DHBT Dersleri-139″Budizm, Tarihsel Gelişimi ve Temel Öğretileri”

Sınav Defteri
Haziran 29, 2020

Budizm, MÖ 6. asırda kuzey Hindistan’da yaşadığı kabul edilen
Siddharta Gautama Sakyamuni’nin öğretilerine dayalı olarak gelişen inanç.
istemini ifade eder. Mensuplarınca Budda-dharma (Budda’nın şeriatı), Bi.ıdda-vacana (Budda’nın sözleri) veya Budda-sasana (Budda’nın
öğretileri ve mesajı) diye bilinen bu inanç sistemi, günümüzde dünyanın dört bir yanında mensupları bulunan ve en hızlı yayılan dinlerden
biridiri İki bin beş yüz yılı aşan uzun tarihsel süreçte Budizm, Hint kültürünün yanı sıra Orta ve Güney Doğu Asya’nın yerel kültürleriyle de
karşılaşmış ve sonuçta bu bölgelere ve kültürlerine egemen olmuştur.
Ayrıca onun, daha Hıristiyanlık öncesi dönemde Orta Doğu’ya, Helen
dünyasına ve Mısır’a kadar yayıldığı ve bu kültürleri de derinden etkilediği bilinmektedir. Şüphesiz bu, hiçbir zaman tek yönlü bir etkileme süreci· olmamıştır. Zira yerel kültürler de Budizm’i etkilemiş ve sonuçta
birbirinden oldukça farklı Budist okulları ortaya çıkmıştır. Örneğin, miladi birinci asrın sonlarında Orta Asya’dan gelerek Keşmir ve Pencab
bölgesini ele geçiren göçebe toplulukların Budizm’i kabul etmeleri ve
Budist din adamlarının söz konusu dini bu insanların anlayışları ve ihtiyaçlarına: göre yorumlama gayretleri sonrasında Mahayana Budizmi dediğimiz mezhep ortaya çıkmıştır. Aynı şekilde Budizm’in Çin ve Japonya’ya yayılması da Çin Budizmi veya Zen Budizmi gibi yeni ekollerin
doğuşuna imkan sağlamıştır. Birbirinden oldukça farklı din anlayışlarını
temsil eden bütün bu okulların yegane ortak özelliği, Budda’yı kendi
ruhani liderleri kabul etmeleridir.
A. Budda’nın Hayatı
Tarihi ve çağdaş kaynaklarda Budda’nın hayatına dair iki farklı
anlatım dikkati çeker. Özellikle Batı toplumlarına Budizm’i anlatmak
için yazılan eserlerde Budda, her türlü maddi imkana sahip olmasına
rağmen hayatta özlemini duyduğu mutluluğu elde edemeyen ve sürekli
arayış içerisinde olan bir genç olarak tanımlanır. Buna göre Budda, MÖ
6. asırda Hindistan’ın kuzeyinde Nepal sınırında yaklaşık 80 yıl yaşamış
tarihsel bir kişidir. Sakya krallığında prens olarak dünyaya gelen bu
gencin adı Siddharta, soyadı Gautoma, ünvanı ise Sakyamuni’dir. O, yirmi dokuz yaşına kadar sarayda büyük bir rahatlık ve konfor içerisinde
yaşamıştır. Ancak yaşlılık, hastalık ve ölüm gibi dünya hayatının kaçınılmaz olayları karşısındaki kaygısı onu arayışa sevketmiş ve bu süreç
onun, sarayı ve ailesini terk ederek münzevi bir hayat tarzını benimsemesiyle sonuçlanmıştır. Altı yıl katı riyazet hayatı sürdüren Siddharta,
katı riyazetin, hayatın acı ve sıkıntıları için çözüm olmadığı sonucuna
ulaşır. Bunun üzerine kendisinin “orta yol” olarak tanımladığı, aşırı rahatlık ve katı münzevilikten uzak “sekiz dilimli yolu” keşfeder. Bu yolu
izleyerek otuz altı yaşlarında tüm hayatı kapsayan acı ve ıstırabın kaynağını keşfeder ve bundan sonra “eren veya ermiş” anlamındaki Budda
lakabıyla anılır. Ömrünün geri kalan kırk beş yılını da edindiği tecrübeleri Ganj havzasındaki her sınıftan insana anlatarak geçiren Budda 80
yaşlarında hayata gözlerini kapar.
Budda’nın hayatına dair ikinci anlatım ise mitolojiktir ve Budistler
arasında daha yaygındır. Bu anlatımda Budda, dünyaya gelmeden önce
Tusita cennetinin otuz üçüncü katında yaşayan tanrısal bir varlıktır; insanlara olan merhamet ve düşkünlüğünden ötürü onlara hayatın kötülükleri ve sıkıntıları karşısında çıkış yolu göstermek için belli bir süre insan bedeninde yaşamıştır. Buna göre Budda’nın annesi Mahama , bir
gece rüyasında semavi varlıklar tarafından Himalayalardaki Anavatapta
gölüne götürülür ve orada semavi varlıklar tarafından banyo yaptırıldıktan sonra çevresine ışıklar saçarak gökten inen ve hortumunda nilüfer çiçeği taşıyan beyaz bir fil yanına iner ve sağ tarafından karnına girer.
Ertesi günü rüyasını yorumlattığında, kendisine evrensel bir hükümdar
veya evrensel bir rehber olacak bir oğlan çocuğuna hamile olduğu söylenir. Hakikaten Mahamaya, on ay sonra bir oğlan çocuğu dünyaya getirir ve onun adını Siddharta koyar. O, doğar doğmaz yedi adım atar ve
etrafa gülücükler saçar. Siddharta gerek anne karnında iken gerekse doğumundan sonra bulunduğu yere bereket getirir ve birçok mucizevi
olayın yaşanmasına yol açar. Onun doğumundan bütün yer ve gök cisimleri haberdar olur, hatta Himalayalarda münzevi bir hayat sürdüren
aziz Asita bile gökyüzünde meydana gelen olaylardan harikulade birşeyler olduğunu anlar ve Suddhadana’ların sarayına gelip yeni doğan
çocuktaki otuz iki alameti görür ve bütün bunların Siddharta’nın ileride
büyük işler başaracağının belirtileri olduğunu söyler.1
Görüldüğü gibi bu anlatıma göre Budda’ya dair bütün olaylar,
tanrısal takdirin zaman içindeki tezahürleridir. Başka bir deyişle, tarihte
Siddharta Gautama Sakyamuni olarak bedenleşen ve sonradan Budda
diye anılan kimse, aslında tanrısal cevherin dünyadaki avataralarından
sadece biridir. Dolayısıyla Budda her ne kadar insan suretinde görünse
de gerçekte tanrısal bir varlıktır. Yapıp ettikleri de bu vasfına yaraşır nitelikte olmak durumundadır.
B. Budizmin Yayılışı
Budizm’in gelişim ve dönüşüm tarihini üç ana devreye ayırmak
mümkündür. Bunlar, Budda’nın aydınlanmaya kavuşmasından Maurya
kralı Asoka’nın Mö 3. asırda Budizm’i krallığın resmi dini olarak kabul
etmesine kadar geçen üç asırlık süre “ilk budizm dönemi”; Asoka döneminde belirlenen ahlaki ilkelere ve bunların bireysel uygulamalarına
aşırı vurgunun yapıldığı “Hinayana Budizm’i devresi” ve Kral Asoka’dan
Kuşhan kralı Kanişka’ya kadar geçen dönemde ve sonrasında yerel kültürlerle etkileşim sonrasında gelişen “Mahayana Budizmi safhaları” olarak adlandırılabilir.
Birinci dönemde Budizm, sadece Ganj havzasındaki manastırlarda keşişlerin yaşadığı ve Brahminlerce sapık sayılan bir mezhep niteliğindedir. Halk arasında çok yaygın bir din haline gelmemiş olsa bile bazı yerel yöneticilerin desteğiyle Vinaya ve Sutta Pitaka adı verilen Pali
metinlerinin bu dönemde yazıldığı tespit edilmiş; yine ortaya çıkan dini
problemlerin çözümü için Hıristiyanlıktaki konsillere benzer geniş katılımlı dinsel toplantılar bu devrede gerçekleşmiştir.
Bunların ilki Rajgir/Rajagrha konsilidir. Bu toplantı Mö 5. asırda,
yani Budda’nın öldüğü yıl gerçekleştirilmiş ve Pali-Kanon’unu (Tri-pitaka) oluşturan metinlerden ilk ikisi, Vinaya ve Sutta Pitaka burada tespit
edilmiştir. Yaklaşık 500 arhatın katıldığı kabul edilen bu toplantıya rahip
Kasyapa başkanlık etmiş, Budda’nın gözde öğrencisi Ananda onun vaazlarını, Upali adındaki diğer rahip de Budda’nın öğrettiği Vinaya/manastır kurallarını topluluk önünde okumuştur. Toplantıdaki diğer öğrencilerin de onayladığı bu metinler Budist kutsal metinlerinin çekirdeğini teşkil etmiştir. Dolayısıyla Rajagrha toplantısı, Budist kutsal literatürün oluşum sürecinin başlangıç toplantısı olarak kabul edilebilir.
Rajagrha toplantısından yüz veya yüz on yıl kadar sonra manastır
kuralları ve keşişlerin yanlarında para, altın veya değerli mücevher taşıyıp taşımayacakları konusundaki tartışmaları çözüme kavuşturmak
amacıyla ikinci bir konsil, Vaisali Toplantısı (Mö 383) tertiplenmiştir. Rahip Revata başkanlığındaki bu toplantıya da yaklaşık 700 keşişin iştirak
ettiği tahmin edilir. Konsilde keşişlerin yanlarında para veya değerli
maddeler taşımalarının manastır yaşamıyla uzlaşıp-uzlaşmadığı konusundaki tartışmalar üzerine Budizm’de ilk bölünme meydana gelmiş;
Budist cemaat, Sthaviravadins (muhafazakarlar veya “Ataların öğretisine bağlı kalanlar” anlamında Pali dilinde Tberavadins) ve Mahasanghikas olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Kaynaklarda liberal görüşleriyle
tanınan ikinci grubun zaman zaman günümüz Mahayana din anlayışının ilk biçimi olduğu şeklinde değerlendirmelere rastlansa da Mahayana ekolünün daha sonraki dönemlerde vücut bulduğuna dair rivayetler
daha yaygındır.
MÖ 350 yıllarında ise Vaisali toplantısının kararlarını tanımayan
Mahasanghikas -bazı kaynaklarda bu gruptaki rahiplerin büyük çoğunluğunun mensup olduğu kabileye nispetle Vrjiputrakas olarak da
isimlendirilir- tarafından üçüncü bir toplantı tertip edilir ve bu toplantı
bazı kaynaklarda I. Pataliputra Konsili adıyla anılır. Ancak onunla ilgili
birçok rivayetin mevcudiyetine rağmen böyle bir toplantının varlığı konusunda ciddi tartışmalar vardır. Örneğin, Theravada mezhebine bağlı keşişler ve okullar bu toplantı kararlarını tanımaz ve Asoka dönemindeki il. Pataliputra toplantısını, Budizm tarihindeki üçüncü konsil olarak
kabul ederler.
il. Pataliputra toplantısının amacına dair de iki farklı rivayet vardır.
Birinci rivayete göre o dönemde Budizm içindeki Muhafazakar grubun
başkanı olan Mahadeva, arhatları tanrılaştırmış ve onların Budda ile eşdeğer görülmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Bu durum muhalif grubu harekete geçirmiş ve onların arhatların yanılabileceği, zaman zaman şüpheye düşebileceği, başkalarının fikir ve düşüncelerine de ihtiyaç duyabileceği, hikmet ve fedakarlık bakımından hiçbir zaman Budda ile mukayese edilemeyeceklerine dair karşı görüşler ortaya atmalarına yol açmıştır. Bütün bunlar bu konsilde tartışılmış ve sonuçta, Mahasanghikas
adıyla anılan keşişler Mahadeva’nın tezlerini kabul ederken, Sthaviras/Jberavada denilen diğer grup ise Budda’nın da temelde insan olduğunu savunmuştur. Budda’nın tabiatı konusunda iki grup arasında uzlaşma olmayınca Budizm içindeki mevcut bölünmeler derinleşmiştir. Ancak son yıllarda yapılan araştırmalarda Mahasanghikas denilen mezhebin bu tartışmalarla ilgisinin olmadığına dair görüşlere rastlanmaktadır.
İkinci rivayete göre ise toplantının nedeni, Sthaviras/Tberavada
adı verilen grubun manastır hayatına dair yeni kurallar koyması ve Mahasanghikalann bunları kabul etmeyişidir. Bu rivayetlerden hangisi kabul edilirse edilsin, görülüyor ki I. Pataliputra Konsilinde Budist öğretinin tespitine yönelik tartışmalar yapılmıştır. Çünkü Budda’nın kimliği ve
Sangha denilen keşişler topluluğunun dindeki durumu Budist amentüsü açısından son derece önemlidir.
Kral Asoka dönemi ise Budizm’in sapık bir Hindu mezhebi görünümünden kurtulup ayrı bir din konumuna ulaştığı devre olarak dikkati
çeker. Asoka, Budizm’i benimsedikten sonra Mö 250 yıllarında II. Pataliputra Konsili’ni toplamış ve onu yönetmiştir. Toplantı, farklı ekoller arasında uzlaşmanın sağlanması, temel Budist öğretinin ve kutsal literatürün belirlenmesinin yanısıra Budist düşüncelerin yayılması için dört bir
yana gönderilecek misyonerlerin örgütlenmesi gibi amaçlar taşıyordu.
Kral Asoka, tamamen Budda’nın sözlerinden oluştukları kabul edilen
Vinaya, Sutta ve Abhidhamma Pitaka’dan müteşekkil Pali metinlerinin
tespiti ve Budist misyonerlerin organizesi konularında başarılı olmuş,
ancak farklı Budist ekolleri uzlaştırmayı başaramamış, hatta birleştirme
çabaları, varolan görüş ayrılıkları ve düşmanlıkları daha da derinleşmiştir. Örneğin, Budda’nın herkesden farklı olduğunu ve hiçbir arhatın
onun statüsüne yükselemeyeceğini savunan Dharmaguptaka ekolü ile
zaman ve varlık konusundaki farklı yaklaşımlarıyla dikkati çeken Sarvastivada rahipleri, miladi birinci asrın sonlarına kadar kuzey Hindistan’da ve Orta Asya’daki Budistler üzerindeki etkilerini sürdürmüşlerdir.
Asoka dönemi (Mö 260-218) kaya kitabelerinden, bu dönemde Orta Asya, Afganistan, Sri Lanka ve Burma’nın yanısıra Helen dünyasının
dört bir yanına Suriye, Yunan ve Mısır’a bile Budist misyonerler gönderildiği anlaşılmaktadır. Doğuya ve güneye gönderilen misyonerlerin gayretleri kısa sürede semeresini vermiş ve Budizm, o dönemde Burma ve
Sri Lanka’da egemen din konumuna yükselmiştir. Diğer bölgelerde aynı
başarı elde edilememiş olsa bile, gerek Orta Asya’da, gerekse Ortadoğu’nun değişik bölgelerinde Budizm tanınan bir din haline gelmiştir.
Asoka, bunun yanı sıra imparatorluğun dört bir yanına Budda’nın
anısına stupalar inşa ederek Budizm’in imparatorluğun yegane dini olduğunu göstermek istemiştir. Ayrıca onun ahlaki öğretilerini halkına anlatmak için yazdırdığı kaya kitabeleri de bugün Budizm’in ve dinler tarihinin en eski ve önemli tarihi belgelerindendir.
Budizm’in Tarihsel Gelişimi
MÖ 563-483
Mö 473
Mö 363
MÖ 273-236
Mö 200
MÖ 100
MS 50
MS 100
MS 200
MS 220-552
Budda’nın hayatı
llk Budist Konsili
İkinci Budist Konsili
Kral Aşoka’nın Budizm’i Maurya Krallığının dini kabul etmesi
Theravada/Hinayana ekolünün doğuşu
Pali dilindeki kutsal metinlerin tespitine yönelik çalışmaların başlaması
Budizm’in Çin’e ve Doğu Asya’ya yayılması
Mahayana Ekolünün doğuşu ve gelişimi
Filozof Nagarjuna’nın “Hiçlik/sunyavada” teorini
ortaya atması
Budizm’in Vietnam, Java, Burma ve Sumatra’ya yayılması

MS 550
MS 600
MS 749
MS 805-806
MS 845
MS 1079-1153
MS 1222-1282
MS 1250
MS 1400
MS 1898
MS 1931
MS 1959
Budizm’ in Japonya’ya girişi
Songtsan’ın, Budizm’i Tibet’in milli dini ilan etmesi
tık Budist manastırının Tibet’te kurulması
Japon Zen Budizm’inin ortaya çıkışı
Çin’ de Budizm’i sindirme çabalarının başlaması
Şair Milarepa’nın hayatı
Nichiren’in Reformları
Budizm’in kuzey Hindistan’ da etkisini yitirmesi
Budizm’in güney Hindistan’ da etkisini yitirmesi
Jodo Shinshu mezhebinin Japon göçmenlerle Amerika’ya geçişi
New York’ta Zen Budist Topluluğunun kurulması
Çin’in Tibet’i işgali; Tibet Budistlerini kendi yönetimleri altına alması ve göçe zorlaması, Tibet Budistlerinin Dalay Lama liderliğinde Kuzey Hindistan’daki Dhramsala’ya yerleşmesi.
Asoka’nın ölümünden kısa bir süre sonra, Maurya Krallığı, Sunga
Hanedanının (Mö 1 85) eline geçince, Budizm için bir bakıma diaspora
dönemi başlamıştır. Çünkü katı bir brahmin olan kral Sunga, ülkesindeki bütün stupaların yıkılmasını, viharaların Hindu mabetlerine dönüştürülmesini ve buralarda yaşayan Budist keşişlerin öldürülmesini emreder. Bunun üzerine Budistler, Keşmir ve Afganistan gibi Sunga krallığına uzak bölgelere sığınmak mecburiyetinde kalır. Hint Yarımadasının
kuzey-batı bölgeleri ve Afganistan ise o tarihlerde, Orta Asya’dan gelen
göçebe topluluklar (İskitler ve Kuşhanlar) veya Grek ordularının hakimiyeti altındadır. Dolayısıyla bu dönemde, Budizm’in Hint kültürü dışında yabancı bir kültürle etkileşime girdiği, hatta bugünkü Mahayana
Budizmi’ne özgü anlayışın başladığı veya kökleştiği söylenebilir. Nitekim Kuşhan kralı Kanişka’nın miladi ikinci asrın başlarında, kutsal metinleri ve temel öğretileri yeniden gözden geçirmek amacıyla topladığı
konsilde alınan kararlar, Mahayana Budizmi’nin ana öğretileri kabul
edilir. Aynı toplantıda Pali metinleri dışında benimsenen ve Pali yerine
Sanskritçe kaleme alınan kutsal yazılar da aynı mezhebin önemli kutsal
metinleri arasında yer alır.
Klasik devre olarak tanımlanan ve miladi 1. ve 6. yüzyılları kapsayan dönemde ise Budizm, kuzeyde ipek Yolu güzergahını izleyerek önce Orta Asya ve Çin’ de, 4. asırdan sonra da Kore ve Japonya’ da yayılmıştır. Güneyde ise Sri Lanka ve Burma’da kökleşmiştir.
Miladi 7. asırdan itibaren Nepal ve Tibet’te, Vajrayana/ Mantrayana mezhebi doğmuştur. Hinayana ve Mahayana mezheplerinden
farklı olarak büyüsel ve gizemli uygulamalara önem veren ve mantraların sürekli tekrar edilmesinin birtakım manevi sonuçlar ortaya çıkaracağına inanan Vajrayana, zamanla Hinduizm’e ait birçok uygulamayı da
bünyesine alır. Hatta bu durum Budizm’in yeniden Hindulaşması veya
Vajrayana’nın bir Hindu mezhebi olarak tanımlamasına da yol açmıştır.
Günümüzde ise Budizm artık Hint Yarımadası veya Doğu Asya’ya
özgü değil, dünyanın hemen her yerinde taraftarı bulunan bir dindir. Örneğin sadece ABD’de beş milyondan fazla Budist olduğundan söz edilir.
Ancak karşılaşılan her yeni kültür, aynı zamanda yeni bir Budist mezhebin doğmasına yol açmıştır. Budizm’in yerel kültürlere uyumda gösterdiği başarı, onun yayılmasını kolaylaştıran en önemli faktör olmakla birlikte, onun kendi içinde çok farklı dini düşünce ve uygulamaları barındırması, ilk formundan oldukça uzaklaşmasına da neden olmuştur.

C. Budda’nın Reformları
Budda, aydınlanmaya kavuştuktan hemen sonra Sarnath’ta, daha
önceden tanıdığı beş arkadaşına yaptığı konuşmasında kendi öğretisini
“orta yol” olarak tanımlar ve dindar bir kimsenin iki aşırılıktan uzak durmasını söyler. Bunlardan ilki, mutluluğu arzu-isteklerin, özellikle şehvetin tatmin edilmesinde aramaktır ki bu basit, yararsız ve sadece dünyayı
düşünenlere uygun olan yaygın uygulamadır. Diğeri ise basit, değersiz
ve sıkıntılarla dolu asketizm yoludur.
Budda’nın hayatına dair rivayetler göz önüne alındığında, burada
eleştirilen iki yolun sırasıyla brahmanik ve sramanik din anlayışları olduğunu söylemek mümkündür. Çünkü o, yirmi dokuz yaşına kadar sarayda Hindu geleneklerine bağlı, brahmanlarca belirlenen bir hayat sürmüş, sonrasında ise altı yıl sramanik geleneğin önerdiği katı riyazet tecrübesini yaşamıştı. Şüphesiz Hinduizm sadece dünyayı düşünen ve
mutluluğu sadece arzu-isteklerin tatmininde arayan bir din değildi\ Ancak benimsediği kast anlayışı nedeniyle dini emir ve yasaklar, nereöeyı
se sadece brahminler sınıfını ilgilendirir hale gelmiştir. Zira onların dışındaki toplumsal sınıflar kast anlayışına göre bireysel ve toplumsal hayatın devamı için gerekli sosyal sorumluluklara sahiptir. Bu nedenle onlar, dinin öngördüğü nihai mutluluk hedefinden oldukça uzaktır ve
samsara çarkından kurtuluş için yeni varoluşları beklemek zorundadır.
Dolayısıyla Budda’nın uzak durulmasını önerdiği yollardan birinin geleneksel Hindu anlayışı olduğunu söylemek pekala mümkündür. Onun
her sınıftan insana hitap etmesi ve onları kendi cemaatine alması da bu
görüşü desteklemek için zikredilebilir.
Budda’nın karşı çıktığı Hinduizm’deki diğer bir anlayış karmamarga (dini ibadetleri ve kurban törenlerini icra ederek kurtuluşa ulaşma yolu) ve jnanamarga (Brahman, atman vb. soyut kavramlar veya
metafizik hakikatlerin mahiyetini kavrayarak kurtuluşa ulaşma yolu)
olarak isimlendirilen geleneksel kurtuluş yöntemleridir. Ona göre karmamarga, dünya ve insan üzerinde mutlak egemen oldukları kabul
edilen tanrıların teskin ve tahmid edilerek onların inayetiyle kurtuluşu
öngörüyordu. Budda ise kurtuluşun ancak bireyin çabasıyla gerçekleşebileceğini ve bu konuda hiçbir üstün gücün yardımına gerek olmadığını
savunuyordu. jnanamarga ise kişiyi soyut metafizik gerçekler üzerinde
düşünmeye ve onların mahiyetini kavramaya zorluyordu .. Halbuki insan, Budda’ya göre dünyada yaşıyordu ve öncelikle buranın gerçeklerini kavramalı ve ona göre davranmalıydı; aradığı mutluluğu temin edecek yegane davranış buydu.

D. Kutsal Metinler
a. Pali Kanon
Budist kutsal literatürü aynen Hinduizm’deki gibi ilk dönemlerde
sözlü olarak nakledilmiştir. Fakat bu sözlü nakil süreci çok uzun sürmemiş ve Budda’nın ölümünden kısa bir süre sonra keşişler tarafından onların tespiti ve kayda geçirilmesine yönelik çalışmalar başlatılmıştır. Buna rağmen Budizm’in ilk asırlarından bütün halinde günümüze ulaşan
herhangi bir metni yoktur. ilk yazılı metinlere Mö 2. asırda Kral Asoka
döneminde rastlanır. En eski toplu Budist dini metinleri ise hikmet yolu
(Dharma-Chakra-Pravattana) adını taşır ve derlenişi tahminen MS 2.yüzyıldır. Günümüzde Budist kutsal literatürü birçok dil ve lehçede olmasına rağmen Pali dilindeki metinler en sahih metinler olarak kabul edilir
ve bu yazılara Pali Kanon (Mö 350 – Mö 90) ismi verilir. Hinayana/Güney Budizmine ait bu metinlerin yanı sıra Mahayana ve Tibet ekolü ise kutsal
literatüre Pali Kanon’ da yer alan öğreti ve fikirlerin tefsiri veya gelişmiş
biçimlerini içeren yeni bazı metinleri de ilave eder. Pali Kanon ismi, öğretinin MÖ 247’de Hindistan’dan Sri Lanka’ya nakli esnasında kullanılan
Pali lehçesinden gelir. Pati Kanon için kullanılan diğer bir isim ise Tripitaka’ dır. Tripitaka “üç sepet” manasına gelir ve sepet, öğretinin nesilden
nesle nakli için kullanılan bir araçtır. Bunlar manastır kurallarını ele alan
Vinaya Pitaka, Budda’nın vaazlarını içeren Sutta Pitaka ve felsefi açıklamaları ihtiva eden Abhidhamma Pitaka’dır. Bu üç bölümden ilk ikisi, birinci konsil olan Rajagrha konsilinde sözlü olarak tespit edilmiş; üçüncü
bölüm ise ikinci konsil olan Vaisali’de tespit edilmiştir.
i. Vinaya Pitaka (Mö 350): Bu metinde keşişlerin uyması gereken
manastır hayatı kuralları yer alır. Bu yüzden “davranış kuralları koleksiyonu” olarak da bilinir. Rahip ve rahibelerin günlük ve dini hayatta uyması gereken tüm kuralları içerir. Çünkü dinin temsilcileri olan bu kişilerin yaşam tarzı Budizm’de büyük önem taşır. Bu kuralların özü ise
Pratimokşadır ve Uposatha (hilal ve dolunay) günlerinde keşişler tarafından topluca okunan en önemli bölümdür. 227 maddeden oluşan
Pratimokşa kuralları, cinsel ilişkiden kaçınma, hırsızlık yapmama, cinayet işlememe veya azmettirmekten kaçınma, insanüstü gücü olduğunu
iddia etmeme gibi konuları ele alır. Bu kurallar günümüzde sangha sınıfı için hala geçerliliğini korur.
ii. Sutta Pitaka (Mö 300): Sutta “bağ, ip” manasına gelir. Öğreti ile
insanlar ve onların yaşamları arasındaki bağa işaret eder. Suttalar beş ana
bölüme ayrılır ve her bir bölüm de kısa kısa sutralardan müteşekkildir.
Sutta Pitaka’da sadece dört hakikat ve sekiz dilimli yol gibi Budist öğretinin en önemli esasları değil, aynı zamanda Budistler için gerekli diğer
birçok özel ve pratik bilgiler de yer alır. Bundan ötürü Budist dini metinler arasında en önemli metin olarak kabul edilir. Budda ve takipçilerinin
sundukları öğretiler, Budda’nın hayat hikayesi, onun 547 adet olduğu
kabul edilen doğum hikayeleri de suttalarda ele alınan başlıca konulardır. Budda’nın ilk vaazı olan Hikmet Yolu (Dharma Chakra Pravattana)
da burada yer alır ve ahlak eğitimini ihtiva eden küçük bir risale gibidir.
Hemen hemen bütün Budistler bu bölümü ezbere bilir ve bu vai’tf dindeki önemi bakımından Hz. İsa’nın zeytin dağı vaazına benzetilebil r.
iii. Abhidhamma Pitaka: Dört temel gerçeklik, sekiz dilimli ybl ve
anatma öğretisi gibi Budizm’in temel öğretilerine dair felsefi açıklamalar ve yorumları içerir. Yedi alt bölümden oluşan Abhidhamma Pitaka’da
mantıksal ve psikolojik analizler de göze çarpar. Ayrıca öğretiye analitik ve
sistematik yaklaşması açısından “üst dharma/yüksek din” olarak da adlandırılır. Suttalarda temas edilen konular burada daha ayrıntılı açıklanır.
Yukarıda ele aldığımız kutsal yazılar dışında bir diğer önemli metin ise yine Pali dilinde kayda geçirilmiş olan Milindapanha (Kral Milinda’nın Soruları) isimli eserdir. Milinda, Büyük lskender’in Hindistan’a
atadığı validir. Bu metin, Milinda ile keşiş Nagasena arasında geçen söz
konusu dine dair entelektüel tartışmaları içerir. Milinda keşiş Nagasena’dan kendisinin sorularına cevap vermesini, Budist öğretiyi açıklamasını ve kendisiyle tartışmasını talep eder. Nagasena onun bu isteğini,
karşısına kral olarak değil sadece araştırmacı veya entelektüel kimliğiyle oturması şartıyla yerine getireceğini bildirir. Milinda bunu kabul eder
ve onun, Budist düşünce sisteminde rastladığı seksen iki ikilemi ve aklına takılan diğer felsefi sorunları çözmesini ister. Budist teolojisi açısından büyük önemi haiz bu eser, diyalog tarzında kompoze edilmiştir.
b. Mahayana Kutsal Literatürü
Mahayana mezhebi, Hinayana gibi homojen değil, öğreti ve uygulamaları bakımından birbirinden oldukça farklı Madhyamika, Lamaizm, Yogacara, Çin ve Japon Budizmi gibi muhtelif alt mezheplerin genel adıdır. Bundan dolayı Mahayana kutsal literatürü Sanskritçe, Tibetçe
ve Çince olarak kaleme alınmış çoğu Pali metinlerinin yorumu niteliğindeki yüzlerce eserden oluşur. Örneğin Kanjurve Tenjurbölümlerinden
oluşan Tibet Kanunu 1750 tarihli Narthang edisyonu esas alındığında
toplam 322 ciltlik devasa bir koleksiyondan oluşur. Aynı şekilde Çince
Kanon da yüz ciltlik bir koleksiyondur. Üstelik bu eserler bütün Mahayaµistleri bağlamaz.
Bununla birlikte Sanskritçe kaleme alınan şu dokuz eser, zaman
zaman Mahayana Kanon olarak da isimlendirilir:
Astasahasrikaprajnaparamita: Miladi üçüncü asrın başlarında
kompoze edildiği düşünülen ve çoğu zaman sadece Prajnaparamita
olarak adlandırılan bu eser, bir bodhisattvada bulunan altı mükemmellik üzerinde durur.
Gqndavyuha: Mahayana Budizmi’nin efsanevi bodhisattvalarından Bodhis’attva Manjusri’nin faziletlerini anlatan bir eserdir. Sunyata, dharmakaya ve dünyanın bodhisattvalar aracılığıyla kurtuluşu öğretileri açısından önemli bir eserdir.
Dasabhumisvara: Miladi 400 yıllarında kaleme alındığı düşünülen bu eserde bireyi buddalık mertebesine ulaştıran on basamak hakkında ayrıntılı bilgiler yer alır.
Samadhiraja: Meditasyonun kralı anlamına gelen bu eser, bodhisattvayı en yüksek aydınlanmaya kavuşturan muhtelif meditasyon basamaklarını tanımlayan bir diyalogtur.
Lankavatatra: Miladi 400 yıllarına dayandırılan bu eser Yogacara
ekolünün görüşlerini ele alır.
Saddharma-Pundarika: Lotus-sutra adıyla meşhur olan bir metin, Mahayana Budizmi’nin en eski eserlerinden biridir ve miladi birinci
asra dayandırılır. Özellikle Budda’yı bütün semavi varlıkların ötesinde
sayısız asırlar yaşamış ve yaşayacak olan bir Yüce Varlık olarak tanımlaması ve sravakas (Budda’nın öğretilerini dinleyip uygulayanlar), pratyekabuddas (kendi çabalarıyla nihai kurtuluşa ulaşan, fakat merhametleri olmadığı için bildiklerini başkalarına anlatmayanlar) ve boddhisattvas (başkalarını acı ve sıkıntılardan kurtarmak için mutlak hikmet ve
merhamete ulaşmaya yemin edenler) şeklindeki geleneksel üçlü ayrımı
değiştirerek “Bütün Budistlerin tek hedefi vardır o da buddalılaır.” görüşlerine yer veren ilk kaynak olması dolayısıyla Budizm tarihi bakımından önemlidir. Eserdeki anlayışa göre herkes Budda olabilir. Şüphesiz
doktrine! bakımdan basit oluşu ve anlatımındaki canlılık ve sadelik de
onun popüler oluşunda etkilidir. T’ien-t’ai ve Nichiren-shu ekollerinin
temel kutsal metnidir.
Tathagata-garbha-sutra: Mutlak aydınlanma kapasitesinin her
varlıkta var olduğunu ve bunun pek çok bireyde örtülü olduğunu anlatan kısa bir eserdir.
Lalitavistara: Budda’nın · hayatını ve eylemlerini Mutlak Hakikat’in insan bedenindeki sıradan eylemleri olarak gören, dolayısıyla
onu Tanrı’nın yeryüzündeki maceraları olarak tanımlayan bir eserdir.
Özellikle Budda’nın hayatına dair edebi eserler için önemli bi eferans
kaynağıdır.
Suvarnaprabhasa: Konuları kısmen felsefi kısmen de efsanevidir.
Tantra ayinlerini ele alır.

DHBT
22 Kasım 2020 Pazar
ÜYELİK

Üye OlŞifremi Unuttum

2018 YILI 9500 KUR’AN KURSU ÖĞRETİCİSİ, İMAM HATİP VE MÜEZZİN KAYYIM ALIMI TABAN PUANLARI 2018 Yılı 9500 Kur’an Kursu Öğreticisi, İmam Hatip ve Müezz... Devamı

Tüm hepsinde aşağıda verilen şekilde ki gibi olacaktır.   KPSS Genel Yetenek : %15 KPSS Genel Kültür : %15   DHBT 1 : %30   DHBT 2 : %40   Ortaöğreti... Devamı

Merakla beklenen 2018 DHBT sınavı 09. Aralık Pazar günü Ösym tarafından  belirlenen sınav merkezlerinde gerçekleştirilecek. Sınav sonuçları ise 04.01... Devamı

KPSS SONUÇLARI NE ZAMAN AÇIKLANACAK? ÖSYM tarafından yapılan duyuru ile KPSS sonuçlarının açıklanma tarihi netlik kazandı. ÖSYM’nin sınav takvi... Devamı

a) DHBT, çoktan seçmeli test olarak uygulanacaktır. b) DHBT’nin ilk bölümü (DHBT-1) temel din bilgisisorularından oluşacaktır ve tüm öğrenim düzeyler... Devamı

Tüm hepsinde aşağıda verilen şekilde ki gibi olacaktır.   KPSS Genel Yetenek : %15    Dini Haberlerim KPSS Genel Kültür : %15   DHBT 1 : %30   DHBT 2... Devamı