DHBT Dersleri-155″İslami Kaynaklarda Sahillerin Kimliği Sorunu”

Sınav Defteri
Temmuz 15, 2020

Kur’an’da üç ayette (2. Bakara, 62; 5. Maide, 69; 22. Hac, 17) zikredilen Sabiiler terimiyle kimin kastedildiği öteden beri bir tartışma ve
spekülasyon konusu olmuştur. Kur’an diğer din! topluluklarla birlikte
bahsettiği bu grup hakkında herhangi bir tanımlama yapmamış, onları
yalnızca ismen anmıştır. Bu ayetlerden Bakara 62 ve Maide 69’da Sabiiler, Araplarca Ehl-i Kitab olarak da bilinen dinsel gruplarla (Yahudi ve
Hıristiyanlarla) birlikte zikredilmiş ve bunlardan her kim Allah’a ve ahiret gününe inanır ve salih amel işlerse onların kurtuluşa erecekleri vurgulanmıştır; Hace, 17’de ise Sabiiler de dahil Arapların yaşadıkları çevrede bilinen tüm dinsel gruplar anılarak Allah’ın bunlar arasında hükmedeceği belirtilmiştir. Diğer gayrimüslim gruplarla birlikte Sabiilerin de Kur’an’da zikrediliyor olması, Kur’an’ın nazil olduğu dönem Araplarının onlardan haberdar olduklarını gösterir. Zira Arapların, kendi kültürlerinde olmayan
ya da hakkında bilgi sahibi olmadıkları herhangi bir kavram veya terimin Kur’an’da kullanılması durumunda, Hz. Muhammed’e itiraz ettikleri, en azından “bu da nedir” diye sordukları bilinmektedir. Kur’an’da
kullanılan Sabii terimi konusunda böylesi bir itirazın ya da bunların kim
olduklarına dair bir sorunun Peygamber’e yöneltildiği bilinmemektedir.
Diğer taraftan çeşitli hadis kaynaklarında yer alan ifadelerden anlaşıldığına göre müşrik Araplar, Mekke döneminde bizzat Peygamber
Muhammed (sas.) ve ona tabi olanlar için de Sabii ismini kullanmışlardır. Abdurrahman ibn Zeyd (ö. MS 798) gibi bazı ilk dönem İslam alimleri aksini iddia etseler de1 Kur’an’da geçen terimle, Hz. Muhammed’e ve
ona tabi olanlara Sabii denmesi arasında bir ilişki yoktur. Zira Hz. Peygamber ve ashabı için Mekke döneminde müşriklerce kullanılan Sabii
terimi Arapça “döndü, ortaya çıktı veya değişti” anlamlarına gelen saba’a veya “meyletti, döndü” anlamlarına gelen saba’ fiil köklerinden türetilen bir isimdir. Araplar saba ‘a fiilini, geceleyin yıldızlar ortaya çıktığında yıldızlar için ve deve geri dönüp geldiğinde deve için kullanırdı.
Yine bu fiil, aniden çıkıp gelen herhangi bir şahıs için de kullanılırdı.
Ayrıca Araplar, dinini terk edip başka bir dine giren herhangi bir kişinin
davranışını ifade etmek için de bu fiili kullanırdı. Örneğin, Peygamber
(sas.) zamanında bir kişi Müslüman olduğunda onlar saba ‘a fulanun
“falan kişi dinini değiştirdi (dininden döndü)” derlerdi. Nitekim Beni
Cez!me kabilesi halkı, Halid b. Velld kendilerini İslam’a davet ettiğinde
“saba ‘na saba ‘na = döndük, döndük (veya dinimizi değiştirdik)” demişlerdi. Dolayısıyla birçok İslami kaynağın da vurguladığı gibi, müşrik
Araplar, geleneksel Kureyş dinini tanımayıp karşı çıktığı ve başka bir dine uyduğu için Peygamber’i (sas.) ve etrafındakileri Arapçada “dönen”
anlamına gelen Sabii terimiyle adlandırmışlardır. Diğer taraftan Kur’an’da geçen Sabii teriminin, Hz. Peygamber
(sas.) için kullanılan “dönen” anlamındaki Sabii ismiyle ve ismin kökenini oluşturan Arapça saba ‘a veya saba ‘ fiil kökleriyle bir ilişkisinin olmadığı açıktır. Her şeyden önce Sabiilerin Kur’an’ da dinsel bir grup olarak zikredilmeleri, onların Hicaz bölgesi Araplarınca bilinip tanındıklarını göstermektedir. Kur’an’da isimleri geçen diğer dinsel gruplar konusunda olduğu gibi Sabiiler için de Kur’an yeni bir isim kullanmamakta
Araplar arasında yaygın olarak bilinip kullanılan ismi kullanmaktadır.
Öteden beri, güney Mezopotamya’da yaşayan Sabiilerin Arap
komşularınca Subba ya da Subbi olarak adlandırıldıkları bilinmektedir.
Her ne kadar Sabiiler kendileri için bu ismi kullanmasalar ve kendilerini
Mandenler (bilenler, arifler) ve Nasuralar (hakikati koruyup gözetenler)
diye adlandırsalar da komşuları onları, dinlerinin en göze çarpan karakteristiği olan sürekli boy abdesti ibadeti nedeniyle Subba ismiyle isimlendirmişlerdir. Sabiilerin kendi dilleri olan Mandencede “vaftiz olan,
suya dalan, yıkanan” anlamlarına gelen Subba terimiyle ilişkili birçok
kavram (örneğin en önemli Sabii ibadeti olan Masbuta) Sabiilikte yaygın olarak kullanılmaktadır. Dolayısıyla Arap komşuları, inançları gereği
gizlilik ilkesine sıkı sıkıya bağlı olan bu cemaati dışa yansıyan ibadetlerinde özellikle de boy abdestinde sıkça kullanılan “suya dalmak” anlamındaki saba ‘e teriminden hareketle Sabiiler olarak adlandırdılar. Nitekim lbn Nedim gibi bazı İslam alimleri, Sabiilerin Arapça “el-Muğtasılah” (yıkananlar, gusl olanlar) şeklinde adlandırıldıklarını da ifade ederler. Burada kullanılan Muğtasılah terimi anlam itibarıyla Sabii teriminin
Arapça karşılığı konumundadır.
Kur’an’da kendilerinden bahsedilen Sabiilerin kim oldukları konusunda Hicri ilk iki asırda yaşayan ve aralarında çeşitli sahabi ve tabiinin de bulunduğu İslam alimlerinin görüşleriyle sonraki dönemlerde
yaşayan çeşitli alimlerin görüşleri arasındaki farklılık dikkat çekicidir.
Abdullah ibn Abbas, Hasanu’l-Basri, Mücahid ve Ata ibn Ebi Rabah gibi
ilk dönem İslam alimleri, Sabiiliğin Yahudilik, Hıristiyanlık ve Mecusilik
arasında (ya bunlara benzeyen ya da bunlardan birinin bir mezhebi durumundaki) bir din olduğunu ifade etmişlerdir. Bu İslam alimlerinden
bir kısmı, Sabiilerin Kusa, Savad-ı Irak ve Ceziretu’l-Musul’da yaşadıklarını, Zebur okuduklarını ve meleklere taptıklarını belirtir. Bununla birlikte onlardan bazıları (örneğin Ziyad ibn Ebihi ve Vehb ibn Münebbih)
Sabiilerin peygamberleri kabul ettiklerini ve Allah’tan başka bir ilahın olmadığına inandıklarını ifade etmiştir. Hatta Hasanu’l-Basri’nin rivayetine göre halife Muaviye döneminde Irak valisi olan Ziyad ibn Ebihi, Sabiilerden cizyeyi bile kaldırmayı düşünmüş ancak sonradan kendisine
Sabiilerin meleklere taptıkları söylenince bu fikrinden vazgeçmiştir.
ilk dönem İslam alimlerinin Sabiilere ilişkin bu değerlendirmelerinde dikkati çeken en önemli husus, onların Sabiilerle ilişkili olarak asla Harran’ dan ve Harranlılardan bahsetmemeleridir. Yine bu İslam alimlerinin sonraki dönem Müslüman yazarların aksine Sabiilikle ilişkili olarak yıldız-gezegen kültünden ya da paganizmden hiç bahsetmemeleri
oldukça önemli bir husustur.
Bu İslam alimlerinin Sabiiler konusundaki değerlendirmelerinin
genelde doğru olduğunu görüyoruz. Gerçekten de Kusa, Savad-ı Irak
ve Musul civarı, Sabiilerin MS 2. yüzyıldan beri yaşadıkları bölgedir. Zira
Sabiilerle ilgili yapılan çalışmalardan, MS 1. yüzyılda anavatanları Filistin-Ürdün bölgesinden Yahudi baskısı nedeniyle göç eden Sabiilerin,
önce Musul civarındaki dağlık Medye bölgesine (Adiabene yöresine)
sonra da büyük oranda buradan güney Mezopotamya’ya gelip yerleştikleri bilinmektedir. Nitekim Kur’an’ın nazil olduğu dönemde Sabiiler,
yaklaşık beş yüz yıldır güney Mezopotamya’nın bataklık yörelerinde yaşamaktaydılar. Hz. Ömer döneminde Müslümanlar bu yöreyi fethettiklerinde, Sabiiler kendilerinin de Ehl-i Kitap olduklarını ispatlamak amacıyla Müslümanlara kutsal kitapları Ginza’yı göstermişler, ayrıca kendilerinin putperest olmadıklarını vurgulamışlar, Müslüman yöneticiler de
onlara ehli zimmet statüsünü tanımışlardır. Müslümanlarca onlara herhangi bir kötü muamelenin yapılmadığına ilişkin anlatılara Sabii metinlerinde de rastlamak mümkündür.
Çeşitli ilk dönem İslam alimlerince Sabiilerin meleklere taptıkları
ve Zebur okuduklarına dair ileri sürülen görüş, Sabiilere ilişkin genellikle duyumlara ya da yetersiz dış gözleme dayalı eksik bilgiden kaynaklanmış olmalıdır. Sabiiler, taptıkları yüce varlığa kendi dillerinde Malka
d Nhura (Işık Kralı) adını vermektedirler. Ayrıca genel anlamda Malka
(çoğulu Malkia), Yüce Tanrı Malka d Nhura’nın etrafındaki sayısız ışık
varlığı için genel bir isim olarak da kullanılmaktadır. Dolayısıyla Sabiiler
günlük ibadet ve dualarında Malka ve Malkia terimlerini sıkça telaffuz
etmektedirler. Sabiilerle bir arada yaşayan ancak Sabiilerin dışa kapalı
yapıları nedeniyle onları yeterince tanıma fırsatı bulamayan Arap komşuları Sabiilikteki Malka terimini Arapça melek olarak algılamış ve onların meleklere taptıklarını sanmışlardır. Yoksa gerçekte Sabiiler asla meleklere tapmazlar. Aynı şekilde Sabiilerin Zebur okudukları kanaatı da
yanlış bir değerlendirmeden kaynaklanmış olmalıdır. Başta Ginza ve
Kalasta olmak üzere Sabii kutsal kitaplarının önemli bir bölümü ilahi
tarzında yazılıdır. Muhtemelen bu metinleri Müslümanlar Davud’un
Mezmurlarıyla karıştırmış ve onların Zebur okuduklarını sanmışlardır.
Görüldüğü gibi Kur’an’ın nazil olduğu dönemden itibaren ilk dönem İslam alimlerinin, Kur’an’daki Sabiilerin kimliğine ilişkin olarak ifade ettikleri görüş ve nitelemeler, MS 2. yüzyıldan itibaren güney Mezopotamya’ da yaşayan kendilerini Mandenler ya da Nasuralar diye adlandıran, ancak Arap komşularınca Subba ya da Subbi diye isimlendirilen dinsel gruba yöneliktir. Ancak sonraki dönemlerde Kur’an’daki Sabiilerin
kim olduklarıyla ilgili önceki dönem İslam alimlerinin görüşlerinin aksine yaygın bir kanaat hasıl olmuş ve Sabiiler özelde Harran putperestleriyle özdeşleştirilerek onların yıldız ve gezegenlere tapan politeistler oldukları ileri sürülmüştür. Özellikle Abbasiler dönemi ortalarından itibaren yaygınlaşan bu kanaat, tefsirden fıkha hemen her alanda yazılan
eserlerde tekrarlanmış ve günümüze kadar süregelmiştir. Yine bu dönemde, Kur’an’daki Sabii terimi anlam itibarıyla Arapça saba’a-yasbau
fiil kökünden hareketle “doğru dinden sapıp batıla yönelmiş olan” ya da
“bilinen yaygın dinlerden ayrılarak ortada kalmış olan, herhangi bir dini
olmayan” şeklinde değerlendirilmiş, ilerleyen dönemde ise Sabii terimi
kısaca “putperest” ve “Müslüman olmayan” şeklinde algılanmıştır. Bu nedenle genelde Çin’ den Yunan’a, Orta Asya’dan Mısır’a kadar -Hıristiyanlar da dahil- bütün gayrimüslimler Sabii olarak adlandırılmışlardır.
Sonraki dönem İslami kaynaklarda Sabii terimi genelde bütün
gayrimüslimler için kullanılan bir isim olarak görülürken özelde ise
Harran putperestleri Sabiiler olarak tanımlanmış; Harranilerin eski AsurBabil dinsel geleneğinin bir devamı şeklinde sürdürdükleri yıldız-gezegen kültüne dayalı paganizmi Sabiiliğin en önemli karakteristiği olarak
belirtilmiştir. Her ne kadar bu döneme ait bazı yazarlar Harran putperestlerinin gerçekte Sabii olmadıklarını, asıl Sabiilerin güney Mezopotamya’da yaşadıklarını ve bunların dinsel sistemlerinin Harranilerden
tamamıyla farklı olduğunu vurgulasalar da “Harran Sabiileri” adı altında
Harranilerin İslam dünyasında gittikçe artan şöhretleri ve Sabit ibn Kurra gibi bazı Harranilerin halifelerin saraylarında yapılan tartışmalarda
kendi paganist inançlarını ısrarla savunmaları nedeniyle Müslümanların dikkatleri Harraniler üzerine çekilmiş ve Müslüman yazarlar eserlerinde
Sabiilik adı altında Harran paganizmini ve politeizmini tanımlamışlardır.
tbn Nedim, Biruni, Hamza el-Isfahanı ve el-Havarizm1 gibi Müslüman yazarların eserlerinde açıkça ifade ettikleri gibi gerçekte Harran
putperestleri Sabii adını geç bir dönemde, muhtemelen Abbasiler döneminde zimmi statüsünü sürdürebilmek amacıyla almışlardır. Harranlıların daha önceki dönemlerde Sabii ismiyle herhangi bir ilişkileri olmamıştır. Tarihi Mö üçüncü binli yıllara kadar uzanan Harran halkı, Blrunl’nin de vurguladığı gibi Abbasiler dönemi öncesinde komşularınca
“putperestler” ya da kısaca “Harraniler” olarak adlandırılmışlar. Zaten
ilk dönem İslam alimlerinin Sabiilerle ilişkili olarak Harran’dan ve Harran paganizminden hiç bahsetmemeleri de Harran halkının Sabiilikle
gerçekte bir ilgisinin olmadığını göstermektedir.
Halife Me’mun dönemi, Sabiilerin kim oldukları konusunda günümüze kadar gelen spekülasyon ve yanlış değerlendirmeler açısından
bir dönüm noktası olmuştur. Bu dönemde, o zamana kadar Sabiilikle
hiçbir ilgisi olmayan, çevrelerinde “putperestler” ve “Harraniler” gibi
adlarla tanınan ve geleneksel Asur-Babil politeizmini (gök cisimlerini ve
onları sembolize eden putlara tapınmayı) devam ettiren Harranlılar, Sabii adını almışlardır. Bu adı almalarının nedeni, İbn Nedim’in anlatısına
göre Halife Me’mun’un ölüm tehdidinden kurtulmaktı. Zira Me’mCın,
onların putperest yapılarını İslam devletinde zimmi (anlaşmalı) statüsüyle yaşamalarına mani olarak görmüş ve onları ya Müslüman olmaları
ya da Kur’an’da adı zikredilen gruplardan birine girmeleri konusunda
tehdit etmişti. İnançları konusunda sıkışan putperestler “Sabii” ismine
sığındılar. Harranlı putperestlerin böylelikle Sabii ismini almalarından
sonra, birçok Harranlı bilgin (ünlü Sabit ibn Kurra ve İbrahim ibn Hilal
gibi) Sabii adı altında Bağdat gibi merkezlerde meşhur oldu ve bunların
bazıları kendi inançlarını (Sabiilik adı altında) hararetle savundu. Bu
arada gerçek Sabiiler ise dinlerinin bir gereği olarak inançlarını dışa vurmamaları ve bilim ve edebiyat gibi sahalarda herhangi bir varlık gösterememeleri nedeniyle bir bakıma unutuldular. Dolayısıyla bu dönemden itibaren İslam alimleri eserlerinde Sabiilik adı altında Harran politeizmine geniş yer verdiler. Diğer yandan el-Bağdadi, Biruni ve İbn Nedim gibi bazı İslam alimleri, Sabiileri “Harran Sabiileri” ve “Vasıt Sabiileri” diye ikiye ayırarak, güney Irak’ta yaşayanları kasteden Vasıt Sabiilerinden “gerçek Sabiiler” olarak bahsettiler. Ayrıca bunlar, Harranlıların aslında Sabii olmadıklarını zira bunların Sabii ismini sonradan aldıklarını açıkça ifade ettiler. Bununla birlikte Sabiilik konusundaki bu karmaşa
sonraki dönemlerde de devam ederek günümüze kadar geldi. İslam
kültürü açısından hiç de yabana atılmayacak bir öneme sahip olan bu
din ve cemaat hakkında, yakın zamanlara kadar Müslümanlar tarafından ilk elden kaynaklara dayalı çalışmalar maalesef ihmal edildi.

DHBT
22 Kasım 2020 Pazar
ÜYELİK

Üye OlŞifremi Unuttum

2018 YILI 9500 KUR’AN KURSU ÖĞRETİCİSİ, İMAM HATİP VE MÜEZZİN KAYYIM ALIMI TABAN PUANLARI 2018 Yılı 9500 Kur’an Kursu Öğreticisi, İmam Hatip ve Müezz... Devamı

Tüm hepsinde aşağıda verilen şekilde ki gibi olacaktır.   KPSS Genel Yetenek : %15 KPSS Genel Kültür : %15   DHBT 1 : %30   DHBT 2 : %40   Ortaöğreti... Devamı

Merakla beklenen 2018 DHBT sınavı 09. Aralık Pazar günü Ösym tarafından  belirlenen sınav merkezlerinde gerçekleştirilecek. Sınav sonuçları ise 04.01... Devamı

KPSS SONUÇLARI NE ZAMAN AÇIKLANACAK? ÖSYM tarafından yapılan duyuru ile KPSS sonuçlarının açıklanma tarihi netlik kazandı. ÖSYM’nin sınav takvi... Devamı

a) DHBT, çoktan seçmeli test olarak uygulanacaktır. b) DHBT’nin ilk bölümü (DHBT-1) temel din bilgisisorularından oluşacaktır ve tüm öğrenim düzeyler... Devamı

Tüm hepsinde aşağıda verilen şekilde ki gibi olacaktır.   KPSS Genel Yetenek : %15    Dini Haberlerim KPSS Genel Kültür : %15   DHBT 1 : %30   DHBT 2... Devamı