DHBT Dersleri-160″MECUSİLİK”

Sınav Defteri
Temmuz 20, 2020

Zerdüşt’ün isminden hareketle Zoroastrianizm ya da Zerdüştçülük ve inanç sisteminde önemli yer tutan ateş kültünden dolayı “Ateşperestlik” olarak da adlandırılan Mecusilik, Eski İran kökenli bir dinsel gelenektir. Bu inanç sistemi büyük ölçüde bağlılarını kaybetmiş olsa da
Mecusilik bugün hala yaşayan bir din olarak varlığını devam ettirmektedir. İran’ da yaşayan Gabarlarla Hindistan ve dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşayan Parsiler bazı konularda çeşitli yorum farklılıklarıyla birlikte
Mecusi inanç ve öğretilerine bağlılıklarını sürdürmektedirler
Kur’an, Mecusilerden bir ayette yalnızca ismen (mecı1s) bahsetmekte onları Müminler, Yahudiler, Hıristiyanlar, Sabiiler ve müşriklerle
birlikte anarak Allah’ın onların arasında hükmedeceğini vurgulamaktadır. 1 Onlar için kullanılan Mecusi ismi, Eski İran geleneğindeki bir toplumsal sınıfı ifade eden Mecuş’tan gelmektedir. Persler döneminden itibaren bu yönetici-rahip sınıf mensupları başta Anadolu olmak üzere çeşitli bölgelerde oluşturulan kolonilerde yerleşmişler ve onların temsil ettiği inanç sistemi zamanla yerli halk tarafından Mecusilik olarak adlandırılmaya başlanmıştır.
1. Zerdüşt
Batıda Zoroaster olarak bilinen ve ismi (Zarathustra) “güzel develere sahip olan” anlamına gelen Zerdüşt’ün ne zaman ve nerede doğduğu tam olarak bilinmemektedir. Eski Yunan kaynakları doğumunu milattan birkaç bin yıl öncesine götürmekte ve onun Trojan savaşından
-bazı kaynaklara göre ise Eflatun’dan- altı bin yıl kadar önce yaşamış
olduğunu ileri sürmektedir. Zerdüşt’e atfedilen Gathalardaki ifadelerle
Vedalar arasındaki benzerlikten hareketle bazı günümüz araştırmacıları, ·
onun MÖ 1600-1400 arasında yaşamış olabileceği ihtimali üzerinde durmaktadırlar. Diğer taraftan yaygın İran geleneği Zerdüşt’ün Büyük İskender’in İran Seferinden (Mö 330) 258 yıl önce yaşamış olduğunu var
saymaktadır. Bu durumda Zerdüşt MÖ 6. yüzyılda Ahemenidler döneminde yaşamış olmalıdır.
Zerdüşt’le ilgili çeşitli deliller onun MÖ 6. yüzyılda yaşamış olduğuna işaret etmektedir. Örneğin Behustin kayalıklarındaki kitabelerden
Büyük Daryüs’ün (Mö 522-486) Zerdüştçülüğün hararetli bir destekçisi
olduğu anlaşılmaktadır. Pers imparatoru Cyrus’un Zerdüşt ve yüce tanrı
Ahura Mazda ile ilişkisi ise oldukça tartışmalıdır. Örneğin Babil’in düşüşünü ilan eden bir kitabede Cyrus’un hem Babillilerin tanrısı Marduk’u
hem de İsrailoğullarının tanrısı Yahve’yi anarken Tanrı Ahura Mazda’yı
anmaması dikkat çekicidir. Ancak Cyrus’un bir Mazda tapıcısı olduğuna
dair deliller de bulunmaktadır. Bundan Cyrus döneminde Zerdüşt’ün
henüz fazla taraftar edinmemiş olduğu sonucu çıkarılabilir.
İran kaynakları, Zerdüşt döneminde onun öğretilerine tabi olan
Kral Viştaspa’dan bahsetmektedir. Viştaspa’nın Büyük Daryüs’ün babası
olan Histaspes ile aynı kişi olduğu kabul edilirse Zerdüşt Mö 7-6. yüzyıllarda yaşamış olmalıdır. İran geleneğine göre Zerdüşt yetmiş yedi yıl yaşamıştır. Bu durumda onun Mö 630/628-553/551 yılları arasında yaşamış
olduğu söylenebilir.
Avesta’ya ve Yunan kaynaklarına göre Zerdüşt Doğu İran’da yaşamıştır. Nitekim Kral Viştaspa’nın saltanat sürdüğü Horasan bölgesi de
buradadır. Bazı kaynaklar ise onun İran’ın kuzeybatısında bulunan Maveraünnehr bölgesinde hayvancılıkla uğraşan yarı göçebe kabilelere mensup olduğunu ve dolayısıyla doğu İran’a daha sonra gelip yerleştiğini ileri sürmektedir.
Genelde Zerdüşt’e atfedilen Gathalardaki sınırlı bilgiler dışında
Zerdüşt’ün yaşamıyla ilgili fazla bir bilgi bulunmamaktadır. Zerdüşt’ün
annesi Dugdova, babası ise Poyruşaspa’dır. Babasının bir rahip olduğu söylenir. Yirmi yaşlarında evlenen Zerdüşt’ün bu evliliğinden lşatyastra adındaki bir oğlu ve üç kızı olmuştur. Mecusi kaynaklarına göre
çocukluğundan itibaren sürekli bir arayış içerisinde olan Zerdüşt, yirmi yaşına geldiğinde önemli değişikler yaşamaya başlamış, sık sık
dağlara ve ıssız yerlere çekilerek inziva yaşantısı sürmeye çalışmıştır.
Otuz yaşındayken, ibadet amacıyla nehirden su alıp çıkarken aniden
kıyıda Tanrı’nın meleği Vohu Manah kendisine gelmiştir. Vohu Manah
ona bu ilk karşılaşmada ilk vahiyleri iletmiş ve kendisini ruhsal olarak
Ahura Mazda’ya götürmüştür. Bu vahiy tecrübesini ileride diğerleri izlemiş ve Zerdüşt, yaşadığı dönemin çoktanrıcılığına karşı tektaı:ı.rı
inancına dayalı bir öğretiyi insanlara yaymakla görevli olan bir elçi
olarak faaliyetlerine başlamıştır.
Faaliyetlerinin başlarında Zerdüşt’ün fazla başarılı olmadığı; aksine içinde yaşadığı toplum tarafından tepkiyle karşılandığı anlatılmaktadır. Öyle ki otuz yaşındaki ilk vahiy tecrübesinden sonra başladığı inancı yayma çabalarında ilk on yıl içerisinde yalnızca kuzenini kendisine
inandırabilmiş olduğu söylenmektedir. Bunun üzerine o, bulunduğu
bölgeden ayrılarak daha doğudaki Kral Viştaspa’nın ülkesine göç etmiş
ve orada çalışmalarını sürdürmüştür. Bu yeni yerleşim merkezinde Viştaspa’nın, Zerdüşt’ün öğretilerini kabul etmesi yeni din için tam manasıyla bir dönüm noktası olmuştur. Zerdüşt, Kral Viştaspa ile yakın ilişkiler kurmuş ve onun maiyetiyle birlikte bu dine girmesini sağlamıştır.
Bundan başka o, kraliyet hanedanıyla akrabalık ilişkileri de kurmuş ve
kız kardeşini kralın danışmanlarından biriyle evlendirmiştir. Kendisi de
kralın bir diğer danışmanının kızıyla evlenmiştir. Böylelikle Viştaspa’nın
yanında güçlü bir yer edinen Zerdüşt, inanç sisteminin yayılması için
yoğun bir çalışmaya koyulmuştur. Bu arada komşu ülkelerin Viştaspa
ile yaptığı çatışmalarda da ister istemez taraf olmak durumunda kalmıştır. Bu bağlamda yapılan savaşlara ve elde edilen zaferlere Mecusi kutsal metinlerinde yer verilmektedir. Nitekim bu savaşların birisinde komşu Turanlıların Viştaspa’yı ve ordusunu yenmesi bir bakıma Zerdüşt’ün
de sonu olmuş ve bu savaşta ölmüş ya da öldürülmüştür. Zerdüşt’ün yaşamına ait Mecusi kaynaklarında -özellikle de sonraki dönemlere ait Pehlevice metinlerde- birçok menkıbe anlatılmaktadır. Buna göre örneğin annesi on beş yaşındayken Zerdüşt’e mucizevi
şekilde hamile kalmıştır. Onun doğumuna bütün alem sevinmiş, yeryüzünü neşe kaplamış ve insan şeklinde serbestçe dolaşan şeytanlar yeraltına kaçmıştır. Yine buna göre Zerdüşt gülerek doğmuş, yüce tanrı Ahura Mazda ile konuşmuş, Ehrimen’den yüz çevirmiş ve kutsal ateşi bulmuştur. O, rahiplik, savaşçılık, çiftçilik, tabiplik ve sanatta da eşsiz bir
üstünlük göstermiştir. Zerdüşt’le ilgili bu ve benzeri anlatıların birçoğunun diğer dinlerde de din kurucusu, önderi, peygamberi ve benzeri
şahsiyetlerle ilgili anlatılara paralel olması dikkat çekicidir. Örneğin doğumundan hemen sonra bir Turan prensi olan Herod’un onu öldürmeye çalışması ile Yahudi geleneğinde Hz. Musa ve Hıristiyan geleneğinde
Hz. İsa konusundaki benzer anlatılar arasındaki paralellik ilginçtir.
2. Mecusiliğin Tarihsel Gelişimi
Mecusiliği tarihsel gelişim süreci açısından dört döneme ayırmak
mümkündür:
i) Zerdüşt’le başlayan ve tek tanrı Mazda tapıcılığını ön plana çıkaran ilk inanç dönemi.
ii) Daryüs sonrası başlayan ve MS 3. yüzyılın ilk yarısına kadar devam eden dönem.
iii) MS 7. yüzyıla kadar süren Sasaniler hanedanı dönemi.
iv) Sasanilerin yıkılışı ile başlayan ve günümüze kadar devam
eden son dönem.
İlk dönemde Mecusilik ya da daha yerinde bir ifadeyle Zerdüşçülük, Gathalarda bulunan temel öğretilere bağlı tektanrıcı bir din görümündedir. Zerdüşt, yüce tanrı Ahura Mazda’dan vahiy yoluyla aldığı öğretileri Gatalarda insanlara aktardığını ifade etmektedir:
Bütün insanlığın işitmesi için yüceler yücesi Ahura Mazda’nın
bana söylediği sözleri konuşacağım.
Bu dönemde çoktanrıcılığa ve paganist kült ve ritüellere karşı çıkılmış, Zerdüşt’ün Ahura Mazda’dan aldığı ilhamlar doğrultusunda öğretiler savunulmuştur. Bu dönemde din evrensel boyutta yayılma temayülü göstermiştir. Özellikle Daryüs zamanında İran sınırları dışında Anadolu ve Avrupa’ da Zerdüştçülük yayılmaya çalışmıştır. Bu döneme ait
bazı İranlı krallar Kitab-ı Mukaddes’te de geçmekte, örneğin İsrailoğlullarını Babil sürgününden kurtaran kral Cyrus, Tanrı’nın “çobanım” ve
“Mesihim” iltifatına mazhar birisi olarak anılmaktadır.2 Ahura Mazda’nın
tek tanrı olarak ön plana çıktığı bu monoteist dönemdeki dinsel yapı
aynı zamanda Mazdaizm olarak da adlandırılır.
Persler zamanında Zerdüştçülüğün yayıldığı geniş alanlarda Zerdüşt’ün öğretilerinden yer yer ayrılmış olan bazı heretik ekollerin ortaya
çıktığı görülür. Ahemenidler döneminde imparatorluğun Batı bölgelerinde kurulan ve Hıristiyanlığın başlangıcına kadar varlığını sürdüren
çeşitli kolonilerin rahip sınıfı olan Magianlar (Mecuş) bunlar arasındadır. Yunan kaynaklarında Zerdüştçülüğün Ortodoks olmayan taraftarları diye tanımlanan Magianlar, Zerdüşt’ün öğretileriyle yaşadıkları bölgenin inanç ve gelenekleri arasında senkretik bir yapı oluşturmuşlar ve
daha çok astroloji ile uğraşmışlardır. Nitekim Hıristiyanlığın kutsal kitabı
Yeni Ahit’te yeni doğan Hz. İsa’yı görmeye gelen doğulu bilge kişiler
olarak bunlara işaret edilmektedir. Perslerin zayıflayıp yıkılması ve İran
da dahil Zerdüştçülerin yaşadığı bölgelerin büyük oranda Yunan egemenliğine girmesiyle gerek Zerdüşt öncesi İran dinsel inançları gerekse
İran civarındaki çeşitli dinsel geleneklerle Helenistik inanç ve ritüeller
Zerdüştçülüğü etkilemeye başlamıştır. Bu durum doğal olarak Zerdüştçülüğün monoteist yapısından uzaklaşarak hızla senkretizme kaymasına yol açmıştır.
Sasaniler döneminde Mecusilik düalist yapısıyla dikkati çeker. Bu
dönemde iyi ve kötü düalizmine dayalı teolojik doktrinler genel kabul
görmeye başlamış ve Mecusiliğin sözlü geleneği yazıya geçirilmeye çalışılmıştır. Bu dönemde, özelikle MS 272’de imparatorluk başrahibi Kartir’in göreve gelmesiyle Mecusilik resmi din ilan edilmiş ve imparatorlukta yaşayan diğer din mensuplarına yönelik bir takibat başlatılmıştır.
Yine bu dönemde Mecusilik Sasanilerin siyasal ve askeri gücüne paralel
olarak İran dışında Irak, Bahreyn, Umman ve Yemen gibi bölgelerde
yöneticilerin dini olarak da yayılmış hatta Batı Hindistan ve Çin’de de
Mecusi topluluklar oluşmuştur.
Sasanilerin yıkılması ve İran’ın İslam egemenliğine girmesiyle birlikte başlayan dördüncü dönemde Mecusilik hızla gerileme sürecine girmiştir. Müslüman yöneticiler Mecusilere zimmi muamelesi yapmıştır.
“Onlara Ehli Kitab gibi muamele yapın.” diyen Hz. Muhammed, bizzat
kendisi Yemen ve Hecer Mecusilerine bu muameleyi yapmıştır. Hz. Muhammed, onların kadınlarıyla evlenmemek ve kestiklerini yememek
kaydıyla onların cizyeye bağlanmasına izin vermiştir. Dört halife döneminde de bu uygulama devam etmiştir.
İslami dönemde Mecusilerin büyük bölümü Müslümanlaşmak ya
da Hıristiyanlaşmak suretiyle din değiştirmiştir. Din değiştirmede, özellikle Müslüman olmada gerek yerel yöneticilerin telkin ve teşviki gerekse cizyeden kurtulmak veya lslam imparatorluğunda siyasal ve sosyal
açıdan bazı imkanlar elde etmek şeklindeki amaçlar etkili olmuştur.
İslami dönem, Mecusi dinsel literatürünün derlenmesi açısından
da önemlidir. MS 9. yüzyılda Denkard, Bundahişn, Pendname-i Zerdüşt
ve Datistan-ı M1m1g-ı Hıred gibi Pehlevice metinler derlenmiştir. Yine
bu dönemde çeşitli Mecusi ekolleri de ortaya çıkmıştır. Örneğin Şehristani, Mecusilerin Keyı1martiyye, Zürvaniyye, Zeradaştiyye ve Seneviyye
gibi fırkalarından; Abdulkahir el-Bağdadi ise Zürvaniyye, Messihiyye,
Hurremdiniyye ve Bihaferidiyye gibi ekollerinden bahseder.
Zerdüşt hayattayken, inancını Tacikistan ve Belucistan’ı da içine
alan Harezm bölgesinde yayma fırsatı bulmuştur. Kral Viştaspa’nın yardımıyla civar ülkelere gönderilen Zerdüştiler buralarda da Zerdüştçülüğü yaymaya çalışmışlardır. Ancak bu dönemde Viştaspa’nın (Histaspas’ın) ülkesi hariç İran’ın genelinde eski İran inançları hakimdi. Zerdüşt’ün ölümü sonrası ise onun öğretileri İran genelinde hızla yayılmaya başladı ve kısa zamanda iran’ın yaygın dini haline geldi. Yeni dinin
sağladığı dinamizmi de arkasına alan Kral Daryüs, imparatorluk sınırlarını hızla genişletti. Özellikle Perslerin Asur ve Babil imparatorluklarının
mirasına konmasıyla Zerdüştçülük buralarda da yayılmaya başladı. ilerleyen dönemde Hindistan’dan Anadolu ve Avrupa’ya, Horasan bölgesinden Arap yarımadasına kadar oldukça geniş bir bölgede taraftar edinen yeni din, doğal olarak yavaş yavaş kendi özgün teolojik doktrinlerini kaybetmeye ve yayıldığı bölgelerin yerel inanç ve gelenekleriyle kaynaşmaya başladı. Farklı yerel geleneklerle bu karşılıklı temas ve birbirinden etkileşim süreci, sonunda Zerdüşt’ün öğretilerinin irtibatta bulunduğu geleneksel dinler ve kültürler çerçevesinde yorumlanarak,
Zerdüştçülüğün senkretik bir dinsel gelenek şeklinde ortaya çıkmasını
sağladı. Örneğin bu süreçte, Zerdüşt ve ilk taraftarlarının politeizmle mücadele kapsamında karşı çıktıkları ve ortadan kaldırılmasına çalıştıkları eski İran’ın Mitra kültü yeniden adapte edildi; ışık ve güneş tanrısı
Mitra Zerdüştçü öğretilere uyarlandı. Mitra kültünü ön plana çıkaran
Mitraizm, Hıristiyanlığın ilk yüzyıllarında Roma imparatorluğunda da
kendisine önemli ölçüde taraftar buldu.
Günümüz Mecusileri büyük oranda Hindistan’da, başta ABD ve
Kanada olmak üzere çeşitli Batı ülkelerinde yaşamaktadır. İran’ da yaşayan ve Gabarlar olarak bilinen Mecusiler küçük bir gruptan ibarettir.
Hindistan’da yaşayan Parsiler ise sosyoekonomik açıdan oldukça iyi
durumda olan küçük bir grup olarak varlığını devam ettirmektedir.
3. Avesta
Mecusiliğin kutsal kitabı olan Avesta birkaç ana bölümden oluşan
bir metindir. Bu bölümler Yesna, Visperad, Yaşt, Videvdat (Vendidat) ve
Hurda Avesta (Küçük Avesta) olarak bilinir. Bu bölümler arasında en eski metinler yetmiş iki kısımdan oluşan Yesna’da bulunur. Yesna’nın on
altı kısmı, geleneksel olarak Zerdüşt’ün kendisine atfedilir ve bunlar
Gathalar (ilahiler) diye adlandırılır.
Mecusi geleneği orijinal Avesta’nın, Kral Viştaspa tarafından
12.000 öküz derisi üzerine altın mürekkeple yazıldığını (ya da yazdırıldığını) ve bunun iki nüshasından birisinin Şiz kraliyet hazinesine, diğerinin ise Stakhr arşivine konulduğunu kabul eder. Bu inanışa göre
Stakhr nüshası Büyük İskender’in İran’ı istilası esnasında (Mö 4. yüzyılda) çıkan yangında yok olmuş; Şiz nüshası ise ele geçirilerek Yunancaya çevrilmiştir. Bu orijinal Avesta metninden ancak üçte birlik bir kısım
hafızalarda kalarak sonraki dönemlere aktarılmıştır. Yine geleneğe göre
yazılı fragmentleriyle hafızalarda kalan sözlü malzemeden hareketle Avesta’nın yazılı bir nüshasının derlenmesi çalışmaları Arsakid kralı Valkaş (Ms 51-75) ve Sasani hanedanının kurucusu Ardeşir Papakan (Ms
226-241) tarafından başlatılmış; neticede Kral II. Şapur (Ms 310-379) döneminde derleme tamamlanmıştır. Diğer taraftan yapılan araştırmalar
ise eldeki yazılı Avesta metninin MS 4. yüzyıl öncesine gitmediğini göstermektedir.
Doğu İran diyalektlerinden bir dile sahip olan Avesta, muhtevası
itibarıyla Mö 7. yüzyıl ile Mö 4 veya 3. yüzyıl arası bir dönemi kapsamaktadır. Sasaniler dönemiyle ilk İslami dönemlerde birçok Pehlevice metin yazılmıştır. Mecusi rahiplerince yazılan ve adeta Avesta’nın yorumu olan
bu metinler, genel olarak Zend adıyla adlandırılmaktadır. Bu metinler,
genellikle Sasanilerin son yüzyıllardaki teolojik görüşlerini yansıtır.
Pehlevice metinlerin çoğu ise MS 9. yüzyıla aittir. Bunlar arasında
Avesta’nın kayıp kitaplarının bir özetiyle Zerdüşt’e dair çeşitli efsanelerin yer aldığı Denkard ile evrenin yaratılışıyla ilgili kozmogonik bir metin olan Bundahişn oldukça önemlidir.
4. Temel Öğretileri ve İnanç Esasları
Günümüzde Mecusiler, inanç sistemlerinin tarihin en eski hatta
ilk evrensel tektanrıcı dinsel geleneği olduğunu sıkça vurgularlar. Oysa
tanrı inancı açısından tarihin çeşitli dönemlerinde monoteizmden politeizm ve düalizme kadar farklı inanç özellikleri Mecusi geleneğinde
kendisini göstermiştir. Örneğin Gathalarda gözlemlenen erken dönem
Mecusiliğinde, evrensel bir monoteizm dikkati çekmektedir. Zerdüşt,
başlangıçtan beri var olan bir tek üstün gücün, Ahura Mazda’nın üstünlüğünü savunmuştur. Yesna’da Ahura Mazda şöyle tanımlanır:
Ahura Mazda ona (Zerdüşt’e) cevap verdi: Benim ismim kendisinden istenilendir, ey Zerdüşt! İkinci ismim, sürüleri bahşedendir; üçüncü ismim ise mükemmel yüceliktir. Dördüncü ismim güçlü, kudretli olan, beşinci ismim ise Mazda tarafından
yaratılan bütün iyi şeyler, yüce ilkenin bütün ürünüdür. Altıncı
ismim anlayıştır, yedinci ismim kavrayan, sekizinci ismim ilimdir. Dokuzuncu ismim ise bilge olandır.
Buna göre Ahura Mazda her şeyi bilen, mutlak iyi ve mükemmel
olan tanrıdır. Bu düşüncesiyle Zerdüşt, yaşadığı dönemde İran’da yaygın olan naturalistik politeizmi reddetmiş, politeist gelenek içerisinde
oldukça önemli olan Mitra gibi tanrısal varlıklara inanç sisteminde yer
vermemiştir.
Zerdüşt bütün varlıkların Ahura Mazda’dan zuhur ettiğine inanmaktaydı. O, var oluşun başlangıcını Yüce Tanrı’dan zuhur eden ya da
onun tarafından yaratılan yedi asli ilahi varlıkla açıkladı. Ahura Mazda
öncelikle kendisinin kutsal ruhu Spenta Mainyu ile diğer 6 ilahi varlığı
yarattı. Ameşa Spenta (kutsal ölümsüz) olarak da adlandırılan bu altı yüce varlık; Vohu Manah (iyi düşünce), Aşa Vahişta (iyi gerçek), Spenta Armaiti (iyi sadakat), Khşatrha Vairya (cazip hükümranlık), Haurvatat (bütünlük) ve Ameratat’tır (ölümsüzlük). Bu ilahi varlıklar, aynı zamanda
Bilge Rab Ahura Mazda’nın soyut veçheleri olarak da görülür. Bunlardan
sonra ise diğer ilahi varlıklar, yani Apam Napat, Sraoşa, Aşi ve Geuş Urvan gibi varlıklar var olmuştur. Bu diğer ilahi varlıklar Yazatalar ya da “tapınmaya değer varlıklar” olarak da nitelenir. Adeta bir südur süreciyle Ahura Mazda’dan tezahür eden bütün bu ilahi varlıklar bir bakıma Yüce
Tanrı’yı çevreleyen melekler konumundadır. Bir olan varlıktan südur
eden Ameşa Spentalar, Avesta’nın Yaşt bölümünde şöyle tanımlanır:
İyi, güçlü ve lütufkar Ameşa Spentaların Fravaşilerine (ruhlarına) tazimde bulunuruz . … Onların hepsi bir düşüncede yedi,
bir sözde yedi ve bir işte yedidir.
Zerdüşt, iyilikle (aşa) kötülüğün (drug) metafizik boyutta değil
ahlaki boyutta var olduğunu düşünmüş ve tezahür eden varlıklar içinden kötülüğe ve yalana yönelişler nedeniyle kötülüğün ortaya çıktığına
inanmıştır. Kötülük ve yalana rağbet eden ruhlar, Ahura Mazda’nın düşmanları olarak görülmüştür. Kötü olan ruhlar arasında en başta geleni
Angra Mainyu’dur. Kötü karakterli ruhlara verilen genel bir ad olarak
Daevalar (devler) terimi kullanılmıştır. Diğer taraftan Ahuralar ismi ise
hakikati yani Aşa’yı tercih eden ve doğru karakter taşıyan ruhlar için
kullanılmıştır.
Zerdüşt’ün kurmaya çalıştığı bu tektanrıcı inanç sistemi fazla başarılı olamamış, doğa tapınmacılığına dayalı Mitraik politeist geleneği tam
anlamıyla alt edememiştir. Öyle ki Ahemenidler döneminde yüce tanrı
Ahura Mazda ön plana çıkarılmış fakat sonradan Baga diye bahsedilen
diğer tanrısal varlıklardan da vazgeçilmemiştir. Böylelikle Zerdüştçü rahipler, vaaz ve dinsel uygulamalarında Zerdüşt tarafından bahsedilen
meleksi ilahi varlıklarla birlikte geleneksel İran politeizminin Mitra ve
Anahita gibi tanrısal varlıklarına da yer vermişlerdir. Ayrıca sonraki döneme ait kaynaklarda Ahura Mazda’nın eşlerinden bahsedilmiş, bundan
başka o, Vohu Manalı ve Armaiti’nin babası olarak nitelendirilmiştir.
Sonraki dönemlerde Zerdüştçüler arasında kötülük problemini
açıklama konusunda bazı kesimlerce monist yaklaşımlar tercih edilmeye başlandı. Aslında iyi ve kötü talihin dağıtıcısı olarak kaderin efendisi
ve zamanın kaynağı olan ilahi varlık olduğuna inanılan Zürvan’ın, yani
zamanın ezeli ve ebedi bir güç olarak her şeyi var ettiği düşüncesinden hareketle iyi ve kötü karşıtlığının metafizik düzlemdeki temsilcileri olarak kabul edilen Ahura Mazda (Ohrmazd) ile Angra Mainyu’nun (Ehrimen’in) Zürvan tarafından yaratılan iki kardeş oldukları ileri sürüldü.
Böylelikle Zürvanist monizm, geleneksel Mecusi düalizmi öncesi Zerdüştçüler arasında heretik bir akım olarak ortaya çıktı.
Mecusiliğin dikkat çekici özelliği olarak bilinen Ahura Mazda ile
Angra Mainyu düalizmi ise Sasaniler dönemi ve sonrası ortaya çıkmıştır.
Her ne kadar daha önceki dönemlerde de düalizmin referansı olabilecek
inanç ve düşünceler var idiyse de Mecusi düalizminin sistematize edilmesi bu dönemde olmuştur. Pehlevice Mecusi metni Bundahişn bu düalizme dayalı var oluşu, açık bir şekilde anlatır. Buna göre başlangıçtan
itibaren iki asli tanrısal varlık vardır. Bunlardan Ohrmazd, kudret ve iyiliklerle çevrili ışık dünyasında yaşıyor; Ehrimen ise karanlıklarla çevrili
olan derin çukurlarda kana susamış bir halde yaşıyordu. Her iki tanrısal
varlık da kendi alemlerinde bir dizi yaratma eylemi gerçekleştirdi. Böylelikle Ohrmazd; zamanı, ilahi varlıkların özünü, Ameşa Spenta’yı ve diğer
ilahi varlıkları yarattı. Ehrimen de benzer şekilde kendi ruhsal varlığıyla
altı kötü varlığı ve diğer kötü/şeytani varlıkları yarattı. Sonra Ohrmazd
dünyayla ilgili olarak göğü, suyu, yeri, bitkileri, sığırı ve insanı yaratırken; Ehrimen canavarları ve benzeri kötü varlıkları yarattı. Görüldüğü gibi bu düalizmde, her ikisi de yaratılmamış olan, bütün iyiliklerin yaratıcısı ve sorumlusu bir iyi tanrı ile bütün kötülüklerin yaratıcısı ve sorumlusu
bir kötü tanrının varlığı esas alınmakta; bu iki güç ve onlara bağlı Aşa ile
Drug arasında çetin bir mücadelenin var olduğu kabul edilmektedir.
Mecusiliğe göre Ahura Mazda yaratmayı iki aşamada tamamlamıştır. O, önce her şeyi ruhsal (menog) sonra da maddi (getik) olarak
var etmiştir. Varlıkların maddi olarak ortaya çıkmasıyla iyi-kötü savaşı
aktif hale gelmiştir. Öyle ki Mecusi inancına göre Ehrimen metal alemini
yararak su yoluyla yeryüzü dünyasına çıkmış, buradaki bazı bölgeleri
çöle çevirmiş, Ahura Mazda tarafından yaratılan ilk insan ile boğayı öldürmüş ve kutsal ateşi duman ile kirletmiştir.
Mecusilikte yeryüzüyle ilgili yaratılış Ahura Mazda’dan südur eden
yedi asli varlıkla da ilişkilendirilir. Bu asli varlıklardan Vohu Manalı sığırın, Aşa Vahişta ateşin, Khşatrha Vairya metallerin, Spenta Armaiti yeryüzü tabakasının yani toprağın, Ameretat bitkilerin, Haurvatat ise suyun
efendisi olarak görülür. Son olarak insanın ise Ahura Mazda’nın ruhsal
varlığı olan Spenta Mainyu’nun koruması altında olduğuna inanılır. İnsanın yaratılışı konusunda Mecusilik, Ahura Mazda’nın önce ilk
prototip insan olan Gayomart’ı yarattığını düşünür. Gayomart, Ahura
Mazda ile Spendarmat’ın yani yeryüzünün oğlu olarak tanımlanır. Daha
sonra öldürülen Gayomart’ın tohumları/zürriyeti yeryüzüne dökülmüş
ve bundan Adem’le Havva’ya tekabül eden ilk insan çifti olan Maşye ile
Maşyana doğmuştur.
Mecusilikte kozmik zaman tıpkı Sabiilik ve Maniheizmde olduğu
gibi üç döneme ayrılır. Bunlardan ilk zaman yaratılış dönemini içermektedir. Tanrı yeryüzünü, yeryüzündeki varlıkları, insanı ve yaratıcı iyiliğin
sembolü olan boğayı bu dönemde yaratmıştır. İkinci zamanda kötü tanrı Angra Mainyu’nun saldırısı gerçekleşmiş ve ondan kaynaklanan kötülük yeryüzüne karışmıştır. Bu İkinci dönem iyilikle kötülük arasındaki
aktif mücadele dönemidir. Bu dönemde insan, Angra Mainyu ve beraberindeki Daevalar ve diğer karanlık güçlere karşı Ahura Mazda’ya Ameşa Spentalara ve diğer iyi güçlere (Yazatalara) yönelerek korunup
kurtulabilir. Bu dönemin sonunda iyilikle kötülük arasında son bir savaş yapılacak ve kötü güçler alt edilecektir. Üçüncü ve son dönem ise
kötülüğün yok edileceği ve adeta yeniden ilk döneme dönüleceği restorasyon ya da iyilikle kötülüğün birbirinden ayrılma dönemidir. Kötülüğün egemenliğinin ebediyen ortadan kalkacağı bu dönemde insanlar
ebediyen mutlak iyilik içinde yaşayacaklardır.
Mecusilikte dünyanın gidişatı var oluştan kıyamete kadar süre
açısından birbirine eşit dört devre ayrılır. Toplam 12.000 yıllık bu dört
devirden sonuncusunda Zerdüşt, peygamber olarak yeryüzüne gönderilmiştir. Zerdüşt, Gathalarda kendisini Manthra, yani peygamber olarak
tanımlamıştır. Aynı nitelemeyi Zerdüşt sonrası yaşayan bazı Mecusi ileri
gelenleri de kendileri için yapmışlardır. Dolayısıyla Mecusilikte peygamberliğin Zerdüşt sonrası da devam edeceğine inanılmaktadır.
Mecusi inancına göre dördüncü dönem ahir zamana tekabül etmektedir. Bu zamanın sonlarına doğru kurtarıcı Saoşyant gelecektir.
Zerdüşt’ün soyundan olan ve bir bakireden doğacağına inanılan Saoşyant’la yeryüzünde iyiliğin egemenliği tekrar tesis edilecektir. Anlaşılacağı gibi Saoşyant hemen hemen bütün dinsel geleneklerde var olan
Mesih ya da mehdi inancına tekabül eden eskatolojik bir kurtarıcıdır.
Mecusilikte ölüm ve ölüm ötesi yaşamla ilgili inanÇlar oldukça gelişmiş durumdadır. ÖlÜm sonrası ruh; ilahi aleme, sırasıyla yıldızları, ayı ve güneşi geçerek ulaşmak durumundadır. Ayrıca ruh, dünyada sergilemiş olduğu inançlar ve davranışlar açısından sorgudan geçirilir. Sraoşa,
Mitra ve Raşnu tarafından yapılan bu sorgulamada kişinin amelleri bir terazide tartılır. Bu terazi adeta bir köprü gibidir. Şayet kişinin iyilikleri ağır
basarsa Chinvat adı verilen bu “ayrışma köprüsü” genişler ve kişi oradan
yukarıdaki cennete gider. Ama günahları ağır basarsa o zaman da köprü
adeta bir bıçak ağzı gibi daralır ve kişi aşağıdaki cehenneme düşer. Bedeninden ayrılarak cennete giden ruhlar orada güzel bir kız suretindeki
kendi eşiyle buluşup birleşir. Zira Mecusi inancına göre yeryüzündeki
her canlının ilahi alemde bir sureti ya da eşi vardır. Fravaşi öğretisi olarak
da bilinen bu inanca göre yeryüzündeki maddi varlık geçicidir; aslolan
ruhun ilahi alemdeki bedeniyle birleşmesidir. Cennetteki eşiyle birleşen
ruh ise orada ebediyen mutluluk içerisinde yaşar. Mecusiliğe göre cehennem bir arınma yeridir; Angra Mainyu tarafından yönetildiğine inanılan bu mekanda arınan ruhlar da sonra cennete gidecektir. Zamanın sonunda metal eriyiğinden oluşan bir nehir dünyaya akacak ve herkes bu
nehirden geçmek zorunda olacaktır. Bu nehir, iyiler için adeta ılık bir süt
gibi olacak kötüleri ise yok edecektir. Nihayet bu nehir cehenneme de
dökülecek ve oradaki Angra Mainyu’yu da yok edecektir.

DHBT
22 Kasım 2020 Pazar
ÜYELİK

Üye OlŞifremi Unuttum

2018 YILI 9500 KUR’AN KURSU ÖĞRETİCİSİ, İMAM HATİP VE MÜEZZİN KAYYIM ALIMI TABAN PUANLARI 2018 Yılı 9500 Kur’an Kursu Öğreticisi, İmam Hatip ve Müezz... Devamı

Tüm hepsinde aşağıda verilen şekilde ki gibi olacaktır.   KPSS Genel Yetenek : %15 KPSS Genel Kültür : %15   DHBT 1 : %30   DHBT 2 : %40   Ortaöğreti... Devamı

Merakla beklenen 2018 DHBT sınavı 09. Aralık Pazar günü Ösym tarafından  belirlenen sınav merkezlerinde gerçekleştirilecek. Sınav sonuçları ise 04.01... Devamı

KPSS SONUÇLARI NE ZAMAN AÇIKLANACAK? ÖSYM tarafından yapılan duyuru ile KPSS sonuçlarının açıklanma tarihi netlik kazandı. ÖSYM’nin sınav takvi... Devamı

a) DHBT, çoktan seçmeli test olarak uygulanacaktır. b) DHBT’nin ilk bölümü (DHBT-1) temel din bilgisisorularından oluşacaktır ve tüm öğrenim düzeyler... Devamı

Tüm hepsinde aşağıda verilen şekilde ki gibi olacaktır.   KPSS Genel Yetenek : %15    Dini Haberlerim KPSS Genel Kültür : %15   DHBT 1 : %30   DHBT 2... Devamı