’ de oldukça süratli bir şekilde yayılır. Bu dönemde Çin’de Tao An (ö. 385), Hui Yuan
(ö. 416) ve Tao Chang (ö. 434) gibi Budist liderler tarafından Mahayana
Budist manastırları kurulur.
Bu dini ve kültürel hareketlerin meydana getirdiği ortamdan ve
Konfüçyanist, Taoist ve Mahayana Budizm’inin tarihi buluşmasından “sinifikasyon” (çinleştirme) denilen ve Ulusal Çin Budist geleneğinin doğmasına yol açan bir tarihi ve teolojik durum meydana gelmiştir. Bu tarihi
durum veya sinifikasyon Çin Budist ekollerinin hem tarihi ve teolojik arka planını hazırlamış, hem de Çin dini tecrübesinin özgün ve değişik şekillerde ortaya çıkışını tayin etmiştir. Çin sosyal ve dini düşüncesinin oldukça önemli bir ifadesi olan bu okullar başlıca dört ekol oluşturur:
i. T’ien T’ai
Güneydoğu Çin’deki manastırın bulunduğu dağın adından gelen
ve Japonya’ya 9. yüzyıl ortalarında Tendai adı ile intikal eden bu ekolün, Nagarjuna’nın (ö. 3. asır) fikirlerinden etkilendiği kabul edilir. Chih
K’ai (538-597) tarafından T’ang hanedanı devrinde başlatılan ekolün öğretileri, hiyerarşik bir yapı içerisinde Lotus Sutra (Saddarma Pundarika)
adlı bir metinde bir araya getirilmiştir.
Ekolün varlık felsefesi ve alem tasavvuru, Hint kökenli Madhyamika ekolünden alınan “boşluk” (sunyata) üzerine oturur. “Boşluk”
kavramı “açıklık, bütünlük ve sonsuzluk” kavramlarıyla ifade edilir. Bu
okulda bütünlük fikri oldukça önemli yer tutar; parça ve bütün esasta
aynı, fonksiyonlarda farklıdır; bütün kainat ve boddhisattvalar (Budda
adayları) bir çekirdeğin içindedir ve Mutlak Akıl, bütünlüğü (evreni ve
teleolojik dizaynı) bir bütün olarak kavrayabilir.
Dinin hayattaki fonksiyonel ideali, zihni konsantrasyon ile bilgi
ve irfana erişmektir. Ekolün doktrinsel çerçevesi Üçlü Hakikat ile şekillenir: a) Her şey ve tüm dharmalar boştur; çünkü bunlar sebeb sonuç
ilişkisine muhtaçtır ve kendi öz tabiatlarına sahip değildir; b) he ey geçici bir varoluşa sahiptir ve varoluş iç içe geçen on safhadan müteşekkildir; sadece düşünce enstantanesinde varoluş içkin olarak tahakkuk
eder; c) tüm dharmalar boş ve geçicidir. Bu üç hakikat birbiriyle ilintilidir ve birbirlerini doğrular. Kısaca bu ekolün felsefesi, “Tek-Tüm-İçinde
ve Tüm-Tek-İçinde” formülü ile ifade edilebilir. Bu ekol, tarihi süreç
içerisinde Kore ve Japonya’ya da intikal etmiştir.
ii. Hua Yen Ekolü
Tu-Shun (ö. 640) tarafından Tang hanedanı devrinde (618-907) ismen kurulan okul, Çin Budizm’inin en parlak dönemlerinden birinin
habercisidir. Avatamsaka Sutra (3. asır) öğretilerine dayanan ve en büyük savunucusu Fa-Tsang (ö. 712) olan bu ekolün kurumsallaşmasında
Çin sosyokültürel etkisi en bariz biçimde görülür.
İnsan tabiatıyla ilgili olarak, “sabit ve daimi olan hakiki zihin”
kavramını kullanan ekol, bu hakiki zihni insanın varlığının esası ve kaynağı olarak konumlandırır. Ekolün alem tasavvuru/ kozmolojisi de bu
bağlamda şekillenir; tüm kainat eş zamanlı olarak doğar. Dharmaların
her biri evrensellik, özgünlük, benzerlik, farklılık ve ‘ne’lik (suchness)
özelliklerine sahiptir. ‘Ne’lik iki türlüdür: a) statik: bu durumda ‘ne’lik,
boşluk, numen/fenomen-olmayan ve prensipler alemi olarak sınıflandırılır; b) dinamik durum ise tezahür, fenomen ve gerçekler/olgular alemi
olarak ifade edilir. Bu iki durum birbiri içine geçmiş olup; tüm kozmos
müşterek sebepler vasıtasıyla varolur. Zihin ve şuur tarafından yaratılan
fenomenler/olgular dünyası birbirine kaynaşmıştır; biri akıl ve şuura katılarak insanı oluşturur; diğeri de zihin ve şuura katılmayarak sema ve
yeri oluşturur.
Kapsayıcı özellikleriyle bilinen T’ien T’ai ve Hua Yen ekolleri aynı
zamanda oldukça karmaşık ve kompleks doktrinleri ihtiva ediyordu. Bu
karmaşık ve zor yapıyı kolaylaştırmayı hedefleyen ve doktrinlerini sadeleştirip, muayyen pratikler üzerinde yoğunlaşan ekoller de 6. asırdan
itibaren varlığını göstermeye başlamıştır. Nitekim bunlardan en yaygın
olanları Ching T’u (Temiz Ülke) ve Ch’an ekolleridir.
iii. Ching T’u (Temiz Ülke ya daJodo) Ekolü
Bu okul, Ch’an ekolü ile beraber günümüze kadar Uzakdoğu’da,
özellikle Çin ve Japonya’da varlığını sürdüren Mahayanist Budizm’in
kollarından olup Çin etkisinin en mükemmel gözlemlendiği sosyal ve
dini bir harekettir. Çin’ deki en eski Mahayanist topluluklardan olan ekol muhtemelen Hui Yuan tarafından başlatılmış olup, tarihi süreç içerisinde değişik dönüşümlerle varlığını devam ettirmiştir.
İnsan tasavvuru ile ilgili olarak, zihni veya aklı Budda ve boddhisattva “Budda adayı”lara dönüştürerek hikmet ve manevi kudret temin
etmeyi hedefleyen bu ekol, Hint Budizm’indeki Mahayanist trendin daha çok halk eksenli metinlerine -mesela SukhavativyıJha ve Amitayurdhyana- dayanır. Bu metinlerdeki Amitabha/ Amida (ezeli nur) aşkın
Budda için kullanılır. İnsanların kendisine inanması yeterlidir ve Amitabha’nın “Temiz Ülke'”sine onların bu inançla iletileceklerine inanılır. Orada Amitabha’ya iki Boddhisattva yardımcı olacaktır. Bunlardan KuanYin’in (Ağlamayı İşiten), kadın ve çocukların koruyucusu olduğuna inanılır; bu haliyle o, adeta Taoist tanrıçaların yeni bir tezahürü olarak gözükür. Çin’de özellikle bu boddhisattva için birçok tapınaklar yapılmıştır.
Diğeri ise Ta Shih Chih’dir. Mahayana geleneğinin en büyük kavramlarından olan boddhisattvalarda insanlığın kurtuluşu için “acı çeken tanrı/tanrıça” tasavvuru hakim olup, her biri hayat-ölüm döngüsünden çıkmayı ifade eden Nirvana’yı evrensel mutluluk için ertelemektedir. Diğer
ekollerin aksine bu ekol, hayatın içindeki sıradan halka hitap etmektedir, doktrin ve pratikleri de halkın anlayıp uygulayabileceği basitliktedir.
İnsanlara “Temiz Ülke” de yeniden doğuş vaadedilmektedir.
Jodo ekolünün en büyük otoritelerinden birisi Shann-tao (ö. 681)
bu ekole son şeklini vermiştir. Çin Budistleri’nin yarıdan fazlasının mensubu olduğu bu ekol, özellikle Budda’yı ayinlerde hayal etmeyi ve düşünceyi onun üzerinde yoğunlaştırmayı (nien-fo) ön plana çıkarır. Daha
sonra Ch’an ekolüyle de karışarak, Hint kaynaklı Budda’yı zikir-eksenli
ibadet şeklini, düşünmeyi ve zihni yoğunlaşmayı önceleyen Çin pratikleriyle varlığını sürdürür.
iv. Ch’an Ekolü
Aydınlanmaya götüren ‘meditasyon’ manasındaki Sanskritçe
dhyana kelimesinden alınan Chan, sezgiyi ve meditasyonu merkeze
alan bir ekoldür. Günümüzde en zengin ifadelerinden birini Japor
sosyol kültürel ve spiritüel dünyasında bulur. Uzakdoğu spiritüaliz inin
en saf formlarından biri sayılan okul, Japonya’da yaşanan bir di , düşünce sistemi ve bir yaşam biçimi olarak Batı dünyasında en fazla tanınan ekoldür Hindistan’dan Çin’e gelen Bodhidharma’nın (ö. 543) kurduğuna
inanılan okul, doktriner esaslarını Hui Neng’den (ö. 713) almıştır. Meditasyon eksenli öğretilere göre ritüel ve yaşayışları şekillenen Budistler
özellikle Hui Neng’den sonra mabetlerine ve evlerine meditasyon bölümleri ilave etmeye başlamıştır. Okulun inanç ve düşünce sistemleri
Kore ve]aponya’ya da yayılmıştır.
Yeni Konfüçyüsçülüğü derinden etkileyen ekol, değişik zamanlarda politik ve asker! bazı yaptırımlara maruz kalmıştır. Bu ekol günümüze kadar gerek manastırlardaki keşişlerin yaşadığı elit dini gerekse
Taoist, Konfüçyüsçü ve Budist unsurların halk mitoslarıyla harmanlandığı senkretik halk dini olarak varlığını sürdürmüştür. 20. yüzyılın ilk
yarısında T’ai Hsü’nün (ö. 1947) çığır açıcı yaklaşımlarıyla yeniden canlanan Çin Budizm’i, Mao dönemiyle birlikte Çin’de yeniden gerileme
sürecine girmiştir. 1949’da komünist yönetimle birlikte Çin’ de din! faaliyetler engellenmiş, tüm Budist kurumların vakıf ve mülklerine de el konulmuştur (1951).
Ch’an ekolünün varlık ve bilgi felsefesi, ‘hakikati’ tüm farklılıklardan uzak olarak birden ve bir bütün olarak kavramayı hedefler. Tek
olan Mutlak Hakikat tüm ritüel, meditasyon, büyü ve düşünce formlarından ve kategorilerinden ayrı ve bağlantısız olarak anlaşılan “Budda
hakikati”dir. Bilgiye dayanmayan bu hakikat, tüm zihni fonksiyonların
üzerinde, mantıki faaliyetlerin durduğu anda zuhur eden manevi aydınlanmadır. Çin Budizmine göre mevcut ile mevcut olmayan bir vehimdir;
zira gerçekte evrendeki her şey Budda aklının bir ifadesi, onun tezahürüdür.
Ekolün bilgi felsefesi ise bilginin konusu olan nesne ile bir olmayı
ifade eder. Nesneleri ve toplumu anlamak ve bilmekle başlayan süreç,
‘özne’nin kendi kendini bilmesi ile gerçekleşmektedir. Bunun için de
‘özne’ veya ‘ben’in, tanınmasını engelleyen unsurlardan temizlenmesini
öngörür. Bunun yolu da ruhsal konsantrasyona erişmek olup, bu hedef
için bedeni ve nefesi kontrol altına almak gerekir. ‘Meditasyon’ halini
yaşayan kişi sürekli “lotus oturuşu” durumundadır. Bunun için dizler
yere yaslanır halde bağdaş kurulur, baş hafifçe eğilir, gözler yere bakar
vaziyette ve eller kucaktadır.
17. yüzyıldan itibaren Temiz Ülke ve Ch’an Budizmi bir sistem altında birleştirilmiş, Ch’an keşişleri Amitabha zikri yapmaya başlamışlardır.

b. Vietnam’ da Budizm
Vietnam’a Budizm Çin ve Hint etkileri ile gelir. Özellikle bölgede
asırlarca devam eden Çin istilaları, Konfüçyanist etkilerle beraber Taoist
unsurları Vietnam Budizmi’ne katmıştır. Gerçi hem Hinayana hem de
Mahayana mezhepleri Vietnam’da temsil edilmekle beraber, Ch’an Budizmi veya Vietnam’daki ifadesiyle Thien daha etkin konuma gelmiştir.
Daha sonraki dönemlerde “Temiz Ülke” Budizmi daha çok kırsalda ve
köylerde hakimken, manastır merkezli Budist etki Thien/Ch’an olarak
varlığını sürdürmüştür. Modern zamanlarda ise Fransız sömürgeciliğine
maruz kalan Vietnam, Fransız çerçeveli eğitim ve kültür politikalarının
yoğun etkisinde kalmıştır.
Vietnam’da Budizm, Çin Budizmi’ndeki yeniden uyanış hareketinden etkilenerek 1930’larda tekrar canlanış sürecine girer. Daha sonra
Vietnam Budist Derneği kurulur (1951). Bu birliğin getirdiği dayanışma
ortamı bölgede bir Budist üniversitenin (Van-hanh Üniversitesi) kuruluşunu hızlandırır.
c. Kore’de Budizm
Günümüzde ruhçu kültler şeklinde varlığını devam ettiren Şamanizm, Korelilerin bilinen geleneksel dini yönelimleridir. Kore’ye Budizm 4. asrın sonlarına doğru Çin istilaları ile girmiştir. Budistler genelde
aristokratik monarşiyi desteklemiştir. Halk ise daha çok “Temiz Ülke”
Budizmini takip etmiştir. 9. ve 10. yüzyıllarda Manastır Budizmi’nin en
yaygın şekli olarak Ch’an (Korece Sôn) öne çıkmıştır. Japonya’nın bölgeye gelişi ile Budizm biraz daha canlanış sürecine girmiş fakat bu kez
de keşişlerin evliliğini yasaklama gibi daha çok geleneksel Kore Budizmini takip edenler ile keşiş evliliğini onaylayan Japon Budizmini destekleyenler arasında ayrışma başlamıştır. Daha sonra Kore Budistleri tek
bir mezhep etrafında yeniden birleştirilmeye çalışılmıştır (1935).
İkinci Dünya Savaşı sonrası Kuzey Kore’de Budizm zor bir sürece
girer, bölgedeki varlığı oldukça zayıflar. Güney Kore’deki Budizr ise
yıllarca keşişlerin evlenme problemiyle uğraşmak durumunda kalır
Sorun daha sonra kısmen çözülse de 0962) sosyal ve dini hayattaki e kileri hala devam etmektedir. Budizm özellikle ulusal yapılanma faaliyetlerinde yapıcı bir rol üstlenmekte; gençlerin ve halkın eğitim işlerinde faal rol oynamaktadır. Son zamanlarda Budizm, ülkenin inşa. ve kalkınma
süreçlerinde tarihi görevini üstlenmeye devam etmektedir.
d. Japonya’ da Budizm
Akide, kutsal metinler ve ekolleri itibarıyla Çin Budizm’ine sıkı bir
şekilde bağlı olan Japon Budizmi, sosyokültürel ve kurumsal karakteri
açısından ondan ayrılır. Kore kanalıyla bölgeye ulaşan Budizm, bireysel, toplumsal ve politik dönüştürücü özellikleri göz önüne alındığında,
Japon topraklarında Çinli Budist keşişlerin kültür ve din taşıyıcılığı ile
yerleşmiştir. Takip eden asırlarda Budizm’in politik bir araç olarak kullanıldığı görülür. Japon Budizminin kurucusu olarak prens Shôtuku (ö.
622) kabul edilir. İddiaya göre Prens Shôtuku ilk Japon anayasasını Budizm’den aldığı ilhamla yazmıştır. Hossô teşkilatı gibi 20. yüzyılda da etkisini hala devam ettiren rahip teşkilatları bu dönemde kurulmuştur.
8. yüzyılda Hua-yen/Kegon ekolü Çin, Kore ve Hintli üstatlar tarafından Japonlara tanıtılmıştır. Ekolün hem politik ideolojiye adapte
edilebilirliği hem de daha somut dünya vizyonu vermesi, kolayca kabul
edilmesinde önemli bir faktördür. Budizm, Japon medeniyetini, gelenek ve göreneklerini özellikle Nara Döneminde (710-784) derinden şekillendirmiştir.
Japonya’ya T’ien T’ai ekolü, Tendai adı ile imparator tarafından
da desteklenen keşiş Saicho (ölümünden sonra Dengyô Daishi: “Öğretiyi Nakleden Büyük Üstad”, ö. 822) tarafından getirilmiştir. Onun Hiei
dağında (Kyoto’nun kuzeydoğusunda) inşa ettirdiği mabet bu ekolün
merkezi olmuştur. Japon Tendai ekolü, Tantrik özellikler taşıması ve dışa açık olması gibi özellikleriyle Çin T’ien T’ai ekolünden ayrılır. Tüm
hakikatin bireyin şuur dünyasında Buddalığı gerçekleştirmek üzere var
olduğunu iddia eden bu ekol, kurtuluşu Buddalık mertebesine çıkmaya
bağlar ve bunu hayatın ana gayesi olarak görür.
Budist Shingon veJodo mezhepleri, Japonya’daJapon sosyokültürel ve dini karakterine uygun olarak, Çin asıllarından farklı bir tarzda
oluşturulmuştur ve Aınida (Çin’ deki Aınitabha) inancının yaygınlaşmasını temin etmiştir. Çin’ deki Chen-yen (Gerçek Söz), Japonya’ da Shingon
olarak, büyük keşiş ve üstat KCıkai (Kôbô Daishi: “Dharma’yı Tebliğ
Eden Büyük Üstad”, ö. 835) tarafından kurulmuştur. Farklı mistik ve akidevi unsurları bünyesinde kaynaştıran Shingon ekolünün alem ve tanrı tasavvuru, zihni ve maddi olarak gördüğü Budda’nın tezahürlerinden
ibarettir. Bu ekol daha sonra Japon milli dini Şintoizm’in Ryobu Şinto adı
ile yeniden doğuşunu da tetiklemiştir. Sonuçta her iki din kaynaşarak ortak bir inanç ve ahlak sistemi geliştirme yoluna gitmişse de 1 9. yüzyılın
ilk yarısında Meiji devriyle beraber bu birliktelik son bulmuştur.
]oda ekolü (Temiz Ülke) Hanen tarafından kurulmuş (1 175),
Shinran (ö. 1263) tarafından da sistemleştirilmiştir. Çin’ deki kaynağı gibi
Japonya’ da da ]oda mezhebi halk tarafından yaygın olarak benimsenmiştir. GünümüzJaponyasında da bu ekol diğer üç yankolu ile varlığını
devam ettirmektedir. 20. asrın son çeyreğinde ]oda mensupları 4 milyon; Shinran’ın sistemleştirdiği Shinshu mensupları on üç milyon, Yuzunembutsu ve Ji kolları ise az sayıda taraftarı ile varlıklarını devam ettirmektedir.
Çin’deki Ch’an ekolü Japonya’da Zen adını alır. Budizm dünya
genelinde daha çok Zen Budizmi formuyla tanınmaktadır.
C. Vacrayana Budizmi (Elmas Vasıta)
a. Nepal’de Budizm
Gautama Budda’nın doğum yeri olan Kapilavastu’nun Nepal’de
olması sebebiyle bölge Budizm açısından çok önemli bir yer tutar. 14.
yüzyılda Budist keşişlerin bir kısmı banras (değerliler) olarak değerlendirilir. Bu keşişler evliliği benimserler ve manastırlarında maden işçileri
olarak faaliyet gösterirler. Vajracaryas (elmas üstatlar) olarak adlandırılan diğer grup ise halkın ibadet ve merasimlerini yönetenler olarak Nepal dini hayatında kabul görür. Halk Budizmi ile Tantrik Hinduizmin
kaynaşması genel olarak Budizm’in bu bölgede zayıflamasına yol açmıştır. Budizm bu bölgede günümüze kadar iki şekilde varlığını sürdürmüştür: Kathmandu bölgesi “elmas üstatlar”ının takip ettikleri sanskrit kaynaklara dayanan Budizm ile Sanskrit slıtra ve yorumların Tibet diline tercümesi ile oluşan kaynaklara dayanan Budizm. Nepal’in Dolpo ve
Mustang bölgelerinde yaşayan Tibetliler ile Everest civarında yaşayan
Şerpalar bu kaynaklara dayanır. Modernizmin getirdiği sekülerleşme,
mabetlerden uzaklaşma ve yeni mensupların oldukça az oluşu bölgedeki Sangha’yı maddi olarak oldukça zor durumda bırakmıştır. Bu durum,
Nepal’de Budizm’in geleceğinin pek de parlak olamayacağına delalet
etmektedir.
b. Tibet Budizmi (Lamaizm)
Şamanist özellikler taşıyan ilk Tibet dini Bon’un yerine, kral
Stongbcam-gampo 7. yüzyılda Budizm’i Tibet’te yaymıştır. Hindistan’dan Vajrayana (Elmas Taşıt) Budizmi’nin önde gelen üstatlarından
Padma Sambhava (8. yüzyıl) bu ekolü bölgede tanıtan kişidir. tık keşiş
tarikatı “Kırmızı Takkeliler” sihirli ve gizemli ayinleri ile 11. yüzyılda Tibet Budist hayatına girmiştir. Tibet dini ve politik sisteminin oluşmasında önemli gruplardan biri olan Sarı Takkeliler ise 1 4. yüzyılda ortaya
çıkmıştır. Sanskritçe asılları kaybolan metinleri Tibet diline çevirerek
koruyan keşişler (Lama’lar) Tibet’i mabetlerle donatmışlardır. Doktrinlerinin merkezine “tek ilke”den (Adibuddha) çıkan bir kutsal Budda hiyerarşisini yerleştiren keşişler, özellikle şuur, rüya ve şuur safhaları ile
ilgili yaptıkları değerlendirmeler ile ün yapmıştır. İbadetlerde Tantra
ayin sistemi büyük ölçüde kabul edilmiştir. Budist öğreti, dört büyük
manastır ekolü (Nyingma-pa, Kagyur-pa, Sakya-pa ve Dgelugs-pa) tarafından temsil edilir. Halk keşişlerin kontrolündeki manastırlara çocuklarını gönüllü olarak gönderir. Çin işgali öncesi Tibet’te halkın dörtte birinin keşişlerden oluştuğu söylenmektedir.
Lamaizm’in maddi ve manevi varlığının ve devamlığının ifadesi
olan XIV. Dalay Lama (Tek İlke/Chenrezi’nin bedenleşmesi) TenzinGyatso, Çin’in Tibet’i işgal etmesi üzerine Hindistan’a göç etmek zorunda kalmıştır (1950). 1959’dan itibaren Çin Halk Cumhuriyeti Tibet’teki
varlığını ve etkisini daha fazla hissettirmiştir. Sonuçta on bin civarındaki
keşiş ve lama ile beraber yaklaşık yüz bin Tibetli; Hindistan, Nepalt!Avrupa ve Amerika’ya göç etmek zorunda kalmıştır. Komünist politi alar
Tibet’teki geleneksel dini sistemi parçalanma noktasına getirmiştir. Günümüzde sürgündeki Tibetli Budistler dünyadaki en güçlü Budist gruplardan birisidir. Tibet Budizmi’nin inanç ve ibadetleri Batı dillerine teretime edilip, üniversitelerde öğretilen akademik bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Mahayana Budizmi’nin Tibet kültür havzasındaki
temsilcisi olan Lamaizm’in sürgündeki varlığı, anavatanındaki varlığından daha umut vericidir.
c. Moğolistan’da Budizm
Asıl dinleri Şamanizm olan Moğollar, 13. ve 16. asırlarda Tibet Budizm’inin hegemonyası altına girmiştir. Yüan hanedanı (1260-1368) döneminde Budizm hanedanın gücünü paylaşmıştır. Fakat asıl ikinci ihtida döneminde (16. asır) Budizm halkın da dini olmaya başlamış ve Moğolistan Budist manastırların ve eğitiminin bir merkezi haline gelmiştir.
Moğol imparatoru Altan Han, bölgedeki rakiplerine karşı Tibetli bir keşişe Dalay Lama (Okyanus, Mutlak Rahmetli Keşiş) payesi vermiştir. İşte
bu paye daha sonra Tibet Budizmi’nin önemli teolojik kavramlarından
biri haline gelmiştir.

DHBT
22 Kasım 2020 Pazar
ÜYELİK

Üye OlŞifremi Unuttum

2018 YILI 9500 KUR’AN KURSU ÖĞRETİCİSİ, İMAM HATİP VE MÜEZZİN KAYYIM ALIMI TABAN PUANLARI 2018 Yılı 9500 Kur’an Kursu Öğreticisi, İmam Hatip ve Müezz... Devamı

Tüm hepsinde aşağıda verilen şekilde ki gibi olacaktır.   KPSS Genel Yetenek : %15 KPSS Genel Kültür : %15   DHBT 1 : %30   DHBT 2 : %40   Ortaöğreti... Devamı

Merakla beklenen 2018 DHBT sınavı 09. Aralık Pazar günü Ösym tarafından  belirlenen sınav merkezlerinde gerçekleştirilecek. Sınav sonuçları ise 04.01... Devamı

KPSS SONUÇLARI NE ZAMAN AÇIKLANACAK? ÖSYM tarafından yapılan duyuru ile KPSS sonuçlarının açıklanma tarihi netlik kazandı. ÖSYM’nin sınav takvi... Devamı

a) DHBT, çoktan seçmeli test olarak uygulanacaktır. b) DHBT’nin ilk bölümü (DHBT-1) temel din bilgisisorularından oluşacaktır ve tüm öğrenim düzeyler... Devamı

Tüm hepsinde aşağıda verilen şekilde ki gibi olacaktır.   KPSS Genel Yetenek : %15    Dini Haberlerim KPSS Genel Kültür : %15   DHBT 1 : %30   DHBT 2... Devamı