DHBT Dersleri-154″Kadiyanilik”

Sınav Defteri
Temmuz 14, 2020

19. yüzyıl sonlarına doğru Hindistan’da Kadiyanlı Mirza Gulam
Ahmed tarafından kurulan, İslam kültüründeki kıyametle ilgili haberlere dayanan bir hareket yahut mezhep olan Kadiyanilik, kurucusunun
doğduğu yere nispetle Kadiyaniyye, kurucusunun adından hareketle
Mirzaiyye ve daha çok Ahmediyye diye anılır. Mensupları daha çok Ahmediyye Hareketi, muhalifleri ise Kadiyaniyye ismini kullanmaktadırlar.
A. Mirza Gulam Ahmed
Mirza Gulam Ahmed 1839’da Lahor’un güneydoğusunda bulunan Kadiyan şehrinde Mirza Gulam Murtaza isimli şahsın oğlu olarak
dünyaya geldi. Ailesi Gürkanlı Devleti’nin kuruluşunu takiben 1530
yılında Hindistan’a gelen Hacı Barlas soyundandır. Dedelerinden Mirza Abdülhadi Beg, maiyetiyle Semerkant’tan Hindistan’a göçmüş, Amritsar yakınlarında bugünkü Kadiyan denilen yerde yerleşmiştir. Burada kökleşen ve büyük bir maddi servet temin etmiş olan aile, 19. asır
ortalarına doğru bölgeye Sihler’in yerleşmesiyle mülklerinin çoğunu
kaybetmiş, 1849 İngilizlerin Sihleri mağlup ederek bölgeye hakim olmasıyla servetleri iade edilmiş bu sebeple tam anlamıyla bir İngiliz taraftarı olmuşlardır. Gulam Ahmed 6 yaşından itibaren özel öğretmenler nezaretinde Kur’an-ı Kerim, Arapça, Farsça, mantık ve felsefe öğrendi. Babasının, kendi işini takip etmesini istemesine rağmen o inzivaya çekilmeyi tercih etmiştir. Hukukçu olmasını isteyen babası, 1864
yılında Sialkot Bölge Mahkemesi’nde bulduğu küçük bir memurluğa
tayinini yaptırdı. Başarısız geçen bir memuriyet döneminden sonra
1868 yılında çevresi biraz genişlemiş Hindular, Hıristiyanlar ve diğer
dini topluluklar hakkında bilgi sahibi olmuş bir kimse olarak Kadiyan’a döndü. Burada tekrar inzivaya çekilerek Kur’an, hadis, tefsir ve
dinler konusunda bilgisini geliştirmeye çalıştı. 1876’da babasının ölümü üzerine kendisinin vahiy olarak adlandırdığı bazı sesler duyduğunu ileri sürerek, aynı yıl mahalli gazetelerde Hindular ve Hıristiyanlara karşı yazılarla Müslüman çevrede tanınmaya başladı. Yaşadığı devrede Hindu ve Hıristiyanların İslam’a saldırılarına karşı çıkarak onlara
karşı 50 ciltlik bir reddiye yazacağını ilan etti. Berahfn-i Abmediyye
adıyla Urduca kaleme aldığı eserinin islam’ı savunmaya ayrılan ilk iki
cildini 1880’de; vahyin kesilmeyip devam ettiğini, Hz. Peygamber’e
uyan bir kimsenin zahiri ve batıni bilgilerle bezeneceğini, kendisinin
bu yolla pek çok vahiy aldığını bildirdiği 3. ve 4. ciltleri 1884’e kadar
yayımlayarak çevrede iyice tanındı. Bu arada ailesinin şükran borçlu
olduğu İngiliz Hükümeti’ne övgüler yazmaktan geri kalmadı. 1885’te
kendisinin 14. hicri yüzyılın müceddidi olarak görevlendirildiğini ilan
etti. 1 Aralık 1888 tarihinde Ludhiana’da, mensuplarından biat alarak
ayrı bir cemaat oluşturmasının Allah tarafından emredildiğini belirterek tabilerinin uymak zorunda olduğu on maddelik dindarlık şartlarını ilan etti. Bundan üç yıl sonra aldığı vahiylerin Meryem oğlu İsa’nın
tabii bir ölümle öldüğünü, kendisinin Müslümanların ahir zamanda
beklediği, İsa gibi sulh taraftarı, cihadını kılıçla değil kalemle yapan
Mesih ve mehdi olduğunu, aldığı vahiyler ve gösterdiği mucizeler sebebiyle kendisine inanmanın gerekliliğini ilan etti. Bu arada kafir olduğuna dair yayımlanan fetvalara aldırmadan düşüncelerini yaymaya
çalıştı. 11 Nisan 1890’da okuduğu ilhama dayalı olduğu iddia edilen
hutbeden sonra kendisi için kullanılan nebi ve resul ifadelerine ses çıkarmayan Gulam, 1902 yılında Amritsar’da toplanan konferansta kendisinin Allah’ın zılll anlamda bir peygamberi olduğunu, şeriat getirmediğini, nübüvvetinin Hz. Peygamber’in nübüvvetinin bir yansıması
olduğunu ilan etti. 1904 yılı Kasım ayında Sialkot’ta, kendisinin Müslümanlar için mehdi, Hristiyanlar için Mesih, Hindular için de Krişna
olduğunu ilan etti. Bu arada 1905 yılında elli cilt yazacağını ilan ettiği
eserinin aradaki sıfır farkını dikkate almayarak beşinci cildini neşredip bitirdiğini ilan etti. Aynı yıl “el-Vasıyye” adlı vasiyetini yayımladı.
26 Mayıs 1908’de bir tebliğ sunmak üzere gittiği Lahor üniversitesi salonunda ansızın ölen Gulam Ahmed, ertesi gün götürüldüğü Kadiyan’da defnedildi.
Gulam Ahmed’ den sonra cemaatin liderliği, iyi bir eğitim görmüş
ve hareketin beyni niteliğindeki Hakim Nlıreddin’e geçti. Toplumun
birliğini muhafaza etmeyi başaran bu zatın, 13 Mart 1914’te ölümünden kısa bir süre önce Gulam’ın oğlu Beşiruddin Mahmud’u halifeliğe aday
göstermesiyle cemaat Lahor ve Kadiyan kolu olarak ikiye ayrıldı. Gulam’ın bir nebi, ona inanmayanın kafir olduğunu iddia eden Kadiyan
grubuna karşı bu düşünceyi reddeden Mevlana Muhammed Ali liderliğindeki Lahor grubu arasında başlayan çekişme devam etmektedir. Ekseriyeti teşkil eden Kadiyan grubu bünyesinde önemli reformlar yapan
ve teşkilatlanmayı düzenleyen Mirza Beşiruddin’in 1965’te ölümüyle
oğlu Mirza Nasır Ahmed, üçüncü halife oldu. Bu şahsın 1982 yılında
ölümü üzerine dördüncü halife olarak seçilen Mirza Tahir Ahmed’in
2003 yılında vefatından sonra halihazır halife Mirza Mesrur Ahmed, Kadiyan Ahmedlleri’nin liderliğini sürdürmektedir.
Daha ılımlı, küçük ve etkili bir grup olan Lahor Ahmedlleri, Mevlana Muhammed Ali öncülüğünde oluşup yayılma imkanı bulmuş, Muhammed Ali’nin 1951’de ölümünü takiben Mevlana Sadruddin lider olmuştur. 1982’de Sadruddin’in ölümünü takiben Lahor grubunun başkanlığına Sa’id Ahmed Han getirilmiş. Onun 1996’da ölümü üzerine
grubun emirliği halen Dr. Asgar Hamid Sahib tarafından devam ettirilmektedir.
B. Temel Öğretileri
Kadiyaniliğin temel görüşleri çoğunlukla Gulam Ahmed’in şahsı
ve özellikleriyle ilgilidir. Gulam 1885 yılından itibaren kendisinin bazı
ilahi görevlerle donatıldığını ileri sürmüş, önce müceddid daha sonra
sırasıyla Mesih, mehdi, bir tür peygamber ve Krişna avatarası olduğu
iddialarını ortaya atmıştır.
Gulam, 1885’te Allah’ın kendisini hicri 14. asrın müceddidi tayin
ettiğini, imam ve halife kıldığını, kendisine ledün ilmini öğrettiğini,
ümmeti ıslah edecek bilgilerle donattığını, görevinin insanları aydınlıklara çıkarmak olduğunu, bir üstünlük olmak üzere kendisini Mesih b.
Meryem diye adlandırdığını ilan etti. Kadiyan ve Lahor kollarının kesin
olarak birleştikleri husus, müceddidin mutlak surette Allah tarafından
tayin edileceği ve ona uymanın İslam adına gerekli olduğudur. Gulam’ı
müceddidlik derecesinin üzerinde tasavvur eden Kadiyan grubu bu
konuyla fazla ilgilenmemiş; Lahor cemaati ise konuya son derece
önem vermiştir. 1891’de Meryem oğlu İsa’nın diğer peygamberler gibi öldüğünü
ve Allah’ın kendisini İsa’nın gücü ile Mesih olarak gönderdiğini ileri süren Gulam, kendisinin İsa’nın cevherinden yaratıldığını ve geleceği vadedilmiş Mesih olduğunu, bir kısım delillerle ispata çalışmıştır.
Ahir zamanda insanların bozulduğu bir devrede gelecek ve dünyayı ıslah edecek mehdinin, Müslümanları sevk ve idare edeceği şeklinde yaygın olan düşünceyi kullanan Gulam, insanların gönlünde
Kur’an’ın yer tutmasının, özel olarak seçilmiş temiz bir kişinin aracılığı
ve Allah’ın ruh üflemesiyle olacağını, bu görevi üstlenecek kimse ile
Mesihin iki ayrı kişi olmayıp aynı kişi olduğunu, çünkü hadislerde İsa’­
dan başka mehdi yoktur, denildiğini de belirterek, mehdiliğini ortaya
koymuş olmaktadır. ifadesine göre Musa’nın Mesihi İsa nasıl sulhsever
ise Hz. Muhammed’in mehdisi olan Ahmed de dini kılıçla yaymayacak
ve sulhsever olacaktır.
Gulam, 11 Nisan 1900’de kurban bayramı namazında okuduğu
Arapça hutbenin 1901’de yayımlanması üzerine, taraftarlarından Mevlevi Abdülkerim’in, kendisi için nebi ve resul kelimelerini kullanması
karşısında, mensuplarından bir kısmının itirazına rağmen karşı çıkmayarak, bazı yorumlarla kendisinin yeni bir kitap getiren kişi olmayıp Allah tarafından seçilen kişi anlamında nebi ve resul olduğunu, bu nebi
ve resullüğün zılli ve büruzi yani gölge gibi yeniden beliren bir şekilde
anlaşılabileceğini, ayrıca kendisinin Allah tarafından haberdar edilen
(muhaddes) kimse olduğunu iddia etti. Bu konu daha sonra cemaat
arasında büyük ihtilaflara sebep oldu. Kadiyan grubu onun gerçek anlamda bir nebi olduğunu iddia ederken Lahor grubu Hz. Peygamber’in
son peygamber olduğunu ondan sonra hakiki ve mecazi anlamda peygamber gelmeyeceğini, Gulam’ın ancak bir müceddid, Mesih ve mehdi
olduğunu ileri sürmüştür.
Bütün bu iddialar yanında 2 Kasım 1904’te Sialkot’ta, Allah’ın
kendisi vasıtasıyla Müslümanlar, Hıristiyanlar ve Hinduların yenilenmesini istediğini belirten Gulam, Hindular için Tanrı Vişnu’nun iki şahsiyetinden biri ve insanın Tanrı’yı tanımasının aracı olan Krişna’nın
avatarası olduğunu ilan etti. Ona göre Krişna ile beklenen Mesih aynı
şahıstır. Bu sebeple Hindular ile Müslümanlar arasında isim farkından
başka bir ayrılık olmadığını ileri sürdü. Gulam’ın bu düşünceleriyle, o günkü Hindistan coğrafyasındaki dinleri kendi otoritesi altında birleştirmek istediği sonucu çıkmaktadır.
Ahmediler’e göre iman, Allah’a, peygamberlerine ve onların Allah’tan getirdiği esaslara inanmak, kalple tasdik, dille ikrar etmek ve
hayırlı işler yapmaktır. Küfrün, doğrudan ve dolaylı küfür olduğunu
ileri süren Kadiyan grubu, ilkinin şeriat getiren peygamberi inkar, diğerinin ise Mesihi yahut Gulam’ı inkar olduğunu belirtir. Bunlardan ikinci
tür küfrün (dolaylı küfür) kişiyi İslam dairesi dışına çıkarmayacağını
ifade eder. Peygamberlerin şefaati konusunda Lahor grubuna muhalif
olan Kadiyan cemaati, Gulam Ahmed’i de bir tür peygamber kabul ettiği için onun da şefaat yetkisine sahip bulunduğunu benimsemektedir.
Gulam, taraftarlarına mümkün olduğu kadar siyasetin dışında ve
üstünde kalmalarını tavsiye etmesine rağmen bu durum genellikle nazari safhada kalmıştır. Her cemaatte olduğu gibi onlar da az veya çok
siyasetle uğraşıp, bazı siyasi düşünceler ortaya koymuşlardır.
Onlara göre siyasi ve dini otoriteyi ifade etmek için kullanılan
kelime hilafet olup bu terim İslam dünyasının dini başkanlığı anlamına
gelmektedir. Halifelik şeriatla ilgili bir husus olduğu için, toplum halifesiz devam edemez. Halife ise mutlaka dindar ve liyakat sahibi bir
kimse olmalıdır. Toplum kelimesinden bütün İslam toplumu anlaşılmamalıdır. Halifeliği tek elde toplamak mümkün değildir bu sebeple hilafet, milli hilafet yahut İslam hükümeti şeklinde olabilir. Gerek Lahor,
Gerekse Kadiyan cemaatleri bu sistemin ancak seçimle ortaya konulabileceği kanaatindedir. Kadiyaniler hakkında en çok sözü edilen hususlardan biri de cihattır. Din konusunda her imkandan yararlanarak
mücadele etmek demek olan cihat, Gulam’a göre kesinlikle silahla yapılamaz. Onlara göre cihat, nefisle mücadele ve iyiliğe yönelme anlamını taşımaktadır. Bu düşünce Hindistan’daki İngiliz sömürge hükümetinin emelleri ile paralellik arz etmektedir.
C. Günümüzde Kadiyanilik
Kadiyanilik, belirtilen bazı özellikleri sebebiyle diğer Müslüman
topluluklar tarafından yadırganan bir topluluktur. Hareketin en çok
yaygın olduğu Pakistan’da hareketin her iki kolu da, Parlamentonun 7
Eylül 1974 tarihli kararıyla “İslam dışı bir azınlık” olarak kabul edilmiş bulunmaktadır. Günümüzde faaliyetlerini Pakistan dahil daha çok Avrupa, Asya Pasifik, Amerika ve kısmen Afrika’da yoğunlaştırmış olan
Kadiyaniler’in sayısı yaklaşık iki milyon civarındadır. Asli gelirleri,
mensuplarının ödediği zekat, aylık ödemeler ve ölen kimsenin malının
onda birinin mezhep teşkilatına ödenmesi ve diğer bağışlara dayanan
her iki kolun da mensuplarının bulundukları yerlerde kurulmuş bulunan dini, sosyal, kültürel ve cemaat menfaatlerini takip eden organları
faaliyetlerini devam ettirmektedir. Ayrıca her iki cemaatin de başta
Kur’an-ı Kerim tercümeleri olmak üzere çeşitli kitap, dergi, gazete ve
diğer yayın faaliyetleri devam etmektedir.

DHBT
22 Kasım 2020 Pazar
ÜYELİK

Üye OlŞifremi Unuttum

2018 YILI 9500 KUR’AN KURSU ÖĞRETİCİSİ, İMAM HATİP VE MÜEZZİN KAYYIM ALIMI TABAN PUANLARI 2018 Yılı 9500 Kur’an Kursu Öğreticisi, İmam Hatip ve Müezz... Devamı

Tüm hepsinde aşağıda verilen şekilde ki gibi olacaktır.   KPSS Genel Yetenek : %15 KPSS Genel Kültür : %15   DHBT 1 : %30   DHBT 2 : %40   Ortaöğreti... Devamı

Merakla beklenen 2018 DHBT sınavı 09. Aralık Pazar günü Ösym tarafından  belirlenen sınav merkezlerinde gerçekleştirilecek. Sınav sonuçları ise 04.01... Devamı

KPSS SONUÇLARI NE ZAMAN AÇIKLANACAK? ÖSYM tarafından yapılan duyuru ile KPSS sonuçlarının açıklanma tarihi netlik kazandı. ÖSYM’nin sınav takvi... Devamı

a) DHBT, çoktan seçmeli test olarak uygulanacaktır. b) DHBT’nin ilk bölümü (DHBT-1) temel din bilgisisorularından oluşacaktır ve tüm öğrenim düzeyler... Devamı

Tüm hepsinde aşağıda verilen şekilde ki gibi olacaktır.   KPSS Genel Yetenek : %15    Dini Haberlerim KPSS Genel Kültür : %15   DHBT 1 : %30   DHBT 2... Devamı