DHBT Dersleri-159″MANİHEİZM”

Sınav Defteri
Temmuz 19, 2020

Maniheizm, MS 3. yüzyılda Mani tarafından kurulmuş olan Gnostik
bir dini gelenektir. Gelişmiş bir misyonerlik teşkilatına sahip olması nedeniyle kısa zamanda kendi doğuş mahalli olan Güney İran ve Mezopotamya sınırlarını aşarak Mısır, Anadolu, Avrupa ve Asya içlerine kadar
ulaşan Maniheizm, 4. yüzyılda birçok bölgede Hıristiyanlığın en büyük
rakibi konumuna geldi. 8. yüzyılda (762/63’te) Bögu Han’ın bir genelgesiyle Doğu Türkistan’da Uygurların resmi dini olan, ancak 6. yüzyıldan
sonra batıda, 12. yüzyıldan sonra ise Asya’ da gerilemeye başlayan Maniheizm, Mezopotamya ve İran’ın MS 7. yüzyılda Müslümanlarca fethedilmesiyle doğduğu yer olan bu bölgede hemen hemen tamamıyla yok oldu. Maniheizm günümüzde müntesibi kalmamış olmasına rağmen, İslam hakimiyeti öncesi dönemde Ortadoğu’da etkin olan, inanç esasları
ve Gnostik hayat anlayışı açısından oldukça dikkat çekici olan bir dindir.
Maniheizmle ilgili kaynaklar başlıca iki kategoride toplanabilir.
Birinci grup, Maniheizmin ilk elden kaynaklarından müteşekkil olan
Maniheist yazmalardan oluşur. İkinci grup ise Maniheizmle ilgili bilgi
veren çeşitli ikinci el kaynaklardır. Kendisi de önceleri bir Maniheist
olan St. Augustin gibi çeşitli kilise babaları, İbn Nedim ve el-Biruni gibi
İslam alimleri bunlar arasında sayılabilir.

1. Mani
MS 216’da Güney İran’da doğan Mani, Hıristiyan heterodoksisi
içerisinde yer alan Elkesai mezhebine mensup bir aile içerisinde yetişti.
Mani’nin yetiştiği yöre ve civarında Mani’nin de mensubu olduğu Hıristiyanlığın Elkesai mezhebi yanı sıra Sabiilik ve Mecusilik gibi inanç sistemleri de yaygındı ve bunlar Mani’nin düşünce sisteminin oluşmasında
çeşitli şekillerde etkili oldu. Maniheist metinlere göre Mani henüz beşaltı yaşlarındayken, ağaçların kendisinin önünde eğilip yüceliğine şahadet etmeleri gibi çeşitli tecrübeler yaşıyordu. On iki yaşındayken Mani,
“ikizim” adını verdiği ilah! bir elçi ‘vasıtasıyla çeşitli ilhamlar almaya başladı. Yaklaşık yirmi yaşında bu ilham alma tecrübesi tekrar başladı ve
bundan sonra Mani, inanç sistemini şekillendirmeye ve bunu etrafa yaymaya başladı. Kral 1. Şapur zamanında Mani’nin hareketine oldukça geniş bir tolerans gösterildi ve bu sayede o, başta İran olmak üzere çeşitli
yörelerde dinini yayma fırsatı buldu. Nitekim I. Şapur’a olan minnet
borcunu, ona atfen yazdığı Şapuragan isimli eserle bir bakıma ödemeye
çalıştı. 1. Şapur sonrası dönemde Maniheizme gösterilen tolerans bir
müddet devam etti. Ancak I. Behram döneminde (274-277) buna son
verildi. Özellikle imparatorluğun Mecusi başrahibi Kartir’in yayımladığı
bir genelgede yer alan, Mecusiliğin dışındaki aralarında Maniheizmin
de bulunduğu bütün dinlerin takibat altına alınması kararıyla, Maniheistlere karşı yoğun bir sindirme kampanyası başlatıldı. Nihayet Mani yakalandı, zindana atıldı ve yirmi altı günlük zindan hayatı sonrası 276’da
başı kesilmek suretiyle öldürüldü. Mani’nin öğrencileri, dinlerini tebliğ
için gittikleri yörelerde onun misyonunu devam ettirdiler. Onu, Mecusilere “Zerdüşt’ün manevi oğlu”, Budistlere “geleceğin Buddha’sı” (yani
Maitraya) ve Hıristiyanlara “Paraklit” diye isimlendirerek anlattılar.
2. Maniheizmin Kutsal Kitapları
Mani, dinsel inanç ve öğretilerini bizzat kendisi kaleme alan ender
din kurucularından birisidir. O, eserlerini zaman zaman resim ve figürlerle süslemiş, böylelikle düşüncelerini resim ve şekillerle de anlatma
yoluna gitmiştir. Eserlerinin büyük bir bölümünü Aramicenin doğu lehçesiyle yazan Mani, öğretilerini yedi kitapta bir araya getirmiştir. Bunlar:
1. Hayat İncili
2. Hayat Hazinesi

3. Pragmateia
4. Sırlar Kitabı
5. Devler Kitabı
6. Mektuplar
7. ilahiler ve dualar.
Bunların dışında o, kendisini himaye eden 1. Şapur’a atfen Pehlevi dilinde yazdığı Şapuragan isimli eserinde de yukarıdaki yedi kitabında ifade ettiği inanç ve öğretilerini özetlemiştir. Ancak Mani tarafından
yazılan bu kitaplardan hiçbiri maalesef tam haliyle günümüze kadar
ulaşmamıştır. Yakın zamanlara kadar bu literatürle ilgili bilgiler, çeşitli
Kilise Babaları, Süryani ve Arap yazarların bazı eserlerinden öğrenilebilmekteydi. Ancak 20. yüzyılın başlarından itibaren yapılan çeşitli araştırma ve kazı faaliyetleri sonucu Mani’nin talebeleri ve diğer Maniheist yazarlar tarafından yazılan binlerce sayfalık yazılı doküman elde edildi.
Doğu Türkistan’ da yer alan Turfan bölgesinden Cezayir’e kadar çok geniş bir bölgedeki çeşitli yerleşim merkezlerinde bulunan ve Kıptice,
Süryanca, Uygur Türkçesi, Çince, Farsça ve Latince gibi çeşitli dillerde
yazılmış olan bu literatür yedi başlık altında toplanır:
l. Mani’nin Mektupları
2. ilahi Kitabı
3. Kefalaya
4. Hayat İncili Yorumu
5. Köln Mani Kodeksi olarak bilinen Mani’nin hayatı ve Maniheizmin ilk dönemini konu edinen bir kitap
6. Homilies (Vaazlar)
7. Bazı fragmentler
Günümüzde batılılarca Dublin, Bedin ve Köln gibi merkezlere
götürülen bu literatür, gerek Mani ile ve gerekse Mani’nin yazdığı kitapların içeriğiyle ilgili en önemli kaynak konumundadır.
3. Temel Öğretileri
A. Gnostik Düalizm
Bütün gnostik dinlerde olduğu gibi Maniheizmde de bir gnostik
dualizm fikri mevcuttur. Bu dualizm, birbirine zıt iki asli prensip ve bu prensiplerin birleriyle olan ilişkilerine dair üç zaman tasavvuruna dayalıdır. İki asli prensip, ışık ve karanlık ya da iyilik ve kötülüktür. Nitelik olarak birbirinden tamamen farklı karakterlere sahip olan bu prensiplerin
her ikisi de başlangıçsız ve sonsuzdur. Işık dünyasına hakim olan Yüce
Işık (nur) Tanrısı, “Yüceliğin Babası”, “Işık Aleminin Kralı” veya kısaca
“Tanrı” diye adlandırılır. Bazı metinlerde ondan, İran geleneğine uygun
tarzda Zürvan ismiyle de bahsedilir. Mani bu yüce varlığı şöyle tanımlar:
O hayat sahibidir ve sonsuza değin yaşayan, her şeyden önce
var olan ve her şeyden sonra da var olacak olandır. Her şey
onun varlığına bağlıdır ve onun gücüyle yaşayacaktır.
Yüce Tanrı, uluhiyet, nur, güç ve bilgiden oluşan dört kudrete sahiptir. Kendisinden başka ışık aleminde on iki aeon (ışık alemi) bulunur.
Hava, rüzgar, ışık, su ve ateşten oluşan beş unsurdan müteşekkil olan
ışık alemi, ayrıca beş ilahi niteliğe de sahiptir. Bunlar akıl, düşünce, idrak, bilgi ve temkinden ibaret olup aslında yüce varlığın niteliklerinin bir
açılımından ibarettir. Ayrıca bu alem sevgi, iman, sadakat iyilik ve hikmet
niteliklerine de sahiptir. Yüce Tanrı ile birlikte tüm ışık alemi bir “hayat
ağacı” olarak da tasvir edilir. Öte yandan karanlık alemi de ışık alemine
benzer, ancak onun tam aksine bir yapılanma gösterir. Bu alemin de başında bir yüce varlık olan karanlık kralı ya da tanrısı bulunur. Karanlık
Tanrısı, bazen yılanbaşlı, ejderha vücutlu, kuşkanadı, balık kuyruklu ve
yabani hayvan ayaklı bir canavar olarak da tanımlanır. Onun etrafında
sayısız kötü varlık ve beş zulmet alemi bulunur. Bunlar duman, ateş, rüzgar, su ve karanlıktır. Aynı zamanda Karanlık Tanrısı’nın birer niteliği
olan bu alemlerin her birinde kötü varlıklar ikamet eder ve bir kötü yönetici (arkon) bulunur. Işık aleminin aksine tamamıyla olumsuz niteliklerle donatılmış durumda olan karanlık alemini baştan sona “ölüm zehiri” olan bir duman kaplamıştır. Ayrıca bu alemde maddeyi sembolize
eden ve sayısız dallarından savaş, şiddet, kin ve her türlü kötülük fışkıran bir “ölüm ağacı” mevcuttur. Bu iki asli alemden ışık alemi mekan olarak kuzey, doğu ve batıyı kaplarken, karanlık alemi ise güneyde yer alır.
Bunlar arasında bitmek tükenmek bilmeyen bir zıtlık ve çekişme söz konusudur. Bu iki alemin birbirleriyle olan münasebetleri açısından zaman, Mani tarafından üç kategoride ele alınır. Bunlar ışık ve karanlık
arasındaki çekişmede bir bakıma pasif mücadelenin söz konusu olduğu
geçmiş ve gelecek zamanlarla, aktif bir mücadelenin yaşandığı şimdiki
zamandır. Maniheist bir metinde bu üç zaman şöyle anlatılır: Yer ve göklerin henüz mevcut olmadığı önceki zamanda yalnızca ışık ve karanlık vardır. Işığın tabiatı hikmettir; karanlığınki ise
aptallıktır. Her zaman onlar birbirine karşı muhaliftir. Şimdiki
zamanda karanlık, ışığı işgal eder . … Buna mukabil ışık ise karanlık alemine girer ve bu büyük belayı defetmek için harekete
geçer. Işık, asli vücudundan ayrılmış olmaktan nefret eder ve
yeni ateşten mekanından ayrılmak için yalvarır. Dolayısıyla bir
kişi gerçek tabiatını kurtarmak için fiziksel vücudundan ayrılmalıdır . … Gelecek zamanda ise öğrettiğimiz ve vaaz ettiğimiz
şeyler bir son bulur ve hakikat ve yalan kendi köklerine döner.
Işık yeniden yüce ışığa aittir ve karanlık yine nihai karanlığa döner. Böylelikle iki prensip tekrar normal duruma döner ve birbirlerinden aldıkları şeyleri bırakır ve birbirine iade eder.
Dolayısıyla geçmiş zaman, ışık ve karanlık alemlerinin birbirlerinden kesin olarak ayrılmış oldukları, bir başka ifadeyle her iki alemin de
birbirinin sınırlarına tecavüz etmeksizin kendi mekanlarında bulundukları ve birbirlerine karşı pasif bir mücadele yürüttükleri asli durumu içeren bir zamandır. İçinde bulunduğumuz zamanı da kapsayan şimdiki
zaman ise birbirine zıt bu iki prensibin yani ışık ile karanlığın yer yer
birbirine karıştığı ve aralarındaki mücadelenin aktif olarak sürdüğü zamanı ifade eder. Üçüncü zaman olan gelecek zaman ise bu aktif mücadele sonunda her iki tarafın tekrar kendi sınırlarına çekilmeleri suretiyle
geçmişteki asli konumun tekrar sağlanacağı zamandır.
B. Alem ve İnsan Tasavvuru
Maniheizme göre ışıkla karanlık arasındaki aktif mücadele, kaos
ve verimsizlik özelliklerine sahip olan karanlığın (huşuk), hayat ve düzen niteliklerine sahip olan ışık alemini ve ışık varlıklarını ele geçirebilmek amacıyla ışık alemine karşı saldırıya geçmesiyle başlar. Bu amaçla
karanlık güçler ışık alemi sınırlarına gelir. Yüce Işık Tanrısı ise karanlığın bu saldırısını bertaraf edebilmek ve onu tekrar kendi mekanına hapsederek, ezeli pasif konumuna döndürmek için üç aşamalı bir planı yürürlüğe koyar. Aynı zamanda Yüce Işık Tanrısı tarafından belirlenen ilahi bir kader olarak da anlaşılması mümkün olan ve içinde yaşamakta olduğumuz şimdiki zamanı da içeren bu plan, karanlığa karşı yürütülen
mücadelenin aşamaları açısından üç safhaya ayrılır. Yüce Işık Tanrısı,
bu üç safhanın her birinde karanlığa karşı mücadeleyi yürütmek üzere,
kendisinin tezahürlerinden başka bir şey olmayan üç ilahi varlık yaratır. Birinci safhada Yüce Işık Tanrısı önce “Yüce Ruh” ya da “Hikmet”i yaratır, bundan ise “Hayatın Anası” zuhur eder. Hayatın Anası da
mütecaviz karanlık güçlere karşı savaşması için İlk İnsan’ı (Anaş Kadmi,
Ohrmazd, Urmensch) yaratır ve onu beş unsurla donatır. Aynı zamanda
İlk İnsan’ın elbiseleri ve silahları olarak da adlandırılan bu beş unsur
ateş, rüzgar, su, ışık ve havadır. Maniheistlerin İlk İnsan olarak adlandırdıkları bu mitolojik varlık, insanlığın babası olan Adem değil, ilahi bir
varlıktır. İlk İnsan, yanındaki silahlarıyla birlikte savaşmak üzere karanlık alemine iner, ancak savaşta yenilerek tutsak edilir ve elindeki silahları karanlık güçlerince (arkonlarca) yutulur. Böylelikle aktif mücadelenin
bu ilk safhası karanlığın galibiyetiyle sonuçlanır. Ancak Maniheistler, ilk
İnsan’ın bu yenilgisinin aslında bir mağlubiyet olmadığını, fakat ilahi
takdir gereği karanlığa verilen bir yem olduğunu ifade ederler. Bir Maniheist metinde bunun, vahşi aslanı yakalamak ve sürüsünü ondan emniyete almak için bir kuzuyu yem olarak vermek suretiyle ona tuzak kuran çobanın durumuna benzediği ifade edilir. Zira aslan kuzu için geldiğinde çoban böylelikle onu yakalayacak ve sonra da yaralanan kuzunun yaralarını sararak tekrar iyileştirecektir.
Işık alemi açısından öncelikli olarak yapılması gereken şey, bu ilk
sıcak çarpışma sonucunda karanlık aleminde esir edilen mitolojik İlk
İnsan ve onun beş silahının kurtarılması işidir. Bunun için Yüce Işık
Tanrısı aktif mücadeledeki ikinci safhayı yürürlüğe koyar ve “Yüce Mimar” ya da “Hayat Ruhu” adı verilen kurtarıcı varlığı yaratır. Bu kurtarıcı
varlığın İran geleneğindeki ismi Mitra’dır. Bunun da yanında “Işık Ademileri” adı verilen beş oğlu ya da silahı vardır. Böylelikle Hayat Ruhu,
ilk İnsan’ı kurtarabilmek için faaliyetlere başlar ve ona çağrıda bulunur.
ilk İnsan bu seslenişe karşılık verir ve böylelikle karanlık aleminden
kurtularak ışık alemine döner. Bu kurtuluş motifi, daha sonraki dönemde kurtulmak isteyen herkes için de bir model teşkil eder. Bu kurtuluştaki “seslenme ve buna karşılık verme” motifi tüm gnostik geleneklerin
soterioloji (kurtuluş) doktrinlerinde önemli bir yer tutar. Bu şekilde İlk
İnsan’ın kurtarılmış olması ışık güçleri açısından bir başarıdır; ancak
kurtarma işi henüz tam olarak gerçekleşmemiştir. Zira arkonlar tarafından yutulan tık lnsan’ın beş silahı hala karanlık aleminde tutsaktır. Bunları da kurtarabilmek amacıyla Hayat Ruhu karanlık alemi içerisinde
kozmosu oluşturmaya başlar. Bunun için o, kötü arkonların arasından
hızla geçerek onların yutmuş oldukları ışık parçacıkları vasıtasıyla yıldızları, yeryüzünü ve gökyüzünü yaratır. Böylelikle kozmos ışık ve karanlık unsurlarından meydana gelmiş olur zira onun hareketsiz maddi
yönü karanlık unsurlardan, hayat taşıyan ruhsal yönü ise ışık unsurlarından teşekkül etmiştir. Daha fazla ışık saçan güneş ve ay gibi varlıklar
daha fazla ışık parçacıkları taşımaktadır. Kozmik düzenin sağlanmasından Hayat Ruhu’nun beş oğlu sorumludur, onların her biri bu alemin bir
parçasını korumaktadır. Bu arada kozmik alemdeki ışık unsurlarının
kurtarılabilmesi için bu alemin harekete geçirilmesi zorunludur. İşte bu
noktada Yüce Işık Tanrısı kötülük ve karanlığa karşı aktif mücadelenin
bir diğer aşaması olan üçüncü ve son safhayı yürürlüğe koyar.
Üçüncü safhada “Üçüncü Elçi” yaratılır. Mekanı güneş olan bu ilah! varlığın yaptığı ilk iş, karanlık aleminden kurtarılacak ışık unsurları
için bir kurtuluş mekanizması hazırlamak olur. Öncelikle onun dişi görünümlerinden burçları temsil eden “on iki ışık bakiresi” oluşur. Ayrıca
o, ateş, su ve rüzgarla ilgili üç tekerlek şeklindeki ışık temizleme mekanizmasını harekete geçirir. Temizlenmiş ışık parçacıklarını kabul için
“ihtişam direği” ya da “mükemmel insan” olarak adlandırılan ilah! yolu
yaratır. Bu ilahi yol Samanyolu suretinde tezahür eder. Karanlık ve kötülükten temizlenerek kurtuluşa hak kazanan ışık unsurları bu ilahi yol
yani Samanyolu içerisinde önce aya sonra güneşe ve daha sonra da diğer ilahi alemlere (aeonlar) geçer.
Bu kurtuluş mekanizmasını yarattıktan sonra “Üçüncü Elçi”, kötü
arkonların yutmuş oldukları ışık unsurlarını kurtarabilmek amacıyla onların arasında dolaşır ve kendisini onlara cazibeli bir kadın ve çekici bir
erkek suretinde gösterir. Onun bu görüşünden erkek ve dişi arkonlar
etkilenir. Böylelikle erkek arkonlardan yeryüzündeki karalara dökülen
meniden bitkiler dünyası oluşur, denize dökülenlerden ise bir deniz canavarı oluşur ancak Işık Ademileri bunun hakkından gelirler. Dişi arkonlardan düşen düşüklerden ise yeryüzündeki ifritler meydana gelirler. Bu ifritler yeryüzündeki bitkileri yiyerek döllenir ve böylelikle hayvanlar alemini oluştururlar. Bu şekilde arkonlardan yeryüzüne düşen
her varlıkta karanlık unsurları yanısıra ışık parçacıkları da bulunur. Işık
parçacıkları en fazla bitkilerde bulunur. Ayrıca daha az olmak üzere
hayvanlarda ve ifritlerde de ışık unsurları mevcuttur.
Olayların bu şekilde ışık alemi lehine geliştiğini ve kendi kontrolünden çıktığını anlayan Karanlık Tanrısı kendi aleminde tutsak ettiği
ışık unsurlarını kaybetmemek amacıyla son bir atak yapar ve “Üçüncü
Elçi”ye karşılık, yeryüzünde kendi emrinde olan bir varlık yaratmaya karar verir. Bunun için iki seçkin ifrit olan Aşkalun (Saklas “aptal”) ve
Namrael (ya da Nebroel) görevlendirilir. Bunlar diğer karanlık varlıklarda kalan son ışık unsurlarını da kendilerinde toplarlar ve sonra birleşirler. Onlardan “Üçüncü Elçi”nin erkek ve dişi suretine benzer şekilde
olan ilk insan (Gehmurd) çifti, yani Adem ve Havva doğar. Görüldüğü
gibi, bütün Gnostik sistemlerde olduğu gibi Maniheizmde de insanın
yaratıcısı Yüce Tanrı değil kötülük güçleridir. Zira Yüce Tanrı, insanı
oluşturan zıt unsurlardan ancak ışık veya iyilik yani insanın ruhsal yönünden sorumludur. İnsanın maddi yönü ise karanlık ve kötülük alemine aittir. İnsanın bu şekilde yaratılışı sonrası bütün olaylar insanın kaderine bağlıdır. Yeryüzündeki son ışık parçacığı da kurtarılana kadar ışık
ile karanlık güçleri arasındaki bu aktif mücadele devam edecektir. Son
ışık unsurunun da kurtulmasıyla dünyanın yaşamına son verilecek ve
karanlık tekrar kendi aleminde tutsak edilerek pasifize edilecektir.
C. Kurtuluş Öğretisi
İlk insan çifti olan Adem ve Havva’nın karanlık güçlerince yaratılması üzerine Yüce Işık Tanrısı, Adem’e gerçeği anlatmak ve ona kurtuluşun yolunu öğretmek üzere ilahi elçi “Muhteşem İsa’yı” gönderir.
Muhteşem İsa, Adem’e ilahi çağrıyla gelir ve Adem bu çağrıya müspet
cevap verir. Daha sonra muhteşem İsa, Adem’e kurtarıcı ilahi bilgiyi getirir. Böylelikle Adem, kendi mahiyeti ve ilahi alemle ilgili hakikati kavramış olur ve kurtuluşu hak eder. Dolayısıyla karanlığın süfli planı bir
kez daha alt edilmiş olur. Öte yandan Adem ile Havva’daki ışık unsurları aynı oranda değildir. Havva’ da daha az ışık parçacıkları mevcuttur. Adem, kendisini bu süfli dünyaya bağlayacağı için Havva ile cinsel ilişki
kurmaması konusunda İsa tarafından uyarılır. Adem ilk zamanlar buna
riayet eder. Ancak kendisinde ışık unsurlarını daha az bulunduran Havva, Adem’den ilgi göremeyince babası kötü arkona ilgi duymaya başlar
ve onunla birleşir. Bu birleşmeden Kabil doğar. Sonra Kabil annesiyle
birleşir ve bundan da Habil doğar. Bu uygunsuz birleşmelerin biri diğerini takip eder ve daha sonra bir arkon (Sindid), Havva’ya kendisiyle
birleşmesi konusunda Adem’i sihirle nasıl kandıracağını öğretir. Böylelikle Havva tarafından kandırılan Adem de kendisini tutamayarak Havva’yla birleşir ve bu birleşmeden Şit doğar. Şit’i Adem’ in kendisi yetiştirir
ve ona hakikati öğretir. Adem’in oğlu olan Şit bütün Gnostik toplumlarca Adem’in gerçek oğlu ve Gnostiklerin atası olarak kabul edilir. Kötü arkan Sindid, Adem’i kandırarak yeniden birleşmesi için tekrar Havva’yı
kışkırtır. Adem yine Havva’ya aldanır, ancak bu defa Şit, Adem’i ikaz
eder ve onu kendisiyle birlikte doğuya, ışık alemine gelmeye davet
eder. Böylelikle ölümü sonrası Adem ve onun nesli ışık alemine yükselir. Diğer yandan Havva ve onun nesli ise cehenneme gider.
Bu şekilde kötü beden içerisinde ışık alemine ait olan ruhun hapishane hayatı yaşadığı insanlık, üremeye ve çoğalmaya devam eder.
Ancak Adem’in kurtuluşu onun soyundan gelen bütün insanlık için bir
örnek, bir model teşkil eder. Adem’ den kaynaklanan insanlığın kurtuluşu için Muhteşem İsa, bütün ışık elçilerinin babası olarak kabul edilen
“Işık Zihni’ni” (Manuhmed) görevlendirir. Işık Zihni, beşli niteliğiyle
kurtarılacak olan her insana manen gelir. Ruh, onu bu beşli özelliğinden tanır ve onun davetine icabet eder. Diğer yönden kurtuluşu hak etmeyen ve dolayısıyla Işık Zihni tarafından uyarılmamış olan ruh ise kurtuluşu hak edene ya da son hesap gününe kadar yeryüzünde tekrar tekrar doğar. Dolayısıyla Maniheizmde sınırlı bir reenkarnasyon (ruh göçü)
düşüncesi vardır. Buna göre ruhun reenkarnasyona tabi olması bir yönden onun kötülük ve karanlıktan bir temizlenme sürecidir, diğer yönden ise bu ilahi elçi tarafından uyarılmayı hak etmeyen ruha beden hapishanesinde tekrar tekrar kalma cezasının verilmesidir.
Kurtuluş için ruhun, öncelikle gerekli hazırlıkları yapması, süfli
maddi dünyadan ve bedenin istek ve arzularından uzak durması gerekir. Bu arada kendi yapısını bilmesi ve kurtuluş için bir özlem duyması
şarttır. Daha sonra ilahi elçinin davetine icabet etmeli ve onun gösterdiği yola girmelidir. Ancak bu sayede o, ilahi elçi tarafından getirilen kutsal bilgiye vakıf olarak kötü beden ve maddi alemden soyutlanabilir.
Mani, çeşitli zamanlarda ilahi elçilerin (Paraklit) insanlara kurtuluş
yolunu öğretmek üzere yeryüzünde yaşadıklarına ve kendisinin bu Işık elçilerin sonuncusu olduğuna inanır. Kendisinden önce yaşamış olan Zerdüşt, Buddha ve İsa gibi bütün şahsiyetler insanlara kendisinin de tebliğ
ettiği kurtuluş yolunu öğretmek üzere gelmişlerdir. Kendisi ise son elçidir.
Kendisinden sonra başka bir elçi gelmeyecek, ancak yalancı elçiler zuhur
edeceklerdir. Maniheistler, son Işık elçisi olan Mani’nin yeryüzünden ayrıldıktan sonra doğrudan ışık alemine gitmediğine, yükselişte ilk durak olan
ayda yeryüzündeki son ışık nüvesinin de kurtuluşuna kadar beklemekte
olduğuna ve oradan ruhlara yol göstermeyi sürdürdüğüne inanırlar. Maniheizme göre beden hapishanesinden kurtulan ruh önce Samanyolu’nu izleyerek aya yükselir. Bir müddet burada ikamet ettikten
sonra ise aydan güneşe geçer. Maniheistler, ayın yavaş yavaş önce hilal
şeklini almasını sonra dolunaya dönüşmesini ve daha sonra tekrar incelerek bir müddet için kaybolmasını yeryüzünü terk eden ruhların aya
yükselmesiyle izah ederler. Buna göre yeryüzünden aya yükselen ışık
nüveleri ayı doldurdukça ay parlaklaşır ve dolunaya dönüşür. Ancak
belirli bir zaman sonra buradaki ruhlar güneşe hareket ettiklerinden ay
yavaş yavaş kararmaya başlar ve bu süreç sürekli tekrarlanır. Bir müddet de güneşte ikamet ettikten sonra ruhlar, oradan da ışık alemindeki
dünyalara (aeonlara) yükselir. Böylelikle ay ve güneşteki sınırlı ikamet,
Maniheistlerce aynı zamanda küçük günahlara karşı bir kefaret ve onlardan temizlenme süreci olarak da değerlendirilir.
D. Gelecek Dönem Tasavvurları
Mani’ye göre ruhların yeryüzü ve beden hapishanesinden kurtularak ışık alemine yükselmelerine paralel olarak dünyada zulüm ve şiddet artacak, kötülük çoğalacaktır. Zira yeryüzünde tutsak olarak yaşayan ışık unsurları birer ikişer burayı terk ettikçe yeryüzünde daha az
ışık unsuru kalacak, dolayısıyla onlardan kaynaklanan iyilik ve barış da
azalacaktır. Mani’ye göre ahir zamanda yalancı peygamberler zuhur
edecektir. Ayrıca “Yalancı Mitra” (deccal) ortaya çıkacak ve insanları
saptırmaya çalışacaktır.
Yine Mani’ye göre ahir zamanda son ışık parçacığının da kurtuluşunun yakın olduğu bir dönemde dünyanın sonunun yaklaştığının habercisi olan büyük bir savaş çıkar, ardından dünyaya yalnızca günah ve kavga
egemen olur. Daha sonra ışık elçisi İsa Mesih, ikinci kez yeryüzüne gelir
ve insanları yargılamaya başlar. Bunun için o, dünyanın tam ortasına oturur ve iyiyi kötüden ayırır. Bu ayrıma göre o ana kadar henüz süfli yeryüzünden ayrılmamış olan Maniheistler ona katılarak onun sağ tarafına oturur ve kazananlardan olurlar. Onun solunda yer alan günahkarlar ise cehenneme atılırlar. Bu arada ona katılmış olan inananlar meleklere dönüştürülür. Daha sonra İsa Mesih, Samanyolu şeklinde tezahür etmiş olan ilahi varlığa ve evreni ayakta tutan beş ışık ruhuna yerlerinden ayrılmaları
için işaret eder. Onların bir anda ayrılmaları üzerine bütün kainat yüzüstü
çöker ve 1468 yıl sürecek olan büyük bir ateş çıkar. Işık elçisiyle birlikte
geride kalmış olan son ışık unsurları da ilahi ışık alemlerine yükselirken,savaşı kaybeden karanlık gücü ve taraftarları kendileri için hazırlanmış
olan büyükçe bir çukura çekilirler ve çukurun deliği büyükçe bir kayayla
kapatılır. Böylelikle iyilikle kötülük arasındaki aktif mücadele dönemi tamamlanmış ve geçmiş zamandaki ışık ve karanlığın birbirlerinden ayrı
olarak varlıklarını sürdürdükleri asli konuma tekrar dönülmüş olunur.
4. İbadet Anlayışları
Mani’nin öğretilerine göre ruhun yeryüzü ve beden hapishanesinden kurtulabilmesi için kendi saflığına zarar verecek ve tutsaklığını devam ettirecek olan bazı fiillerden uzak durması, çeşitli ibadetleri yerine
getirmesi gerekir. Bu nedenle Maniheistler “Beş Emir” ve “Üç Mühür”
kuralına uymakla yükümlüdürler. Uyulması gereken beş emir arasında
oruç, dua ve sadakaya devam etmek, yalan söylememek, herhangi bir
canlıyı öldürmemek ve et yememek, temizlik ve saflığa dikkat etmek,
mala mülke önem vermeyip fakirliği gözetmek, alçakgönüllü ve mütevazı olmak yer alır. Öte taraftan üç mühür ise eline, diline ve gönlüne (ya
da düşüncene veya beline) hakim olmak prensibidir. Ağzın mührü, kötü
söz söylememeyi, et yememeyi ve içki içmemeyi gerektirir. Mani’ye göre
ette bitkilerden daha az ışık nüveleri bulunur. Her ne kadar hayvanlar
bitkilerle beslenseler de yedikleri bitkilerde var olan ışık nüvelerinin bir
kısmı hayvanların vücutlarından kaçar. Kalan diğer kısım ise hayvanların
cinsel birleşmeleri nedeniyle ete dönüşür. Dolayısıyla Mani, taraftarlarını
bitkisel diyet uygulamaya çağırır. Bitkilerdeki ışık miktarı da türden türe
değişiklik arz eder. Bitkiler içerisinde en fazla ışık nüvesi salatalık, kavun
ve karpuz gibi sebze ve meyvelerde bulunur. Öte yandan insanı sarhoş
etmesi ve Yüce Işık Tanrısı’nı düşünmekten alıkoyması nedeniyle içki içmek de yasaktır. Elin mührü ise inanan kişiyi madde içerisinde tutsak
olan ışık unsurlarına zarar verecek herhangi bir davranışta bulunmaktan
alıkoyar. Bunun için Maniheistlerce ideal olan bir davranış tarzı hiç bir
hayvanı öldürmemeyi hiç bir bitkiye zarar vermemeyi hatta toprağı sürmemeyi ve hasat yapmamayı öngörür. Hatta dindar bir Maniheist bir ota
basmamalı, bir ekini çiğnememelidir. Sudaki ışık unsurlarını kirletebileceği endişesiyle yıkanma dahi hoş görülmez. Son olarak gönlün ya da
belin mührü ise evlenmemeyi ve cinsellikten uzak durmayı gerektirir. Zira Maniheizme göre maddi varlığın devamını sağlayan ve yeni bedenlerin oluşmasına imkan veren evlenme kötü arkonların adetini taklit etmeden ibarettir, dolayısıyla hoş görülmez. Maniheizmin bu katı kurallarına uyma açısından Maniheist cemaat iki gruba ayrılır, Seçkinler ve dinleyiciler. Tam anlamıyla bu kurallara
uyum gösterenler elit bir tabaka olan seçkinlerdir. Halkın ekserisini
oluşturan dinleyiciler ise bu kuralların çoğuna (özellikle evlenmeme,
toprağı ekip-biçmeme gibi kurallara) tam olarak riayet etmez. Bu durumda Mani’nin öğretisine göre kurallara tamamen riayet eden elitler
öldüklerinde temizlenmiş olarak doğrudan ışık alemlerine yükselir. Öte
taraftan kurallara riayet etmeyen kimseler ise elitler tabakasından birileri olarak doğuncaya kadar reenkarnasyon sistemine tabi olur ve yeryüzünde tekrar tekrar doğarlar. Onların yaşantılarında elitlere yaptıkları
hizmetler ve din! öğretiyi destekleme konusunda gösterdikleri tutum,
bir sonraki doğumlarında daha iyi birisi olarak bedenleşmelerini sağlayacaktır. Diğer taraftan bunların yalnızca şu on kurala riayet etmeleri
Maniheizme mensubiyeti devam ettirmeleri için yeterlidir: Tek evlilik
yapmak, zinadan, yalandan, hırsızlıktan, riyakarlıktan, putperestlikten,
sihirden, hayvanları öldürmekten ve din konusunda herhangi bir şüpheden uzak durmak ve seçkinlere hizmet etmek.
Maniheistlerin günlük dua (namaz) ve oruç uygulamaları da vardır. Buna göre seçkinlerin günde yedi vakit kuzeye yönelerek dua etmesi şarttır. Dinleyiciler ise yalnızca dört vakit dua eder. Dua esnasında
Yüce Işık Tanrısı’na hamd ve onu tesbih içerikli çeşitli metinler ve ilahiler okunur. Ayrıca yılın değişik zamanlarına serpiştirilmiş birçok oruç
günlerine de riayet etmek şarttır. Seçkinler, otuz günü Berna kutlamaları
öncesine denk düşen yılın son ayında ardarda olmak üzere, toplam yüz
gün oruç tutarlar. Bu arada pazar günleri tutulan haftalık oruç da buna
dahildir. Bundan başka en önemli ayinlerden bir diğeri ise günlük olarak düzenlenen, seçkinlerin genel yemeğinin düzenlenmesidir. Bunu
düzenlemekle sorumlu olan dinleyiciler, yemek için salatalık, kavun,
karpuz, çeşitli meyve suları ve buğday ekmeği temin ederler; bu hizmetleri karşılığında günlük olarak günahlarının kefareti ödemiş sayılırlar. Ayrıca haftalık olarak yapılan tövbe ve günah itirafı törenleri de vardır. Bu arada yılda bir kez cemaat halinde tövbe ayini de yapılır. Son
olarak, dinleyicilerin gelirlerinin yedide ya da onda birini cemaat için
vermeleri din! bir görev olarak telakki edilir.
Maniheistlerin kutladıkları çeşitli kutsal gün ve bayramlar da vardır. Bunlar arasında en önemlisi Berna bayramıdır. Berna, bir bayramdan ziyade bir yıllık anma töreni görünümündedir. Mani’nin şubat ya da martta ıstırap çekerek öldürülmesi anısına, oruç ve yıllık tövbe ayı olan
yılın on ikinci ayının nihayetinde bu seremoni düzenlenir. Bu tören için
bir bakıma ışık elçisi Mani’yi temsil eden beş basamaklı bir kürsü (bema) hazırlanır ve üzerine Mani’nin resmi asılır. Daha sonra Mani için çeşitli ilahiler, dualar ve methiyeler okunur. Bundan başka musafaha yapma ve kutsama törenleri de yapılır. Ayrıca Maniheistler ölüler için bir anma seremonisi de düzenlerler.
5. Toplumsal Yapı
Maniheizm, oldukça gelişmiş bir hiyerarşik toplumsal yapı öngörür. Buna göre genel olarak cemaat, dinin katı asketik kurallarına sıkı sıkıya bağlı olan “seçkinler” ve bu kurallara uymamakla birlikte seçkinlere
hizmet etmeyi temel gaye edinen “dinleyiciler” olmak üzere iki gruba ayrılır. Seçkinler, tutsak ışık unsurunun kurtuluşu için çaba gösteren dünyevi elçiler olarak görülürler; zira onlar yedikleri yiyeceklerdeki ışık unsurlarını tasfiye eder ve yemekten sonra geğirerek onların serbest kalmalarına yardımcı olurlar. Yemeğe başlamadan önce seçkinler, yiyecekleri yemeğin elde edilişinde ve hazırlanmasında kendilerinin bir sorumlulukları
olmadığını da vurgulayan bir başlama duası yaparlar; bununla asketik yaşantı sürmeyen dinleyicilerin hata ve günahlarından sorumlu tutulmamayı amaçlarlar. Maniheizmde her ne kadar dinleyiciler, dinde kabul edilmeyen dünyevi bir yaşam sürüyor ve dini öğretilere tam olarak riayet etmiyor olsalar da onların cemaat içinde oynadıkları rol önemli ve değerli
görülür. Zira ışık unsurlarının kurtarılması işiyle uğraşan seçkinlerin yaşamlarını sürdürmelerine yardım etmek ve buna uygun ortam sağlamakla
onların da ışığın kurtarılışı görevinde aktif rol oynadıkları kabul edilir.
Maniheist cemaat içerisinde vaaz, dini öğretileri talim, cemaatı
temsil etme, ayinleri idare etme gibi işleri doğal olarak seçkinler grubuna dahil olanlar yürütürler. Öte yandan seçkinler grubu içerisinde de
birtakım hiyerarşik yapılanma söz konusudur. Bu şu şekilde sıralanır;
1. Mani’nin vekili olarak cemaatı yöneten bir lider.
2. Havarileri temsilen on iki öğretici.
3. Yetmiş iki piskopos.
4. Üç yüz altmış kişilik yaşlılar grubu.
Üstten alta doğru sıralanan bu dört grubu sade seçkinler ve onları
da dinleyiciler kitlesi takip eder.

DHBT
22 Kasım 2020 Pazar
ÜYELİK

Üye OlŞifremi Unuttum

2018 YILI 9500 KUR’AN KURSU ÖĞRETİCİSİ, İMAM HATİP VE MÜEZZİN KAYYIM ALIMI TABAN PUANLARI 2018 Yılı 9500 Kur’an Kursu Öğreticisi, İmam Hatip ve Müezz... Devamı

Tüm hepsinde aşağıda verilen şekilde ki gibi olacaktır.   KPSS Genel Yetenek : %15 KPSS Genel Kültür : %15   DHBT 1 : %30   DHBT 2 : %40   Ortaöğreti... Devamı

Merakla beklenen 2018 DHBT sınavı 09. Aralık Pazar günü Ösym tarafından  belirlenen sınav merkezlerinde gerçekleştirilecek. Sınav sonuçları ise 04.01... Devamı

KPSS SONUÇLARI NE ZAMAN AÇIKLANACAK? ÖSYM tarafından yapılan duyuru ile KPSS sonuçlarının açıklanma tarihi netlik kazandı. ÖSYM’nin sınav takvi... Devamı

a) DHBT, çoktan seçmeli test olarak uygulanacaktır. b) DHBT’nin ilk bölümü (DHBT-1) temel din bilgisisorularından oluşacaktır ve tüm öğrenim düzeyler... Devamı

Tüm hepsinde aşağıda verilen şekilde ki gibi olacaktır.   KPSS Genel Yetenek : %15    Dini Haberlerim KPSS Genel Kültür : %15   DHBT 1 : %30   DHBT 2... Devamı