DHBT Dersleri-133″Yahudi Mistisizmi, Sabataycılık ve Anadolu Yahudileri”

Sınav Defteri
Haziran 23, 2020

A. Yahudi Mistisizmi
Yahudi mistisizmi ya da Kabala, kökeni miladi 1. yüzyılın sonlarına uzanmakla birlikte, müstakil bir sistem olarak 12. yüzyılda teşekkül etmiş Yahudi batıni geleneğine verilen addır. Rabbinik Yahudiliğin
özellikle de efsanevi-manevi tarafını oluşturan Agada’nın- yanı sıra
Yahudi apokaliptik, Grek gnostik ve Pers öğretileriyle yakın bağlantısı
olan Yahudi mistisizmi, temelde diğer mistik geleneklerde olduğu gibi
ilahlığın mahiyeti ve yaratılışla münasebeti ile alakalı sırlara ulaşma çabasını ve ilgili öğretiyi ifade eder. Kolektiflik ve kurtuluş unsurlarının
yanı sıra İbrani diline atfedilen kutsiyet ve müzekkerlik vurgusu bu mistisizmin ayırıcı özelliğini oluşturur.
a. Erken Kabala
Yahudi mistisizminin en erken biçimini, kutsal taht ve onu taşıyan
araba motifleri etrafında şekillenen Merkava literatürünün (Maase Merkava) içerisinde bulmak mümkündür. Hezekiel kitabında yer alan (1.
ve 10. bablar), peygamberin müşahede ettiği kutsal taht ile ilgili vizyondan hareketle ortaya çıkan bu literatür, ismini 1. Tarihler kitabında Ahit
Sandığı’nı taşıyan kerubim isimli meleklerin bineklerine atıfla kullanılan
(28: 18) ve ‘savaş arabası’ olarak tercüme edebileceğimiz İbranice merkava kelimesinden alır (Ben Sira 49:8). llahlığın mahiyetini kavramaktan ziyade Tanrı’nın görünümünü ya da ihtişamını tecrübe etmeyi ve ruhun bu tecrübe için semavi alana yaptığı yolculuk ve yükselme tekniklerini konu edinen Merkava mistisizminde iki farklı mistik tecrübe biçimi söz konusudur. Gayr-i Batıni ve herkese açık olan ılımlı anlayışta
esas olan, Kutsal Metin’ den (yani yazılı ve sözlü Tevrat) hareketle ilahlık
(kutsal taht) üzerine tefekkür ve ilahi tezahürün dünyada tutulmasıdır
(Suk. 28a). Batıni, elitist ve tehlikeli özelliğe sahip yoğun mistik anlayışta ise gizli isim ve sihirli duaları içeren birtakım mistik teknikler vasıtasıyla kutsal taht vizyonuna ya da tecrübesine ulaşmak hedeflenir. Talmud’da yer alan bir bilgiye göre bu uygulamaya kalkışan dört Yahudi
din alimi arasından sadece Rabbi Akiva ilahi tahtla ilgili düşsel deneyime ulaşıp sağ kalabilmiş, diğer üçü ya ölmüş, ya delirmiş, ya da dinden
çıkmıştır (Hag. 14b).
tık olarak Filistin’de ortaya çıkan ve Grek gnostik kültürüne ait
unsurların da karıştığı Merkava mistisizmi, daha sonra Tanrı’nın ve meleklerin kutsal isimlerinden meydana geldiğine inanılan Tevrat ve Mez­murlar’ın gündelik amaçlar doğrultusunda kullanılmaya başlandığı ve
büyüyle ilgili dua ve risalelerin oluşturulduğu yer olan Babil bölgesine geçmiştir. Tanrı’nın gizli isimleri ve meleklerin isimleri, dünyanın sonu
ve kurtuluşun zamanı ile ilgili öğretileri içeren ve kökeni ilk dönem Yahudi alimlerine dayandırılan bu literatür, Heikalot (Semavi Saraylar) olarak isimlendirilir. Eski Ahit ifadelerinden hareketle (Neş. 5; Mez. 147:5),
yaratıcının bedeninin büyüklüğü ya da ihtişamının boyutu ile ilgili hesaplamaya dayanan, antropomorfik karakterdeki bir başka risale ise Şiur Koma’dır (Bedenin Büyüklüğü). Kutsal taht ve ilahlığın görünümü
ile ilgili mistik öğretilerin yanı sıra, dünyanın başlangıcı ve kozmogoni
ile alakalı birtakım gizli bilgiler de yine bu ilk dönem Yahudi mistisizmi
içerisinde yer alır. Maase Bereşit olarak isimlendirilen bu ikinci tür öğretinin en önemli örneği, dünyadaki yaratıcı güçleri kontrol etme teknikleri, sihirli harf kombinasyonları ve · sayısal hesaplamaların (gematria/ebced) yanı sıra ilah! yaratma sürecinde yer alan otuz iki yapılanmadan bahseden ve 3-6. asırlar arasında Babil’de yazıldığı kabul edilen Sefer Yetzira’dır (Yaratılış Kitabı). Buradaki “32” rakamı, madde dünyasına biçim veren on mücerret sayı (sefirot)18 ile İbrani alfabesini oluşturan
ve yaratılışın maddi boyutuna karşılık gelen yirmi iki harfin toplamından meydana gelir.
b. Kabala
Kelime manası ‘gelenek’ olan Kabala terimi genel olarak Yahudi
mistisizmi için kullanılmakla birlikte, özellikle 12. yüzyıldan itibaren Yahudi mistisizminin aldığı şekli ifade eder. İlahlığın özü, dünyayla münasebeti ve yaratılışın gayesi gibi konuları içeren ve daha sistematik bir yapı sergileyen Kabala, tasviri ve vecdi ağırlıklı Merkava mistisizminden
farklı olarak spekülatif ve etik özelliğe sahiptir. 1 1-12. yüzyıllarda Province’te (Fransa) yaşayan Isaac the Blind isimli mistik ile özdeşleştirilen
Kabala’nın en önemli ve eski eserlerinden biri, Tanrı’nın sıfatları (sefirot), ilahlık alemi, çeşitli Tevrat pasajlarının mistik anlamı, kutsal isimler
ve bu isimlerin büyüye yönelik kullanımı, İbrani alfabesindeki harflerin
özellikleri gibi konuları içeren Sefer Bahir’dir (Parıltı Kitabı, 13. yüzyıl).
Fakat erken Kabala içindeki ılımlı ve yoğun tecrübe biçimleri, burada da teozofik (teorik) ve vecdi (pratik) eğilim şeklinde devam eder. Merkezinde ilahlığın yer aldığı teozofik Kabala, Tevrat ve dini emirler
yoluyla ilahlığı takdir ve dünyada ilahi düzenin tesisini sağlamayı amaçlarken (Nahmanides, 13. yüzyıl); daha ziyade mistik kişiliği esas alan
vecdi Kabala ise ilahi isimlerin mistik kullanımı ve birtakım duruş ve nefes alış teknikleri vasıtasıyla yoğun mistik değişime ulaşma amacına hizmet eder (Abraham Abulafia, 13. yüzyıl). Teozofik Kabala Sefarad Yahudilerinin rahat ve saygın bir konuma sahip olduğu ve Yahudi felsefesinin serpildiği İslam kontrolündeki İtalya ve İspanya’da yeşerirken,
vecdi Kabala Hıristiyan yönetimindeki Aşkenaz Yahudilerinin o dönem
içinde bulunduğu düşük statü, bilgi seviyesini ve ezilmişlik psikolojisini
dengelemek üzere başlangıçta daha ziyade Almanya’da etkili olmuştur
(Hasidey Aşkenazim, 1200).
Ayrıca, farklı dönemlerde gelişen iki büyük kabalistik gelenek söz
konusudur. Bunlar, batınilik ve yaratılış motifi etrafında şekillenen “İspanyol Kabalası” ile kurtuluş motifini esas alan popüler karakterdeki
“Safed Kabalası”dır. İspanyol Kabalası’nın temel eseri olan Sefer Zohar’ın (Işık Kitabı), 13. yüzyıl sonlarında Castile’de (İspanya) yaşayan
Rabbi Moses de Leon tarafından derlendiği kabul edilir. Tevrat üzerine
yapılmış ve onun gizli manasını ortaya koyan bir nevi mistik yorum niteliğindeki Zohar kitabı, ilahlığın mahiyeti ve kainattaki tezahürü, ilahi
isimlerin sırları, ruh, iyi ve kötü, Tevrat’ın kutsiyeti, Mesih ve kurtuluş
gibi konulara yer verir. Bu kitabın en önemli özelliği kabalistik geleneğin merkezinde yatan ve ilahlığın mahiyeti ve yaratılışla münasebetini
açıklayan ‘sefirot’ doktrinini detaylı olarak ortaya koymasıdır. ‘Sayı’ ya
da ‘daire’ manasındaki İbranice sefirah kelimesinin çoğulu olan ve ilk
defa Sefer Yetzira’da geçen sefirot terimi, ilahlığa ait sıfatlar ya da aracı
güçler manasında sonraki kabalistik literatürde de yer alır. Zohar kitabında, daha sonra kazandığı bu manaya paralel olarak, isimler, ışıklar,
güçler, safhalar veya aynalar biçiminde isimlendirilen bu kavram, sonsuz olan ve tecrübe edilemeyen mutlak ilahlığın (Ein-Soü görünür dünyadaki tezahürüne ait aşamalar ya da madde dünyasını bu mutlak ilahlığa bağlayan aracı kanal veya zihinleri ifade eder. Neo-platoncu südur
teorisiyle büyük benzerlik taşıyan bu doktrine göre yaratılış, Tanrı’nın
farklı sıfatlarına ya da isimlerine denk gelen on sefirot’un iç içe geçen
dört alem oluşturacak şekilde ve farklı biçim ve güçte sonsuz ilahi nuru
yansıtması sonucunda gerçekleşmiştir. On Sefirot / Dört Alem
1. keter(taç – baş), Südur (Düşünce)
2. hohma (bilgi/hikmet – beyin)
3. bina (anlayış/zihin – kalp)
4. hesed/gedullah (sevgi/yücelik – sağ kol) Yaratma (Ruh)
5. gevurah/din (güç/hüküm – sol kol)
6. tiferet/rahamim (güzellik/merhamet – göğüs)
7. netzah (zafer – sağ bacak) Biçim verme (Madde)
8. had (şan – sol bacak)
9. yesod/tzadik (temel/doğru – cinsiyet organları)
10. malkut/atara (krallık/taç – tüm beden/ Faaliyet (Krallık) mistik İsrail/Şekina) Sonsuz ve sınırsız Ein-Sof’tan sınırlı ve sonlu dünyanın ortaya çıkmasını sağlayan bu on sefirot, genellikle kainatın iskeletini oluşturan ve
var olan her şeye nüfuz eden “Kozmik Ağaç” veya ”Yaşam Ağacı” (Etz
ha-Hayim) ya da kendisinden insanlığın var olduğu “llk İnsan” (Adam
Kadmon) biçiminde tasvir edilir. Buna göre her bir sefirot, insan vücudunun belli bir bölgesine denk gelmekte ve bu sembolizm içerisinde
sefirot’un tamamı Kral Tanrı’nın uzuvlarını oluşturmaktadır. Başlangıçta
Tanrı’yla özdeş kabul edilen sefirot’u, Tanrı’ dan ayrı aracı unsurlar ya da
vasıtalar olarak anlayan kabalacılar da mevcuttur.
Yahudilerin 1492’de İspanya’dan kovulmasından sonra ortaya çıkan ve Kabalizm’in bir nevi popüler bir doktrin haline gelmesine sebep
olan Safed Kabalası ya da Lurianik Kabala ise kurtuluş merkezli ‘tikkun
olanı’ doktrini üzerine şekillenmiştir. 16. yüzyılda Osmanlı idaresindeki
Safed’de yaşayan lsaac Luria Aşkenazi isimli bir kabalacı tarafından formüle edilen ve öğrencisi Hayyim Vital tarafından yayılan bu doktrin, yaratılışın kozmik bir felaketle sonuçlandığı ve dünyanın tamir edilmeyi
beklediği inancına dayanır. Buna göre yaratılış faaliyeti, sonsuz ve mutlak ilahlığın kendi dışındaki varlığa yer açmak için kendini ya da nurunu içine çekmesi ve ilahlığın tam merkezinde oluşan, şekilsiz maddi
güçlerle dolu bu boş ve karanlık alana, onlara şekil vermek üzere on sefirot’un yerleşmesini gerektirmektedir. Fakat yaratılış sırasında beklenmedik bir şey olmuş ve ilk üç sefirot’tan çıkan ilah! nuru taşıyan güçler
ya da kaplar kırılmıştır. Kırılma sonucunda ilahi nurun bir kısmı bu kırık
kaplarla birlikte yaratılışın içine dağılmış ve karanlık alandaki şekilsiz
güçlerle birleşmek suretiyle yaratılışta kaos ve kötülüğün ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Yaratılış’ın en başta tasarlanmış olan homojen ve
iyi karakterini bozan bu trajediye (kozmik kötülük) daha sonra Adem’in
işlediği günahla birlikte ruhların kötülükle temasa geçmesi problemi
(etik kötülük) eklenmiştir. Bu durumda ters giden yaratılışı normale çevirmek ve kaos ortamı yerine ilahi düzeni tesis etmek için her bir (Yahudi) ferdin Tevrat emirlerini yerine getirmek suretiyle hem ruhların hem
de dünyanın tamirine katkıda bulunması gerekmektedir; ki bu tamir
ameliyesi dünyanın sonundaki Mesih! dönemi hazırlayan kurtuluş sürecine denk gelir.
1492 sürgünü sonrasında şekillenen bu kabalistik kurtuluş doktrini, Yahudi kavminin tarihi sürgünü ile Şekina’nın (Tanrı’nın yeryüzündeki tezahürü) mistik sürgünü arasında doğrudan münasebet kurmak suretiyle sürgün tecrübesine metafizik ve kozmik bir anlam yüklemiştir.
Buna göre sürgün ve kurtuluş kavramları, rabbinik gelenek ve klasik
Kabala içerisinde Mabed’in yıkılması ile ortaya çıkan fiziki esaret durumunun daha ziyade milli ve siyasi bir restorasyonla sona erdirilmesini
ifade etmekte iken, Lurianik Kabala’da yaratılışla başlayan ve bu yüzden de radikal ve manevi yenilenmeyi gerektiren kozmik-metafizik bir
anlam kazanmıştır. Söz konusu kurtuluş fikrinin en iyi işlendiği yerlerden birisi şüphesiz Sabataycılık hareketidir.
B. Yahudi Mesihçiliği
Eski İran ve Sümer kültürlerinde de karşılık bulan Mesihçilik kavramı, Yahudilik’teki biçimiyle, Yahudilerin karizmatik bir kurtarıcı (Mesih) tarafından yabancı boyunduruğundan kurtarılıp Filistin topraklarında dini ve siyasi bağımsızlık elde etmek suretiyle eski ihtişamlarına kavuşmaları; ya da geniş anlamıyla Yahudilerle birlikte tüm insanlığın durumunun eskatolojik ve radikal bir değişimle düzeltilmesine yönelik
inanç ya da doktrini ifade eder. Şimdiki zamanın olumsuzlanması ve bu
dünyada kurulacak yeni düzen (Mesihi dönem) beklentisini ifade eden
Mesihçilik fikri, ikinci Mabed döneminin sonlarından itibaren Yahudi
dinihin önemli bir parçası olmakla birlikte başlangıç itibarıyla Yahudilik, Mesihi karaktere sahip bir din değildir. Tevrat’ta İsrailoğulları, “Mesihl bir misyon”dan ziyade İbrani atalarına vaad edilen “ilahi sözü” gerçekleştiren kutsal topluluk olarak sunulur.
Böylece Rab atalarına vermeye ant içtiği bütün ülkeyi İsrail’e
vermiş oldu. 1srailoğulları da ülkeyi mülk edinip oraya yerleştiler. Rab, atalarına ant içtiği gibi onları her yönden rahata erdirdi. Düşmanlarından hiç biri onların önünde tutunamadı.
Rab hepsini onların eline teslim etti (Yeşu 2 1:43-44).
Dolayısıyla Tevrat’ta dünyevi kurtarıcı ya da eskatolojik manada
‘Mesih’ fikrine atıf yer almazken, Eski Ahit’teki hakim görüş İsrail’ in koruyucusu ve kurtarıcısının Tanrı olduğu yönündedir. Bununla birlikte,
özellikle peygamberlere atfedilen kitaplarda eskatolojik Mesih inancının nüvelerini bulmak mümkündür. Tevrat merkezli Mısır’dan çıkış hadisesinin yanı sıra, Tanrı’nın sürgündeki İsrail ve Yehuda’yı kurtarma ve
yeniden kutsama vaadi, ideal ‘kral’ veya ‘prens’ ile ilgili ifadeler ve gelecekteki Siyon merkezli kurtuluş çağına yönelik sembolizmin, İkinci Mabed döneminin sonlarına doğru bariz eskatolojik mana kazanacak olan
kurtarıcı Mesih ve Mesihi düzen kavramlarını beslediği söylenebilir.
a. Mesih Kavramı
‘Yağlanmış’ manasına gelen İbranice Mesih (maşiyah) kelimesi,
Eski Ahit’te, bir peygamber veya kohen tarafından yağlanmak (kutsanmak) suretiyle ya da doğrudan Tanrı tarafından görevlendirilen kral, kohen veya baş kohen gibi kişiler için kullanılır.
Ve Musa mesh yağını aldı … Ve Harun’ un başı üzerine mesh yağından döktü ve kendisini takdis etmek için onu meshetti
(Lev. 8:10, 1 2).
Kral Davud bu manada özel olarak Mesih nitelendirmesinin muhatabı olan kişidir.
Yesse’nin oğlu Davud,
Tanrı’nın yükselttiği adam,
Yakub’un Tanrısı’nın mesh ettiği. . . (il Sam. 23: 1).
Kelime, Daniel kitabı hariç, söz konusu anlamı dışında kullanılmaz. Fakat krallığın bölünüp (Mö 920) sırasıyla İsrail ve Yehuda kabilelerinin sürgüne gönderilmeleri ve Süleyman Mabedi’nin yıkılmasından
sonra (Mö 721 ve 586), İsrail’in seçilmişliği ve Davud krallığının devamına yönelik ilahi vaade paralel olarak, kurtuluşun ve Davud krallığını devam ettirecek lider fikrinin, özellikle peygamberlere atfedilen kitaplarda
ve Yahudi Apokrifası’nda seslendirildiği görülür.
İşte Davud için doğru bir dal
çıkaracağım günler geliyor.” diyor Rab.
“Bu kral bilgece egemenlik sürecek,
Ülkede adil ve doğru olanı yapacak.
Onun döneminde Yehuda kurtulacak,
İsrail güvenlik içinde yaşayacak. .. (Yer. 23:5-6).
Fakat bu dönemde asıl vurgu, İsrail’in Tanrı tarafından esaretten
kurtarılıp kutsal topraklarda eski ihtişamına kavuşması üzerine olup çoğu zaman ilgili literatürde, özellikle Apokrifa’da, ne ideal kral ne de kurtancı fikrinden bahsedilmezken, genel atıf Davud krallığının devamına
ya da ihyasına yöneliktir.
O gün Davud’un yıkık çardağını yeniden kuracağım,
Gediklerini kapayacak,
Yıkık yerlerini onaracağım,
Onu eskisi gibi yapacağım … (Amos 9:11).
Şahıs olarak ideal kral fikrini seslendiren pasajlarda dahi genellikle söz konusu kral, kurtuluşu getiren ya da başlatan bir figür olmaktan
ziyade yeni kurulacak ilahi düzenin bir parçası biçiminde sunulur. Eski
Ahit literatürü içinde eskatolojik manada Mesih kelimesinin geçtiği tek
kitap, “yağlanmış prens” ifadesine yer veren apokaliptik karakterli Daniel kitabıdır (Mö 165). Bununla birlikte Roma yönetimine denk gelen
geç apokaliptik ve rabbinik literatürde söz konusu kurtuluş ve ideal kral
temalarının eskatolojik manada “kurtarıcı Mesih” biçimine dönüştüğü
görülür .
… O, onların üzerine, Tanrı’nın gösterdiği, adil kral olacak,
Onun günlerinde kavmin ortasında zulüm olmayacak,
Çünkü hepsi kutsal ve kralları da Tanrı’nın Mesihi olacak.
… Tüm milletler onun önünde titreyecek,
Çünkü o, ağzından çıkan bir kelime ile yeryüzünü kasıp kavuracak.
Tanrı’nın kavmini ise hikmet ve saadetle kutsayacak,
Kendisi de günahtan beri olacak ki yüce kavmin üzerine hükmedebilsin … (Psalm of Sol. 17:35-41).
Tanrı, 1srail’i rahmet ve kutsama gününde
Mesihi’ni getireceği o seçilmiş günde temizlesin (18:6).
Nitekim aynı döneme ait Yeni Ahit literatürü, İsa’nın Yahudiler’in
beklediği Davud oğlu Mesih olduğu ve Mesihi dönemin yakında başlayacağı inancı üzerine şekillenmiştir. Bu şekillenişte Grek Selevkit idaresi tarafından başlatılan Helenleştirme politikasının (Mö 175) yanı sıra ne
Davud ne de kohen soyundan olmadıkları halde kohenlik ve krallık iddiasında bulunan Yahudi Haşmoni hanedanının yanlış siyasi tutum
(Mö 164-100) ve daha sonra Roma’nın baskıcı yönetimi karşısında filizlenen kurtuluş ümidinin rol oynadığı kabul edilir. Tüm bu hadiseler,
Pers kaynaklı kurtarıcı motifinin de etkisiyle, Tanrı’nın ilahi düzeni (Davud krallığı ve meşru Zadok kohenliği) yeniden tesis etmek için bir Mesih-kral göndereceği fikrinin Yahudiler arasında yayılmasına sebep olmuş; Roma yönetiminin Kudüs’ü işgali ve il. Mabed’in yıkılması ile (MS
70) Mesih! kurtuluş fikri daha da kuvvetlenmiştir. Bu manada Daniel, sırasıyla İsrail’e hükmeden dört yabancı krallığın (Babil, Pers, Grek ve
Roma) ardından gelecek olan hükümranlığı sonsuz Tanrı Krallığı’ndan
ve Tanrı’nın “Mesih prens”inden bahseder (Bab 7-9).
Mesih’in mahiyeti ve görevine yönelik farklı nitelemeler söz konusudur. Kimi zaman iki farklı Mesih! figüre atıf vardır. Zekarya kitabında bahsi geçen ‘baş kohen’ ve ‘kral’ şeklindeki iki ayrı şahsiyet
(6: 1 1-14), rabinik literatürde de belli ölçüde korunmuştur (Suk. 52b).
Yoğun Mesih inancına sahip olan Kumran (Ölü Deniz) cemaatine ait
risalelerde ise baş kohen ve Mesih kral figürlerinin yanı sıra, Tesniye
kitabında da kendisine atıf yapılan (18: 15-18) ahir zaman peygamberinden bahsedilir (lQS 9: 11; 4Q175; krş. 1 Mak. 14:41); ki bu figürler
ideal Yahudi devletinin, kohenlik, krallık ve peygamberlik şeklindeki
üç temel fonksiyonuna karşılık gelir. Kurtuluş temasının yanı sıra Mesih fikrinin de detaylı olarak işlendiği rabbinik literatürde Davud soyundan gelecek olan Mesih, tarihin sonunda İsrail’in düşmanlarını
yenmek suretiyle onları esaretten kurtarıp kutsal topraklara ve Tanrı’ya döndürecek, orada Mabed’i tekrar inşa edip İsrail’i Tevrat şeriatine göre yönetecek ve yeryüzünde Tanrı’nın krallığını kuracak kişi, savaşçı, öğretmen ve peygamber kimliklerini de kendi şahsında toplayan, eskatolojik bir kral olarak tasvir edilir (Sanh. 98b-99a). “Davud
oğlu Mesih” olarak isimlendirilen bu figürün yanı sıra, kendisine öncülük etmek üzere Yusuf soyundan gelecek olan ikinci bir Mesihten
de bahsedilir. Asıl Mesihin yolunu hazırlamak üzere Tanrı’nın ve İsrail’in düşmanlarıyla savaşırken harp meydanında öleceğine inanılan
“Yusuf oğlu Mesih” fikrinin, Roma yönetimine karşı Yahudi isyanının
önderliğini yapan ve dönemin Yahudileri tarafından beklenen Mesihle
özdeşleştirilen Bar Kohva’nın ölümü üzerine ortaya çıktığı kabul edilir
(Suk. 52a; I Mak. 14:41). Bu ikincil Mesih figürü daha sonra, Mesihçiliğin modern ve seküler bir versiyonu olarak görülebilecek olan Siyo7 nizm hareketinin öncülerine atıfla da kullanılmıştır. Genellikle insan olarak tanımlanan ama tabiatüstü kimi özelliklere de sahip olan Mesihin bir görüşe göre Mabed’in yıkılması sırasında
Betlehem’de veya Kudüs’te doğacağı, diğer bir görüşe göre de Roma’da
bir diğerine göre de gökyüzünde gizlenmiş olup geri dönmek için kurtuluş gününü beklediği ve İsrail hak ettiğinde heybetli bir biçimde bulutların üzerinde, hak etmediğinde ise mütevazı bir şekilde bir eşeğin
sırtında geleceği rivayet edilir. Başka bir görüşe göre Mesihin bizzat
kendisi ya da ismi dünya yaratılmadan önce vardı. lşaya kitabındaki
Tanrı’nın hizmetçisi figürüne paralel olarak, acı çeken ve acılarıyla lsrail’in günahlarına kefaret olan Mesih fikrine atıf söz konusudur. Ayrıca,
muhtemelen Hıristiyan Mesih anlayışına karşılık olarak, kurtuluşun nihai yaratıcısının Tanrı olduğu ve Mesihin ne Tanrı’nın ne de Tevrat’ın
yerini almayacağı vurgulanır.
Apokaliptik ve rabbinik literatürde, Mesih figürü ve Mesihi çağa
paralel olarak “Mesih’in doğum sancıları” olarak isimlendirilen ve onun
gelişini haber veren birtakım olumsuz gelişmeler, Gog ve Magog savaşı,
sürgündeki lsrail’in vaad edilmiş topraklarda bir araya toplanması ve
milletlere hükmetmesi, milletlerin toplu olarak tektanrı inancına girmesi, ölülerin dirilmesi ve hesap günü gibi hususlardan da bahsedilir.
b. Mesihçi Hareketler
Mabed’in yıkılması ile ivme kazanan Mesih beklentisi, miladi 1.
yüzyıldan itibaren Mesihi hareketlerin ortaya çıkışına şahitlik etmiştir.
Özellikle baskı ve zulüm zamanları ile siyasi değişim ve karışıklığın yaşandığı dönemler, söz konusu “pasif Mesihi” beklentinin “ateşli ve aktif
devrim” hareketine dönüşmesine zemin hazırlamıştır. Mesih olarak bilinen en önemli tarihi şahsiyetlerden birisi Talmud’da da ismi geçen Şimeon Bar Kohva’dır (Koziva). Roma’ya karşı yürütülen Yahudi isyanının liderliğini yapan ve isyanın sürdüğü üç yıl boyunca (Ms 132-135)
‘nasi’ (prens) sıfatıyla Yehuda’yı yöneten Bar Kohva’nın Mesihliği, dönemin büyük Yahudi alimi Rabbi Akiva (ö. MS 135) tarafından da teyid
edilmiştir.
Kurtarıcı Mesih fikrine yönelik inanç Ortaçağ’da da devam etmiş
ancak, rabinik literatürde genellikle öteki dünya ile özdeşleştirilen Mesih! dönemin mahiyeti ve fonksiyonu konusunda farklı anlayışlar da ortaya çıkmıştır. Radikal ve tabiatüstü değişiklikler ve Tanrı’nın tarihe mucizevi müdahalesiyle kurulacak olan Mesih! düzen ve toplu kurtuluş fikri halk arasında ve kabalistik gelenek içerisinde öteki dünya fikrinin
önüne geçerken, öteki dünyada karşılık bulacak olan ferdi sorumluluk
ve kurtuluş fikrini ön plana çıkaran İbn Meymun gibi kimi Yahudi düşünürler Mesih! dönemi, siyasi üstünlük ve Tevrat şeriatinin ihyası anlamında tabii yolla ve tedricen gerçekleşecek bir düzenden ibaret görmüşlerdir (Mishneh Torah, Kings, 12: 1-2; krş. Sanlı. 91b, 99a). Mesih
beklentisi, özellikle siyasi değişiklik (Hıristiyanlığın yayılması, Müslüman fetihleri, vs.) ve Mesihin doğum sancıları olarak yorumlanan baskı
ve zulüm dönemlerinde (Haçlı Seferleri ve sair katliamlar) daha da şiddetlenirken, Yahudi tarihi, Ortaçağ boyunca gerek Müslüman gerekse
Hıristiyan coğrafyalarında, çeşitli sahte Mesihlerin (Ebu İsa el-İsfehani,
İbn Arye, vs.) ve Mesih! hareketlerin ortaya çıkışına sahne olmuştur.
Mesih konusu üzerine yazılmış önemli Ortaçağ eserlerinin başında, Hıristiyan Bizans İmparatorluğu’nun en güçlü devresinde (7. yüzyıl) kaleme alındığı kabul edilen Book of Zerubbabel gelir. Davud soyundan
olan son İsrail kralı Zerubbabel’e bir melek aracılığıyla bildirilen ahir zamanla ilgili bilgileri içeren ve sonraki apokaliptik-Mesih! literatürü de
etkileyen bu eser, Yahudilerin iki ayrı Mesih önderliğinde Roma’nın
şeytan kralına karşı verdikleri savaşı, Filistin’e yerleşmelerini ve nihai
zafer neticesinde Mesih! dönemin başlamasını konu edinir.
Bu dönemde ayrıca, özellikle Yeremya (25:11; 29: 10) ve Daniel
(9; 12: 1 1) kitaplarında yer alan bilgilerden hareketle, Mesihin geliş tarihi
ile ilgili hesaplamalar yoğun biçimde Yahudi kültürü içerisinde yerini
almıştır. Çoğunlukla sürgün, katliam, siyasi devrim ve hatta salgın hastalıkların yaşandığı tarihlerle örtüşen bu hesaplamalar doğru çıkmadığında, Yahudilerin günahkar oluşları Mesihin gelmeyişine sebep olarak
gösterilmiş ve yeni bir tarih ortaya atılmıştır. Bu tür hesaplamalara karşı
kimi rabbiler tarafından, Mesihin geliş tarihinin bilinmez olduğu ve her
şeyin tövbe ve iyi amele bağlı bulunduğu (Pes. 54a-b; Maimonides,
“Epistle to Yemen”), Tanrı’nın İsrail’den “sonla ilgili zamanı bildirmemek ve sonun gelişini zorlamamak üzere” söz aldığı şeklinde görüşler
ileri sürülmüştür (Ket. 11 la; Sanlı. 97b). İbn i\Jeymun’a ait on üç prensiplik Yahudi amentüsünün yanı sıra Yahudilerin günlük sabah duasında da iman ikrarı biçiminde yer alan Mesih inancı, modern döneme gelindiğinde Ortodoks Yahudilik tarafından hala korunurken; kurtarıcı
Mesih figürünü reddeden Reformist Yahudilik tüm insanlığın durumu­nun tedrici olarak iyileştirilmesi ve dünyada barışın tesisi manasında Mesih! çağa vurgu yapar. Ultra-ortodoks olarak nitelendirilen Habad
Hasidizm’in bir kolu olan Lubaviçer grubu ise beklenilen Mesihle özdeşleştirdikleri ve 1994 yılında ölen son liderlerinin şahsında Mesih! sürecin halihazırda başlamış olduğuna inanır ve Modern İsrail Devleti’ni
de bu sürecin bir parçası olarak görür.
Öte yandan, Mesihçilik inancı açısından bir nevi dönüm noktası
niteliğindeki gelişme, Yahudilerin İspanya’dan sürülmesi ve bunun akabinde “dünyanın restorasyonu” ve eskatolojik kurtuluş öğretisini esas
alan Safed Kabalası’nın ortaya çıkışıdır. Kurucusuna atıfla Lurianik Kabala olarak da isimlendirilen bu mistik gelenek, Mesih! dönemin gerçekleşmesi sürecinde Yahudi fertlere özel bir misyon yüklemek suretiyle, sürgün tecrübesine ve Mesih! beklentiye yeni ve mistik bir boyut kazandırmış ve Mesih1-mistik hareketlerin doğuşuna zemin hazırlamıştır.
Bunların başında da Sabataycılık ve onun devamı niteliğindeki Dönme
ve Frankist hareketleri gelir.
c. Sabatay Sevi ve Sabataycılık
Yahudi tarihinin en etkili Mesih! hareketi kabul edilen Sabataycılık, 1665 yılında Sabatay Sevi isimli yarı-zahid bir mistiğin, sözcüsü ya
da peygamberi konumundaki Gazzeli Nathan’ın teşviki doğrultusunda,
Mesihlik iddiasında bulunmasıyla başlamış; daha sonra Sevi’nin Müslüman olması ve gelişen olaylar neticesinde Sabataycılık heretik ve gizli
bir harekete dönüşmüştür. Rusya’dan Amerika’ya, İngiltere’den Yemen’e uzanan geniş bir coğrafya üzerinde etkili olan bu hareketin geçmişte Osmanlı Devleti, Balkanlar, İtalya, Polonya ve Almanya gibi ülkelerde, günümüzde ise halen Türkiye’de mensupları vardır.
Hayatı ve başlattığı Mesih! hareket etrafında çok fazla spekülasyonun yer aldığı Sevi, 1626’da İzmir’de doğmuş bir Osmanlı Yahudisi’dir. Talmud ve Kabala eğitimi alan ve genç yaştan itibaren züht hayatına eğilim gösteren Sevi’nin, zaman zaman manik depresif ataklar sergilediği ve cinsel iğvalara kapıldığı nakledilir. Önceleri onun meczup
olarak tanınmasına sebep olan melankolik kişiliği ve sergilediği tuhaf
tavır ve Yahudi şeriatine ters birtakım fiiller, daha sonra Sevi’nin Mesih!
karizmasına yorulmuştur. ilk kez, kabalistik hesaplamalara göre Mesihin ortaya çıkacağı tarih olan 1648 yılında İzmir’de Mesihlik iddiasında
bulunan fakat fazla taraftar toplayamayan Sevi, farklı bölgeleri (Balkanlar, Filistin ve Mısır) dolaştıktan sonra, ruhları Mesihin gelişine hazırlayan Nathan isimli genç bir peygamberin varlığını duyup 166S’te Gazze’ye gelmiştir. Sevi’nin Mesihliği ile ilgili bir vizyon gördüğünü iddia
eden Gazze’li Nathan, görüşme sırasında Sevi’yi kendisinin beklenilen
Mesih olduğuna ikna etmiştir. Mesihliğini ilan ettikten sonra taraftarlarıyla birlikte birkaç kez Kudüs’e sefer yapan Sevi, buranın Yahudi din!
otoriteleri tarafından şehirden kovulması üzerine, Mesih! mesajını yaymak üzere önce Halep’e daha sonra da İzmir’e geçmiştir. Burada Mesihliğini tekrar ilan eden Sevi, yaygın rivayete göre Türk Sultanı’nı yenip
krallık payesini ondan devralma iddiasıyla, kurtuluşu başlatacağı tarih
olarak 1666 yılını ortaya atmıştır.
Daha ziyade Sevi’nin taraftarları ve bizzat Nathan tarafından yazılan mektuplar yoluyla yayılan hareket, genelde sıradan ve fakir Yahudiler arasında taraftar bulmakla birlikte, tüccar Yahudilerden, Yahudi din
adamlarından ve gerek Osmanlı içindeki gerekse Osmanlı dışındaki
farklı cemaatlerden de bu yeni gruba katılanlar olmuştur. Sevi’nin yarattığı Mesih! coşku hem Sefarad ve Aşkenaz hem de Doğulu Yahudiler
arasında özellikle de Marrano olarak isimlendirilen Sefarad kökenli
kripto-Yahudiler’in yaşadığı bölgelerde (Amsterdam, Hamburg ve Selanik) etkili olmuştur. Sevi, İzmir’deki faaliyetlerini yoğunlaştırdığı sırada,
hareketin_ hızla yayılmasından rahatsızlık duyan Yahudi din otoritelerinin şikayeti üzerine, 1666 yılında Sadrazam Köprülü Fazıl Ahmet Paşa’nın emriyle tutuklanıp İstanbul’a getirtilmiş ve Gelibolu’ da hapse atılmıştır. İdam edilmediği gibi kendisini ziyarete gelen taraftarlarını görmesine izin verilen Sevi’ye tanınan bu serbesti onun prestijini daha da
artırmıştır. Fakat daha sonra Edirne’de divan huzurunda sorgulanması
sırasında Mesihliğini ispat edemeyen Sevi, Müslüman olduğunu açıklayarak (Aziz) Mehmet ismini almış ve kapıcıbaşı payesi ile sarayda istihdam edilmiştir.
Sultan’ın beklentileri doğrultusunda Yahudileri İslam dinine çekmek yerine, kısa bir duraklama döneminin ardından, kendisi gibi Müslümanlığı seçen karısı (Sara ya da Fatma Hanım), kardeşleri Ne yakın taraftarları ile birlikte Edirne ve İstanbul’da Mesih! dinini gizli olarak yaymaya devam eden ve bu dönemde Mevlevi çevreleriyle de bağlantı içerisine giren Sevi, devlet yöneticilerinin durumdan haberdar edilmesi
üzerine tekrar tutuklanmış (1672) ve bir sene sonra Arnavutluk’a sürgüne gönderilmiştir. Ölünceye kadar burada, kendisini ziyarete gelen yeni karısı (Yoheved ya da Ayşe Hanım) ve etrafına topladığı küçük cemaatiyle, sürgün hayatı yaşamıştır. Sevi’nin ölümünden sonra (1676) tekrar
Yahudiliğe dönenler olmakla birlikte, Mesih! hareket özellikle Osmanlı
topraklarında (Selanik, İzmir, İstanbul ve Balkan cemaatleri), İtalya ve
Polonya’ da gizli bir tarikat biçiminde varlığını sürdürmüştür.
Daha ziyade Sevi’nin melankolik-karizmatik kişiliği ile Nathan’ın
ilmi ve edebi yaratıcılığının bir karışımı olarak ortaya çıkan bu Mesihlik
iddiasının geniş kitleler üzerinde etkili olmasında ve heretik-esrarengiz
karakterli Sabataycılık hareketine dönüşmesinde birtakım sosyopolitik
ve teolojik tesirler rol oynamıştır. Bu tesirlerin başında da 1648 yılında
Polonya Yahudilerinin maruz kaldığı Kmielnitzki katliamı ve alevlenen
Mesih! beklentinin yanı sıra, ı9 aynı yıllarda etkisini artıran kurtuluş merkezli Lurianik Kabala öğretisi, gnostik öğreti, Hıristiyanlık ve çift kimlilik
üzerine kurulu Marrano geleneğinin etkili olduğu kabul edilir. Hareketin
sözcülüğünü yapan Gazze’li Nathan, Lurianik Kabala’nın etkisiyle oluşturduğu öğretisinde, Sevi’nin Mesihliğini desteklemek için, Mesihin ruhunun ilk yaratılış sırasında ilahlığın merkezindeki boş ve karanlık alana
dağılan nur parçacıklarıyla aynı akıbeti paylaşıyor olup kötü güçlerin
içinde hapsolmuş vaziyette beklediğini ileri sürmüştür. Bu karanlık delikte kendisini etkisiz hale getirmeye çalışan yılanlara karşı mücadele veren
Mesihin hürriyetine kavuşabilmesi ancak dünyanın restorasyonu sürecinde iyi ve kötü güçlerin birbirinden ayrıştırılması ile mümkündür. İşte o
zaman Mesihl ruh, insan olarak yeryüzünde tezahür edecek ve Mesih!
dönemi başlatacaktır. Dolayısıyla, Sevi’den sadır olan şeriate aykırı ve sıradışı fiiller, onun yoldan çıkarıcı yılanlara karşı verdiği mücadelenin neticesi ve dolayısıyla Mesihliğinin işareti olmaktadır. Aynı şekilde Sevi’nin
din değiştirmesi de yaratılışın en ücra köşelerine (yani İslam dünyasına)
dağılmış olan ilahi nur parçacıklarını asıl kaynağına döndürmek suretiyle
iyiyi kötüden ayırma misyonunun bir gereği olmaktadır. Zahirde Yahudi
şeriatine ters düşme ama batında Mesihi hedefe hizmet etme şeklindeki
bu paradoksal anlayış, 1391-1497 yılları arasında Engizisyon tehdidi ile
din değiştirmeye zorlanan ve zahirde Hıristiyan gibi görünseler de gizli
olarak Yahudi şeriatine uyan çift kimlikli Marranolar’ın (İspanya ve Portekiz Yahudileri) durumuyla paralellik gösterir. Nitekim Sabataycı hareketin öncelikle Türkiye, Balkanlar ve Cezayir’ de yaşayan Sefarad Yahudileri
arasında rağbet bulmasında, o coğrafyada yaygın olan Lurianik Kabala
etkisinin yanı sıra bu ortak paydanın da rol oynadığı kabul edilir.
Fakat özellikle Sevi’nin ölümünden -ya da taraftarlarının iddiasına göre geri dönmek üzere dünyadan çekilmesinden sonra gizli bir tarikat biçimine dönüşen ve merkezi Edirne’ den İzmir ve Selanik’e kayan
bu hareket içerisinde mutedil ve radikal eğilimlerin varlığından söz edilir. Bir kısım Sabataycılar Sevi’nin Mesihliğine inanmakla birlikte Yahudi
şeriatine bağlı kalırken, diğer bir grup ise pasif olarak Mesihe inanmak
yerine tamamen onun yolundan gitmeyi tercih etmiştir. Sabataycılık hareketinin özellikle İzmir’ de yayılmasında önemli rol oynayan Abraham
Miguel Cardozo isimli Marrano asıllı bir Sabataycı, hem Sabatay karşıtı
rabbilere hem de radikal Sabataycılara karşı mücadele vermiştir. Cardozo kendisini, Mesih Sabatay Sevi’nin kurtuluşu ilan etmek ve halihazırdaki tüm paradoksları ortadan kaldırmak üzere tekrar yeryüzüne dönüşüne kadarki dönemde hakikati açıklayan, bunun için de eziyete uğrayan Yusuf oğlu Mesih olarak görmüştür.
Radikal Sabataycıların ağırlıkta olduğu Selanik’te ise Sevi’nin son
karısı ve onun ailesinin çabalarıyla aralarında rabbilerin de bulunduğu
pek çok taraftar toplanmış, hatta Sabataycılığa toplu geçişler yaşanmıştır
(1683). Zahirde Müslüman gibi yaşayan gerçekte ise geleneksel ve heretik unsurların karışımı bir Yahudiliğe tabi olan bu radikal grup, 1 924
nüfus mübadelesinde lstanbul’a gelip yerleşen ve ‘Selanikli’ ya da ‘AvdetVDönme’ olarak isimlendirilen Sabataycılardan oluşur. Sevi’nin Müslüman olduktan sonra ortaya koyduğu “On Sekiz Emir” doğrultusunda
sadece kendi aralarında evlenip kendilerini hem Müslüman Türklerden
hem de Yahudilerden farklı gören Dönmeler, ya da kendi ifadeleriyle
Maaminim (Müminler), daha sonra üç kola ayrılmıştır. Başlangıçta Sevi’nin kayınbiraderi ve halefi olan Yakub Çelebi etrafında toplanan grup
ikiye bölünmüş (1689), Müslüman adetlerine daha bağlı kalan ve günümüzde de büyük ölçüde Türk-Müslüman kültürü içinde asimile olmuş
durumdaki bu eski grup ‘Yakubiler’ olarak anılırken, Mustafa Çelebi liderliğindeki yeni grup ‘Karakaşlar’ adını almıştır. Çoğunluğu oluşturan
ve radikal öğretilere sahip olan bu ikinci grup içerisinde de tekrar bir
bölünme yaşanmış (1720) ve ‘Kapancılar’ adıyla daha ılımlı karakterde
üçüncü bir grup ortaya çıkmıştır.

DHBT
22 Kasım 2020 Pazar
ÜYELİK

Üye OlŞifremi Unuttum

2018 YILI 9500 KUR’AN KURSU ÖĞRETİCİSİ, İMAM HATİP VE MÜEZZİN KAYYIM ALIMI TABAN PUANLARI 2018 Yılı 9500 Kur’an Kursu Öğreticisi, İmam Hatip ve Müezz... Devamı

Tüm hepsinde aşağıda verilen şekilde ki gibi olacaktır.   KPSS Genel Yetenek : %15 KPSS Genel Kültür : %15   DHBT 1 : %30   DHBT 2 : %40   Ortaöğreti... Devamı

Merakla beklenen 2018 DHBT sınavı 09. Aralık Pazar günü Ösym tarafından  belirlenen sınav merkezlerinde gerçekleştirilecek. Sınav sonuçları ise 04.01... Devamı

KPSS SONUÇLARI NE ZAMAN AÇIKLANACAK? ÖSYM tarafından yapılan duyuru ile KPSS sonuçlarının açıklanma tarihi netlik kazandı. ÖSYM’nin sınav takvi... Devamı

a) DHBT, çoktan seçmeli test olarak uygulanacaktır. b) DHBT’nin ilk bölümü (DHBT-1) temel din bilgisisorularından oluşacaktır ve tüm öğrenim düzeyler... Devamı

Tüm hepsinde aşağıda verilen şekilde ki gibi olacaktır.   KPSS Genel Yetenek : %15    Dini Haberlerim KPSS Genel Kültür : %15   DHBT 1 : %30   DHBT 2... Devamı