DHBT Dersleri-157″Sabiilik Temel İnanç Esasları”

Sınav Defteri
Temmuz 17, 2020

Gnostik dinler ve gelenekler olarak bilinen Maniheizm, çeşitli Hıristiyan akımları (Valentinianlar, Setianlar, Marsiyoncular), Hermetikler
ve benzeri akımlarda olduğu gibi Sabilikte de inanç esaslarının ifadesinde kullanılan dile sembolik ve metaforik bir üslup hakimdir. Temel
inanç esaslarını konu alan Sabii kutsal metinleri, genelde mitolojik anlatılarla bu öğretileri betimlemeye çalışır.
A. Gnostik Düalizm
Baştan sona Sabii öğretilerine metafizik ve içinde yaşanılan evren
düzleminde kabul edilen bir düalizm egemendir. Yalnızca ahlaki düzlemde bir düalizmden farklı olan bu anlayış Gnostik Düalizm olarak da
nitelenebilir. Bu dualizme göre bir tarafta ışık ve nur alemi, diğer tarafta
ise karanlık alemi bulunur. Işık aleminin başında “Yüce Hayat”, “Kudretli Ruh” ve “Yüceliğin Efendisi” gibi isimler de verilen Malka d Nhura
(Işık Kralı) bulunur.
Bana ışık, nur ve karanlıktan, iyilik ve kötülükten, ölüm ve hayattan, doğru ve yanlıştan bahset. .. Bahsettiğin iyilik ve kötülüğü katıp karıştırdım. Zira onlar hayat suyu ve acı su, hayat ve
ölümdür. Yanlış ve doğru, yaralama ve iyileştirmedir … Onlar
ruh ve candır (Alf Trisar Şualia, s. 210-211).
Malka d Nhura, en üstün niteliklerle mücehhez ve bütün eksikliklerden münezzeh olan yüce varlıktır. Ginza’daki şu ifade onu en iyi şekilde tanımlar:
Sana hamd olsun … kudreti dışa taşan ve sonsuz olan Gerçekliğin Tanrısı, bitmek bilmeyen saf Nur ve yüce Işık; merhametli,
bağışlayan, rahim (müşfik) ve şefkatli (yüce varlık); bütün inananların kurtarıcısı, bütün iyiliğin sahibi, kudretli, akıllı, (her
şeyi) bilen, gören, hikmet sahibi olan ve her şeye gücü yeten
(varlık); yukarı, orta ve aşağı ışık alemlerinin hepsinin sahibi, izzetin yüce siması, saltanatında bir ortağı olmayan ve tahtını
paylaşacak bir şeriki bulunmayan sonsuz ve görünmez (varlık) (Ginza, s. 5).
Işık aleminde yüce varlık Malka d Nhura’nın etrafında sayısız nurani varlık bulunur. Uthria (zenginler) ve Malkia (krallar) diye adlandırılan bu varlıkların görevi, Malka d Nhura’yı takdis ve tesbih etmektir. Işık
alemi ve bu alemin varlıkları kötülükten tamamıyla münezzehtir. Bu
alem yokluk, eksiklik, fanilik ve yanlışlık gibi sıfatlardan da tamamıyla
uzaktır. Sabii kutsal kitaplarında, yönlerden kuzeyde olduğuna inanılan
Işık aleminin düzen, varlık ve verimliliği sembolize eden Hayat (Hayye)
prensibinden oluştuğu ifade edilir. Böylelikle hayat prensibi bütün Sabii
teolojisine baştan sona hakimdir.
Öte yandan düalizmin diğer kanadını oluşturan karanlık alemi de
ışık alemi gibi benzer bir yapılanmaya sahiptir. Işık aleminin hayat
prensibinden oluşmasına karşılık, karanlık alemi yokluk, eksiklik ve
düzensizliği sembolize eden kaos ya da “Kara Su”dan oluşmuştur. Yönlerden güneyde olduğuna inanılan ve alemin başında zaman zaman Ur
ya da “Büyük Canavar” diye de adlandırılan Malka d Hşuka (Karanlık
Kralı) bulunur. Malka d Hşuka, karanlık alemindeki sayısız kötü varlığın
yaratıcısı ve yayıcısı olarak nitelenir. Birçok olağanüstü nitelik ve güçle-,
re sahip olan bu varlık, kötü ve karanlık vasıfların tümüne sahiptir. Gin,­
za’da onun, aslan başlı, ejderha gövdeli, kartal kanatlı ve kaplumbağa
sırtlı korkunç bir surete sahip olduğu, dudaklarının kalınlığının yaklaşık
800.000 km olduğu, nefesinin demiri erittiği ve bir bakışıyla dağları sarstığı belirtilir. Buna rağmen, yüce Işık Kralı karşısında yer alması nedeniyle onun bir aptal ve sersem olduğu vurgulanır.
Malka d Hşuka’nın etrafında sayısız kötü varlık, devler, şeytanlar,
kötü ruhlar, canavarlar ve benzeri varlıklar bulunur. Bu varlıklara ilaveten karanlık alemi içerisinde bir de düşmüş ışık varlıkları vardır. Bunlar
kötü varlıklarla işbirliği ya da ezeli bir takdirin (kaderin) bir tezahürü
olarak karanlıklar alemine atılmış varlıklardır. Bunların başında Ruha
isimli bir dişi figür gelir. Ruha, özellikle alemin ve insanın yaratılışı mitolojisinde kötü varlıkları harekete geçirmesi konusunda Malka d Hşuka’yı kışkırtan bir varlık olarak nitelenir. Ayrıca ışık alemiyle karanlık
alemi arasında bir bakıma aracı varlıklar olan Yuşamin, Abatur ve Ptahil
(maddi alem ve insanın yaratıcısı) gibi figürler de karanlık alemine atılmış varlıklar arasındadır. Sabii ilahiyatına göre Malka d Nhura gibi Malka d Hşuka da ezeli
ve ebedidir. Dünyanın sonunda bütün kötü varlıklar yok edilecek ancak karanlık ve kaos prensibiyle karanlık tanrısı Malka d Hşuka varlıklarını ebediyen sürdürecektir. Bununla birlikte bunlar Malka d Nhura tarafından kendi kabukları (alemleri) içine hapsedilecektir.
B. Evren ve Evrenin Yaratılışıyla İlgili İnançlar
Sabiilerin kainatın ve yeryüzünün oluşumu ile ilgili tasavvurları
baştan sona mitolojiyle iç içedir. Gerek kainat ve yeryüzünün gerekse
insanın yaratılışı, ışık ve karanlık ya da iyilik ve kötülük arasındaki kaçınılmaz mücadeleyle ilgili ilahi kaderin bir tecellisi olarak görülür. Kainatın yaratılışı öncesi dönemde karanlık alemiyle ışık alemi birbirinden tamamıyla ayrı durumdadır. Karanlık alemi, yapısı gereği kaos ve düzensizlik halinde Kara Su’ dan oluşmuştur; hayat ve verimlilik unsurları taşımadığından düzenli hiçbir şey var edemez. Dolayısıyla Karanlık Kralı,
ışık alemi varlıklarını ele geçirip tutsak etme planları kurmaktadır. Durumdan haberdar olan Işık Kralı ise buna karşı çeşitli tedbirler almaktadır. Nitekim ışık elçisi Manda d Hayye’yi özel görevle gizlice karanlık
alemine gönderir. Manda d Hayye, yanındaki kutsal silahlarıyla Karanlık Kralı’nı yakalar ve zincire vurur. Ancak sonradan ışık aleminde yaşayan bazı ışık varlıkları, kendilerinin dışındaki alemleri ve varlıkları merak ederek ışık alemiyle karanlık alemi arasındaki perdeleri aralar ve
Kara Su’ya (karanlık alemine) bakar. İşte onların bu merakı ışık eleminden düşüşün ya da atılışın başlangıcı olur. Işık aleminden atılan varlıklardan her biri sonradan hatalarını anlayıp, tekrar ışık alemine dönmek
isterlerse de onların bu isteği ilahi kader gereği kabul edilmez. Ancak
maddi alemin (kainatın) varlığına son verildiğinde bunlar günahlarından temizlenerek tekrar ışık alemine kabul edilecektir.
Evrenin yaratılışı açısından özellikle Yuşamin, Abatur ve Ptahil’in
düşüşleri çok önemlidir. İkinci Hayat, Üçüncü Hayat ve Dördüncü Hayat
ol.arak da adlandırılan bu üç varlık, ışık alemiyle karanlık alemi arasında
bir bakıma temas kurma ve aracılık yapma görevini üstlenir. Bir başka
açıdan bu üç varlık, yaratılışla ilgili karanlık alemine düşüşün üç aşamasını oluşturur. Bir diğer ifadeyle Yuşamin ve Abatur’un durumunda karanlık alemine düşüş tam olarak gerçekleşmez; ancak Ptahil ile düşüş tamamlanmış olur. Yuşamin ve Abatur, düştükleri karanlık alemin sınırlarında kendilerine ait bir dünya kurmak isterlerse de başarılı olamazlar. Nihayet Abatur, kendi aleminin perdesini aralayarak Kara Su’ya bakar ve
o anda Kara Su’da kendi sureti yansır. Bu yansımadan Dördüncü Hayat
olarak adlandırılan Ptahil oluşur. Ptahil kendisinde bulunan ışık parçacıklarıyla kara sular içinde kendisine ait bir dünya yaratmaya çalışır; ancak bunda başarılı olamaz. Daha önceden karanlık alemine atılmış olan
ve Ptahil’in bu çalışmalarını gören Ruha, Karanlık Kralı büyük canavar
Ur’la işbirliği yapar, onun zincirlerini çözer ve ikisi birlikte Ptahil’e dost
görünerek onu maddi alemi yaratma işinde teşvik eder. Zira niyetleri
Ptahil’in yaratacağı dünyaya sonradan hakim olmaktır. tık girişiminde
başarılı olamayan Ptahil, Işık Kralı’na yardım etmesi için yalvarır. Bu arada ileriye dönük planlarını gerçekleştirme yönünde dişi figür Ruha ile
Karanlık Kralı birleşir ve bundan kötü varlıklar olan yedi gezegenle on
iki burç doğar. Ptahil’in yalvarmaları karşısında Işık Kralı ona hayat nurunu verir ve Ptahil bununla kara sularda dünyayı yaratır. Bu dünyanın
maddi yönleri kara sudan, hayat ve verimlilik taşıyan yönleri ise hayat
nurundan oluşur. Bu yaratılış tamamlandığında kötü güçler kara suyla
birleşen hayat nurunun (ışık varlığının) kaçmaması için bu dünyanın etrafına kendi çocukları olan yedi gezegen ve on iki burcu yerleştirir. Böylelikle Ptahil’in dünyası tamamıyla gözetim altına alınmış olur. Kötü güçler bununla da kalmayıp hileyle dünyayı Ptahil’in elinden alır ve onu cinler, devler ve şeytanlar gibi sayısız kötü varlıkla doldurur.
Görüldüğü gibi dünyanın yaratılışı olayında yaratıcı güç, Yüce
Işık Tanrısı değil, düşmüş ışık varlığı olan demiurg Ptahil’dfr. Sabii literatüründe dünyanın yaratılışıyla ilgili nadiren monistik (dünyayı yaratanın
Yüce Tanrı olduğu şeklinde) yaklaşımlara da rastlanmaktadır. Ancak
bunların Sabiiliğe sonradan adapte edilmiş olduğu kesindir.
C. Sabiiliğe Göre İnsan
Sabiilerin insanın oluşumu ve yapısı ile ilgili tasavvurları, kainatın
ve dünyanın yaratılışı mitolojisiyle bir bütünlük arz eder. Yarattığı dünyanın kötü güçlerce ele geçirilip doldurulduğunu gören demiurg Ptahil,
hiç olmazsa dünyada kendisine vekalet edecek bir varlık oluşturmak ister ve insanı yaratmayı planlar. Ancak, kötü güçler yine onu kandırmayı
başarır ve onunla bu konuda da işbirliği yapar. Böylelikle insanın maddi
yönünü oluşturan ceset, Ptahil tarafından yaratılır.
Ptahil dünyayı yaratttıktan sonra Adem’i kendi suretinde, Havva’yı ise Adem’in suretinde yarattı (Ginza, s. 242). Ancak bu yaratma işi başarısızlıkla sonuçlanır, zira yaratılan varlık
hayat unsurundan yoksun, dolayısıyla cansızdır. Ona can vermek için
kötü güçler türlü yollar dener, fakat bir türlü başarılı olamaz. Sonunda
Ptahil, Yüce Işık Tanrısı’na yalvarır ve kendisine yardım etmesini ister.
Bu seslenişe cevap olarak Işık Kralı, insanın ruhunu ışık aleminden yeryüzüne indirir ve bir ışık elçisi (Manda d Hayye) aracılığıyla cansız bedene yerleştirir. Bunun üzerine insan (Adem) ayağa kalkar ve konuşur.
Sabii inancına göre Adem, inanan bir insandır. Zira Yüce Tanrı insanı kötü varlıkların eline bırakmamış, ruhun bedene konuluş anından
itibaren onu eğitmesi için Manda d Hayye’yi ve onu korumaları için de
üç ilah! muhafızı (Hibil, Şitil ve Anuş’u) yeryüzüne indirmiştir. Böylelikle ilah! yolu tanıyan ilk insan yüce Işık Kralı’na itaat eden bir varlık haline gelmiştir. Ayrıca Adem’in yeryüzünde yalnız kalmaması amacıyla
Havva da yaratılmıştır. Öte yandan Sabii kutsal metinlerinde Havva’nın
yaratılışı ve yapısı konusunda zaman zaman farklı yaklaşımlara da rastlanmaktadır. Dünyanın süfli yapısı nedeniyle insanın Adem ve Havva
olarak ikiye ayrıldığı şeklinde görüşler de mevcuttur. Adem’le Havva’nın evliliklerinden üç erkek ve üç kız dünyaya gelmiş ve bunlar vasıtasıyla insanlık çoğalmıştır.
Görüldüğü gibi Sabiilere göre insan madde ve ruhtan oluşan iki
farklı unsurdan meydana gelir. Ceset maddi varlığı itibarıyla kötülük ve
karanlığı, ruh ise iyilik ve nuru temsil eder. Ceset varlık itibarıyla bu süfli aleme aittir, ruh ise takdir gereği ilah! ışık aleminden bu süfli dünyaya
indirilerek cesede konulmuştur.
D. Kurtuluş Öğretisi
Sabii düşüncesine göre süfli bedene yerleştirilen ruh, bu durumdan hiç de memnun değildir. O, bu süfli dünyadan kurtulmak ve kendi
mekanı olan ışık alemine tekrara yükselmek için çırpınıp durmaktadır.
Diğer yandan kötü ve karanlık güçler ise ele geçirdikleri bu ışık varlığını elden kaçırmamak için birçok önlem almış ve onu çepeçevre kuşatmıştır. Onlar bir taraftan mal mülk ve çeşitli dünya nimetleriyle, diğer taraftan ise hırs, şehvet, kıskançlık ve diğer pek çok nefsi istek ve arzuyla
ruhu bu dünyaya bağlamaya çalışır. Bu durumda ruh, beden içerisinde
bir hapishane hayatı yaşar.
Sabiilere göre kurtuluş yalnızca ruh için geçerlidir; zira beden bu
süfli dünyaya aittir. Ruhun kurtuluşu ise beden hapishanesinden ve dünyadan kurtulmasına bağlıdır. Kurtuluş için ruhun gerekli olan şeyleri yapması, yani doğru inanç ve ibadetlere bağlanması gerekir. Ancak
bu bile kurtuluş için yeterli değildir. Zira Sabii düşüncesine göre kurtuluşun tek yolu ilahi kurtarıcı bilgiye (buna manda, yani “hikmet” ya da
“kutsal bilgi” denir) sahip olmaktır. Bu bilgi ise kazanılan veya öğrenilen bir bilgi değil bahşedilen, verilen bir bilgidir. Bu kurtarıcı bilgiye sahip olmak için insanın yapması gereken şey bu bilgiyi alabileceği uygun ortamı hazırlamaktır. İşte bu da doğru iman ve ibadetlerle mümkündür. Doğru inanç ve ibadetleri izleyen bir ruha kurtarıcı bilgi ilahl
kurtarıcı (redeemer) tarafından iletilir. Bu bilgiye sahip olan ruh, bu süfli alemden tamamıyla temizlenerek ilahl nur alemine, yüce Işık Kralı’nın
katına yükselir. Böylelikle kurtuluş gerçekleşmiş olur.
Sabiiler, kurtuluşun ilk örneğinin ilk insan Adem’in şahsında gerçekleştiğine inanırlar. Yaratıldıktan sonra Adem, kötü varlıklardan uzak
durmuş, yüce Işık Kralı’na yönelmiş ve kurtuluş için yalvarmıştır. Buna
mukabil kendisine Manda d Hiia vasıtasıyla kurtarıcı bilgi gönderilmiş,
böylelikle Adem’in ruhu ışık alemine yükselmiştir. Adem’in şahsında
cereyan eden bu kurtuluş modeli, bütün Sabiiler için bir örnektir.
E. Gelecek Dönem ve Ahiret Tasavvurları
Sabiiler, ilk insanın yaratılışından kıyamete kadar dünyanın yaşını
480.000 yıl olarak hesaplarlar. Bu süre dört döneme ayrılır. Adem’in yaratılışıyla başlayan ilk dönem 216.000 yıl sürer. Bu dönem sonunda insanlık kılıç ve hastalıkla yok edilmiş, ancak bundan bir çift kurtulmuştur. 156.000 yıl süren ikinci dönem sonunda da ateş ile insanlar yok
edilmiş, yine sadece bir çift kurtarılmıştır. Toplam 100.000 yıl süren
üçüncü dönem sonunda ise insanlar bu defa su (tufan) ile yok edilmişler ve bu olaydan sadece Nuh ve ailesi gemiyle kurtarılmışlardır. Şu an
içinde bulunduğumuz son dönem ise bu son tufanla başlayıp kıyamete
kadar devam edecek olan son 8.000 yıldır.
Sabiilere göre dördüncü dönemin son 2000 yılı, yani Nuh’tan
6000 yıl sonra Kudüs’ün kuruluşuyla başlayarak dünyanın sonuna kadar devam edecek olan süre ahir zamanı temsil eder. Ahir zaman kötülük, zulüm, fitne ve savaşların gittikçe arttığı bir dönemdir. Bu dönemde
Sabiiler aleyhine zulüm ve takibat yoğunlaşır. Ayrıca bu dönemde tabii
denge de bozularak altüst olur; kıtlık, kuraklık, doğal felaketler ve çölleşme yaygınlaşır. Bu dönemde pek çok şey tersyüz olur (efendilerin
hizmetçi ve hizmetçilerin efendi olması gibi). Bundan başka salgın hastalıklar ve çeşitli belalar insanları kasıp kavurur. İşte bu dönemin sonlarında dünyanın sonunun iyice yaklaştığını gösteren çeşitli işaretler görülecektir. Bunların başlıcaları gökten bir yıldızın okyanusa düşmesi,
yedi denizde kırmızı suların akması ve bundan içenlerin kısır kalması
ve son olarak büyük bir fırtınanın çıkmasıdır. Bu işaretlerden sonra
mehdi Praşai Siva (“son savaşçı” ya da “son kral”) ortaya çıkar ve yeryüzüne hakim olur. Mehdinin döneminde bütün ahlaki kötülüklere son
verilir; savaşlar, fitneler ve zulüm kaybolur. Ayrıca doğal düzen de bu
saadet döneminden olumlu olarak etkilenir. Öyle ki hiç kış olmaz. Böylelikle mehdi Praşa i Siva dönemi bir altın çağ olur. Mehdinin hükümranlığı dünyanın sonuna kadar devam eder.
Sabiiler yeryüzü hayatı sonunda genel bir kıyametin olacağına
inanırlar. Buna göre yeryüzündeki hayatın sonunda önce havanın zehirlenmesiyle bütün canlılar yok edilecek; sonra da yeryüzünün kendisi
ve yeryüzünü çevreleyen gezegenler ve burçlar yok edilecektir. Kıyamet sonrası ruhlar için genel bir hesap yapılacaktır, ancak bu hesap yalnızca günahkar ruhlar için yapılacaktır. Zira dünya hayatında insanlar
öldüğünde ruhları dünyayı çevreleyen ve bir bakıma gözetim evi görevini ifa eden yedi gezegenden sırasıyla geçerek Abatur’un terazisine
ulaşır ve oradan ışık alemine doğru yükselirler. Ölen kişi eğer inanan
bir kimseyse bunun ruhu şimşek hızıyla bu gözetim evlerini geçer ve
ışık alemindeki cennete (Mşunai Kuşta’ya) ulaşır. Ancak ölen kişi inanmayan ya da günahkar olan bir kimseyse bunun ruhu bu gözetim evlerinde takılır ve işkenceye tabi tutulur. İşte genel hesapta kıyametle birlikte yeryüzünden kurtarılan günahkar ruhlarla daha önceden yeryüzünden ayrılmakla birlikte günahkarlıkları nedeniyle gözetim evlerinde
alıkonup eza ve işkence çeken ruhlar, Abatur’un terazisinde tartılarak
yargılanacak ve günahlarını çekmek üzere bir çeşit cehennem olan Suf
Denizi’ne atılacaktır. Günahları sona erdiğinde bu ruhlar da tekrar ışık
alemine alınacaktır.
Bundan sonra o (ışık elçisi) onları (günahkar ruhları) Ur’un
dişleri arasından aldı ve günahları çözülünceye kadar onları
büyük Suf denizine attı. Sonra bu ruhlar hayat suyuna atılan
beyaz susam gibi olacaklar. Ve o onları yüce vaftizle vaftiz etti. .. O, her bir ruhu sağ eliyle alır ve ona büyük saygıyla (ışık alemindeki) mekanını gösterir (Draşia d Yahya, s. 239).
Sabii inancına göre Sabii olmayanların ruhları günahlarının çokluğu nedeniyle ebediyen Suf Denizi’nde kalacaktır.
Eğer günahların kaldırılmamışsa ve borçların ödenmemişse
sen ey ruh, ikinci bir ölüm tadacaksın ve gözlerin ışığı görmeyecek ( Ginza, s. 588).
Ayrıca Sabiiler, kıyamet esnasında kötülük tanrısı Malka d Hşuka’nın yakalanarak ebediyen kendi kabuğuna hapsedileceğine inanırlar. Bu arada Yuşamin, Abatur ve Ptahil gibi düşmüş ışık varlıkları da
tekrar ışık alemine kabul edileceklerdir.

DHBT
22 Kasım 2020 Pazar
ÜYELİK

Üye OlŞifremi Unuttum

2018 YILI 9500 KUR’AN KURSU ÖĞRETİCİSİ, İMAM HATİP VE MÜEZZİN KAYYIM ALIMI TABAN PUANLARI 2018 Yılı 9500 Kur’an Kursu Öğreticisi, İmam Hatip ve Müezz... Devamı

Tüm hepsinde aşağıda verilen şekilde ki gibi olacaktır.   KPSS Genel Yetenek : %15 KPSS Genel Kültür : %15   DHBT 1 : %30   DHBT 2 : %40   Ortaöğreti... Devamı

Merakla beklenen 2018 DHBT sınavı 09. Aralık Pazar günü Ösym tarafından  belirlenen sınav merkezlerinde gerçekleştirilecek. Sınav sonuçları ise 04.01... Devamı

KPSS SONUÇLARI NE ZAMAN AÇIKLANACAK? ÖSYM tarafından yapılan duyuru ile KPSS sonuçlarının açıklanma tarihi netlik kazandı. ÖSYM’nin sınav takvi... Devamı

a) DHBT, çoktan seçmeli test olarak uygulanacaktır. b) DHBT’nin ilk bölümü (DHBT-1) temel din bilgisisorularından oluşacaktır ve tüm öğrenim düzeyler... Devamı

Tüm hepsinde aşağıda verilen şekilde ki gibi olacaktır.   KPSS Genel Yetenek : %15    Dini Haberlerim KPSS Genel Kültür : %15   DHBT 1 : %30   DHBT 2... Devamı