DHBT Dersleri-145″KONFÜÇYANİZM”

Sınav Defteri
Temmuz 5, 2020

Konfüçyanizm, Çin klasiklerine dayandırılan ve Çin’in büyük bilgin ve filozoflarından olan Konfüçyüs’ün adına izafe edilen dini, ahlaki,
sosyopolitik içerikli inanç ve uygulamalar bütününün adıdır. İsmini Konfüçyüs’ten almış olan Konfüçyanizm, “önceki dönemlerden beri Çin’de
var olan tabii dinin üzerine perçinlenmiş bir ahlak sistemi” olarak da tanımlanmıştır. Konfüçyanizm, Çin’de Ju Chiao (Bilginlerin Öğretisi) ve
K’ung Chiao (Konfüçyüs’ün Öğretisi) diye adlandırılmıştır. Kökleri Konfüçyüs öncesine, ”Ju” diye bilinen bir bilgin sınıfının öğretilerine kadar
gider. Bu sınıf, eski Çin’de, Gök’e ve Yer’e kurban ve duaların sunulduğu, yani tabiat tanrılarına ve ata ruhlarına tazim edilen resmi bir kültün
dini ayin ve törenlerinde görev alan uzman kişilerden oluşmaktaydı.
1. Konfüçyüs
Konfüçyüs (K’ung Fu-tzu), Mö SSl ‘de, Çin’de şimdiki Şantung’un
bir bölümü olan Lu eyaletinin Tsou şehrinde dünyaya gelmiştir. K’ung
Fu-tiu (Üstad veya Filozof Kung) olarak anılan Konfüçyüs’ün Çince ismi K’ung Ch’iu’dir ve kendisine Chung Ni unvanıyla hitap edilmiştir. O
kendisini şöyle tanımlamaktadır: On beş yaşında kendimi öğrenmeye verdim. Otuz yaşında irademe sahip olabildim. Kırk yaşında şüphelerden uzaklaştım.
Elli yaşında “Gök’ün emrini” öğrendim. Altmış yaşında seziş
yoluyla her şeyi kavradım. Yetmiş yaşında doğru olan şeylere
zarar vermeden kalbimin isteklerini yerine getirebildim (Konuşmalar, s. 23-24).
Onun on dokuz yaşından itibaren bir okul açtığı ve öğrenci yetiştirmeye başladığı anlatılır. Onun metodu yeni görüşler ortaya koymak
değil, sadece eskilerin hikmetli sözlerini aktarmaktır. Konfüçyüs’ün Yin
Krallık ailesine mensup olduğu söylenirse de, ataları ve ailesi hakkındaki bilgiler daha sonraki kaynaklara ait olup güvenilir bulunmamaktadır.
Lu’da belirli aralıklarla küçük memuriyetlerde bulunmuştur. 50 yaşından itibaren bazı resmi görevlerde bulunmuştur. O, eski bilgelerin faziletlerini yeni nesillere aktarmak suretiyle, barışın ve iyi yönetimin tesis
edileceğine inanmıştır. Amacı, geçmişin faziletli idarecilerinin Çin’e barış ve huzuru nasıl getirdiklerini göstermektir. Bu sebeple kendisini tanıtma ve ülke yönetimi ile ilgili düşüncelerini pratiğe dönüştürme arzusu onu, on üç yıl Lu dışında dolaşmaya ve düşüncelerini anlatmaya sevk
etmiştir. Bu amaçla Wei, Ch’en ve Sung gibi şehirlerde saraydan saraya
dolaşmış; fakat o dönemin idarecilerini, kendi tavsiyelerine uyma konusunda isteksiz bulmuş ve 483’te Lu’ya geri dönmüştür.
Bir eğitimci olarak Konfüçyüs oldukça başarılıdır. Onun amacı,
zamanının insanlarına geçmişin iyi bir yorumunu yapmaktır. Gençleri
politik görevlere hazırlamaya çalışmış; öğrencilerini edebiyat, tarih, felsefe ve ahlak eğitimi almaya teşvik etmiştir. Öğrencileri de ona sevgi,
sadakat ve samimiyetle bağlanmıştır. Konfüçyüs’ün gayesi ideal insanlardan meydana gelen ideal bir toplum oluşturmaktı. Ona göre ideal insan akıllı, cesur, kibar, müzik ve törenlere bağlı; hırslı olmayan mütevazı bir kimse, yani Chün-tzu’dur. Konfüçyüs Mö 479’da vefat etmiştir.
2. Çin Ulusal Kimliği ve Konfüçyanizm

Konfüçyüs’ün tasarlamış olduğu ideal insan ve ideal toplum fı i,
onu ideal bir hükümet düşüncesine sevk etmiştir. Onun idealindeki ükümet, bütün insanların fıtraten iyi olduğunu kabul eden ve halkın güvenini kazanan bir hükümettir. Halkın güvenini kazanmayan bir hükümet
uzun süre ayakta kalamaz. O, korku ile yönetilen devleti değil, hükümdarla tebaası arasında karşılıklı anlaşma bulunan ortak bir idareyi savunmuştur. Bu noktada onun, modern demokrasi teorileriyle hem fikir olduğu tartışılmaktadır. Konfüçyüs, ideal bir toplum kurmada, halkı esas almakta ve onların yetiştirilmesini, refah ve saadete kavuşturulmasını istemektedir. Konfüçyüs’ün etkisi, öğrencisi Tseng-Tzu, torunu Tzu-Ssu, en
büyük takipçisi Mensiyüs ve Hsün-Tzu’nun öğretileri sayesinde, ölümünden kısa süre sonra artmaya başlamıştır. Kısa ömürlü Ch’in hanedanlığı
döneminde geçici olarak unutulduktan sonra, Han hanedanlığı döneminde (Mö 206 – MS 225) meşhur olmuş; ahlaki ve politik etkileri giderek artmaya başlamıştır. Hatta o dönemde onu tanrılaştırma teşebbüsleri bile olmuştur. Böylece, yeni bir din ortaya koymayı düşünmediği halde, Lu’nun
prensi onun onuruna bir mabet inşa etmiş ve adına kurbanlar sunulmaya
başlanmıştır. Bu durum, Konfüçyanizm’in bir din olarak başlangıcı sayılır.
Daha sonra Konfüçyüs’ün öğretileri, imparatorluk törenleri ve imparator tarafından Gök’e yapılan ibadetle irtibatlandırılmaya başlanmıştır. Çin yönetimine bağlı bütün bölgelerde Konfüçyüs’e de ibadet edilmesi emredilmiştir. Böylece Konfüçyanizm, Çin’in resmi ve milli dini
haline getirilmiştir. Konfüçyanizm’in milli din olarak kabul edilmesinde,
imparatorun, kendisinin “Göğün Oğlu” olduğu şeklindeki tasavvurunu
dinin merkezine yerleştirmesinin etkili olduğu söylenebilir.
Han hanedanlığı döneminden itibaren, pek çok aile tarafından riayet edilen atalarla ilgili törenler, bilgin sınıfının resmi kültü haline gelmiştir. Konfüçyüs’e ibadet de, atalara tapınmanın bir uzantısı, özel bir
tatbik şekli olarak telakki edilmiştir. Çünkü başlangıçta Konfüçyüs’e torunları tarafından, alışılmış olduğu şekilde tapınılmış; daha sonra Han
hanedanları tarafından mezarı başında kurbanlar sunulmaya başlanmıştır. Mö 125’te ona, imparatorlara verilen şeref ve paye verilmiş; MÖ 59 senesinden başlayarak imparator, memurlar ve mektep çocukları tarafından devlet ilahına layık bir şekilde tapınılmış, adına sayısız mabet inşa
edilmiştir. Tarihsel süreç içerisinde Konfüçyüs’e “saygıdeğer Ni, iyi yetişmiş Bilge”, “en büyük Muallim” ve “K’ung, eski Muallim, gerçek Bilge” gibi unvanlar verilmiştir. İmparator Yuan Tsung (Ms 713-776) ona
“İyi Yetişmiş Bilge Kral”, Cheng Tsung (1068-1086) ise “İmparator” unvanını vermiştir. Nihayet Çin’de 1906’da Gök’e sunulan kurbanların aynısının Konfüçyüs’e de sunulacağına dair bir ferman da yayımlanmıştır.
Yaklaşık iki bin yıl boyunca Konfüçyanizm, Konfüçyüs’ün düstur
ve düşüncelerine dayandığı sürece üstün konumunu sürdürmüştür. Bununla birlikte Konfüçyanizm asla bir devlet dini ve özel bir inanç haline
gelememiş; bu konuda yapılan teşebbüsler genelde başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Fakat Konfüçyanizmin Orta Yol Doktrini’nin, Yeni Çin’in
pek çok düşüncesinde farkedilebileceği belirtilmiştir.
1 382’den itibaren Konfüçyüs’ün heykel ve tasvirleri kaldırıldıktan
sonra, onların yerini tabletleri almıştır. Onun tabletleri yanına, dört arkadaşının, yani Konfüçyüs’ün gözde talebesi Yen Hui, Mensiyüs, Yseng
Ts’an ve Orta Yol Doktri’nin yazarı Tzu-Ssu’nun tabletleri de konmuştur.
Ayrıca mabetlerde Çin’in büyük bilgelerine de yer ayrılmıştır. llkbahar
ve sonbahar ortasında, Konfüçyüs adına yılda iki defa, bilim adamı ve
öğrencilerle birlikte, her bölgeden sivil ve askeri görevlilerin katıldığı
büyük festivaller düzenlenmiştir. Dini törenle yapılan müzik ve dans eşliğinde ona takdimeler sunulmuş, dualar yapılmıştır. Ayrıca dolunay ve
hilalde olmak üzere ona, bir ayda iki defa takdimeler sunulmuştur. Sunulan takdimeler arasında tütsü, hububat, bir fincan şarap ile öküz, koyun vb. hayvanlardan biri yer almıştır. Çin imparatorları 1912’ye kadar
onun şerefine, ilkbahar ve sonbaharda olmak üzere, yılda iki defa kurban sunma törenini devam ettirmişlerdir. 1934’te ise Konfüçyüs’ün doğum günü olan 27 Ağustos, ulusal tatil günü ilan edilmiştir.
Çin’de Cumhuriyetin kurulmasıyla Gök kültü kaldırılmış; Mao
devrinde Konfüçyanizmin kitapları yakılmış ve Konfüçyüs unutturulmak istenmiştir. Buna rağmen Konfüçyüs’e gösterilen saygı devam etmiştir. Diğer taraftan, Konfüçyanizmin bir din veya ahlak sistemi olup
olmadığı öteden beri tartışılagelmiştir. Şüphesiz Konfüçyanizmin bir
mabet teşkilatı, özel bir ruhban sınıfı, zorunlu bir amentüsü veya inanç
esasları olmamakla birlikte bir Yüce Tanrı inancı, bir kurucusu, kutsal
kabul edilen bir metin koleksiyonu vardı ve Konfüçyanizm Çin’in milli
dinlerinden biri olarak kabul ediliyordu. Fakat Chu Hsi ve Yeni Konfüçyanizmin canlandırılmasından beri geçen 700 yıl boyunca pek çok Konfüçyüsçü bilim adamı tanrıya ve ölümden sonrasına (ahirete) inanma
konusunda agnostik davranmıştır. Konfüçyanizm de, daima bu dünyada en yüksek gaye olarak sosyal ve ferdi hayatı tamamlamayı göz ön nde bulundurmuş; ahlak kuralları, eğitim, politik ve sosyal istikrar ü erinde ısrarla durmuştur. Yine Konfüçyüs’e Çin tarihi boyunca iki bid yılı
aşkın bir süre, üstün bir insan, Gök ve Yer’le birlikte Kutsal ve Bilge bir
kişi olarak tapınılmış, düzenli bir şekilde kendisine dualar edilmiş, kurbanlar sunulmuştur. Öyle anlaşılıyor ki, dinin geniş bir tanımının yapılması halinde, Konfüçyanizmin, insanlığın etkili dinleri arasında yer alması düşünülerek ve bu dinde yönetici kozmik bir güç ve aşkın manevi
değerler genel olarak kabul edilmek suretiyle, onun bir din olarak kabul edilmesi gündeme gelecektir.
3. Konfüçyanizmin Temel İnançları
Konfüçyanizm’de diğer inanç sistemlerinde görüldüğü şekilde bir
tanrılar panteonu, rahiplik, mabet ya da kutsal kitap inancına yer verilmez. Çinliler bu yüzden Konfüçyanizm’e “Okul” ya da “Bilginler Doktrini” adını vermişlerdir. Konfüçyüs, hiçbir zaman kendisini ilahi bir kuvvetin elçisi olarak hissetmediği ve bir din kurucusu olarak görmediği gibi; tabiatüstü varlıklar, üstün kuvvetler ve ruhlardan da bahsetmemiştir
(Konuşmalar, 7 /20). Konfüçyüs’ün dine karşı takındığı tavır tamamen
rasyonalist bir çerçevede olduğundan, Konfüçyanizm, insanların derin
dini duygu ve düşüncelerini tatmin edecek kadar canlı olmamıştır. Ayrıca Konfüçyüs, tanrıların ve ruhların varlığı hakkındaki düşünceleri de
reddetmiştir. Bu sebeple bazıları, onun din değil felsefe tarihinde ele
alınması gereken bir şahsiyet olduğunu iddia etmiştir. Ölümden sonraki
hayatla da pek ilgilenmemiştir. Bu konudaki bir soruya: “Eğer insan hayatı henüz tanıyamamışsa, ölümü nasıl tanıyabilir?” diye cevap vermektedir (Konuşmalar, 1 1/11). O, ruhlar hakkında da konuşmamakta,
“Eğer biz insana hizmet edemezsek, ruhlara nasıl hizmet edebiliriz?” demektedir (Konuşmalar, 1 1/11).
Çin’ de Konfüçyanizm, Taoizm ve Budizm gibi dinler ortaya çıkmadan önce atalara saygı, gök ve tabiat ruhlarına tapınma, gelecekten haber verme, kutsal varlıklara kurban sunma ve Şang-ti diye adlandırılan
bir Yüce Varlık inanışının olduğu bilinmektedir. Şang-ti, Yüce Tanrı karşılığında kullanılan Çince bir terimdir. O, daha fazla şahsi bir mana ile
göğün hükümdarının ismidir. Aynı zamanda o, “En Büyük İmparator”
anlamına gelmekte olup; “Gök” anlamına gelen, Konfüçyüs ve eski Çin
entelektüellerinin tercih etmiş olduğu T’ien’in şahsi olmayan şeklinin aksine, dua ve devlet dininde kullanılan dini hitabın şahsi şeklidir. Şangti’nin, önce yerdeki hükümdarla karşılaştırılmış olması muhtemeldir.
Sonra imparatorun ecdadının vasıtasız olarak doğrudan doğruya göğe
bağlanmış olduğunu söyleyen ilahiyatçılar, imparatora “Göğün Oğlu” ismini vermiştir. Bu hadise MÖ 12. asırda vuku bulmuştur. İmparator bu sıfatla, milleti idare edip gök gibi tarafsız olacak, adaletle tebaasına bakacaktır. Burada bütün Çin dininin bir özelliği olan mikrokozm-makrokozm münasebeti göze çarpmaktadır. İnsan, büyük dünya ile küçük bir
dünya olan kendi zatı arasındaki ahengi gerçekleştirmeli, göğün hareketine tam olarak uymaya çalışmalıdır. T’ien ile eşanlamlı olarak kullanılan
Şang-ti, eski Çin’de en eski ata ruhu (Ti) idi. O, daha çok müşahhas ve
antropomorfik terimlerle ifade edilmiştir. Yüce Tanrı olarak devlet dininde ibadet edilmiş, imparator tarafından ona kurbanlar sunulmuş ve dualar edilmiştir. Çin’ de yaygın olan ve Şang-ti diye adlandırılan Yüce Varlık inancı Konfüçyüs’te de devam etmiştir. Ancak o, bu Yüce Varlığı ifade
için, “T’ien”i tercih etmiştir. Konfüçyüs’e göre T’ien, o zaman anlaşıldığı
üzere gökte oturan, kötü hükümdarları cezalandıran, yeni hanedanlar
kuran ve iyileri mükafatlandıran atalara verilen bir ad değildir.
T’ien yüce varlık, tabiat düzeninin idarecisi, her şeyin üstündeki
varlık ve yaratıcı kudrettir. Bu terim Çin’in entelektüelleri tarafından da
insan hayatının tamamlayıcı bir parçası olan tabiat nizamında etkili olan
soyut gücü ifade etmek için kullanılmıştır. Zamanla o, Kader veya Tao
ile eşanlamlı olarak kullanılmaya başlamıştır. Tanrı’yı ifade etmek için
kullanılan terim ise Şang-ti’dir. Çince bir terim olan T’ien, Tanrı, tabiat
anlamında Gök’e tekabül eder. T’ien, yukarıdaki tanrı, göğün kendisi
demektir. Başlangıçta T’ien, antropomorfik bir tanrı düşüncesini temsil
ediyordu. Fakat daha sonra (Ms 200) Shu Wen Sözlüğü’nde o, insanların
üstünde biri olarak açıklanmıştır. Tanrı T’ien’in ismi Sang Hanedanlığı
dönemi dininde yer almıyordu. Muhtemelen o, Çin dinine Chou Hanedanlığı tarafından (Mö 1000), Yüce Gök Tanrısı olarak sokulmuştu. Bu
terim, Şang-ti’ye çok yakın anlamda Yüce Tanrı karşılığında kullanılmıştır. Konfüçyüs T’ien’i, “her şeye hakim olan Tanrı” anlamında kullanmış;
iyiliğin kaynağı olarak ona saygı göstermiş, bağlılığını itiraf etmiş (Konuşmalar, 6/26), emrini öğrenmiş (Konuşmalar, 2/4), onun da kendisini anladığına inanmıştır (Konuşmalar, 14/37).
Konfüçyüs’e göre T’ien aldatılamaz (Konuşmalar, 9111), insanların hayatına yön verir (Konuşmalar, 1 1/8) ve onları korur (Konuşmalar, 915, 7 /22). Sonraki dönemlerde T’ien, tamamen tabiatla ilgili t±ri –
lede düşünülmeye başlanmıştır. Çin dininde, T’ien’e, bir mabet içine apatılmamış, açık gökyüzü altındaki bir altar üzerinde, imparator ta fından icra edilen ibadet, ibadetlerin en üstünü sayılmıştır. Çinlilerin inancına göre imparator Gök’ün oğludur (T’ien Tsu) ve insanları idare etme
emir ve yetkisini T’ien’den almıştır. Konfüçyüs’e göre Tanrı, düşkün insanları korumak için hükümdarlar, “Tanrı Yolu”nda yardımcı olsunlar ve ülkenin her yanında huzuru
sağlasınlar diye öğretmenler göndermiştir. O yücedir, yerdeki insanlara
hükmedicidir ve kötüler çoğalınca da hükmü amansızdır. Ölüm ve hayat
göğün emridir. Zenginlik ve şeref ise kaderin işidir (Konuşmalar, 12/5).
Tanrı her şeyi açıkça görür ve bütün işlerde insanlarla beraberdir. Kanun
ve yasaları/düzeni sağlayan yine Gök’tür. O, iyi insanlara uzun ömür
bahşettiği gibi, faziletli davranışları da mükafatlandırmaktadır. Fazilet
dört kısımdan meydana gelir: İnsan sevgisi, adalet, emredilen merasime
riayet ve bilgi. İnsan, bu dört asli fazileti bir arada toplayarak onlara göre
hareket ederse, bahtiyarlık ve saadet kazanacaktır. İnsan göğün emrine
göre hareket etmelidir. Çünkü Konfüçyüs’e göre “Gök’ü gücendiren bir
kimsenin dua edecek başka yeri olamaz.” (Konuşmalar, 3113).
4. İbadetleri
Konfüçyanizm’de ibadet Gök, Yer ve atalara tapınma ile Konfüçyüs adına düzenlenen törenlerden ibarettir. Çin’de Konfüçyanizm, Taoizm ve Budizm gibi dinler ortaya çıkmadan önce atalara saygı, gök ve
tabiat tanrılarına tapınma, gelecekten haber verme, kutsal varlıklara
kurban sunma ve Şang-ti adı verilen yüce bir varlık inanışı vardı. Çin’ de
her devrin dini özelliği haline gelen atalara tapınma, Çinliler tarafından
asırlardan beri uygulana gelmiştir. Bu uygulamayı Konfüçyüs de tasvip
etmiş ve onu, faziletlerin en önde geleni olarak kabul ettiği ataya saygının bir ifadesi olarak teşvik etmiştir. Çin’de ataların tamamına tapınmaya yönelik genel bir tavır görülse de zamanla her aile kendi atalarına tapınmayı ön plana çıkarmıştır. Nitekim Konfüçyüs, başkalarının atalarına
tapınmanın dalkavukluk olduğunu söylemiştir. Uzun süre bu ibadet atalara ait mabetlerde, ailenin, daha öncekilerin tamamını temsil eden en
genç üyesinin huzurunda icra edilirdi. Daha sonra, ölenlerin isimlerini
taşıyan ağaçtan yapılmış tabletlere tapınılmaya başlanmış ve bin yıldan
fazla bir süre bu törenler mum yakma, kağıt para bağışlama ve tabletlerin önünde buhur yakma; doğum ve ölüm yıl dönümlerinde mezarın
yanı başında yiyecek ve içki sunma şeklinde devam etmiştir. Bu kurban
sunumu görünümündeki törenlerin amacı, soylarından gelmiş oldukları
atalarına teşekkürün ifadesiydi. Yoksa işlenen herhangi bir suçun cezası
veya kefaret niyetine yönelik değildi; yalnızca atalara bağlılığın bir göstergesiydi. Bu husus bir Çin atasözünde: “Her şeyin kökü göklerdedir.
İnsanların kökü ise atalarındadır.” şeklinde açıklanmaktadır. Konfüçyüs de atalarına, sanki onlar bedenen hazırlarmış gibi kurban sunmuş ve “Ölmüşlere, sanki onlar hala bizimle birlikte yaşıyorlarmış gibi hizmet etmek, ataya saygının en güzel derecesidir.” demiştir.
Konfüçyüs’e tapınma da, ataya tapınmanın bir devamı olarak telakki
edilmiştir. Asırlar boyunca Konfüçyüs’e, kendi torunları tarafından, alışılmış olduğu şekilde tapınılagelmiştir. Mö 2. asırda ilk Han İmparatorları, mezarı başında onun adına kurbanlar sunmuştur.
Konfüçyüs’e ilkbahar ve sonbaharda yapılan ibadet en yüksek
rütbeli sivil memur tarafından yönetilirdi. İbadet tütsü, hububat ve bir
fincan şarap sunma; öküz, koyun vb. hayvanların kurban olarak takdiminden ibaretti. ibadet esnasında ilahiler söylenir, din.1 müzik çalınır ve
dans edilirdi. Müzik başlar başlamaz Konfüçyüs’ün ruhunun oraya geleceğine inanılırdı.
Çinlilerin bütün ilahi varlıklarla dua ve kurban vasıtasıyla sıkı münasebetleri vardı. ibadetlerin en önemlisi kurbandı. Çünkü kurban demek, faziletlerin en önemlisi ve Çinlilerin bilhassa sevdikleri hürmet ve
evlat muhabbeti demektir. Eski Çin’de tabiata da tapınılmıştır. Yeryüzündeki olaylarla göktekiler arasında bir münasebetin bulunması gerektiğini düşünen Çinliler, aynı zamanda yıldızlara da tapınmışlardır.
Konfüçyanizm ferdi ibadet veya duayı şart koşmadığı gibi kefaret ayinlerini, günah itirafını ve günahtan kurtulmak için nefse eziyet ve işkence
yapmayı da şart koşmamıştır.
5. Kutsal Metinleri
Konfüçyüs, görüş ve önerilerini dinleyecek idareciler bulamayınca kendisini, öğrencileri ile birlikte, daha önceki Çin filozof ve bilginlerinin yazılarını bir araya getirmeye, onları derlemeye ve gözden geçirmeye vermiştir. Daha sonra öğrencileri Konfüçyüs’ün konuşmalarınıra
bir araya getirmişlerdir. Konfüçyüs ve öğrencilerinin bu gayretleri so ­
cunda, “Beş Klasik” (Wou King) ve “Dört Kitap” (Se Chou) adı veriİen
ve Konfüçyanizmin kutsal metinlerini oluşturan iki koleksiyon ortaya
çıkmış olup mevcut şeklini Chu Hsi 0130-1200) yönetimindeki Sung
hanedanlığı zamanında almıştır.

A. Beş Klasik
Beş Klasiğin isim ve özellikleri şöyledir:
1. Yi King (Değişiklikler Kitabı): Chou I diye de bilinir. Geleceğe
dair olayları tahmin etmede yardımcı olabilecek eski bir kehanet el kitabı olup eskiye ait bir seri eski şema ve daha sonra onlar üzerine yapılan
yorumlardan ibarettir. Metnin orijinal kısmının Konfüçyüs’ten daha önceye, Chou hanedanlığının ilk günlerine (Mö 1000) ait olduğu söylenmiştir. Üzerinde yapılan yorumlar Konfüçyüs’e atfedilmektedir. Bazı bilim
adamları da onun, Mö 3. asrın ürünü olduğunu ileri sürmüştür. Fakat diğer pek çok eser gibi Yi Kingin de uzun bir gelişim süreci sonunda mevcut şeklini almış olduğu bir gerçektir. Yi Kingin orijinal kısmı Pa Kua
(Sekiz Trigram) adı verilen, aşağıdaki çizgilerden oluşturulmuştur.
Şemada görülen kesik çizgiler, dişi ya da pasif kozmik güç olan
Yin’i; düz çizgiler ise erkek ya da aktif kozmik güç olan Yang’ı temsil
eder. Hepsi birlikte, Çin kozmolojisine göre evreni meydana getiren sekiz temel kurucuyu sembolize eder. Bunlar, gök, yeryüzü, ateş, su, rüzgar, gök gürültüsü, tepeler ve bataklıklardır. Bu çizgiler ana yönleri, ahlaki ve zihinsel vasıfları vs. de temsil eder. Onların aynı zamanda evrenin
sırları hakkında birer ipucu ihtiva ettikleri düşünülmüş ve Çin’de kehanet ve fal bakma konusunda yoğun olarak kullanılmıştır. Ayrıca bu sembollerin kendi bütünlükleri içinde, evrende bulunan ve insanlara tatbik
edildiğinde onları refah, barış ve mutluluğa götürecek bütün hayat ve faaliyet prensiplerini temsil ettiklerine inanılmıştır. Yi Kingin felsefesi tüm
evrenin sürekli bir değişiklik halinde olduğu ve onun parçalarının karşılıklı etkileşim içinde bulunduğu faraziyesine dayandırılmıştır. İster tabiatla ister insanla ilgili olsun, meydana gelen her şey kesintisiz bir bütün,
bir tabii art arda geliş zinciridir. Bu kitap felsefi yönden diğer klasiklerden daha fazla etkili olmuştur. Çok sayıda dile çevrilmiştir. Çin Klasikleri
arasında Avrupa ve Amerika’ da en çok tanınanlardan birisidir.
2. Şu King (Tarih Kitabı): “Eski zamanlara ait belgeler” diye de adlandırılan Şu King, Çin’in en eski tarih kitabıdır. Konfüçyüs öncesi dönemde Çin’ de, daha önceki dönemlere ait imparatorlar tarafından yapılmış ve saray tarihçileri tarafından derlenmiş konuşmalardan pasajlar ihtiva eder. Kitap, Gök’ün yalnız faziletli idarecileri barış ve bollukla mükafatlandıracağını öğreten ahlaki ve dini bir rivayettir. Şu Kingin en az yedi bölümünün eski geleneğe dayanarak oluşturulduğu ve Konfüçyüs
öncesi dönemlere ait Çin dini ve medeniyeti hakkında önemli materyaller ihtiva ettiği konusunda genel kanaat vardır.
Şu King elli sekiz bölümden meydana gelmiş olup şu altı tür belgeyi ihtiva etmektedir: Kanunlar, öğütler, emirler, ilanlar, sözleşmeler,
görev ve sorumluluklar. Bunlar, MÖ 3000’li yıllardan 630 yılına kadarki
süreyi kapsayan belgelerdir. Kitabın her bölümünde tarihi bir olay hakkında kısa bilgiler verilmiştir. Devamında da, bu olayın ahlaki ve politik
önemini vurgulayan bir örnek veya anlatım yer almıştır. Eser zor ve çoğu kere de şifreli bir tarzda yazılmış olup tarih, yönetim, eğitim, coğrafya vb. gibi değişik kaynaklardan çok sayıda konuyu ihtiva etmektedir.
3. Şi King (Şiirler veya Şarkılar Kitabı): Çin şiirinin en eski derlemesidir. Batı Chou Hanedanlığı dönemine (Mö 1111-770) ait üç yüz beş şiiri
ihtiva eder. Bu şiirlerin çoğunun, Konfüçyüs’ün de yaşamış olduğu Chou
dönemine ait olduğu, sadece beşinin Şang Hanedanlığı döneminde (Mö
1751-1112) ortaya çıkmış olabileceği söylenmektedir. Konfüçyüs, bu şiirleri, üç bin şiirin bulunduğu bir koleksiyondan seçmiştir. Bu şiirlerin, atalar kültü ve tabiat güçleri etrafında yoğunlaşan sosyal sadakati ve dini
bağlılığı açığa vurduğu söylenmiştir. Bu şiirlerde meslekler, eğlenceler,
din ve halkın duygusal hayatı çoğu kere açık ve hisli bir dille anlatılmıştır.
4. Li King (Ayinler Kitabı): Muhtemelen ilk Han Hanedanlığı döneminde yazılmıştır. Fakat birçok kısmı daha önceki devirlere aittir. Özellikle beşinci bölümü, MÖ 164’te İmparator Vang-ti’nin emriyle bir araya getirilmiş olan “İmparator fermanları”ndan meydana gelmiştir. Tarihi, MÖ 4.
asra kadar götürülen Li Kingin pek çok sayfası, en azından üçüncü sülaleye kadar varan adet ve düşünceleri ihtiva eder. Li King, krallığa ait düzenlemeler, ayinin gelişimi, ayinle ilgili konular, kadınlar ve gençlere rehber, eğitim, sihir, ahlaki yasaklar, kurbanın anlamı, cenaze töreninde giyilecek kıyafetler ve bir bilim adamının davranışları gibi konular hakkındaki metinlerin tasnifini içerir. Ayrıca metinlerin çoğu, Konfüçyüs ve öğrencileri hakkındaki anektotları veya Konfüçyüs’le öğrencileri arasındak diyalogları ele alır. Li Kingdeki tamamen felsefi metinler arasında, Dö7 Kitab’ın bir kısmını teşkil eden Büyük Bilgi ve Orta Yol Doktrini de Yt;ralır.
Han Hanedanlığı döneminden itibaren Yi Li (Ayinler Kitabı) ile
Chou Li (Chou’nun Ayinleri) adlı diğer iki kitap, Li King ile birleştirilmiştir. Bu üç kitap birlikte San Li (ayinler hakkında üç kitap) olarak biliniyordu. Yi Li, muhtemelen ilk Han Hanedanlığı döneminde (Mö 206 –
MS 8) derlenmiş olup o dönemde bir klasik olarak göz önünde bulundurulabilecek yegane ayin metniydi. Chou Li ise Chou’lar devrine ait hükümet idaresinden bahseder.
Li King 46 bölümden oluşur. Bazı bölümler Konfüçyanizm’in incelenmesi açısından son derece önemlidir. Herkese ait görevleri ve bilhassa hükümdarlık adabını öğrettiğinden, Çin’in birinci derecede kutsal
metinleri arasında yer almıştır. Aynı zamanda o ibadet, sosyal ve ailevi
ilişkiler hakkında yazılmış bir kurallar kitabı olup Çin medeniyet ve ahlakı hakkında etkili bir rehber olarak günümüze kadar gelmiştir.
5. Ch’un Ch’iu (İlkbahar ve Sonbahar Vakayinameleri): İlk Konfüçyüsyen tarih olup Konfüçyüs’ün doğduğu yer olan Lu eyaletinde, Mö
480’de bizzat Konfüçyüs tarafından derlenmiş olduğu söylenmektedir.
MÖ 722-481 yılları arasında Lu’da görev yapan on iki idarecinin idari dönemlerini ve o dönemlere dair olayları kapsar. Bir nevi Lu eyaletinin vakayinamesidir. Konfüçyüs’ün, ahlakın bozulmasına karşı bu eserle mücadele ettiği ileri sürülmüştür. Eser hakkında yazılan tefsirler de Çinlilerce kutsal metinlerden sayılmıştır.
B. Dört Kitap
Konfüçyanizm’in kutsal metinlerinden Dört Kitab’ın isim ve özellikleri de şöyledir:
1. Lun Yü (Konuşmalar): Konfüçyüs’ün konuşmaları, öğretileri ve
yaptıkları hakkında başlıca bilgi kaynağıdır. Lun Yü, muhtemelen Mö 400’­
lerde öğrencileri tarafından derlenmiş, mevcut şeklini MÖ 2. asırda almıştır.
Baskı ve yorumunu Chu Hsi’nin (Ms 1 130-1200) üstlenmiş olduğu Lun Yü,
Sung Hanedanlığı döneminden itibaren tüm eğitimin esasını teşkil etmiştir.
Konfüçyüs’ün temel düşünceleri burada sunulmuş, fakat üzerinde hiçbir
açıklama yapılmamıştır. Konfüçyüs’ün konuşmalarını, bazı konu ve olaylara dair anlatımlarını kısa paragraflar halinde sunan eser Konfüçyüs’ün düşünceleri ve takip ettiği yol hakkında fikir veren en önemli kaynaktır.
2. Ta Hsüeh (Büyük Bilgi): Ta Hsüeh, geçmiş sekiz yüz yıl süresince Çin’in eğitim sistemindeki temel dokümanları kapsar. Başlangıçta
Ayinler Kitabı’nın 42. bölümü idi. Orijinal metnin kaynağı belli değildir. Fakat geleneğe göre onun, Konfüçyüs’ün öğrencisi Tseng Ts’an’a (Mö
505-436) atfedildiği ve Konfüçyüs’ün eğitim, ahlak ve politika hakkındaki düşünce ve öğretilerine yer verdiği söylenmektedir. Ta Hsüeh’in
temel öğretileri üç prensip ve sekiz yol halinde özetlenmiştir. Üç prensip; kişinin karakterini açıkça göstermesi (en büyük erdem), insanları
sevmek ve en iyide karar kılmaktır. Sekiz Yol ise; eşyayı incelemek, bilginin yaygınlaştırılması, niyetinde samimi olmak, doğru düşünmek,
şahsi hayatın geliştirilmesi, ailenin düzenlenmesi, ulusal düzen ve evrensel barıştır. Ta Hsüeh’e göre ahlaki ve sosyal hayatın başlangıç noktası eşyanın incelenmesine kadar uzanır, bilginin yaygınlaştırılması ve
diğerleri onu takip eder.
3. Chung-yung (Orta Yol Doktrini): Chung-yung, esasen Ayinler
Kitabı’nın 31. bölümüdür. Özlü metin, sadece Konfüçyüs’e ait olduğu
sanılan konuşmalardan meydana getirilmiştir. Metinde aşkın alan, zaman, öz ve hareket olarak tanımlanan, fakat aynı zamanda açık ve aşikar olduğu belirtilen Gök’ün Yolu gibi konular üzerinde durulmaktadır.
Bu metinde, insan tabiatına Gök tarafından yön verildiği, insan tabiatının Gök ile uyum içerisinde bulunduğu, kurbanlar esnasında daima hazır bulunacakları belirtilmiştir. Chung-yungun mistik yönü, 5. asır gibi
erken bir dönemde Budist ve Taoist bilim adamlarının yorumlarına konu olmuştur. 12. asırda, Yeni Konfüçyanizm hareketinin ortak metinlerinden biri haline getirilmiştir.
4. Meng-tzu (Mensiyüs’ün Kitabı): Konfüçyüs’ün en meşhur tabilerinden olan Mensiyüs’ün (Mö 371-289), Konfüçyüs’ün bizzat öğretileri
hakkında yapmış olduğu felsefi yorumlarının muhtemelen öğrencileri
tarafından kaydedilmiş derlemesidir. Meng-tzu, Lun Yü’deki konuların
çoğunu ihtiva eder. Konular karşılıklı konuşma şeklinde tartışılmıştır. En
önemli özelliği, onun insan tabiatının doğuştan iyi olduğu doktrinidir.
Bu doktrin, daha sonraki Konfüçyanistlerin bu konudaki görüşlerinin
esasını teşkil etmiştir. Meng-tzu aynı zamanda, insanların maddi zenginlik ve mutluluklarını paylaşarak, onları “insanca” yönetmeyen idarecilerin “Gök’ün vekaletini” uzun süre ellerinde tutamayacaklarını ve bun n
da, bu tür idarecilere kaşı ayaklanmayı haklı kılacağını belirtmiştir. J
Bu dört kitap, MS 11. yüzyılda, Sung Hanedanlığı döneminde bif araya getirilmiş ve yönetici sınıfın eğitiminin temelini oluşturmuştur. Yöneticiler, memur alımı için yapılan imtihanlarda onları esas almıştır. Diğer taraftan Konfüçyüs’ün, İlkbahar ve Sonbahar Vakayinameleri dışında yazılı bir metin bırakmadığı ve Beş Klasik’ten çok azının ona atfedilebileceği belirtilmiştir. Öğretileri, ağırlıklı olarak Konuşmalarda muhafaza edilmiştir.
6. Ahlaki Prensipler
Konfüçyüs, ayinlere büyük önem vermek ve her şeye hakim olan
Tanrı T’ien’e inancı ön plana çıkarmak suretiyle, zamanının geleneksel
Çin dinini kabul ve tasvip etmekle birlikte, yeni bir din kurucusu olmaktan çok bir ahlak öğreticisi olarak ön plana çıkmaktadır. Bu sebeple
Konfüçyanizm, bazı araştırmacılarca dinden ziyade bir ahlak ve hikmet
yolu olarak gösterilmiştir. Aslında Konfüçyüs, bir “üstün insan”, Orta
Yol’u takip edecek ve başkalarına da her şeyde aynı itidal yolunu gösterecek kültürlü nazik insan yetiştirmeye yönelik hayat tarzını belirleme
ile ilgilenen bir ahlak öğreticisidir. Onun sisteminin amaçları arasında
bilgi, samimiyet, şahsi hayatı geliştirme, ailede ve sosyal ilişkilerde
uyum ve dünya barışını sağlama yer almaktadır. Konfüçyüs’ün ahlak
sistemi toplum ve millet içindir. Gayesi ise halkını siyasi terbiye yoluyla
saadete kavuşturmaktır.
Konfüçyüs, ahlaki kurallara bağlılığa, insan kalbinin samimiyetini
geliştirmeye çalışmış ve iyi ahlaka büyük önem vermiştir. O, iç güzelliğin edebi geliştirme ve törenlere riayet yoluyla tüm insani ilişkilerde
gerçek ifadesini bulacağını öğretmiştir. Ona göre soyluluk miras yoluyla
devralınmaz, bilakis herkes soylu olabilir. Gerçek soyluluğun işaretleri
ise insanları sevmek, evladın atalarına karşı olan sevgisi, samimiyet, insanlarla iyi ilişki kurmak, doğruluk ve aşırılıklar arasında ahenkli bir
denge kurmaktır. Konfüçyüs, kendisini Çin’in ailevi, sosyal ve politik
hayatında esas olan ahlaki prensipleri kesin olarak yerleştirmekle sorumlu hissetmiştir.
Konfüçyüsçü ahlakın ana temeli, “Büyük Bilgi” de kendini, ev halkını, milletini yönlendirme ve barışı sağlamanın yolunu bulma şeklinde
açıklanmaktadır. Konfüçyüs, Konuşmalarda, dünyada beş şeyi her şeye uygulayabilmek yeteneğine “mükemmel erdem” demektedir. Bunlar
ağırbaşlılık, cömertlik, samimiyet, doğruluk ve nezakettir. Bunları da
şöyle açıklamıştır:
Ağırbaşlı isen saygısızlık görmezsin. Cömert isen her şeyi elde
edersin. Samimi isen halk sana güvenir. Doğru isen çok şeyi
başarırsın. Nazik isen başkalarını hizmetinde kullanabilirsin. Ona göre üstün insan, “düşkünlere yardım eder, zenginlerin servetini artırmaz.” Üstün insanla küçük insan arasındaki farkı da şöyle belirtmiştir:
Büyük ve üstün insan erdemi, küçük insan rahatını düşünür.
Üstün insan kanunlar üzerinde kafasını çalıştırır, küçük insan
ise kendi rahatını aramaya bakar. Büyük ve üstün insan yalnız
doğruluğu, küçük insan ise yalnız faydayı düşünür (Konuşmalar, 6/3; 4/1 1, 16).
Konfüçyüs’e göre bir kimse dış güzellikten ziyade iyi ahlaka değer verirse, ailesine hizmette en büyük gayreti gösterirse, efendisine bütün hayatında bağlı kalabilirse, arkadaşlarıyla olan ilişkilerinde samimi
ise o insan için bir şey bilmiyor denilse bile, o insan bilgilidir.
Konfüçyanizm’de toplum, şu beş ilişkiden doğan şahsi münasebetlere ve ahlaki sorumluluklara göre değerlendirilir: Amir-memur, baba-oğul, büyük kardeş-küçük kardeş, arkadaşlar arasındaki ilişki. Bunlardan üçü aile ilişkisidir. Diğer ikisi de genellikle aile modellerine göre
düşünülmüştür. Mesela, amir-memur arasındaki ilişki de, kardeşler arasındaki ilişkiye benzer. Bu sebeple Konfüçyüsçü toplum kendisini sanki
geniş bir aile gibi kabul eder. Konuşmalar’ da: “Üstün insan daima saygı
görür ve başarısızlığa uğramazsa, diğerlerine karşı saygılı olur ve törenlere bağlı kalırsa, bütün dünyada herkes onun kardeşi olur. ‘Üstün insan’ kardeşleri olmadığı için neden üzüntü duysun?” denilmiştir (Konuşmalar, 1 2/5).
Konfüçyüs, bir kimsenin bütün hayatına rehber olabilecek bir şey
var mıdır, sorusuna: “Karşılıklı davranış kelimesi kullanılamaz mı? Kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkalarına yapma.” diye cevap vermiştir (Konuşmalar, 15/23). Onun bu sözü Çin kaynaklarında “Altın
Kural” olarak ifade edilmiştir. Konfüçyüs’e göre faziletin en yüksek derecesi, bir insanın daima değişmez, Orta Yol’da yürümesidir. Alicenap
ruhlu adam için önemli şey adalettir; bunu icra edince ahlak ve edeplere göre davranır. Onları tevazu ile ifade, vakar ile icra eder. Konfüçyüs’ün ahlak anlayışının temelinde ‘sevgi’ vardır. Konfüçyanizm’de ‘ evrensel fazilet” veya “en üstün erdem” olarak ifade edilen bu sevgi.anlayışı Çince “}en” terimi ile ifade edilmiştir.
Konfüçyüs’ün idealindeki insan, özünde ve yaşayışında bir olan
insandı. Bu insanın, bütün faziletleri kuşatan evrensel fazileti uygulaması, onun tam ve mükemmel insan olması için yeterliydi. Bu “jen” terimi,
“iyi kalplilik, iyilikseverlik ve sevgi” olarak tercüme edilmiştir. Konfüçyüs’ün “jen” öğretisi insan tabiatına dayandırılmıştır. İnsan “jen”i tatbik
etmeye muktedirdir. Bunu uygulamadığı sürece de mükemmel insan
sayılmaz. “]en” hakkında sorulan sorulara her defasında farklı cevaplar
vermiştir. Ona göre jen ahlaki düşüncelerin temelidir. Fakat bu terim
Konuşmalarda; insanların birbirlerine karşı gösterdikleri nazik duyguları, sevgi ve erdemi, iyilikseverliği, iyiliği ve prensip sahibi insanı içine
almaktadır. Bu, aynı zamanda “Te” (fazilet, erdem) ile aynı manaya gelmektedir (Konuşmalar, s. 9-10; 1 2/1; 15/23). fen teriminin Tao ile de
ilişkisi vardır. Halk Tao’ya sahip olursa gereken şekilde idare edilecek
ve ahlaki prensipler de yeryüzünde hakim olacaktır.
Konfüçyanizm’de, bütün ahlaki faziletleri de içine alacak beş temel fazilet vardır. Birincisi ve en üstün olanı yine jen’dir. Mensiyüs’e göre bu, başkalarının duygularını paylaşabilme ve onlara şefkat göstermede kendisini gösterir. Buna kısaca “iyilikseverlik” denilmektedir. İkincisi
vazifedir (yi). Yapılan bir yanlıştan sonra utanma duygusunda ortaya çıkar. Üçüncüsü adab-ı muaşerettir (/i). Adetlere riayet duygusuyla dışa
yansır. Dördüncüsü hikmettir (cbih). Doğru ve yanlışa karar verme duygusuyla dışa yansıtılır. Beşincisi de doğru inançtır (bsin). Bu da güvenilirlik olarak açıklanmıştır.
7. Felsefi Sistem
Konfüçyanizm’de felsefi sistem evrenin yaratılışı hakkındaki mitosa dayandırılmıştır. Buna göre başlangıçta umumi kaos düşünülmüş, evrenin yaratılışı bu kaos içindeki iki asıl doğurucu ilkeye isnat edilmiştir.
Bunlardan birine Yin, diğerine de Yang adı verilmiştir. Yin ile Yang birbirlerine karşılıklı tesir ederek elementleri meydana getirmiş, elementlerin birleşmesinden de evren meydana gelmiştir. Mesela ateş Yang’tan
çıkmıştır. Güneş de ateşin asıl cevheridir. Su ise Yin’den çıkmıştır. Güneş
ateşin asıl cevheri olduğu gibi, Ay da suyun asıl cevheridir. Bu şekilde
meydana gelen Güneş ve Ay’dan diğer yıldızlar doğmuştur.
Çinlilerin, evrendeki tüm hayat ve varlıkların bu iki zıt ve tamamlayıcı tık Şekiller’in veya yaratıcı unsurların karşılıklı etkileşimlerinin sonucunda meydana geldiği şeklindeki Yin-Yang nazariyesi, Chou Hanedanlığının sonlarına doğru önem kazanmıştır. Bu teori, Çin medeniyetinin metafizik, kozmoloji, yönetim, sanat gibi, bütün tezahürleri üzerinde geniş etki meydana getirmiştir. Yin ve Yang esas itibarıyla, güneş tarafından aydınlatılmış bir setin karanlık ve aydınlık tarafları demektir.
Fakat Konfüçyüs zamanında bu terimler, Çinli düşünürlerin her şeyde
farkına vardıkları bir düalitenin zıt ve tamamlayıcı iki unsuru olarak, felsefi bir anlam kazanmıştır. Buna göre Yin; yeryüzü, olumsuz, pasif, karanlık, dişi ve tahrip edicidir. Siyah renkle bir ilişkisi vardır ve siyahla
sembolize edilir; Ay’a bağlıdır, sonbahar ve kışta kuvvet alır. Aynı zamanda devler onun hükmü altında kalırlar. Hayatın devamı için lazım
gelen meddücezir, çıkış ve iniş, yani elektrik cereyanında da göze çarpan prensip, eski Çin filozofları tarafından fikir sistemlerinin esası, fal
sanatının da bir temeli sayılmıştır. Yang ise Gök, olumlu, aydınlık, erkek
ve yapıcıdır. Yang’ın tevlid edici, güneşe bağlı kuvveti ilkbahar ve yazda
artar; kırmızı renk ve tek sayı ile temsil edilir. Yin ve Yang’ın, “Yüce Hakikat” veya “Yaratıcı Prensip”ten (T’ai Chi) çıkmış oldukları varsayılmıştır. Bunlar, birinin etkisi artarken diğerinin etkisinin azalması şeklindeki
daimi bir etkileşim içerisindedir. Bu nazariye, her şeyin karşılıklı olarak
birbirleriyle ilişki içerisinde olduğu ve sürekli bir değişim süreci içerisinde bulunduğu şeklindeki görüşün geliştirilmesine yardımcı olmuştur. Aynı zamanda bu nazariye, insanla tabiatın birliğini açıklamış; ahlaki ve sosyal öğretiler için de kozmolojik bir temel teşkil etmiştir.
Çinlilerin, her şeyin nihai sebebini açıklamak için kullanmış oldukları ve Yin ve Yang’ın kendisinden çıkmış olduğunu düşündükleri
Yaratıcı Prensip, Yi Kingin üçüncü ekinde şu şekilde anlatılmıştır: “Başlangıçta Yaratıcı Prensip vardı. O, Yin ve Yang’ı doğurdu. Yin ve Yang
da dört simgeyi meydana getirdi. Dört simge de Sekiz Trigram’ı oluşturdu.” “Yaratıcı Prensip” terimi Taoistler tarafından, bir şey olmayan fakat
her şeyde bulunan esas Birlik’i ifade etmek için kullanılmıştır. Bu terimin, hareket ve sessizliğin karşılıklı etkileşimi ile evrensel yaratılış sürecini tasvir etmek için T’ai Chi T’u ya da Yüce Esas Diagramı’nı oluşturan
Chou Tun I’dan (1017-1073) ödünç alınmış olduğu belirtilmiştir. Yeni
Konfüçyüsçülere göre Yaratıcı Prensip, kendisi vasıtasıyla her şeyin ar
olduğu aşkın ilk sebep idi. O, tüm ‘varlıklar’ için esas olan özü (me şe)
veya li’yi ihtiva eder ve Tao ile eşit sayılabilir.
Çinli Taoistlerin Tao, T’ai Chi ve T’ai Ho (Büyük Ahenk) terimleriyle eş anlamlı olarak kullanmış oldukları başka bir terim de T’ai 1 (Büyük Birlik) dir. Felsefi olarak T’ai 1, Çinlilerin, evrendeki çeşitliliğin temelinde bulunan bir birliği bulma ve yaratılışın tarihini tespit etme teşebbüslerini temsil eder. Taoistlerden alınan bu düşünce, Sung Hanedanlığı
döneminde Yeni Konfüçyüsçüleri etkilemiştir. Taoistlerin, her şeyin gerisinde bulunan evrensel birlik düşüncesinden etkilenen Yeni Konfüçyüsçü felsefe, ‘Öz’ ve ‘Nefes’ adı verilen iki temel terimi benimsemiştir. Onlara göre maddi dünya, kendisiyle katı şeylerin sıvılaştırıldığı ve kendisi
içinde eritildiği Nefes’ten ibarettir. Nefes, tıpkı nefes alıp verme gibi, münavebeli olarak sükunete doğru gider gelir; bu gidiş geliş esnasında hareket etmeye Yang, sükunet haline de Yin adı verilir. Aydınlık-karanlık,
erkek-dişi, hükümdar-tebaa gibi her bir zıtlar çiftinde aktif üyenin nefesi
Yang, pasif üyeninki de Yin’dir. “Yeşim’in içindeki damarlar” gibi somut
bir anlama sahip olan bir kelime ile karşılanan Öz, her şeyin içine nüfuz
eden bir tane (tohum, zerre) dir ki, onu takip etmek kolay, ona karşı gelmek zordur. Yeşim’in içindeki damarlar örneğinde olduğu gibi, bir şeyden diğer şeylere doğru geçen damarlarla birlikte düşünülerek, bilinenden hareketle bilinmeyeni istidlal etmeye teşebbüs edilmiştir. Böylece
eski dünya nizamı, Yeni Konfüçyanizm’de rasyonel bir düzen olarak düşünülmeye başlamıştır. Öz, insanın içinde ahlaki bir prensip olarak mevcuttur. Fakat insan onu daima takip edemez. Çünkü Öz, insanın kendisinden ibaret olduğu Nefes tarafından oluşturulan yoğunluk ile insan
için belirsiz hale getirilmiştir. Fakat ahlak eğitimi ile Nefes, Öz’e göre
davranmak kolaylaşıncaya kadar, tedrici olarak netleştirilebilir. Yeni
Konfüçyüsçülere göre Yol ve Gök, Öz için kullanılmış basit isimlerdir. İki
tür ruh olan Şen ve Kuei (geleneksel olarak “uzatmak, germek” ve “geri
gelmek” anlamında anlaşılmışlardır), nefesin verilip alınmasıyla özdeşleştirilmiştir. Görüldüğü gibi buradaki eğilim, ruhu, bir çeşit şahsi olmayan güç şeklinde düşünme yönündedir.
Yeni Konfüçyüsçülerin, ölülerin ruhları hakkındaki şüpheciliklerine rağmen, Konfüçyüsçüler, şahsi ruhlar hakkındaki yaygın inanca karşı
çıktıkları zaman dahi, genel olarak ‘ruh’un bu anlamda gök cisimlerinde,
dağlarda ve nehirlerde aktif olduğu konusunda şüphe etmemişlerdir. Bir
çeşit tabii güç olarak ruhun rasyonelleştirilmesi bu şekilde anlaşılmıştır.

DHBT
22 Kasım 2020 Pazar
ÜYELİK

Üye OlŞifremi Unuttum

2018 YILI 9500 KUR’AN KURSU ÖĞRETİCİSİ, İMAM HATİP VE MÜEZZİN KAYYIM ALIMI TABAN PUANLARI 2018 Yılı 9500 Kur’an Kursu Öğreticisi, İmam Hatip ve Müezz... Devamı

Tüm hepsinde aşağıda verilen şekilde ki gibi olacaktır.   KPSS Genel Yetenek : %15 KPSS Genel Kültür : %15   DHBT 1 : %30   DHBT 2 : %40   Ortaöğreti... Devamı

Merakla beklenen 2018 DHBT sınavı 09. Aralık Pazar günü Ösym tarafından  belirlenen sınav merkezlerinde gerçekleştirilecek. Sınav sonuçları ise 04.01... Devamı

KPSS SONUÇLARI NE ZAMAN AÇIKLANACAK? ÖSYM tarafından yapılan duyuru ile KPSS sonuçlarının açıklanma tarihi netlik kazandı. ÖSYM’nin sınav takvi... Devamı

a) DHBT, çoktan seçmeli test olarak uygulanacaktır. b) DHBT’nin ilk bölümü (DHBT-1) temel din bilgisisorularından oluşacaktır ve tüm öğrenim düzeyler... Devamı

Tüm hepsinde aşağıda verilen şekilde ki gibi olacaktır.   KPSS Genel Yetenek : %15    Dini Haberlerim KPSS Genel Kültür : %15   DHBT 1 : %30   DHBT 2... Devamı