DHBT Dersleri-131″Yahudilik Hakkında Detaylar”

Sınav Defteri
Haziran 21, 2020

A. Yahudilik Açısından Yahudi Olmayanların Durumu
Yukarıda belirtilen özelliklerinden dolayı Yahudilik, Yahudi olmayanlar tarafından bütünüyle Yahudilere has bir din olarak görülür ve
Yahudilerin bu dini yaymak için faaliyette bulunmadıkları düşünülür.
Birçok kimse tarafından bu dinin misyoner karakterli olmadığı zannedilir. Bu kanaat, Tevrat’ın muğlak ifadelerinden ve Yahudilerin günümüzdeki davranışlarından kaynaklanmaktadır. Tevrat’ta, din olarak Yahudiliğin sadece Yahudi milletine has olduğu belirtilmemiştir. Bununla birlikte Tevrat, Yahudilere, diğer kavimleri Yahudiliğe davet etmeyi de
açıkça emretmemiştir. Tevrat’ta, Yahudilerin dinlerini yaymak için savaş
yaptıklarına dair bilgi yoktur. Yahudilerin diğer kavimlerle savaşları,
toprak kazanma, vadedilen topraklara girme savaşlarıdır. Bununla birlikte Tevrat’ta dolaylı olarak, Yahudiliğin diğer kavimlere açık bir din olduğunu gösteren bölümler de vardır.
Tevrat’ta Yahudiliği yaymakla ilgili açık emirler olmasa da Kutsal Kitap sonrası Yahudiliği döneminde bazı Yahudi otoriteler, misyonerliği kutsal bir görev olarak tanımlamışlardır. Tannaim olarak nitelendirilen hahamlardan bazılarına göre peygamberler birer misyonerdi. Peygamberlerin asıl görev alanı lsrailoğulları olmakla birlikte onlar diğer milletlere de
peygamberlik yapmışlardı. Hz. Eyüb’ün de dahil olduğu yedi İsrailli peygamber ise diğer milletler arasında misyonerlik yapmak için görevlendirilmişti. Bu dönemde Yahudi hahamlar Yahudiliğin misyoner karakterine
vurgu yapmışlardır. Hahamlardan bazıları, Yahudilerin sürgüne gönderilmelerini Yahudiliğin bu karakteriyle ilişkilendirmiştir. Örneğin Rabbi Eleazar, Tanrı’nın lsrailoğullarını kafirler arasına sürgüne göndermesinin yegane amacının daha çok mühtedi (ger) kazanmak olduğunu belirtmiştir.
MS 2. yüzyıldan itibaren dışardan Yahudiliğe girenlerin problem
teşkil etmesi dolayısıyla misyonerlik faaliyetlerinden vazgeçilmiş, mühtediliğe karşı da olumsuz bakılmaya başlanmıştır. Bu nedenle, Yahudi
din bilgini rabbiler, mühtedilik hususunda katı sınırlamalar getirmişlerdir. Yahudiliğe geçmek isteyen bir yabancının sıkı bir imtihandan geçirilmesini, samimi olup olmadığının belirlenmesini istemişlerdir. Bunu
belirlemek için şu soruların sorulması istenmiştir: Yabancının Yahudi olma gerekçesi nedir? Yahudi olmak isterken Yahudiliğin durumunu, Yahudilerin baskı altında yaşadıklarım, sürgünden sürgüne gönderildiklerini göz önüne almış mıdır? Eğer yabancı, bunları bildiğini, bununla birlikte Yahudi olmak istediğini, Yahudiliğe geçmekle kaybedecek bir şeyinin bulunmadığını söylerse o zaman o yabancının Yahudiliğe girmesi
caizdir. Yahudi dini hukukuna göre bu durumdaki bir kimseden ilk önce biraz kolay, biraz da zor ve külfetli kanunlardan bazılarını yerine getirmesi istenir. Mühtedi bu kanunları gördükten sonra vazgeçmek isterse vazgeçebilir. Gönülsüz mühtediyi dinde tutmanın bir yararı yoktur. Misyonerlik faaliyetlerinden vazgeçilmesi ve kendi arzusuyla Yahudi olmak isteyenlere de zorluk çıkarılması karşısında Yahudi uleması,
diğer dinlere mensup olanların durumunu tartışmaya başlamıştır. Bu
duruma çare olarak Yahudi ilahiyatçılar, Tevrat’ın yorumundan hareket
ederek Nuhllik (Bney Noah) teolojisini geliştirmişlerdir. Bu teoloji, insanlığın kurtuluşu için Yahudiliğe girmeyi zorunlu görmez. Nuhilik, Nuhilerin Yedi Yasası (Şeva Mitzvot Bney Noah) olarak tanımlanan tektanrıcılığı ve evrensel ahlak ilkelerini içerir. Bu ilkeler, insanın Tanrı’yla ve
çevresiyle ilişkilerini ahlaki temele oturtan ilkelerdir. Geleneksel Yahudiliğin Nuhllik teolojisi bu ilkeleri kalben benimseyen ve uygulayan
kimselerin kurtuluşunu mümkün görür. Yahudi bilginlerine göre Sina’daki vahiy öncesi dönemde yaşayan bütün insanlar gibi İsrailoğullarının ataları Hz. İbrahim, Hz. İshak ve Hz. Yakub da birer Nuhi idi. Sina’ da gerçekleşen vahiy olayından sonra İsrail ırkından olanlar Tevrat’ın buyruklarıyla mükellef kılındı. Diğer milletler ise Nuh yasaları
üzerine hayatlarını devam ettirmede serbest bırakıldı. Yahudi bilginlere
göre Nuh yasalarını benimseyen ve uygulayanlar için ahirette pay vardır. Yahudilerle aynı derecede olmasa da onlar cennet nimetlerinden
faydalanacaklardır. Ortodoks Yahudi ulemasına göre dinleri bozuk olmakla birlikte, Hıristiyanlar ve Müslümanlar inanç ve yaşayışları bakımından Nuhi sayılır.

B. Siyonizm
Siyonizm adını, Kudüs’ün en yüksek tepesi olan Siyon’dan alır.
Yahudi kutsal kitabında kimi zaman Kudüs’e ve genel olarak da İsrailoğullarına vadedilen topraklara Siyan denmektedir.
Siyonizm, hakkında en çok konuşulan ve çeşitli yorumlar yapılan
bir ideolojidir. Kimi yorumlara göre Siyonizm, dünyayı ele geçirme projesidir. Siyan Önderlerinin Protokolleri bunun mastır planıdır. Kimi yÖrumlara göre Siyonizm, emperyalizmin bir oyunudur. Kimi yorumlara göre de
Yahudi ırkçılığıdır. Genel Yahudi yorumuna göre ise Siyonizm, Yahudilerin vadedilen topraklara dönmesini ve Yahudi yaşamının orada yeniden
canlanmasını savunan Yahudi milliyetçilik ideolojisini ifade etmektedir.
Siyasi, kültürel ve dini olmak üzere üç versiyonu bulunan bu ideoloji, ilk olarak Rus imparatorluğunun sınır bölgelerinde ortaya çıkmıştır. İlk Siyonistlerin hemen hemen tamamı laikti. Bunlar, kutsal topraklara topluca dönüşü savunuyorlardı. Bu ise geleneksel Yahudi inancına
tersti. Çünkü Talmud’a göre Mesih gelmeden önce kutsal topraklara
toplu halde dönüş yapılmayacağı konusunda Tanrı, Yahudilerden söz
almıştır. Yahudiler, Mesih gelene kadar diasporada (sürgün) yabancı
idareyi kabul edecekler ve isyan çıkarmayacaklardır. Yahudi din otoriteleri 1 9. yüzyılın başlarına kadar bu konuyu tartışmış, kimileri sürgünün
işlenen günahlara bir kefaret olduğunu, bu kefaretin Mesihin gelişiyle
tamamlanacağını belirtmişlerdir. Bundan dolayı, Mesih gelmeden yapılacak toplu göçün Tanrı’nın gazabına yol açacağı söylenmiştir. nitekim
Almanya’nın Wurtzburg bölgesindeki Yahudi cemaatinin lideri olan
Rabbi Eliezer ben Moşe, 13. yüzyılda Filistin’e (Eretz İsrael = Kutsal
Topraklar) göç eden Yahudileri, Tanrı tarafından ölümle cezalandırılacakları konusunda uyarmıştır. Aynı dönemlerde İspanya;daki Gerona
hahamı ve ünlü Kabalacı Rabbi Ezra, Filistin’e göç eden bir Yahudinin
Filistin’de değil, sadece diasporada bulunan Tanrı’yı terk etmiş olacağını yazmıştır. Orta Avrupa’daki hahamlar ise Filistin’e toplu göç konusunda daha aşırı tavır göstermişlerdir. 1837 yılında, yerleşimcilerinin büyük bir kısmını Yahudilerin oluşturduğu Safet’te önemli can kaybına neden olan depremi, önde gelen Macar haham Rabbi Moshe Teitelbaum,
Filistin’e yapılan aşırı Yahudi göçünden Tanrı’nın hoşnutsuzluğuna bağlamıştır. 1 9. yüzyılın başlarına kadar bu konuda farklı görüşü savunan
tek Yahudi otorite Rabbi Moshe Nachmanides’tir. 1270’te ölen Nachmanides, Yahudilerin Filistin’e göç etmelerinin yeterli olmayacağını, orayı
mutlaka, tamamen fethetmeleri gerektiğini söylemiştir. Nachmanides’in
bu görüşü hem kendi döneminde hem de sonraki dönemlerde taraftar
bulmamış ve eleştirilmiştir.
Nachmanides’in katılmadığı anlayış, 19. yüzyılın başlarına kadar
Yahudi dünyasında genel kabul görmüştür. 19. yüzyılın başlarında, Yahudilerin kutsal topraklara yerleşmesi ve orada kendilerine göre bir siyasi düzen kurması açısından geleneksel Mesih inancı yeniden yoruma
tabi tutulmuştur. Prusya’ da 1832’de Haham Zvi Hirsch Kalischer Cl 795-
1874), Siyon’un (kutsal topraklar) kurtuluşunun Yahudi halkının eyleme geçmesiyle başlayacağını ve Mesih mucizelerinin sonradan geleceğini bildirmiştir. Bosnalı Haham Yehudah Alkalai (1798-1878) de Mesih
dönemi öncesi Yahudilerin bir an önce Filistin’e dönmeleri gerektiğini
savunmuştur. Bu konuda adından en çok söz ettiren ve daha sonraki
yıllarda dini Siyonizm’e damgasını vuran ise Rabbi Avraham Yitzhak
Kook (1865-1935) olmuştur. Rabbi Kook, kutsal topraklara dönüşten kaçınmayı bu toprakların adının kirletilmesi olarak değerlendirmiştir.
O, Mesih anlayışının yeniden doğmasını ancak kutsal topraklarda yaşamanın sağlayabileceğini ifade etmiştir.
İngiliz Mandası döneminde Filistin’in ilk Aşkenaz Başhahamı olan
Rabbi Avraham Yitzhak Kook, aynı zamanda bir Kabalacıdır. Rabbi Kook, Kabalacı Mesih anlayışından hareket ederek iki türlü Mesihin bulunduğunu ileri sürdü. Bunlardan biri, Yusuf un Oğlu olarak tanımlanan militarist Mesih, diğeri Hz. Davud soyundan olan kurtarıcı Mesihtir. Militarist Mesih, kurtuluş için gerekli olan ön koşulları hazırlayacak, Kurtarıcı
Mesih de göz alıcı mucizeleriyle dünyayı kurtaracak ve egemen olacaktır. Rabbi Kook’a göre militarist Mesih bir şahıs değil, kollektif Yahudi ruhu idi. Kook, bu çerçevede kendi müritlerinden oluşan grubu kollektif
“Yusufun Oğlu” olarak nitelendirdi. Kendine özgü Kabalacı Mesih yaklaşımı onu laik Siyonistlerle uyuşmaya götürdü. Pek çok haham Theodor
Herzl’in başını çektiği laik Siyonist harekete karşı çıkarken o destek verdi. Çünkü o bu oluşumu, Mesihin gelişini hazırlayan bir oluşum olarak
değerlendirmekteydi. Ona göre Tanrı, dünyaya bağışlanmayı getirmek
için gizemli planlar hazırlamıştı. Laik Siyonistlerin girişimi Tanrı’nın gizemli planlarından biriydi. Kutsal toprakların inançsız öncüleri, bilmeden, farkına bile varmadan Mesihçi bir tarihsel görev yapmaktaydı.
Rabbi Kook, kutsal topraklarda Yahudi yerleşimini sağlayabilmek
için her Yahudinin savaşla yükümlü olduğunu ve bu nedenle savaş sanatını öğrenmesi gerektiğini ileri sürmüştü. Bu şekilde o, daha 19. yüzyılın ikinci yarısından başlayarak, Yahudi dünyasının büyük bölümünde etkili olan milliyetçi uyanışa uyarlanabilecek dini Siyonizm’in temellerini atmış oluyordu. Daha sonraki yıllarda, laik Siyonizm’e paralel olarak dini Siyonizm de gelişme gösterdi. Bununla birlikte, Yahudi dindarlar arasında Siyonizm’e tepki 1 967 yılına kadar devam etti. 1967’deki altı gün savaşlarında vadedilen kutsal toprakların Siyonistler tarafından
tamamının ele geçirilmesi, Tanrı’nın gerçekten Siyonizm’in başarılı olmasını istediği şeklinde yorumlandı. Bundan sonra dini Siyonizm güç
kazandı. Önceleri laik Siyonistlerin girişimlerini “Tanrı’nın eli”ni zorlamak olarak yorumlayan ve bu nedenle karşı çıkan dindarlar, işgal edilen Filistin topraklarından barış adına geri çekilme teşebbüslerine aynı
gerekçeyle karşı çıkmaya başladılar. Günümüzde, işgal altındaki Yahudi
yerleşim bölgelerine yerleşenler ve bu bölgelerden geri çekilmeye şiddetle karşı çıkanlar fanatik dinci Siyonistlerdir. Bunlar, bilinen klasik Yahudi tipini temsil etmektedir.

C. Yahudiliğin İnanç Esasları
Yahudi kutsal metinlerinde kalıplaşmış bir inanç sistemi yoktur.
Tevrat’ta nelere inanılması gerektiği hususunda herhangi bir belirlemede bulunulmamıştır. Bu nedenle, nelere iman edilmesi gerektiği konusu
Yahudiler arasında daima tartışmalı olmuştur. Örneğin, Tevrat’ta bulunmadığı gerekçesiyle Sadukiler ve günümüzdeki bazı reformcu Yahudiler, öldükten sonra dirilmeye ve ahiret hayatının varlığına inanmamaktadırlar. Onlara göre Yahudilik, başka bir hayatın dini değildir. Yahudilik bir yaşam tarzı olup bu dünyaya aittir.
Bu karmaşayı ortadan kaldırmak için, tarihte Yahudiliğin temel
iman esaslarını belirleme çabaları olmuştur. Rambam lakaplı Musa b.
Meymun’unki hariç, bütün bu çabalar başarısızlıkla neticelenmiştir. Musa b. Meymun, Hıristiyanların ve Müslümanların Yahudiliğe yönelik
eleştirilerine karşı sağlam bir kale oluşturmak amacıyla 12. yüzyılda Yahudiler için bir inanç sistemi belirlemiştir. Musa b. Meymun, bu sistemin
yapısını belirlerken Hıristiyanlık ve tslam’daki inanç sisteminden yararlanmıştır. Onun belirlediği bu inanç sistemindeki iman cümlelerinden
her biri “tam bir imanla inanırım ki” ifadesiyle başlar. Bu inanç sistemi
şu esaslardan oluşmaktadır:
1. Tanrı var olan her şeyi yarattı ve onlara hükmetmektedir.
2. Tanrı birdir ve ondan başka tanrı yoktur.
3. Tanrı bir cisim değildir ve hiçbir şekilde tasvir edilemez.
4. Tanrı, ezeli ve ebedidir.
5. İbadet, sadece Tanrı’ya mahsustur; Ona ortak koşulamaz.
6. Peygamberlerin bütün sözleri haktır.
7. Efendimiz Musa’nın peygamberliği gerçektir. O, kendisinden
önce ve sonra gelen bütün peygamberlerin en büyüğüdür.
8. Elimizde olan Tevrat, tamamıyla Tanrı tarafından Musa’ya verilenin aynısıdır.
9. Tevrat değiştirilmeyecektir ve gelecekte Tanrı başka bir Tevrat
da göndermeyecektir.
10. Tanrı, insanın bütün işlerini ve düşüncelerini bilir.

11. Tanrı, emirlerini yerine getirenleri mükafatlandırır, ihlal edenleri cezalandırır.
1 2. Mesih gelecektir; geciktiği halde her gün onun gelmesini bekleyeceğim.
1 3. Tanrı’nın bildiği bir zamanda, ölümden sonra dirilme gerçekleşecektir.
Yukarıdaki inanç esasları; Tanrı, peygamberlik, Hz. Musa’nın en
büyük peygamber oluşu, Tevrat’ın değişmediği ve değişmeyeceği, öldükten sonra dirilme, ahiret ve Mesih gibi temel konuları içermektedir.
Bu on üç maddelik iman esasları sadece Ortodoks Yahudiler tarafından
kabul görmektedir.
Tanrı, her şeyi yaratan ve hükmeden yüce bir varlıktır. O, ezeli ve
ebedidir. Eşi, benzeri ve ortağı yoktur. Onun Elohim ve Yehova olmak
üzere iki ismi vardır. Elohim gazap tarafını, Yehova ise rahmet tarafını
temsil eder. Yahudiler Tanrı’nın gazabından çok korktukları için Elohim
adını daha çok kullanırlar.
Meleklere iman, Yahudi iman esasları arasında yer almaz. Peygamberlere iman, Yahudilerin son peygamberi Malaki ile sınırlıdır. Malaki ile peygamberlik sona ermiştir; bir daha peygamber gelmeyecektir.
Bu yüzden Yahudiler, Hz. İsa ile Hz. Muhammed’in peygamberliğine
inanmazlar. Peygamberlerin günahsız olduğunu kabul etmezler. Yahudilere göre peygamberler sıradan insanlar olup, diğer insanlar gibi günah işleme özelliğine sahiptirler.
Yahudilerin elinde bulunan Tevrat’ın Hz. Musa’ya verilen Tevrat’la aynı olduğu, değişmediği ve değiştirilmeyeceği ile ilgili iman esası, Müslümanların yönelttikleri ithama cevap mahiyetindedir. Musa b.
Meymun’un yaşadığı dönemde lbn Hazın gibi bazı Müslüman bilginler,
Tevrat’ın Yahudiler tarafından tahrif edildiğini iddia etmekteydiler. Bu
iddia bugün de Müslümanlar arasında yaygındır. Ancak, daha önce de
belirtildiği gibi, Yahudiler arasında da Tevrat’ın tahrif edildiğini iddia
edenler çıkmıştır. Hatta Yahudilerin nazarında otorite kabul edilen Talmud gibi önemli dini kaynaklarda bile Tevrat’taki bazı cümlelerin kasıtlı olarak değiştirildiği belirtilmektedir. Musa b. Meymun, Yahudilerdeki
şüpheyi gidermek için bu meseleyi iman esası haline getirmiştir.
Mesihle ilgili iman maddesi, beklenen Mesihin belirlenen geliş tarihinin üzerinden yüzyıllar geçmesine rağmen hala gelmemesi karşısında Yahudilerin kalbinde şüphe uyanmasını engellemek için düzenlenmiştir. Bu gün Ortodoks Yahudilerin dışındaki Yahudilerin çoğu Mesih
inancını terk etmiştir.
Ahiretle ilgili iman maddesi de aynı amaçla düzenlenmiştir. Tevrat’ta ahirete imanla ilgili hiçbir emir yoktur. Tevrat’ta olmamasına rağmen Yahudi din bilgini rabbiler, bazı cümleler üzerine yorumlar yaparak ahirete imanın, Yahudiliğin esaslarından olduğuna karar vermişlerdir. Rabbilere göre ahirete inanmayanlar, kafirdir. Onlar cennet hayatından nasip alamayacaklardır. Fakat bir Yahudi ne kadar büyük bir günah
işlerse işlesin, cehennemde ancak on iki ay kalacaktır. Bu, Talmud’da
belirtilmektedir. Kur’an-ı Kerim’de, Al-i İmran suresi 24. ayette Yahudilerin bu anlayışına işaret edilmiştir.
D. Yahudiliğin İbadet Anlayışı
Tevrat’taki buyruğa göre ibadet sadece Tanrı’ya yapılır. İbadet
mabet merkezlidir. Bu mabet ise ilk defa Hz. Süleyman tarafından yaptırılan Kudüs’teki Mabet’tir (Süleyman Mabedi/Bet-Hamikdaş). MS 70 yılında bu Mabet tamamen yıkıldığı için Tevrat’ta emredilen ibadetlerin
bir kısmı askıya alınmıştır. Kurban ibadeti bunların en başında gelmektedir. Günlük ibadetler günümüzde, Mabet’i temsil ettiğine inanılan sinagoglarda (havra) veya herhangi bir yerde yapılmaktadır.
Sinagog, İslam’daki cami karşılığında, topluca ibadet edilen yerdir. Toplu ibadet, buluğ çağına ulaşmış (on üç yaş) en az on erkekle yapılabilir. İbadeti haham veya cemaatten biri yönetir.
Sinagogların belli bir mimari sitili yoktur. Bölgeye göre yapı şekli değişiklik gösterir. Ancak bütün sinagoglarda mutlaka üç şey bulunur. Bunlar, Aron-Hakodeş (kutsal dolap), Ner-Hatamid (devamlı yanan ışık) ve Teva’dır. Aron-Hakodeş, içinde elyazması Tevrat tomarlarının bulunduğu bir dolaptır. Bir bakıma sinagogdaki mihrabı oluşturur. Ner-Hatamid, Aron-Hakodeş’in üst tarafında bulunan ve devamlı
yanan bir ışıktır. Teva ise Aron-Hakodeşin tam önünde yer alan bir
kürsüdür. İbadet esnasında Aron-Hakodeş’ten çıkarılan Tevrat tomarı
bu kürsüde okunur.
Sinagogun, camilerde olduğu gibi bir kutsallığı vardır. Sinagoglarda resim ve heykel bulunmaz. Çünkü bunların bulunduğu yerde ibadet yasaktır. Sinagoga edebe uygun kıyafetle ve başörtülü olarak girilir. Başı açık olarak girmek, Tanrı’ya saygısızlık kabul edilir. Bunun için Yahudi erkekleri kipa denilen takke benzeri bir şey giyerler. Kadınlar da başlarını örterler. Ortodoks Yahudilikte, sinagogda kadınlarla erkekler ayrı
oturur. Kadınlar için genelde arka tarafta, camilerdeki mahfile benzer
ayrı bir bölüm vardır. Sinagogdaki ibadete kadınlar aktif olarak katılmazlar. Sadece seyirci olabilirler. Diğer Yahudi mezheplerinde kadınlar
erkeklerle birlikte ibadete katılabilirler. Hatta Reformist Yahudilerde kadınlar haham olup sinagogdaki ibadeti bile yönetebilirler.
Yahudilikte dua, ibadetin ana unsurlarından biridir. Dua, insanın
kendini muhakeme etmesi ve Tanrı’dan bağışlanma dilemesi eylemidir.
En önemli dua, Yahudiliğin kelime-i tevhidi olan “Şema Yisrael” (Dinle
İsrail) duasıdır. Bu dua, Tanrı’nın birliği inancını ve Yahudilik bilincini
güçlü tutan bir duadır. Tevrat’ta bu duayla ilgili olarak şöyle denir:
Dinle, ey İsrail! Tanrımız Rab, tek Rab’dır. Tanrınız Rabb’ı bütün yüreğinizle, bütün canınızla, bütün gücünüzle seveceksiniz. Bugün size verdiğim bu buyrukları aklınızda tutun. Onları
çocuklarınıza benimsetin. Evinizde otururken, yolda yürürken, yatarken, kalkarken onlardan söz edin. Bir belirti olarak
onları ellerinize bağlayın, alın sargısı olarak takın. Evlerinizin
kapı sövelerine, kentlerinizin kapılarına yazın.
Yahudiler, Tevrat’taki bu buyruk gereğince “Dinle, ey İsrail! Tanrımız Rab, tek Rab’dır.” duasını çok sık okurlar. Yahudiler bu duanin
özenle içine yerleştirildiği küçük kutucukları alınlarına, sol kollarına ve
evlerinin giriş kısımlarına takarlar. Bu kutuların alna ve sol kola takılanına tefilin, evlerin giriş kapılarına takılanına mezuza denir. Yahudiler,
eve her giriş çıkışta mezuzayı öpüp bu duayı okurlar. Mezuza, Yahudi
evlerini diğerlerinden ayırt etmeye yarayan en önemli unsurdur.
lslam’da olduğu gibi Yahudilikte de çok önceleri formüle edilmiş
geleneksel kalıp dualar bulunmaktadır. Bu dualar, Siddur denilen dua
kitaplarında toplanmıştır. Siddurlar, doğumdan ölüme kadar hayatın
her alanıyla ilgili duaları içerir. Bununla birlikte bireyler, isterlerse bu
dualara kendi kişisel dualarını ekleyebilirler. Dua her dilde edilebilir,
ancak kutsal cennet dili olduğuna inanılan İbranice ile dua etmenin Yahudilikte özel bir yeri vardır.

a. Günlük İbadetler
Günümüzde Yahudiler, sabah, ikindi ve akşam olmak üzere günde üç vakit ibadet ederler. Vakit az olmakla birlikte ibadet süresi İslam’daki ibadet sürelerine nazaran uzundur. Bu ibadetlerde okunan duaların bazıları Tevrat’tan alınmadır. Bazıları ise Yahudi bilgeler, hahamlar ve şairler tarafından oluşturulmuştur. Yahudiler ibadet esnasında
Siddur denilen dua kitabından belirli bölümleri ve duaları okurlar. İbadette bazı eğilme, ileri geri gitme gibi hareketler vardır, ancak ibadetin
asıl kısmını amida oluşturur. Amida ayakta durmaya denir. Amidada Yahudiler, sağ elleriyle göğüslerine hafifçe vurarak işledikleri günahlardan
pişman olduklarını belirtirler. Bunların dışında ibadetin kalan kısmı oturarak yapılır. Secde hareketi sadece Yahudi yılbaşı günlerinde (Roş Haşana) ve kefaret gününde (Yom Kipur) yapılan ibadetlerde vardır. Günlük ibadetlerde Yahudiler secde etmezler. Ancak Yahudilerin gerçek Yahudi saymadığı Samirilerin ibadetlerinde secde, ibadetin temel unsurlarından biridir. Samirilerin ibadetleri büyük oranda Müslümanların namazlarına benzerlik gösterir.
İbadette kullanılan birtakım dini objeler vardır. Bunlar, dua kitabı
Siddur, Tefilin, Tallit ve Kipa’dır. Tefilin, içinde Şema Yisrael duasının
yazılı olduğu iki kutucuktan ve bir deri kayıştan ibarettir. Cumartesi dışındaki günlerde, sabah ibadetinde erkekler bu iki kutucuğu siyah deri
kayışia usulüne uygun olarak alınlarına ve sol kollarına bağlarlar. Tallit,
kenarları saçaklı, üzerinde Tevrat’tan parçalar yazılı olan bir dua şalıdır.
Sadece erkekler tarafından kullanılan bu şal, ibadet esnasında omuzlara
örtülür. Kipa, erkeklerin kullandığı takke benzeri bir başörtüsüdür.
Bunların dışında, Roş-Haşana’da (Yahudi takviminde yılbaşı) kullanılan
Şofar, boynuzdan yapılmış nefesli bir çalgıdır.
b. Haftalık İbadet Günü Şahat
Şabat, haftalık kutsal dinlenme ve ibadet günüdür. Kaynağını,
Tanrı’nın dünyayı yaratışından almaktadır. Tevrat’ta anlatıldığına göre
Tanrı, dünyayı altı günde yaratmış ve yedinci günde dinlenmiştir. Bu,
günYahudiler için özel dinlenme ve Tanrı’yı anma günü ilan edilmiştir.
Kur’an-ı Kerim’ de bu günden sebt adıyla bahsedilmiş ve bu günün kutsallığına işaret edilmiştir. Şabat vakti, cuma günü ikindiden sonra başlayıp cumartesi akşamına kadar devam eder. Şabat, Yahudi yaşamında önemli bir yere sahiptir. Cuma akşamında bütün dindar Yahudiler Sinagogda olurlar. Sinagogda ibadet bittikten sonra eve giderler. Evde anne, Şabat mumunu
yakar. Sofrada iyi bir yemek yenir; şarkılar ve ilahiler söylenir. Balık, eri
gözde yemeklerdendir.
Dindar Ortodoks Yahudilerde Şabat boyunca ateş yakmak, elektrikli alet, telefon, araba ve benzeri şeyler kullanmak yasaktır. Dindar Yahudi o gün hiçbir iş yapmaz.
c. Kutsal Günler ve Bayramlar
Yahudilik, bazı araştırmacıların da vurguladığı gibi anılarıyla yaşayan bir dindir. Kutsal günler ve bayramların yıllık tekrarı, Yahudiliğin
uzun tarihini ve Yahudilerin Tanrı, tabiat ve insanlık ile olan bağını tey
etme fırsatını sunar. Bu bayramların bir kısmı Yahudi tarihinin önemli
dönüm noktalarıyla ve Yahudi yaşam tarzıyla ilgilidir. Bu bakımdan
bunların Yahudiler açısından anlamı ve önem derecesi birbirinden fark;­
lıdır. Yahudi takviminin başlangıcı itibarıyla bu kutsal günleri ve bayramları aşağıdaki şekilde sıralamak mümkündür:
Roş-Haşana: Yahudi takviminde yılbaşı olan Roş-Haşana, eylül7
ekim aylarında başlayıp iki gün devam eder. Yahudi inancında, kainatın
ve insanın kaderinin yeniden belirlenişini ifade etmektedir. Roş-Haşana’nın en önemli özelliği, ibadetler esnasında boynuzdan yapılmış Şofar’ın üflenmesidir. Roş-Haşana, mutlu bir gün olsa da bir kutlama günü,
yani eğlenceli bir bayram değildir. Çünkü Roş-Haşana’da kişinin geçep
bir yıl için tefekkür etmesi, yaptıklarını gözden geçirmesi ve ertesi .yıl
için iyi planlar yapması gerekir. Bu bakımdan Yahudiler Roş-Haşana’yı
sinagogda ibadet ve tövbe ile değerlendirmeye çalışırlar. Roş-Haşana’nın çoğu tören ve gelenekleri sinagogda gerçekleşir. Halla denilen
ekmekle elmanın bala batırılarak yenmesi, bu günün özelliklerindendir.
Yom Kippur: Roş-Haşana’nın birinci gününden itibaren devam
eden on günlük tövbe zamanının sonundaki kefaret günüdür. Yahudi
inancına göre insanın Roş-Haşana’da tasarımı yapılan bir yıllık kaderi
Yom Kippur’da son şeklini alır ve mühürlenir. Bu nedenle Yom Kippur,
Yahudilikte çok önemli bir gündür. Yahudiler o gün hiçbir iş yapmazlar;
sadece ibadet ve tövbe ile meşgul olurlar. O gün İsrail’de hayat adeta durur. Gazeteler çıkmaz, televizyonlar yayın yapmaz, acil olanlar dışında her türlü kamu hizmetine ara verilir.
Yom Kippur’un en ayırt edici özelliği, arefe günü günbatımından
önce başlayıp ertesi günü günbatımına kadar devam eden yirmi beş saatlik oruçtur. tık ayın onuncu günü tutulan bu oruca Tevrat’ın Aramicesinde Asara de Tişri (Levililer 16:29) denir.
; Sukkot: Yahudilerin Mısır’ dan çıktıktan sonra kırk yıl çölde dolaşmaiar
i anısına yapılan bir bayramdır; sekiz gündür. Eğlence yönü ağırlıklı bir bayramdır. Yahudiler Sukkot bayramında evlerinin bahçesine
bir çadır kurarlar ve onu ağaç dallarıyla süslerler. Çadırlarda milli’ oyunlar öynanır.
Simha Tora: Tevrat’ın hatim bayramıdır. Sukkot’un hemen ertesi
günü kutlanır. Tevrat tomarları kucaklanarak sinagogdaki Teva’nın (Aron-Hakodeş’in karşısındaki kürsü) etrafında dans edilir.
· .. Hanuka: Dini’ ve milli’ bir bayramdır. MÖ 1 48 yılında Yahudilerin
düşmanlara karşı verdiği mücadelede Süleyman Mabedi’ndeki Yedi
Kollu Şamdan’ın bir günlük yağla sekiz gün yanması anısına yapılır. Sekiz gün sürer .• 1 • Fısıh: Mısır’ dan çıkışın anısına kutlanan hac bayramıdır. Mart-nisan ayları arasında sekiz gün sürer. Bu bayramın özelliği, bayram süresince mayalı yiyecek yememektir.
Şavuot: Tevrat’ın Tanrı tarafından Yahudilere verilişini kutlama
bayramıdır. Haftalar bayramı olarak da bilinen Şavuot, haziran-temmuz
aylarında kutlanır.
Sukkot, Fısıh ve Şavuot Yahudilikte aynı zamanda hac zamanıdır.
Di111 kurallara göre Yahudiler her sene bu bayramlarda Kudüs’e hacca
gitniek zorundadırlar. Süleyman Mabedi yıkıldığı için günümüzde hac
yapılmamaktadır.

DHBT
22 Kasım 2020 Pazar
ÜYELİK

Üye OlŞifremi Unuttum

2018 YILI 9500 KUR’AN KURSU ÖĞRETİCİSİ, İMAM HATİP VE MÜEZZİN KAYYIM ALIMI TABAN PUANLARI 2018 Yılı 9500 Kur’an Kursu Öğreticisi, İmam Hatip ve Müezz... Devamı

Tüm hepsinde aşağıda verilen şekilde ki gibi olacaktır.   KPSS Genel Yetenek : %15 KPSS Genel Kültür : %15   DHBT 1 : %30   DHBT 2 : %40   Ortaöğreti... Devamı

Merakla beklenen 2018 DHBT sınavı 09. Aralık Pazar günü Ösym tarafından  belirlenen sınav merkezlerinde gerçekleştirilecek. Sınav sonuçları ise 04.01... Devamı

KPSS SONUÇLARI NE ZAMAN AÇIKLANACAK? ÖSYM tarafından yapılan duyuru ile KPSS sonuçlarının açıklanma tarihi netlik kazandı. ÖSYM’nin sınav takvi... Devamı

a) DHBT, çoktan seçmeli test olarak uygulanacaktır. b) DHBT’nin ilk bölümü (DHBT-1) temel din bilgisisorularından oluşacaktır ve tüm öğrenim düzeyler... Devamı

Tüm hepsinde aşağıda verilen şekilde ki gibi olacaktır.   KPSS Genel Yetenek : %15    Dini Haberlerim KPSS Genel Kültür : %15   DHBT 1 : %30   DHBT 2... Devamı