DHBT Dersleri-163″İSLAM ÖNCESİ ARAP DİNİ”

Sınav Defteri
Temmuz 23, 2020

İslam öncesi dönem Arap toplumunun yaygın inancını ifade
eden dini gelenek İslami kaynaklarda genellikle “cahiliye dönemi
Arap dini” olarak tanımlanır. Bu tanımlamada cahiliye terimi,
Kur’an’ın vahyi öncesi Arap geleneğinin sosyokültürel yapısını tanımlamada kullanılmaktadır. İslam öncesi dönemde, belirli merkezlerde
odaklanan Yahudi, Hıristiyan ve -çok az sayıda da olsa- Mecusi gruplar bir tarafa bırakılacak olursa Arap yarımadasının tamamına hakim
olan dini geleneğin çoktanrıcılığı ve putatapıcılığı temel almakta olduğu görülür. Başta Kur’an olmak üzere İslami kaynaklar, Hicaz bölgesini merkez alarak bu dini geleneğin çeşitli inanç ve öğretilerine çeşitli
tenkitler yöneltmektedir. Klasik İslami kaynakların birçoğu Amr ibn
Luhayy isimli bir Mekke reisinin yaşadığı döneme kadar Hicaz bölgesine tevhit inancının hakim olduğunu, ancak Amr ibn Luhayy ile birlikte başta Mekke olmak üzere yöreye çoktanrıcılıkla putatapıcılığın
girdiğini ileri sürerler. Bu geleneksel kabule göre Amr, Şam tarafına
yaptığı bir yolculuğunda bu yörede yaygın olan politeizm ve paganizmden etkilenmiş ve başta Hübel olmak üzere bazı tanrısal sembolleri yanında getirerek Hicaz bölgesinde politeizmi ve putperestliği
başlatmıştır. Yaşadığı zaman tam olarak bilinemeyen bu şahısla birdenbire Hicaz bölgesinde tevhit akidesinin bir tarafa bırakıldığı ve putatapıcılıkla çoktanrıcılığın yöreye hakim olduğu iddiasını kabul etmek zor gözükse de Hicaz bölgesi dini geleneği üzerinde Kuzey Arabistan (özellikle Nebati) geleneğinin etkili olduğu bir gerçektir. Örneğin Nebatilerle Hicaz bölgesi Araplarının, tanrı inançlarından çeşitli
ayinlerine kadar birçok özelliği karşılaştırıldığında bu iki gelenek arasında büyük bir paralellik bulunduğu dikkati çekmektedir.
1. Haniflik
İslami kaynaklar Hz. Muhammed’in peygamberliği öncesi dönemde inanç ve düşünceleriyle toplumun genelinden farklı olan bazı
kişilerden söz eder. Kuss ibn Saide, Varaka ibn Nevfel, Abdullah ibn
Cahş ve Osman ibn el-Huveyris gibi bu şahsiyetler toplumda yaygın
olan çoktanrıcılıktan ve putatapıcılıktan uzak duruşlarıyla ve tektanrı
inancına bağlılıklarıyla tanınırlardı. Varaka örneğinde olduğu gibi bu
kişilerden bazıları Hıristiyanlık ve Yahudilik gibi dinlerden de haberdardılar. İslami kaynaklar bunları, Kur’an’da özellikle Hz. İbrahimle
ilişkili olarak kullanılan “Hanif” terimiyle isimlendirmiş ve bunların
Kur’an öncesi dönemin muvahhidleri olduklarını ifade etmiştir.
2. Arap Politeizmi ve Paganizmi
Eski Arap dininin en dikkat çekici özelliği inanç sisteminde politeizme dayalı bir tanrılar panteonuna yer vermesidir. Özellikle Orta Arabistan’ın göçebe ve yarı göçebe kabileleri arasında politeizm ve buna
bağlı olarak paganizm hakimdi. Arapların tanrılar panteonunun başında -diğer birçok politeist geleneğe paralel tarzda- bir üstün güç bulunmaktaydı. Araplar bu üstün gücü Allah ismiyle adlandırmaktaydılar. Araplarca inanılan Allah, Mircea Eliade’nin kavramıyla bir çeşit deus otiesus’tu; yani evreni yaratan, düzenleyen, rızıklandıran ve sonra aşkınlığından dolayı evrenle ve insanla ilişkileri daha alt düzeydeki aracı var’.’
lıklara devreden bir güçtü. Nitekim Kur’an’ da da ifade edildiği gibi Araplar, tanrılar panteonunda yer alan diğer tanrısal varlıklara, onlar kendilerini bu üstün güce yani Allah’a ulaştırsınlar diye tapındıklarını
düşünmekteydiler. 1
Eski Arap panteonunda yer alan tanrısal varlıklardan en önemlileri Kur’an’da da isimlerinden bahsedilen Lat, Uzza ve Menat (53. Necm,
19-20) ile Hübel’dir. Araplar bunlardan Lat, Uzza ve Menat’ı “Allah’ın
kızları” olarak adlandırırlardı. Kült merkezi Taif’de bulunan Lat, Sakif
kabilesi ve Mekkelilerce tazimde bulunan bir tanrıçadır. Dört köşeli bir
kesme kaya parçasıyla sembolize edilen Lat adına “Taif Kabesi” olarak
da adlandırılan bir beyt yapılıydı. Bir diğer önemli tanrısal varlık olarak
Araplar Uzza’ya tapınırdı. Uzza, Eski Ortadoğu’nun İştar-Venüs kültüne
paralel olarak Mezopotamya politeizminde Atargatis, Tarata, Azizos ve
benzeri isimlerle yer verilen verimlilik tanrıçasının Hicaz bölgesindeki
karşılığıydı. Kült merkezi olan Nahle’de Uzza, üç büyük dikenli ağaçla
temsil edilirdi. Kaynaklar Uhud Savaşı sonrası Ebu Sufyan’ın Hübel’in
yanı sıra Uzza ile de Müslümanlara karşı övündüğünü aktarır. Bir diğer
tanrıça olan ve bazı kaynaklarda Arap panteonundaki en eski tanrısal
varlık olduğu söylenen Menat’ın ise kaza ve kadere hükmeden yüce
güç olduğuna inanılır ve Kudayd denilen yerde bulunan bir dikili taş ile
temsil olunurdu. Son olarak, savaş ve yağmur tanrısı olarak tapınılan
Hübel ise sağ eli kırık bir insan şeklinde temsil edilirdi.
Bunların dışında Arap panteonunda onlarca başka tanrısal varlığa yer verilirdi. Safa ve Merve’ de temsilleri bulunan İsaf ile Naile, Mekke ile Taif arasında bir ağaç ile temsil edilen Zat-ı Envat, yine Safa’da
bulunan Nuheyk, ayrıca Menaf, Saide, Sa’d, Mutimu’t-Tayr, Züşşera,
Zülhalasa ve benzeri tanrısal varlıklara Araplar tazimde bulunurlardı.
Araplar tapındıkları tanrısal varlıkların isimlerini sıklıkla şahıs ismi olarak da kullanırlardı. Bu bağlamda çocuklara Abduşşems, Abduluzza, Zeydulmenat ve benzeri isimler verilirdi.
Araplar arasında tanrısal varlıkların temsil ve suretlerini yapmak
yani putçuluk oldukça yaygındı. Bazı kaynaklar Müslümanların Mekke’yi fethi sırasında Kabe ve etrafında 360 kadar put olduğundan bahsetmektedir. Araplar putları ahşaptan, taştan ve çeşitli madenlerden yaparlardı. Yapıldıkları maddelere göre putlara nusüb, vesen veya sanem
gibi adlar verilirdi. Arap putlarının büyük bir kısmı temsili olmayan düz/kesme kaya parçalarından ya da taşlardan ibaretti. Genellikle dikili taşlar şeklindeki putlar yaygındı. Araplar tapınma objesi olarak kullandıkları bu putların şeklinden çok taşıdığını düşündükleri tanrısal ruhu önemserlerdi. Bu nedenle örneğin -bazı kaynakların anlattığı şekilde- yolculuk esnasında konakladıklarında çevrede buldukları en dikkat çekici taşı ya da kayayı tapınma objesi olarak kullanırlar, oradan
hareket ettiklerinde onu atar giderlerdi. Bu bağlamda Araplar putları
kaba anlamda tanrısal birer varlık olarak değil uluhiyetin ya da tanrısal
gücün odaklandığı objeler olarak kabul ederlerdi. Taş ve kaya parçalarından başka Araplar ağaçlar ve benzeri bitkiler gibi sıradan doğal varlıkları da tapınma objesi olarak kullanırlardı. Genellikle tanrısal varlıkların bu şekilde herhangi bir canlı suretinde olmayan soyut ifade taşıyan nesnelerle veya tabii varlıklarla temsil edilmesi, yalnızca Arap paganizmine has bir özellik değildir; zira eski dönemlerde genelde Kuzey
Arabistan, Suriye ve Filistin bölgesinde yaşayan Batı Sami halklarında
da bu özellik görülmektedir. Örneğin Batı Sami kavimlerinin kült merkezlerinde yapılan araştırmalarda Masseba adı verilen ve tanrılar için
yapılmış olan düz taş dikitlere ve tanrıçalar için yapılmış olan ve Aşera
adı verilen ağaçtan dikitlere sıkça rastlanmaktadır.
3. Yıldız ve Gezegen Kültü
Eski Arap dininin bir diğer önemli özelliği birçok eski Ortadoğu
dinsel geleneğinde var olan ve gök cisimlerinin tanrılaştırılmasını ifade
eden yıldız ve gezegen kültüdür. Özellikle ay ve güneş Araplarca ilahlaştırılan gök cisimleri arasında oldukça önemliydi. Abduşşems ismi Araplarca kullanılan bir şahıs ismiydi. Şems, Beni Temim kabilesi tanrılar
panteonunda yer alan ve kendisi için mabet yapılmış olan bir uluhiyetti. Aya ve yıldızlara tapınmak da Araplar arasında yaygındı. Örneğin Kinane kabilesi aya tapınır, Temim ise yıldızlara tazimde bulunurdu. Yine
Kays kabilesi Şi’ra yıldızına, Esed, Utarid’e (Merkür’e), Lalını ve Cüzam
kabileleri ise Jüpiter’e ibadet ederdi.
Araplar gök cisimlerinden başka melekler ve cinler gibi varlığı
kabullenilen her türlü metafizik varlığa da uluhiyet atfetmekteydiler.
Eski Arap dini konusunda en önemli kaynak olan Kur’an’da yer alan
ifadelerde, cinler ve meleklerin Araplarca Yüce Tanrı Allah’ın akrabaları olarak görüldüğü belirtilmekte ve bu düşünce şiddetle reddedilmektedir (2. Bakara, 1 16; 6. En’am, 100).
4. İbadet Anlayışları
Putperest Araplar inanç sistemlerinde yer verdikleri tanrısal varlıklara tapınma ve tazim bağlamında çeşitli ritüellere yer verirlerdi.
Bunlar arasında, tanrısal varlıkları temsil eden putlar önünde ve kült
merkezlerinde kurban kesmek oldukça önemliydi. Genellikle kesilen
kurbanın kanı, ilgili tanrısal varlığın temsili üzerine sürülürdü. Araplar
yemek maksadıyla kestikleri hayvanlara tanrılar panteonunda en yüce
varlık olarak yer verdikleri Allah’ın adını anmazlardı. Kesilen bir hayvan için Allah’ın adının anılmasının o hayvanı Allah için bir adak haline
getireceğini ve dolayısıyla ondan yemenin mümkün olmayacağını düşünürlerdi. Bu nedenle kestikleri hayvanlara genelde diğer tanrısal varlıkların adlarını anarlar ya da hiçbir varlığın adını anmadan keserlerdi.
Araplar bazı hayvanların kutsal olduklarına yönelik çeşitli inançlar da
taşırlardı. Belirli şartlara bağlı olarak bazı hayvanlar kutsal ya da tabu
sayılır ve başıboş bırakılırdı. Bu hayvanların etini yemenin caiz olmayacağı düşünülürdü.
Tanrı temsilleri önünde fal oku çekmek de oldukça yaygın bir
uygulamaydı. Bununla Araplar ilgili tanrısal varlığın şahitliğine ve ilahi
yönlendiriciliğine başvurmuş olduklarını düşünürlerdi. Sihir ve büyü
gibi adetler de Araplar arasında yaygındı. Genellikle düğüm atmak, belirli nesnelere üflemek ve benzeri yöntemlerle sihir ve büyü yapılır ya
da çözülürdü.
Putlara dokunmak, el ve yüz sürmek gibi adetler de oldukça yaygındı. Birçok pagan/putperest gelenekte olduğu gibi bu adetler, ilgili
kutsallıkla irtibata geçmek ve onların yardımını sağlamak amacına yöneliktir. Tanrıları temsil eden putlar ya da kült merkezleri etrafında
dönmek ya da tavaf etmek de önemli bir ayindi. Bu, ilgili tanrısal varlığa bağlılığın, onunla iletişim kurmanın ve ona sığınmış olmanın en
önemli vasıtasıydı. Araplar, tanrısal varlıkların kült merkezlerini ve tapınaklarını birer sığınak olarak kabul ederlerdi. Bazen hırsızlık gibi suç
işleyenler bile bu merkezlere sığınmak suretiyle cezadan kurtulurdu.
Örneğin dağlık bir bölgede bulunan ve uzaktan bakıldığında insanı andıran bir kaya parçasından ibaret olan Fals putunun kült merkezine sığınanların affolunacağına inanılırdı. Bu nedenle bazı kaynaklara göre
bizzat Fals’ın bekçisi de dahil birçok hırsız çaldıkları eşyalarla birlikte
buraya sığınarak cezalandırılmaktan kurtulmuştur.
Eski Arap geleneğinde en yaygın ibadet biçimlerinden bir diğeri
putların önünde eğilmek ve secde etmek şeklindeydi. Dua ve yakarış
da putların önünde yapılırdı. Bu nedenle Araplar her zaman evlerinde
ve yanlarında tanrısal varlıkları temsil eden putlar bulundururlardı.
Hatta bazen yolculuklarında daha pratik olması açısından helva gibi yiyeceklerden suretler oluştururlar ve gerektiğinde bunları da tapınma
amacıyla kullanırlardı. Herhangi bir yolculuğa çıkarken ya da yolculuktan dönerken putlar ziyaret edilirdi. Ayrıca savaşa çıkarken de putlar ziyaret edilir ve ilgili tanrısal varlıkların yardımı istenirdi. Zat-ı Envat
örneğinde olduğu gibi bazı putların üzerine silahlar asılır ve tanrısal
varlığın gücüne sığınılırdı.
Eski Arap geleneğinde beytlerde ve diğer kült merkezlerinde
putlara hizmet eden, sihir, büyü ve falcılıkla uğraşan bazı din adamlarına da rastlanmaktadır.
5. Beytler
Eski Arap dininin dikkat çekici özelliklerinden bir diğeri ise tanrısal varlıklar adına yapılan bir çeşit kutsal mekanı ifade eden beytlerdir. Beyt adı verilen bu kutsal evler, genellikle soyut olarak düşünülen
bu tanrısal gücün bir bakıma hülul ettiği mekanlar sayılır ve dolayısıyla
buralara büyük kutsiyet atfedilirdi. Çeşitli tanrısal varlıklar adına bina
edilen bu kutsal mekanlar yalnızca ilgili tanrı ya da tanrıçanın kültünü
değil, diğer tanrısal varlıkları temsil eden birçok kültün de merkezini
teşkil ederdi. Bu nedenle bu evlerin içinde veya civarında bazen yüzlerce put bir arada bulunur ve bunlara kurbanlar sunulurdu. Bu evlerin
bir diğer özelliği de birer paganist kült merkezi olarak her birinin bulundukları yörenin toplantı merkezleri olmasıdır.
Mekke’de bulunan Kabe, Hicaz bölgesindeki en dikkat çekici
beytti. Kur’an’da tevhidin simgesi olmak üzere Hz. İbrahim ve oğlu İsmail tarafından Allah adına inşa edildiği belirtilen Kabe (Beytullah) cahiliye döneminde Hicaz paganizminin bir merkezi haline getirilmişti. Mekke’deki Kabenin dışında Taifte bulunan ve Tanrıça Lat için yapılmış olan bir beyt (Taif Kabesi) ve ayrıca güneyde Yesemlilerin Kabesi
olarak adlandırılan ve Zülhalasa putu için yapılmış olan bir başka beyt
vardı. Bunlardan başka kaynaklarda San’a’da bulunan Himyer ve Yemen halkının rağbet ettiği Ruam adı verilen bir diğer beytin bulunduğu
da ifade edilmektedir.
Bu beytler, bulundukları yörelere yalnızca birer kült merkezi olma özelliği kazandırmakla kalmayıp buraların birer sosyokültürel ve ticari merkez haline gelmesini de sağlamaktaydı. Bu nedenle, kaynaklardan edinilen bilgilere göre beytlere sahip olan yerleşim merkezleri
arasında büyük bir çekişme ve rekabet yaşanıyordu. Ancak yine de
Mekke’de bulunan Kabe’nin diğerlerine karşı açık bir üstünlüğü vardı.

DHBT
22 Kasım 2020 Pazar
ÜYELİK

Üye OlŞifremi Unuttum

2018 YILI 9500 KUR’AN KURSU ÖĞRETİCİSİ, İMAM HATİP VE MÜEZZİN KAYYIM ALIMI TABAN PUANLARI 2018 Yılı 9500 Kur’an Kursu Öğreticisi, İmam Hatip ve Müezz... Devamı

Tüm hepsinde aşağıda verilen şekilde ki gibi olacaktır.   KPSS Genel Yetenek : %15 KPSS Genel Kültür : %15   DHBT 1 : %30   DHBT 2 : %40   Ortaöğreti... Devamı

Merakla beklenen 2018 DHBT sınavı 09. Aralık Pazar günü Ösym tarafından  belirlenen sınav merkezlerinde gerçekleştirilecek. Sınav sonuçları ise 04.01... Devamı

KPSS SONUÇLARI NE ZAMAN AÇIKLANACAK? ÖSYM tarafından yapılan duyuru ile KPSS sonuçlarının açıklanma tarihi netlik kazandı. ÖSYM’nin sınav takvi... Devamı

a) DHBT, çoktan seçmeli test olarak uygulanacaktır. b) DHBT’nin ilk bölümü (DHBT-1) temel din bilgisisorularından oluşacaktır ve tüm öğrenim düzeyler... Devamı

Tüm hepsinde aşağıda verilen şekilde ki gibi olacaktır.   KPSS Genel Yetenek : %15    Dini Haberlerim KPSS Genel Kültür : %15   DHBT 1 : %30   DHBT 2... Devamı