DHBT Dersleri-138″Hinduizm’deki Detaylar”

Sınav Defteri
Haziran 28, 2020

Hinduizm’de İbadet
Hindular için ibadet, temelde bireysel bir faaliyettir. Tapınaklarda
görevli brahminler liderliğinde okunan ilahiler (bhajan) dışında ibadetler çoğunlukla bireysel olarak icra edilir. Hindu ibadetlerini evde günlük yapılanlar, özel durumlarda icra edilen törenler ve ay takvimine göre yılın belli günlerindeki periyodik ibadetler olmak üzere gruplara ayırabiliriz.
Brahmin (din adamı), kşatriya (yönetici) ve vaisya (esnaü sınıflarına mensup olan Hindular, sabahleyin güneş doğmadan önce, kuşluk/ öğle vaktinde ve güneş battıktan sonra olmak üzere günde üç defa
ibadet ederler. Şafak vaktinde kalkan dindar bir kimse, öncelikle kutsal
“Om” hecesini okuyarak işe başlar, daha sonra Tanrı’nın isimlerini zikreder, üstadlarını hatırlar ve kendisinin Yüce Tanrı ile özdeş olduğunu
hatırlatan sabah duasını okur. Daha sonra sabah banyosunu yapar, saçlarını toplar; evdeki puja odasında veya Ganj kenarında sabah ibadetini
tamamlar.
Hindulara göre güneş, sabahleyin Brahma, öğleyin Vişnu, akşamleyin ise Şiva şeklinde tasavvur edilir. Bundan dolayı sabah duasında ilk
olarak doğuya, yani güneşe doğru yönelmek gerekir. Bundan sonra bireyin mensubu olduğu mezhebin uygulamalarına uygun şekilde, “Şimdi
her şeyin kaynağı ve sonunda kendisine döneceği, bütün dünyayı aydınlatan o ilahi güneşin üstünlüğü önünde eğilelim; dilerim ki o, kendine doğru ilerleyişimizde bizim anlayışımızı arttırır ve yakarışlarımızı kabul eder.”11 anlamındaki Gayatri mantrası tekrarlanır. Ayrıca Rig-veda,
Yajur-veda ve Sama-veda’nın ilk mantraları/kısımları okunarak Tanrı’ya yakarılır ve böylece ibadet tamamlanmış olur.
Kuşluk veya öğle ibadeti ise güneşin doğuşundan zeval vaktine kadar olan zaman diliminde icra edilebilir. Ancak Hindular bundan önce sabah kahvaltısı/yemeği yiyemedikleri için günümüzde
pek çok dindar aile, kuşluk vaktinde öğle ibadetini yapar ve ardından sabah kahvaltısına oturur. Oğle ibadetinde tanrı tasviri veya
heykeli üzerinde yoğunlaşmak, ona yiyecekler sunmak ve adına tütsü çubukları yakmak esastır. Tapılan tanrı adına hayvanlara ve misafirlere ikramda bulunmak ve yiyecekler sunmak da törenin bir parçası kabul edilir. Tören, kutsal metinlerden çeşitli dualar ve parçalar
okunarak tamamlanır.
Akşam ibadeti de büyük oranda öğle ibadetine benzer, ancak ondan daha kısadır. İbadete niyetlenen kimse önce su ile bir çeşit abdest
alır; ibadet mahallini de öncelikle su ile kutsar. Daha sonra güneşin bulunduğu yöne, yani batı veya kuzeybatıya yönelir. Kısa bir tefekkür ve
selamlama faslının ardından sabah ibadetinde olduğu gibi Gayatri duasını okur. Daha sonra da Vedalardan kısa üç mantra okuyarak ibadetini tamamlar.
Hinduizm’ de günlük ibadetlerin dışında samskara denilen ve doğum, evlenme ve ölüm gibi insan hayatının geçiş dönemlerinde gerçekleştirilen dinsel törenler vardır. tık dönemlere ait kutsal metinlerde bunların sayısı kırk civarındadır ve bunlardan on sekiz tanesi ayrıntılı olarak
tanımlanmıştır. Bugün ise sadece on tanesi yaygın olarak icra edilmektedir. Samskaralann ana gayesi, hayatın her bir dönemini kutsamak, bireyi zararlı etkilerden korumak ve onun bahtını açmak, yani iyi ve güzel
şeylerle karşılaşmayı temin etmektir.
Hamilelik dönemiyle ilgili törenler günümüzde gözden düşmüştür. Dolayısıyla geçiş törenlerinin ilki, doğumla ilgilidir. Bu törenin amacı doğumdan kaynaklanan kirlenmeyi gidermek, anneyi ve çocuğunu
korumaktır. Doğumun altıncı veya on ikinci günü çocuğa isim verme
töreni (nama karana) yapılır. Bu törenle birlikte, anneyle ilgili birçok
sınırlama da kalkar ve ev manevi kir ve kötü güçlerden temizlenmiş
olur. Bazı aileler, çocuğun ilk güneşe çıkarıldığı, katı yiyecek yediği, saçının kesildiği veya kulağının delindiği günlerde de ailenin görevli
brahmini yönetiminde muhtelif törenler yaparlar. Ancak bunlar, ad koyma töreni kadar yaygın ve önemli değildir.
Özellikle ilk üç kasta mensup olanlar için büyük önemi haiz bir
diğer tören ise upanayana adı verilen erkek çocukların dine giriş törenidir. Bu törende adaya asalet ipliği takılır. Aday onu hiçbir zaman başından çıkarmaz; ayrıca onun her telini manevi kirlerden korumak zorundadır. Yine bu törende adaya, Gayatri duası öğretilir ve bunu kurallara uygun biçimde okuması istenir. Evlilik töreni de Hinduizm’de dini ve sosyal açıdan son derece
önemlidir. Bundan ötürü düğünler oldukça ayrıntılıdır ve neredeyse en
az bir hafta sürer.
Cenaze törenlerine gelince, bunlar bireyler adına gerçekleştirilen
son törenlerdir. Cenaze törenleri konusunda uygulamada zengin bir çeşitlilik vardır. Cenaze törenleri, ruhun cesetten ayrılarak bu dünyayı terk
etmesi ve atalar diyarına (cennet!) ulaşmasını temin etmek; hayalete dönüşerek dünyadaki yakınlarına zarar vermesini engellemek ve ölüm
olayıyla birlikte ortaya çıkan ve cenaze sahiplerine zarar vermesi kaçınılmaz olan manevi kirlenmeyi gidermek gibi amaçlar için yapılır. Cenazeler genelde odun ateşinde yakılır. Ceset yakıldıktan sonra cenazeye
katılanlara tatlı ikram edilir ve bu, törenin başarıyla tamamlandığı anlamına gelir. Ayrıca benzeri ikramlar ölümün onuncu ve yirminci günleri
ile yıl dönümlerinde de tekrar edilir. Mevta adına yapılan tüm bu ikramların amacı da, bedenden ayrılan ruhun yeni bir ruhsal bedene girmesine yardımcı olmaktır. Gerek yakma eyleminin gerekse sonraki ikramların ölenin oğlu veya bir erkek akrabası tarafından eksiksiz gerçekleştirilmesi, ölenin iyi bir durumda yeniden bedenleşmesinin garantisi sayılır. Bundan dolayı Hindistan’ da erkek bir evlada sahip olmak, hem dünyevi hayat hem de ölüm sonrası için büyük önem arz eder.
Bunlardan başka dini açıdan önemli merkezleri ziyaret etmek de
Hindular arasında hem yaygın hem de önemli kabul edilen başka bir
uygulamadır. Bu ziyaretler, dini sorumluluğu yerine getirerek sevap kazanmak, nihai kurtuluşu gerçekleştirmek, günahları affettirmek, büyüklerin hayır dualarını almak, öfkeli tanrı veya tanrıçaları teskin etmek,
hastalıktan ve şanssızlıktan kurtulmak ya da mal veya toplumsal statü
kazanmak gibi gayelerle gerçekleştirilir. Bazı ziyaret yerleri ise özel bazı
tanrılarla alakalıdır. Örneğin Brindevan ve Mathura Krişna ile ilgilidir.
Ancak Banaras ve Bodh-gaya, arzuları gerçekleştirme konusunda diğer
yerlerden daha önemlidir.
Hinduizm’de bunların yanı sıra daha başka yıllık törenler ­
dır. Günümüzde Hindistan hükümetince resmi tatil ilan edilen on al \
bayram söz konusudur. Bunlar ay takvimine göre kutlandıkları için bayram günleri her yıl farklılık gösterir. Miladi takvime göre yıllık törenlerin
ayı aynı, günü ise farklıdır.

Hindu Mezhepleri
Hinduizm’de üç temel eğilimden söz edilebilir. Bu eğilimler söz
konusu dinin hemen her döneminde var olagelmiş, günümüzde de Şivacılık, Vişnuculuk ve Saktizm olarak varlığını sürdürmektedir. Bunların
dışında Hıristiyanlığa tepki olarak veya onunla etkileşim sonucunda ortaya çıkan Arya Samaj, Brahma Samaj ve Krişnacılık akımları ile yoga
egzersizlerine verdikleri aşırı önemden ötürü Yogacılık başlığı altında
toplanabilecek başka akımlar da vardır. Ancak bunlar dış dünyada çok
tanınmış olmalarına rağmen Hindular arasında çok yaygın değildir.
Şivacılık, Şivayı Tanrı kabul eden ve ona tapınmayı temel dini görev olarak kabul eden bir mezheptir. O, 9. asır Hint filozoflarından Şankara ve Kumarila’nın görüşleriyle ortaya çıkmış ve yaygınlaşmıştır. Aslında Şiva, Vedalarda zikredilen bir tanrı değildir. Ancak ona atfedilen nitelikler göz önüne alındığında, onun Vedaların bereket ve yok edici korkunç tanrısı Rudra’dan başkası olmadığı söylenebilir. Yani Rudra zamanla Şiva’ya dönüşmüştür. Mezhep taraftarlarına göre Şiva, hem öldüren
hem de yaratan Tanrı’dır; iyiliğe ve iyilere yer açmak için kötüleri yok
eder. Her türlü tanrısal niteliğe sahip bu tanrı, çoğu zaman yabani halkların korkunç tanrısı şeklinde de tanımlanır; üzerindeki kaplan postu elbisesi, kafataslarından müteşekkil kolyesi ve keçeleşmiş uzun, örgülü saçlarıyla korkunç bir varlık şeklinde resmedilir. Bununla birlikte o, aynı zamanda insanlara çok düşkün ve merhametli bir tanrıdır; kendine hürmet
gösteren ve tazimde bulunanlar için her türlü iyiliği ve güzelliği yaratır.
Onun bu yönünü anlatan dans eden Şiva veya şivalingam tasvirleri Hindular arasında çok yaygındır ve büyük rağbet görür.
Şiva aynı zamanda zahitlerin piri ve koruyucusudur, mahayogidir
(yoga egzersizlerine sıkıca bağlılığı sonucunda nefsini öldürmüş en büyük zahit). Bu bakımdan o, aynı zamanda en büyük yoga üstadı ve uygulayıcısıdır. Küllere boyanmış çıplak bedeniyle tefekküre dalmış Şiva
tasvirleri bu anlayışın bir sonucudur. Şivacıların diğer mezhep mensuplarına nazaran zahitliğe düşkün oluşları ve yoga egzersizleri ile nefsin
öldürülmesi için kendilerine işkence etmeleri ayrıca sert yataklarda tama gibi katı kurallara eğilim göstermeleri bundandır.
Vişnuculuk ise Şivacılığın aksine asketizm ve öte dünyaya yönelik
eylemlere fazla ilgi göstermez. Taraftarları nezdinde Vişnu, insanlara çok düşkün ve onları çok seven müşfik bir babadır, şefkat ve merhameti ile öne çıkar. O, yeryüzündeki iyileri korumak ve düzeni sağlamak
için zaman zaman yeryüzünde değişik formlarda tecessüm etmiştir. Rama ve Krişna Hindistan’ın her bölgesinde saygı gören bu inkarnasyonların (avatara) en tanınmışlarıdır. Yukarıda da ifade edildiği gibi Hinduların iki büyük destanı Mahabharata ve Ramayana, bu avataraların hayat hikayelerini konu edinir.
Vişnuculuk 10. asır Hint düşünürlerinden Ramanuja ve takipcisi
Madhva’nın görüşlerinden kaynaklanan ve Ramananda ve Chaitanya gibi şairler sayesinde yaygınlaşan bir akımdır. Vedalar döneminde Vişnu
sıradan bir tanrı; Hindu teslisinde (trimurti) ise sadece hayatın devamından sorumlu bir tanrı olarak görülse bile Vişnuculukta o, her şeyi yaratmaya ve yok etmeye kadir Yüce Tanrı’dır; hatta Brahma ve Şiva onun
sayısız avataralarından ikisi olarak kabul edilir. Genellikle okyanus üzerindeki yatağında, lotuslar arasında eşi Şri Lakshmi ile birlikte Uyuyan
bir tanrı olarak tasvir edilir. Kötü güçler iyileri rahatsız etmedikleri sürece o uyumasını sürdürür.
Vişnuculukta Vişnu tapınımının yanı sıra, özellikle Bhagavat-gita
okumak, Ramlila ve Krişnalila denen faaliyetlere katılmak, Rama ve
Krişna adına kirtan ve bhajan (bir çeşit ilahi) okumak en temel dini sorumluluklardır. Krişna merkezli dini törenler de hayli yaygındır.
Hinduizm içindeki üçüncü büyük grup, tanrıların sakti denilen ve
çoğunlukla eşleriyle temsil edilen dişil/feminen gücüne inananlardır.
Bugün yaklaşık 50 milyon Hindu’nun böyle çeşitli formlardaki tanrıçalara tapındıkları tahmin edilmektedir. Tanrı’nın dişil/feminen yönüne tapınma, muhtemelen Ariler öncesi döneme kadar gider. Tanrı’nın sakti
adı verilen dişil yönü sıkça kunda/ini enerjisi ile ilişkilendirilmiş, bolluk
ve yaratıcılığı ise çok çeşitli simgelerle ifade edilmeye çalışılmıştır. Bu dişil güce zaman zaman diğer tanrılarla ilgisi olmayan apayrı bir tanrı olarak tapıldığı da görülür. Örneğin Kali, güzel ve şefkatli bir kadın/ana olarak tasvir edilir; Durga ise tersine vahşi ve acımasız bir tanrıçadır. Aslında
eski çağlardan beri dişil tanrısal güçlere tapınma doğaya tapınmayla bağlantılıdır. Bu durum özellikle büyük ağaçlar ve ırmaklar örneğinde daha
net görülebilir. Örneğin kutsal sayılan Ganj nehri son derece güçlü dişi
bir varlıktır ve onun suları temizleyicidir; burayı ziyaret edenlerin günahlarının Ganj’ın sularıyla yıkanıp gittiğine inanılır. Tantralardenilen kutsal metinler de dişil ilahi varlıklara nasıl tazim edileceğini açıklar. Sakti ibadetinde dişil tanrıçaların yanı sıra zaman zaman erkek
özelliklere sahip tanrısal varlıklar da söz konusudur. Bunlar çoğunlukla
adı geçen tanrıçaların eşleri konumundadır. Bu durum tanrısallıkta, dişi
ve erkek prensiplerin beraberliği ve ebedi birliğinin gerekliliği şeklinde
yorumlanabilir. Bu tanrısal çiftlerden dişi olanı, hayat verici gücü temsil
eder; eril güç ise onu harekete geçiren ve böylece yaratmanın geçekleşmesini sağlayan ana unsur olarak görülebilir.

Günümüzde Hinduizm
Geçen satırlarda ifade edildiği gibi Hinduizm’in gelişimi, Hindistan yarımadasındaki farklı geleneklerden, bölgeye giren değişik dinlerden ve benzeri başka etkilerden kaynaklanmıştır. 9. yüzyılın başlarından itibaren, özellikle de 16 ve 17. yüzyıllar boyunca uzun bir süre bölge Müslümanların etkisi altında kalmıştır. Daha sonra ise Avrupalı koloniciler bölgeye hakim olmuştur. Hıristiyan misyonerlerinin çalışmaları
özellikle 18. yüzyıl sonrasında yoğunlaşmıştır. Batılılar bu dönemde
Hinduizm’e karşı küçümser bir tavır takınmış ve onu insanlığın dinsel
hayatının ilk dönemlerine ait inançlar bütünü şeklinde nitelemişlerdir.
Dahası, Batılılar, açtıkları okullarda Hinduizm’in felsefi olarak tutarsız
ve ahlaki bakımdan yetersiz bir sistem olduğunu telkin etmiştir. Sonuçta
bazı Hindular bu telkinlerin etkisiyle kendi dinlerinden ve kendi eski
geleneklerinden uzaklaşmıştır. Bir kısmı da bu varsayımın doğru olmadığını savunmakla birlikte Hinduizm’i modern hayatla uzlaştırma çabalarına girişmiştir. Örneğin Mahatma Gandi, Batı etkisine karşı milliyetçi
bir yaklaşımı savundu. Ancak onun söylemi de eski geleneğe Batı gözünde meşruiyet kazandırma çabası olarak değerlendirilebilir. Zira o,
tüm dinlerde mevcut olan bazı temellerden bahseder ve Hinduizm’ in de
bu temellere sahip bir dini gelenek olduğunu savunur. Bunun dışında,
Batı etkisinden kaynaklanan ve daha eskilere dayanan bazı dini ihya
hareketlerinden söz etmek mümkündür. Bu ihyacıların en önemlilerinden biri Ramakrişna’dır (1836-1886). Onun saf dindarlık ve evrensel ruh
öğretisi, “Ramakrişna Hareketi” veya “Vedanta Topluluğu” denilen grubun ortaya çıkmasına yol açmıştır. Ramakrişna’nın en önemli takipçisi
Vivekenanda (1863-1902), Sanatana Dharma’nın evrensel mesajını IJındistan dışına ABD ve Avrupa’ya taşımıştır. Brahma Samaj ve Arya Samaj
gibi reform hareketleri de Batı’nın Hint kültürüne etkisi sonrasında ortaya çıkan modern hareketlerdir.Günümüz Hindistan’ındaki en ilgi çekici akımlardan biri de
Swadhyaya hareketidir. Bu hareket, içerisinde yaklaşık yirmi milyon insanı barındırmaktadır ve temel özelliği, eski Hint metinlerine özellikle
de Gita’ya verilen önemdir. Bireysel ve toplumsal gelişmeyi hedeflemesi ve bu konuda oldukça başarılı sonuçlar elde etmesinden ötürü bazıları tarafından sessiz bir toplumsal devrim olarak nitelenen bu hareketin
kurucusu, kutsal metin araştırmacısı olan Vaishnath Athevale Shastri’dir.
1950’lerde bu hareketi başlatan Shastri’ye takipçileri, “ağabey” anlamında Dada der. Herhangi bir hiyerarşiyi içermeyen ve ücretli görevlileri
olmayıp tamamen gönüllülüğe dayanan hareketin temel amacı, insanları geliştirmek, modern hayatın sıkıntılarını gidermek, toplumda yardımlaşma ve dayanışmayı artırmak ve geliştirmektir.
Modern dönemlerde Hindu geleneği içerisinden meditasyon ve
yoga gibi unsurları ön plana çıkaran ve Batıda oldukça ilgi çeken bazı
popüler hareketler de çıkmıştır. Bunların en meşhurlarından biri Transandantal Meditasyon’dur (TM). Maharişi Maheş Yogi’nin kurduğu ve
daha sonra ABD’ye taşınan TM ruhsal huzur vaat ettiği gibi alkolizm,
uyuşturucu vb. bireysel ve toplumsal sorunların çözülmesine katkı sağlamaya yönelik faaliyetlerde bulunmaktadır.

DHBT
22 Kasım 2020 Pazar
ÜYELİK

Üye OlŞifremi Unuttum

2018 YILI 9500 KUR’AN KURSU ÖĞRETİCİSİ, İMAM HATİP VE MÜEZZİN KAYYIM ALIMI TABAN PUANLARI 2018 Yılı 9500 Kur’an Kursu Öğreticisi, İmam Hatip ve Müezz... Devamı

Tüm hepsinde aşağıda verilen şekilde ki gibi olacaktır.   KPSS Genel Yetenek : %15 KPSS Genel Kültür : %15   DHBT 1 : %30   DHBT 2 : %40   Ortaöğreti... Devamı

Merakla beklenen 2018 DHBT sınavı 09. Aralık Pazar günü Ösym tarafından  belirlenen sınav merkezlerinde gerçekleştirilecek. Sınav sonuçları ise 04.01... Devamı

KPSS SONUÇLARI NE ZAMAN AÇIKLANACAK? ÖSYM tarafından yapılan duyuru ile KPSS sonuçlarının açıklanma tarihi netlik kazandı. ÖSYM’nin sınav takvi... Devamı

a) DHBT, çoktan seçmeli test olarak uygulanacaktır. b) DHBT’nin ilk bölümü (DHBT-1) temel din bilgisisorularından oluşacaktır ve tüm öğrenim düzeyler... Devamı

Tüm hepsinde aşağıda verilen şekilde ki gibi olacaktır.   KPSS Genel Yetenek : %15    Dini Haberlerim KPSS Genel Kültür : %15   DHBT 1 : %30   DHBT 2... Devamı