DHBT Dersleri-161″MECUSİLİK DETAYLARI”

Sınav Defteri
Temmuz 21, 2020

1. Ateş Kültü
Mecusilikte önemli bir kült objesi olan ateşle ilgili inanışlar ve uygulamalar oldukça önemlidir. Yedinci yaratılışla özdeşleştirilen ve ilahi
varlıklardan Aşa Vahişta tarafından korunduğuna inanılan ateş, Tanrı tarafından yaratılan saf, temiz ve iyi bir varlık olarak görülür. Bu nedenle
erken dönemlerden itibaren ateş Mecusi tapınaklarında önemli bir yer
tutar. Özellikle Sasaniler döneminde ortaya çıkan ikonaklazm hareketinde tapınaklardan temizlenen tanrı suretlerinin yerini kutsal ateş almış
ve ateşin ibadet esnasında kullanımı yaygınlaşmıştır. Ateş motifi eski İran paralarında da kullanılmıştır.
Yaygın olarak inanıldığının aksine Mecusilikte ateş bir tapınma
objesi ya da bir tanrı değildir; tanrısal saflığın, temizliğin ve iyiliğin bir
sembolüdür. Bu nedenle Mecusilikte ateşle ilgili temizlik kurallarına riayet etmek oldukça önemlidir. Örneğin ateşe çöp ve benzeri kirli/pis
şeyler atılmaz, ateş kirletilmez. Ateşte kullanılan yakıtların temiz ve ku)­
ru olmasına özel bir itina gösterilir. Mecusiliğin İran genelinde etkin olduğu dönemlerde her toplumsal
tabakanın kendine has bir kutsal ateşinin olması dikkat çekicidir. Bunlardan Adur Farnbag, rahipler sınıfının ateşidir. Adur Guşnasp askerlerin, Adur Burzen Mihr ise çiftçilik ve hayvancılıkla uğraşanların ateşidir.
Mecusi tapınaklarında farklı kategoride sınıflanan ateşler de vardır. Bunlardan Ataş Vahram (Bahram) tapınakta yirmi dört saat yakılı tutulan önemli bir kutsal ateştir. Bunun dışında önem açısından daha alt
derecede olan çeşitli ateşler de bulunmaktadır. Tapınakta yanan ateş,
tapınaktaki özel bir bölmede bir yükselti üzerinde bulunan bir kap
(Ataş-dan) içinde bulunur. Kutsal ateşin önünde yapılan dualar esnasında rahipler, nefeslerinin ateşi kirletmemesi amacıyla yüzlerinde peçe
benzeri beyaz bir örtü bulundururlar.
2. Temel İbadetler ve Temizlik Kuralları
Mecusiliğin ahlak sisteminin özü “humuta, hukhta, huvarşta” yani
iyi düşünce, iyi söz ve iyi davranış esasına dayalıdır. Beş vakit dua Mecusiliğin günlük ibadetleri arasında oldukça önemlidir. Güneş doğarken, öğlen tepedeyken, öğleden sonra, güneş batarken ve gece olmak
üzere bu beş vakitte her Mecusi güneşe, ışığa ya da ateşe dönerek dua
okur. Dua öncesi İslamdaki abdeste benzer bir temizlenme ibadeti yapılır. Bunun için öncelikle yüz, sonra eller ve ayaklar yıkanır, bu arada
kutsal kuşak (kutsi) çözülür. Dua esnasında yeniden bu kuşak bağlanır:
Mecusilerin okudukları dualar arasında Ahuna Vairya ya da Ahunvar denilen dua oldukça önemlidir. Bu, her Mecusi çocuğa ilk öğretilen
dualar arasındadır. Ayrıca her Mecusi’nin “Bir Mazda-tapıcısı, Zerdüşt’ün takipçisi, Daevalara düşman, Ahura’nın öğretilerini seven Ameşa Spentalara hamd eden ve yakaran birisi olduğumu ikrar ederim.” diye başlayan ve Fravarane adı verilen iman formülünü (ya da amentüyü)
günlük olarak okuması beklenir.
Mecusilikte her çocuk on beş yaşına geldiğinde kendisi için bir
çeşit dine giriş (inisiyasyon) töreni sayılabilecek bir tören düzenlenir.
Bu törende çocuklar dualarla dini elbiseler giyinip, kutsal kuşak takarlar. Üç kez bele dolanan, önden ve arkadan bağlanan bu kuşağı erkek
ve kadın dindar Mecusiler her zaman bağlarlar. Mecusilikte yılın çeşitli aylarına dağılmış vaziyette dini kutsal gün
ve bayramlar bulunmaktadır. Yıllık olarak kutlanan yedi büyük bayramdan en önemlisi No ruz (Nevruz) adı verilen yeni yıl bayramıdır. No Ruz
tabiatın dirilişi anısına kutlanan bir çeşit bahar bayramıdır. Güneş takviminin ilk ayı olan Fervardin’in ilk gününde (21 Mart) bahardaki gündüzgece eşitliği döneminde kutlanmaya başlanan Nevruz, efsanevi İran
kralı Cemşid’le ya da Zerdüşt’le ilişkili olarak görülür. Bir geleneğe göre
Nevruz, Cemşid’in ifritlerce çekilen ilahi saltanat arabasıyla göklere
yükselmesi anısına kutlanmaktadır. Saltanat arabasını çeken bu ifritleri
Cemşid’in yakaladığına ve insanların hizmetine verdiğine inanılır. Bir
başka geleneğe göre ise Zerdüşt, eskiden beri var olan ve ateşin kutsiyeti anısına kutlanan bahar bayramını Nevruz şeklinde düzenlemiştir.
Mecusilikte Nevruz ateşin efendisi Aşa Vahişta’ya atfedilmiştir. Nevruz
kutlamalarında sonbaharla birlikte yeryüzünden ayrılan bitkilerin ve suların koruyucusu ilahi varlık Rapitvan’ın ilkbaharda yeniden yeryüzüne
dönüşü de kutlanmaktadır. Bundan başka İran geleneğinde Nevruz günü, Fravaşiler inancıyla da irtibatlı olarak düşünülmektedir. Buna göre
20 Martta dünyaya dağılan Fravaşiler (ruhlar) bu günün sonunda yeryüzünden çekilmektedir. Mecusiler, 21 Martta Fravaşilerin yeryüzünü kapladığı bu günün bitimini kutlamaktadırlar. Son olarak Nevruzun insanın
ve dünyanın yaratıldığı gün olduğuna da inanılmaktadır.
Diğer altı bayram ise genel olarak Gahambar adıyla bilinir. Bunlar
Hşathra Vairya ve göğün yaratılışı anısına kutlanan Maidhyoi Zaremaya
(orta bahar), Abura Mazda ve insan için kutlanan Homaspathmaedaya
(ya da Fravaşiler bayramı), Maidhyoi Şema (orta yaz), Maidyairya (orta
kış), Paitişahya ve Ayathrima bayramlarıdır. Bu bayramlar Ahura Mazda,
Ameşa Spentalar ve onlar tarafından var edilen ya da korunan kutsal yaratıklar adına kutlanır. Bunlardan başka sonbaharda hasat zamanı kutlanan Mehregan (Mihrican) da önemli bir bayramdır.
Mecusi bayramlarında dua ve bayramlaşmalar yanı sıra topluca
yenilen yemekler dikkat çeker. Ayrıca Mecusilikte erken dönemlerden
itibaren özel olarak bazı bitki sularından elde edilen ve süt ile karıştırılan Haoma içeceği de önemli bir işleve sahiptir. Kutsal metinlerde Haoma içeceğinin kişiye ölümsüzlük kazandırdığı belirtilir.
Her ne kadar sonraki dönemlerde aksi uygulanmış olsa da Zerdüşt kanlı kurban törenlerine karşı çıkmış, politeist Mitra kültüyle özdeşleşen boğa kurbanlarını reddetmiştir. O, kanlı kurbanın yerih Haoma içeceğini ve kişinin ibadetlerine bir şahit olarak da ateş sembolizmini kullanmıştır.
Cenaze törenleri açısından da Mecusilik oldukça dikkat çekicidir.
Çok eski dönemlerde ölü gömme adetinin varlığını gösteren işaret bulunmakla birlikte sonraları Mecusilikte tıpkı Tibet Budistlerinde olduğu
gibi cesetlerin açıkta bırakılarak etlerin vahşi hayvanlar ve kuşlarca yenilmesi adeti yaygınlaşmıştır. Mecusilerce ruh bedenden ayrıldıktan
sonra ceset kirli sayılır ve onu toprağa gömmek, suya atmak ya da ateşte yakmak suretiyle temiz olan toprağı, suyu veya ateşi kirletmesine izin
verilmez. Bunun yerine eski dönemlerde ıssız dağ başlarında, yakın zamanlarda ve günümüzde ise Dakhma adı verilen özel binalarda cesetler
çıplak şekilde açığa konulur ve yalnızca kemikler kalıncaya kadar bu
şekilde bekletilir. Mecusilikte cesede yalnızca cenaze taşıyıcıları gibi bazı özel kişiler yaklaşabilir, bu kişilerin de özel bazı arınma ayinlerini
yapmaları gerekir.
Mecusilikte, ateşle ilgili temizlik kuralları yanında su ile ilgili kurallar da önemlidir. Suyu ya da çeşme, dere, göl gibi su kaynaklarını kirletmek günah sayılır. Hatta su, kirli ya da pis şeye doğrudan temas ettirilmez. Eski dönemlerde Mecusiler kirli şeyleri temizlemek için üçlü bir
metot uygularlardı. Buna göre kirli bir şey önce sığır sidiğiyle yıkanır,
ardından da toprak veya kumla silinip kurulanırdı. Ancak bundan sonra
o şey su ile yıkanarak durulanırdı. Benzer temizlik kuralları toprak için
de geçerlidir. Toprağa çöp gibi pis şeyleri gömmek hoş karşılanmaz.
Bunun yerine çöplerin özel yerlerde uygun yöntemlerle yok edilmeye
çalışılması öğütlenir. Mecusilikte kan, nefes, tükürük ve benzeri vücuttan çıkan şeyler kirlenme unsuru olarak kabul edilir ve bu bağlamda
adet gören kadınlar toplumdan tecrit edilir; hatta bazen bunların normal günlük işlerini yapmaları da yasaklanır.
3. Toplumsal Yapı
Mecusilikte toplumsal yapı çeşitli sınıflardan oluşur. Mecusiliğin 1-
ran’da egemen din olduğu eski dönemlerde toplumda kraliyet hanedanı, rahipler, askerler ve diğer halk birbirinden ayrılmış vaziyetteydi. Rahipler, askerler ve diğer halkın (çiftçilik ve hayvancılıkla uğraşanların)
kutsal büyük ateşleri farklı farklıydı. Bundan başka· kraliyet hanedanının da kendisine has kutsal ateşi vardı. Hatta bir kral tahta çıktığında
onun kutsal ateşi onunla birlikte önemini artırır ve saltanatı boyunca bu
ateş sürekli yakılı tutulurdu.
Mecusilikte çeşitli rahiplik sınıfları var olmuştur. Bunlardan en
önemlisi Mecuş ya da Meci denilen rahip grubudur. İran imparatorlukları hakimiyeti altındaki Batı bölgelerinde yerleşik Mecusi kolonilerinde
etkin olan Meciler eski Yunan gibi Batı dünyasında Mecusiliğin bu adla
adeta özdeşleşmesine neden olmuşlardır. Bunlardan başka rahipler hiyerarşisi içinde Erbad (Herbad), Mobad (Magbad) ve Bagnapad gibi rahip grupları da dikkati çekmektedir. Bunlardan Mobadların ateş tapınaklarındaki başrahipler oldukları bilinmektedir. Mecusilikte rahiplik
babadan oğla geçen bir sistemle devam ettirilmektedir. Rahiplerin giysileri başa takılan külah benzeri bir başlık, bir elbise, ağzı kapatacak şekilde yüze takılan bir peçe ve bir kuşaktan oluşmaktadır. Bu giysiler beyaz olmak zorundadır; zira temizlik ve saflığı simgeleyen beyaz, rahip
rengi olarak bilinir. Rahipler cenaze ve evlenme törenleri, inisiyasyon
ayinleri ve benzeri törenleri idare ederken bunun karşılığında belirli bir
ücret alarak geçimlerini sağlarlar.
Erken dönem Mecusiliğinde tapınmak amacıyla kullanılan kutsal
mekanlar ya da sunak yerleri (akarlar) fazla görülmemektedir. Ancak zamanla özellikle Mecusiliğin toplumda yaygın egemen bir din haline gelmesiyle tapınaklar ve sunak yerleri oluşturulmaya başlanmıştır. Ateşgede
adı verilen ve içerisinde kutsal ateşin yakılı olduğu tapınaklar İran’ın dört
bir tarafında inşa edilmiştir. Ateş tapınakları genellikle iki bölümden,
kutsal ateşin yakılı tutulduğu bir özel kısım ile inananların dini ibadetlerini yerine getirdiği daha büyük bir kısımdan oluşmaktadır. Sasanilerin
yıkılışı sonrası ateşgedeler hızla yok olmuştur. Bugün İran, Azerbaycan
ve Hindistan’ da çeşitli ateşgedelerin var olduğu bilinmektedir.
4. Parsiler ya da Hindistan Mecusileri
Bazı Mecusilerin henüz İslam öncesi dönemde Hindistan’ın batı
bölgelerine yerleşmiş oldukları bilinmektedir. Diğer taraftan Parsi geleneği Hindistan’a göçle ilgili bir tek olay üzerinde durur. 1600’de Parsi
rahip Bahman tarafından yazılan Kıssa-i Sancan’a göre Müslümanların 1-
ran’ı fethi üzerine yaklaşık yüz yıl dağlarda saklanmış olan Mecusiler
daha sonra İran körfezini geçerek Hindistan’ın batı sahilinde atılunan Gujerat’a gelmiş ve buradaki yöneticilerin, dinsel inançlarını açıklamak,
silah taşımamak, yerel Hint elbiseleri giymek ve evlilik törenlerini akşamları yapmak şartlarını kabul ederek yerleşmişlerdir.
Yeni yerleşim bölgelerinde Fars kökenli olanlar anlamında Parsiler (Pars1k) olarak tanınan Mecusiler, zamanla yerel kültür ve geleneklerden etkilendiler. Bu etkilerden birisi Gujerati dilinin anadil olarak
kullanılmaya başlanması, bir diğeri ise Hint giyim ve kuşamının adapte
edilmesidir. Her ne kadar ibadetler esnasında hala beyaz elbiseler kullanılsa da günlük yaşamda Hint elbiseleri giyilmeye başlanmıştır. Ayrıca
Hindu geleneğinin bir etkisi olarak, sığır kurbanı terk edilmiş, bunun
yerine keçi kurbanı geleneği sürdürülmüştür. Bundan başka yine muhtemelen Hint geleneğinin etkisiyle kuzenlerin birbirleriyle evlenmelerine yasaklama getirilmiştir.
18. yüzyılda kaleme alınan Kıssa i Zarduştan i Hindustan’a göre
Gujerat Parsi toplumu zamanla farklı yerleşim merkezlerinde müstakil
cemaatler halinde gelişmiş ve böylelikle her biri bir rahip grubunun idaresi altında olan beş ana bölgeye (panth) ayrılmıştır: Sancaralar, Bhagaryanlar, Godavralar, Bharuchalar ve Khambattalar.
13. yüzyılda bölgede egemen olan Müslümanlar, Parsilere “ehli
zimmet” statüsü uygulamış ve Parsiler cizyeye bağlamışlardır. 16. yüzyılda imparator Akbar döneminde, Akbar’ın genelde bütün dinlere yönelik olumlu tavrı nedeniyle Parsilerden de cizye kaldırılmış ancak Akbar sonrası Parsiler yeniden cizye ödemek durumunda kalmışlardır. 13.
ve 15. yüzyıllar arası yörede çeşitli Müslüman ve Hindu yöneticilerin
güç mücadelesinden Parsilerin yaşadıkları yerleşim birimleri zaman zaman olumsuz etkilenmiş, şehirler yağmalanmış ve halk zarar görmüştür.
tlerleyen zaman içerisinde bazı Parsi rahipler, başta Avesta olmak
üzere çeşitli dini metinleri Gujerati diline çevirme faaliyetlerine koyulmuştur.
Hindistan’ın İngilizler tarafından kontrol edildiği ve yönetildiği
dönemlerde Parsiler, İngilizlerle olumlu ilişkiler kurdular ve bu dönemden itibaren başta Bombay olmak üzere önemli ticaret merkezlerine
yerleşmeye başladılar. Hindistan’ın İngiltere’den bağımsızlığı sürecinde
de bazı Parsi ileri gelenler aktif rol aldılar. Hindu-Müslüman ayrılığı sonrasında ise Hindistan ve Pakistan Parsileri yaşadıkları ülkelerin sosyal
yapı ve yönetimlerine adapte oldular. Gerek Hindistan’da gerekse Pakistan’da Parsilerin, sosyoekonomik ve eğitsel açıdan toplumun geri kalanından hayli üst düzeyde oldukları dikkati çekmektedir.
20. yüzyılda önemli miktarda Parsi başta İngiltere ve Kanada olmak üzere çeşitli ülkelere göç etmişlerdir. Günümüzde Parsi diyasporası yaygın olarak Londra’da bulunmaktadır. Bütün dünyadaki Parsilerin
toplam sayısı ise yüz bin civarındadır.
17. yüzyıldan itibaren Parsiler arasında çeşitli görüş ayrılıklarının
ve bazı mezhepleşme hareketlerinin ortaya çıktığı bilinmektedir. 15.
yüzyıldan itibaren Parsi dinsel yaşamının merkezi olan Navsari’de, Sancana rahipleriyle Bhagaryan rahipleri arasında dinsel hizmetlerin yürütülmesi konusunda ayrılık oluştu. Bu ayrılıkta Bhagaryanlar tarafından
yürütülen bazı dini ayin ve törenlere talip olan Sancanalar, bu istekleri
kabul edilmeyince, tapınaktaki kutsal Ataş Bahram’ı da alarak Navsari’yi
terk ettiler ve Sancan yakınlarında yeni bir dinsel merkez oluşturdular.
Sonraki dönemlerde Bhagaryanlar arasında da bazı ayrılıklar ortaya çıktı. Surat’taki cemaat Bhagaryanlardan ayrılarak Suratyalar grubunu
oluşturdu. Bu yeni grup içerisinde de bazı konularda ciddi tartışmalar
yapıldı. Örneğin ölüm sonrası cesede ağız örtüsü (padan) takıp takmama ve cesedin ayağının nasıl bırakılacağı (çapraz mı yoksa düz mü bırakılacağı) konularında görüş ayrılıkları oluştu. Bu tartışma konularında İran’dan din adamları çağrılarak onların hakemliğine müracaat edildi.
Bundan başka takvim konusunda baş gösteren bir tartışmada, bir grup
rahip İran takviminin daha eskVkadim olduğunu, dolayısıyla bunun kullanılması gerektiğini savundular ve yüzyıllardır Parsilerce kullanılan geleneksel takvimi kullanmaktan vazgeçtiler. Bunlara Kadmiler adı verildi.
Buna karşılık cemaatin çoğunluğu ise geleneksel takvimlerine bağlı kaldı ve bunlara da Rasimiler ya da Şenşailer (Şarşai veya Şahinşahi) denildi. Kadimiler ve Şenşailer arasındaki ayrılık öyle ciddi boyutlara ulaştı ki
her iki topluluk kendi özel tapınaklarını kurdu. Kadmilere kızgınlıkları
nedeniyle Şenşailerin oluşturduğu çoğunluk, yüzyıllardır Parsiler arasında bir gelenek olan belirli konularda İran’daki din adamlarının görüşlerine müracaat etme adetinden vazgeçti. Takvim konusundaki tartışmalar
20. yüzyılda da sürdü ve bu yüzyıl başlarında takvim konusunda yapılan
bir diğer tartışmadan Fasliler denilen bir grup ortaya çıktı.
19. yüzyıl ve sonrasında gittikçe yoğunlaşan Hıristiyan misyonerliği ve oryantalistlerin çalışmaları Parsiler üzerinde etkili oldu sebeple Parsiler arasında “Genç Bombay Partisi” ve Zerdüşti Reform Cemiyeti” gibi bazı yeni anlayışlar ve modernist akımlar da ortaya çıktı.
Parsi toplumu din adamları ve sıradan cemaat üyeleri ya da laik
halk (behdin) şeklinde iki gruba ayrılmaktadır. Din adamları da kendi
içerisinde farklı gruplar oluştururlar. Ortaçağdan itibaren Parsi cemaati
rahipler sınıfınca beş ana bölgeye (panth) ayrılmıştı ve her panthak belirli bir rahip grubunun (panthaki) dinsel rehberliği altındaydı. Rahiplik
hiyerarşisinde sıradan rahiplere Mobed, başrahiplere ise Dastur adı verilir. En yüksek dereceli rahipler ise Dasturan Dastur olarak adlandırılır.
Diğer taraftan Kadmiler grubu din adamları için Molla ismini kullanırlar.
Parsilikte rahiplik babadan oğla geçen bir sistemle sürdürülür. Rahip adayları olan çocuklar yedi yaşından itibaren sıkı bir eğitime tabi tutulurlar.
Parsilikte dinin soya dayalı olarak devam ettiği düşünülür, dolayısıyla dışarıdan ihtida olaylarına izin verilmez. Büyük ihtimalle bu, Hint
toplumunda Parsilerin ayrı bir kast olarak görülmesiyle de yakından ilgilidir. Bununla birlikte zaman zaman görülen Parsilerin farklı din mensubu kişilerle evliliklerinden doğan çocukların da Parsi inisiyasyon törenine katılmalarına izin verilir.
Parsi tapınağı Dar ı Mihr ya da Agyari olarak adlandırılır. Tapınakta kutsal ateşin bulunduğu mekanı ifade eden Adaran ile törenlerin yapıldığı İzişngah bulunur. Adaran’da bir metal kap içerisinde kutsal ateş
yakılı tutulur. Tapınaktaki ateş kültü, Zerdüşti gelenekte var olan kalp
ateşinin canlı tutulması inancının bir uzantısı görünümündedir. Tapınakta yürütülen en önemli ayin, ateşin sürekli olarak yakılı olmasını gözetmektir. Bu nedenle rahiplerce günde beş vakit dualar eşliğinde ateş
temizlenmiş odunla beslenir. Bu esnada rahipler, nefeslerinin ateşi kirletmemesi amacıyla ağızlarını bir örtü (padan) ile örtmek zorundadırlar.
Tapınaklardaki ateşler, kutsiyet derecesine göre üç grupta toplanır.
Bunlardan en kutsalı Ataş Bahram’dır. Bunlar, en yüce ateşler olarak değerlendirilir. Zira bunların kutsanma ayinleri çok uzun sürmekte ve oldukça ayrıntılı törenler yapılmaktadır. Gujerati’ye yerleşen Parsilerin 10.
yüzyılda Sancan’da yaptıkları tapınaktaki Ataş Bahram’ları yaklaşık beş
yüz yıl tek tapınak ateşi olarak korunmuştur. Günümüzde ise Hindistan’da yalnızca sekiz Ataş Bahram bulunmaktadır. Bunlardan Udvada’daki Ataş Bahram’ın bin yıldır sürekli yakılı olduğuna inanılmaktadır.Ataş Adaran olarak adlandırılan tapınak ateşi ise ikinci derecede kutsaldır. Bunların kutsanması da yine uzun törenlerle olur. Ataş Bahram ve
Ataş Adaran’a yalnızca rahipler dokunabilirler; sıradan halkın dokunması yasaktır. Son sıradaki ateş ise Ataş Dadgah olarak adlandırılır. Bu
ateş, tapınaklar yani sıra evlerde de tutulabilir; dolayısıyla bunlara sıradan halkın da dokunmasında beis görülmez. Bu her üç ateşle Parsi olmayanların temas kurmalarına ise kesinlikle izin verilmez.
Parsi inanç sistemi Zerdüşt’ün öğretilerine dayalıdır. Parsiler,
Mazdayasna olarak adlandırdıkları yüce varlık Ahura Mazda’nın her şeyi bilen ve her şeye gücü yeten tek rab olduğu inancına sahiptirler. Genelde hakim olan bu monoteizm yanı sıra, zaman zaman Parsi inanç sisteminde iyi-kötü düalizmine dayalı bir ortodoksiye de rastlanılır. Ayrıca
Parsilikte ateş, toprak ve su gibi maddi varlıkların, ilahi gücün bir çeşit
tezahürü olarak görülmesi, bir çeşit panteist inancın varlığı olarak da
görülebilir. Parsiler Zerdüşt’ün peygamberliğine, vahye, ruhun ölümsüzlüğüne, haşre, hesaba ve öte dünya (cennet ve cehennem) yaşantısına da inanırlar.
Bir Parsinin yaşamında, hakikat ve doğruluk yanı sıra hem fiziksel
hem de zihinsel temizliği ve iyiliği ifade eden Aşoy (aşa) kavramı oldukça önemlidir.
Parsiler ateşi tanrısal gücün, saflığın ve rahmetin varlığının bir
sembolü olarak görür; ona büyük saygı gösterirler. Tapınaklarda sürekli
yakılı tutulan ateşin sönmesini büyük bela ve afet habercisi olarak değerlendirirler. Ateş, toprak ve suyun kirletilmemesine büyük özen gösterirler.
Çocuklar yedi-dokuz yaş arası inisiyasyon törenine (navcot) tabi
tutulurlar. Erkek ve kız çocukları için tapınakta düzenlenen bu törenlerde çocuklara önce banyo yaptırılır sonra da dini elbise (sudreh) ve kutsal kuşak (kutsi) giydirilir. Ayrıca çocuklara bazı dini emir ve kurallar da
öğretilir. İnisiyasyon töreni sonrası bu çocuklar sorumlu birer Parsi olarak görülürler.
Parsilikte doğum, evlilik ve cenaze törenleri dini olaylar olarak
değerlendirilir. Doğum sonrası bebek tapınağa götürülür ve rahip tarafından ağzına kutsal hom suyu verilir. Evlilik (nikah) törenini de rahip
yönetir. En dikkat çekici tören ise cenaze törenidir. Ölümle ruhun bedenden ayrıldığı düşünülür. Ceset ise kirli sayılır ve bir an önce cenaze töreninin tamamlanması yeğlenir. Ancak cenazenin gündüz vakti kaldırılması gerekir. Ceset önce yıkanıp beyaz elbise ile kefenlenir, daha
sonra ceset taşıyıcıları (naseh-salar) onu bir sedye üzerinde bir çeşit mezarlık olan Dakhma’ya götürürler. Kirli sayılan cesede bu görevli kişiler
dışındakilerin dokunmaları yasaktır. Silindirik taş duvarlı üstü açık bir
yapı olan Dakhma ya da Sessizlik Kulesi’nde ceset açık alanda taş bloklar üzerine yatırılır ve üzerindeki elbiseler tamamen çıkartılarak açığa
bırakılır. Böylelikle akbabaların cesedi yiyip yok etmelerine imkan sağlanır. Parsiler, kirli sayılan ölü bedenin toprağı kirleteceği gerekçesiyle
gömülmesinin, ateşe ya da suya atılmasının doğru olmadığına inanırlar
ve dünyadan ayrılırken de iyi şeyler yapmak amacıyla cesetleri, Tanrı’nın bu iş için seçip yarattığı akbabaların yemesine bırakmanın en
doğru şey olduğunu ileri sürerler. Bununla birlikte Hindistan’ın iç bölgelerinde yaşayan bazı Parsilerin cesetleri gömme adetini uyguladıkları
da bilinmektedir. Cesedi Dakhma’ya bırakan görevliler, bu iŞ sonrası yıkanıp temizlenirler. Yaklaşık iki hafta sonra ise Dakhma’ya giderek kalan kemikleri toplar ve Dakhma içindeki özel bir havuza bırakırlar.
Parsiler, bedenden ayrılan ruhun dördüncü gün sabahı öte dünyadaki Çinvat köprüsünden geçeceğine inanırs. İyi ile kötünün ayırt
edilmesi yeri olan bu köprüyü ancak iyiler geçebilir, kötüler bunu geçemeyip aşağıdaki cehenneme düşers. Çinvat köprüsünün karşısında ise
iki ilah1 yargıç olan Raşnu ve Mithra oturur. Bunlar ruhların amellerini
tartarlar.
Parsiler din1 ayinlerinde kullanılmak üzere kılları tamamıyla beyaz olan bir boğa (varaysa) beslerler. Bu boğa, kesilmek için değil hom
suyunu süzmeye yarayan eleğin yapımında kullanılan kuyruk kılları
için beslenir. Parsiler domuz ve sığır eti yemezler, tek evlilik yaparlar ve
zorunlu olmadıkça boşanmayı uygun görmezler.

DHBT
22 Kasım 2020 Pazar
ÜYELİK

Üye OlŞifremi Unuttum

2018 YILI 9500 KUR’AN KURSU ÖĞRETİCİSİ, İMAM HATİP VE MÜEZZİN KAYYIM ALIMI TABAN PUANLARI 2018 Yılı 9500 Kur’an Kursu Öğreticisi, İmam Hatip ve Müezz... Devamı

Tüm hepsinde aşağıda verilen şekilde ki gibi olacaktır.   KPSS Genel Yetenek : %15 KPSS Genel Kültür : %15   DHBT 1 : %30   DHBT 2 : %40   Ortaöğreti... Devamı

Merakla beklenen 2018 DHBT sınavı 09. Aralık Pazar günü Ösym tarafından  belirlenen sınav merkezlerinde gerçekleştirilecek. Sınav sonuçları ise 04.01... Devamı

KPSS SONUÇLARI NE ZAMAN AÇIKLANACAK? ÖSYM tarafından yapılan duyuru ile KPSS sonuçlarının açıklanma tarihi netlik kazandı. ÖSYM’nin sınav takvi... Devamı

a) DHBT, çoktan seçmeli test olarak uygulanacaktır. b) DHBT’nin ilk bölümü (DHBT-1) temel din bilgisisorularından oluşacaktır ve tüm öğrenim düzeyler... Devamı

Tüm hepsinde aşağıda verilen şekilde ki gibi olacaktır.   KPSS Genel Yetenek : %15    Dini Haberlerim KPSS Genel Kültür : %15   DHBT 1 : %30   DHBT 2... Devamı