DHBT Dersleri-129″Yahudilik Hakkında Bilgiler”

Sınav Defteri
Haziran 19, 2020

A. Hz. Musa ve On Emir

lsrailoğulları Mısır’ da köle olarak yaşarken, dönemin Mısır firavunu bir rüya gördü. Rüyayı yorumlayan kahinler yakında lsrailoğulları
arasından bir erkek çocuğun dünyaya geleceğini ve bu çocuğun firavunun tahtını elinden alacağını söylediler. Bu haber, firavunu telaşlandırdı. Firavun, İsrailoğullarından o yıl doğacak olan bütün erkek çocukların öldürülmesini emretti. Hz. Musa o yıl dünyaya geldi. Hz. Musa’yı
gizlice dünyaya getiren annesi, Tanrı’nın vahyi üzerine onu bir sepetin
içine koyup Nil nehrine bıraktı; firavunun adamları sepeti alıp saraya
götürdüler. Firavun, çocuğu evlat edindi.
Sarayda büyüyen Hz. Musa, bir gün şehre gitti. Şehirde dolaşırken
bir İsrailli ile bir Mısırlının kavga ettiğini gördü. Hz. Musa, İsrailliye yardım etmek amacıyla kavgaya müdahale etti ve Mısırlıya bir tokat vurarak kazaen öldürdü. Firavunun kendisini cezalandırmasından korkan
Hz. Musa, Mısır’ı terk edip Medyen’e gitti. Orada, Medyen kahini (din
adamı) Yetro’nun (Şuayb) yanında çalışmaya başladı. Bir süre sonra
onun kızı ile evlendi.
Bir gün Yetro’nun koyunlarını otlatırken Tanrı, Horeb dağında yanan bir çalılığın içinden Hz. Musa’ya hitap etti ve ona, lsrailoğullarını
Mısır esaretinden kurtarma görevini verdi. Kardeşi Harun’u da ona yar­dımcı yaptı. Bu, aynı zamanda Hz. Musa’nın peygamberlik görevinin de
başlangıcıdır.
Hz. Musa, Tanrı’dan bu görevi aldıktan sonra Mısır’a gitti ve firavundan kavmi İsrailoğullarını serbest bırakmasını istedi. Kur’an-ı Kerim’e göre onu tek bir Allah’a inanmaya da davet etti. Fakat firavun, lsrailoğullarını serbest bırakmama konusunda inat etti. Bunun üzerine
Mısır’a birçok felaket geldi. Sonunda, Mısırlıların da baskısıyla firavun
inadından vazgeçti. Hz. Musa, İsrailoğullarıyla birlikte Mısır’ dan çıktı, üç
ay sonra Sina’ya vardı. Orada Tanrı, Yahudiliğin temel ilkelerini oluşturan On Emir’i iki levhaya yazılmış şekilde Hz. Musa’ya verdi.On Emir, şunlardan oluşmaktadır:
Seni Mısır diyarından, esaret evinden çıkaran Tanrı benim.
Benden başka tanrın olmayacak.
Kendin için yontma put yapmayacaksın. Hiçbir şeyin resmini
yapıp tapmayacaksın.
Tanrı’nın adını boş yere ağzına almayacaksın.
Cumartesi gününü daima hatırlayıp onu kutsal bileceksin.
Haftanın altı gününde çalışacak, yedinci gün dinleneceksin.
Cumartesi, Rabbine tahsis edilmiş genel dinlenme günüdür. O
gün, ne sen, ne oğlun, ne kızın, ne hizmetçilerin, ne de hayvanların bir iş yapacaktır.
Babana ve annene hürmet edeceksin.
Öldürmeyeceksin.
Zina yapmayacaksın.
Çalmayacaksın.
Komşuna karşı yalancı şahitlik yapmayacaksın.
Komşunun evine tamah etmeyeceksin; komşunun eşine, kölesine, cariyesine, öküzüne, eşeğine, hiçbir şeyine göz dikmeyeceksin.
Bu On Emir, Yahudi inancına göre Hz. Musa’nın dininin temel ilkeleridir. Bunlardan ilk dördü insanın Tanrı’yla olan ilişkisinin hangi temellere oturacağını belirtmektedir. Diğer altısı ise insanın çevresiyle
olan ilişkisinin biçimini belirlemektedir.
Sina’daki bu vahiy olayından sonra Hz. Musa, ataları Hz. İbrahim’e, Hz. tshak’a ve Hz. Yakub’a vadedilmiş olan kutsal topraklara, yani Arz-ı Mevud’a gitmek için lsrailoğullarıyla birlikte yola çıktı. İsrailoğulları bu göç esnasında sık sık isyan edip, Hz. Musa’ya zorluk Çıkardı.
Tanrı, isyanları sebebiyle birçok kez onları cezalandırdı. En büyük ceza
ise kırk yıl çölde dolaşmalarıydı. Mısır’ dan çıkan ilk nesil çölde telef oldu. Bunlar, hem Tevrat’ta hem de Kur’an-ı Kerim’de detaylı olarak arıla:..
tılmaktadır. Mısır’dan çıkan ilk nesilden sadece iki kişi, Yefunne oğlu
Kaleb ile Nun oğlu Yeşu vadedilen kutsal topraklara ulaşabildi. Tevrat’ın ifadesine göre Hz. Musa bile işlediği küçük bir suç yüzünden kutsal toprakları göremedi. Hz. Musa, peygamberlik görevi süresince Tanrı’nın vahyettiği
ayetleri bir kitap haline getirdi ve onu iki levhayla birlikte Ahit Sandığı’nın ( Tabutu’l-‘ahd) içine koydu. Bu Ahit Sandığı’nı İsrailoğulları, göç
yolunda daima yanlarında taşıdı. Hz. Musa, yüz yirmi yaşında iken Moab diyarında vefat etti ve oraya gömüldü.
Hz. Musa’nın peygamberliği döneminde Yahudi dini büyük ölçüde teşekkül etti. İtikat, ibadet, ahlak ve hukukla ilgili kurallar belirlendi.
Ayrıca, İsrailoğulları kutsal topraklara yerleştikleri zaman kurulacak
devletin yapısı da tayin edildi.

B. Hz. Musa Sonrası İsrailoğulları

Hz. Musa’dan sonra onun yerine Nun oğlu Yeşu geçti. Yeşu, kutsal topraklara göç yolunda İsrailoğullarına hem liderlik hem peygamberlik yaptı. Ona da Tanrı tarafından yeni hükümler gönderildi.
Yeşu’dan sonra İsrailoğulları bir süre lidersiz kaldı. Kabileler ‘şoftim’ denilen hakimler tarafından idare edildi. Bu dönem, din tarihinde
ve İsrailoğullarının tarihinde farklı bir durum göstermektedir. Kabilelerin başında bir peygamber bulunmamasına rağmen Tanrı onlara vahiy
göndermeye devam etmiştir. Bu durum, o dönemdeki olayları ihtiva
eden Eski Ahit’in Hakimler kitabında anlatılmaktadır.
Daha sonra İsrailoğullarına peygamber olarak Samuel gönderildi.
Samuel, İsrailoğullarının ısrarı üzerine onlara Saul’ü (Kur’an’daki adıyla
Tallıt’u) kral tayin etti. Saul zamanında İsrailoğulları Filistilerle savaştı.
Hz. Davud, bu savaşta büyük başarılar gösterdi ve İsrailoğullarının zafer
kazanmasını sağladı.
Saul’un ölümünden sonra Hz. Davud, İsrailoğullarının başına kral
olarak geçti. Yahudi kutsal kitabına göre peygamberlik görevi bulunmayan Hz. Davud zamanında Natan gibi peygamberler görevlendirilmişti. Hz. Davud, Kudüs’ü fethedip orasını başkent yaptı. Böylece İsrailoğulları kutsal toprakları ele geçirmiş oldu. Hz. Davud, Kudüs’te bü-
. yük bir mabet inşa etmek istedi, fakat Tanrı bu işin oğlu Hz. Süleyman’a
nasip olacağını söyledi.
Bir peygamber sayılmamakla birlikte Hz. Davud, kral olarak Yahudi tarihinde önemli bir yere sahiptir. Çünkü onun krallığı altında İsrailoğulları en ihtişamlı dönemlerini yaşamıştır. Tarih boyunca Yahudiler, hep onun zamanındaki ihtişamlı yaşamı özlemişler; onun soyundan bir Mesihin gelip kendilerini kurtarmasını ve kutsal topraklarda o
ihtişamlı krallığı yeniden kurmasını beklemişlerdir. 1948’de bağımsız
İsrail devletinin kurulmasına rağmen dindar Yahudilerin hepsi hala o
Mesihi beklemektedir.
Hz. Davud’un ölümünden sonra yerine oğlu Hz. Süleyman geçti.
Tanrı’nın vaat ettiği gibi Hz. Süleyman, Kudüs’teki Moriah dağında büyük mabedi inşa etti. Bu mabedin inşasıyla Yahudi tarihinde 1. Mabet
Dönemi başlamış oldu. Adı Bet-Hamikdaş (Kutsal Ev) olan bu mabet,
İslam geleneğinde Mescid-i Aksa olarak bilinir.
Hz. Süleyman’ın vefatından sonra İsrailoğulları arasında huzursuzluk meydana geldi. Bunun nedeni, Hz. Davud’un işlemiş olduğu bir
günah idi. Tevrat’ta anlatıldığına göre Hz. Davud, askerlerinden Uriya’nın karısına haksız yere el koymuştu. Bu nedenle israiloğulları, Hz.
Süleyman’ dan sonra bölünmekle cezalandırıldı. Biri kuzeyde İsrail, di- ı: ”
ğeri de güneyde Yahuda olmak üzere iki ayrı krallık ortaya çıktı. Bun- – ,.
lardan İsrail krallığı putperestliğe yöneldi. Bu krallık, MS 722’de Asurlular tarafından ortadan kaldırıldı. Asurlular, bölgedeki kontrollerini sağlamak için Asur’dan bir grup insanı buraya getirip yerleştirdi. Bu grup,
oradaki mevcut halkla zamanla kaynaştı ve Yahudi inançlarını benimsedi. Fakat Yahudiler, bu grubu İsrail ırkından saymadıkları için samimi
Yahudi olarak kabul etmeyip dışladılar.
Yahuda krallığı bir süre varlığını devam ettikten sonra o da
MS587’de Babil kralı Nabukadnezzar tarafından yıkıldı. Kudüs’teki mabet
Babilliler tarafından tahrip edildi ve halk Babil’e sürgün edilerek diyaspora yaşantısı sürmek zorunda bırakıldı. 1. Mabet Dönemi böylece sona
ermiş oldu. Bundan sonra lsrailoğulları -çok kısa ömürlü olan Makkabiler dönemi haricinde- Ms 1948’e kadar bağımsız bir devlet kuramadı.
Daima sürgün hayatı yaşadı.
lsrailoğulları Babil’de yetmiş yıl kaldı. Babil’deki sürgün hayatları,
Perslilerin Babillileri yenmesinden sonra sona erdi. Pers kralı Koreş
(Cyrus) Yahudilerin Kudüs’e dönmelerine ve mabedi yeniden inşa etmelerine izin verdi. Ezra’nın önderliğinde mabet yeniden inşa edildi ve
Yahudiliğin kurum ve kuralları hayata geçirildi. Böylece, Yahudi tarihinde il. Mabet Dönemi başlamış oldu.

C. Ezra ve Yahudiliğe Katkıları

Yahudilik tarihinde ve geleneğinde önemli bir isim olan Ezra, bir
peygamber değildir; fakat peygamberden de öte bir konuma sahiptir. Yahudi din bilginleri olan rabbiler onu Hz. Musa ile mukayese etmiş ve onun
da Hz. Musa gibi Tevrat’ı almaya layık olduğunu ileri sürmüşlerdir. Rabbilere göre Hz. Musa önce gelmeseydi, Tevrat Ezra’ya verilmiş olacaktı.
Ezra’nın Yahudi tarihinde ön plana çıkışı, Babil sürgününden dönüşünden sonra olmuştur. Hikmet sahibi, bilgili bir kimse ve “Tevrat’ın
usta yazıcısı” (sofer) olarak tanınan Ezra, mabedin yeniden yapımına
öncülük etmiştir. Ezra’nın yaptığı reform niteliğindeki faaliyetler Yahudiliğin sistematize edilişinde önemli bir işlev görmüştür. Bunlar arasında Tevrat’ın yeniden yazılması ve Yahudi hayatındaki yerini alması oldukça önemlidir. Ezra Babil’den geldikten sonra, İsrail topraklarında
yaşayan Yahudiler arasında sözlü yorumu ile birlikte tamamen unutulan
Tevrat’ı yeniden yazmıştır.
Haggadacı rabbilere göre Ezra, Tevrat’ı şöyle oluşturmuştur: Tanrı, Ezra’ya, yanına beş deneyimli yazıcı almasını ve ıssız bir yere gitmesini, orada kırk gün onlara Tevrat’ı yazdırmasını emretmiştir. Ezra, Tanrı’nın bu buyruğu üzerine; Sarga, Dabriah, Seleucia, Ethan ve Eziel’i yanına alarak inzivaya çekilmiştir. Bir gün sonra, kendisine verilecek şeyi
içmesi için ağzını açmasını isteyen bir ses duymuştur. Bu sesin ardından
ona, içinde su gibi akıcı bir sıvının bulunduğu bir tas sunulmuştur. Ezra,
ağzını açmış ve sıvıyı içmiş; bir daha da, kırk gün boyunca ağzını kapayamamıştır. Ezra, yorulmaksızın, kırk gün müddetince, beş yazıcıya yeni harf karakterli Tevrat’ı yazdırmıştır. Yazıcılar, bu yeni harfleri anlamadan, Ezra’nın sözlerini yazmışlardır. Kırk gün sonunda Tanrı, Ezra’ya,
Eski Ahit’in yirmi dört kitabını herkese yaymasını, geriye kalan yetmiş
kitabı ise hikmet sahibi kimseler için saklamasını emretmiştir.
Ezra, yeni Tevrat’ı halkın huzuruna getirip okumuş; hükümlerini
Yahudilere tek tek açıklamış ve hayat tarzı olarak benimsemelerini istemiştir. O, Tevrat’ı haftalık okuma parçalarına bölmüş ve haftalık Tevrat
okuma geleneğini oluşturmuştur. Halkın toplanma günleri olan pazartesi ve perşembe günlerini ise toplu Tevrat okuma günleri ilan etmiştir.
Talmud’a göre Ezra, Yeni Tevrat’ta birtakım değişiklikler yapmıştır.
O, Hz. Musa’ya ilkel İbrani yazı karakterinde verilmiş olan Tevrat’ın yazı karakterini kare karakterli Asuri yazı sitiline çevirmiş, öncekini Samirilere (Samaritanlara) bırakmıştır. Ayrıca o, Tevrat’ın bazı harfleri üzerine
noktalar koymuştur. Yahudi kaynaklarından Avot de Rabbi Natan’da
nakledildiğine göre Ezra bu noktaları, Tevrat metninde anlaşılması zor,
müphem bazı harfler üzerine koymuştur. O bunu, ilgili yerlerin doğru
anlaşılıp anlaşılmadığını Peygamber 1lya’ya3 danışmak için yapmıştır.
Onun onayını aldıktan sonra bu noktaları silecektir. Fakat öyle anlaşılıyor ki Ezra, Peygamber tlya ile karşılaşma imkanı bulamamıştır. Çünkü
bu noktalar, bugünkü Tevrat nüshalarında halen korunmaktadır.
Tevrat’la ilgili bu düzenlemelerin dışında Ezra, başka önemli işler
de yapmıştır. Ezra, senenin başlangıç ayını değiştirmiş; Mısır’dan çıkışın
anısını hatırlatan Nisan yerine, Babil’den çıkışın anısını hatırlatan Tişri
ayını senenin ilk ayı olarak kabul etmiştir. Ezra’nın reformları arasında
bir diğer oldukça önemli husus, Yahudilerin yabancılarla evlenmelerini
yasaklaması ve yabancı kadınlarla evlenmiş olan İsrailoğullarından bu
evlilikleri sonlandırmasını istemesidir. Böylelikle Ezra, İsrailoğullarını
etnik öncelikler bağlamında yeniden örgütleme yoluna gitmiş, İsrailoğulları merkezli etnosentrik bir din olarak Yahudiliğin tarihsel gelişiminde önemli bir rol oynamıştır. Ayrıca o, Yahudi töre ve törenlerini yeniden uygulamaya koymuştur. Bütün bu uygulamalarıyla Ezra, Yahudiliğin bugünkü yapısını almasında ciddi rol oynamıştır.
a. Ezra ve Üzeyir
Kur’an-ı Kerim’de, Hıristiyanlar gibi Yahudilerin de Allah’a oğul
isnat ettikleri bildirilmektedir:
Yahudiler, Üzeyir Allah’ın oğludur, dediler. Hıristiyanlar da,
Mesih (İsa) Allah’ın oğludur, dediler. Bu, onların ağızlarıyla
geveledikleri sözlerdir. (Sözlerini) daha önce kafir olmuş kimselerin sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin! Nasıl da
(haktan batıla) döndürülüyorlar! (9.Tevbe, 30).
Yahudi bilginleri arasında Kur’an’ın bu ifadesi ciddi tartışmalara ve
itirazlara konu olmaktadır. Tanah ile onun yorumu olan Mişna’da, Talmud’da ve Yahudilikte otorite kabul edilen diğer kaynaklarda Üzeyir’in
Allah’ın oğlu kabul edildiğine dair bir bilgi yoktur. Ayrıca bilinen hiçbir
Yahudi mezhebinde, Hıristiyanlıkta olduğu anlamda Allah’a oğul isnat
etme inancına da rastlanmamıştır. Öte yandan, Yahudiliğin inanç esasları
böyle bir inanca izin vermemektedir. Zira geleneksel Yahudi teolojisine
göre Tanrı mutlak olarak birdir. Onun bir şekli yoktur; ne bir şekle bürünmüş, ne de bürünecektir. Hiçbir beşer ona benzemez ve tanrısal sıfat
kazanamaz. Peygamberler de buna dahildir. Peygamberler, sadece Tanrı’nın sözünü tebliğ eden kişilerdir. Onlar, diğer insanlar gibi zaman zaman günah işleyebilirler; onların masumlukları sadece görevleri ile ilgilidir. Bunun dışındaki hayatlarında masumlukları yoktur. Peygamberlerin
en büyüğü ve en üstünü olan Hz. Musa bile günah işlemiş ve bu günahı
nedeniyle İsrailoğullarına vadedilen kutsal topraklara girmekten mahrum bırakılmıştır.4 Yahudi bilginleri, bu yüzden Hz. İsa’nın Tanrı’nın oğlu
olduğuna inanan Hıristiyanları eleştirmişler ve Yahudilik açısından Tanrı’nın İsa’ da bir insan şeklini almasının mümkün olmadığını ileri sürmüşlerdir. Nitekim Yuhanna İncili’nde, Yahudilerin İsa’nın bu yöndeki sözlerine şiddetle karşı çıktıkları belirtilmektedir.5
Genel Yahudi dini tarihinde durum bu olmakla birlikte Kur’an,
Hıristiyanlar gibi Yahudileri de Allah’a oğul isnat etmekle suçlamaktadır. Kur’an’ın verdiği bilgiye göre Yahudilerin Allah’ın oğlu olarak kabul
ettikleri kişi Üzeyir’dir. Ancak Kur’an, Üzeyir’in kimliği hakkında açıklayıcı bilgi sunmamaktadır. Dolayısıyla, Üzeyir’in kimliği Kur’an’ dan anlaşılamamaktadır. Bununla birlikte Müslüman bilginler Üzeyir’in kimliğini
merak etmişler ve onunla ilgili kıssalar üretmişlerdir.
Tefsirlerde Üzeyir hakkında nakledilen kıssalar, Yahudi tarihinde
önemli bir yere sahip olan Ezra’ya işaret etmektedir. Tefsirlerde yer alan
rivayetlere göre Yahudilerin Üzeyir’i Allah’ın oğlu olarak kabul etmelerinin nedeni, onun kaybolmuş Tevrat’ı mucizevi bir şekilde yeniden ortaya çıkarmasıdır. Ancak Yahudiler arasında Ezra’nın Allah’ın oğlu olarak
yüceltildiğine ilişkin Yahudi kaynaklarında herhangi bir bilgi yoktur. Geleneksel Yahudi inancında da böyle bir inancın işareti görülmemektedir.
Bu yüzden, ünlü Yahudi bilgini Musa b. Meymun (Maimonides),
Kur’an’daki bu bilgiyi Yahudilere karşı bir iftira olarak değerlendirir. Diğer taraftan, Kur’an’ da geçen bu ifade, tarihte iz bırakmamış bir
Yahudi grubuna yönelik olabilir. Bilindiği gibi Kur’an, indiği çevredeki
dini grupların inanç ve davranışlarından söz etmekte ve onları eleştirmektedir. Kur’an’ın geçmişteki İsrail peygamberleri döneminde yaşayan Yahudilerden başka Hz. Muhammed zamanındaki Hicaz bölgesi
Yahudilerini de muhatap aldığı bilinmektedir. Hicaz Yahudileri ise dini
kültür bakımından oldukça ileri seviyede olan Irak (Babil) ve Filistin
Yahudileriyle mukayese edildiği zaman Yahudi tarihinde yok sayılacak
kadar önemsizdir. İslam kaynaklarının dışında onlardan bahseden başkaca kaynak yoktur. Yahudi tarihinde pek fazla önemi olmayan Hicaz
Yahudileri, Yahudi kaynaklarında hiç yer almamaktadır.6 Hicaz Yahudilerinin bu bölgeye ne zaman, nereden geldikleri tam olarak bilinmemektedir. Bunlar, diasporada (sürgün) kendilerine göre farklı dini inanç
ve uygulama şekilleri geliştirmişler, diğer diaspora (sürgün) cemaatleri
gibi apokaliptik mistisizmle ilgilenmişlerdi.7 Bu bağlamda, Merkabah
mistik geleneğinden de etkilenmişlerdi. Nitekim Hicaz Yahudileri üzerine araştırmalar yapan Gordon Newby, Merkabah mistisizminde belli bir
yeri olan Enohiyan literatürün Hicaz Yahudilerinin inancının belirlenmesinde önemli bir paya sahip olduğuna dikkat çekmektedir.8
Yahudi mistisizminin temelini oluşturan Merkabah mistisizmi, MS
1. yüzyılda Filistin’ de filizlenmiş ve daha sonra Babil’deki Yahudi cemaatleri arasında da yayılmıştır. Muhtemelen oradan da Hicaz bölgesine
geçmiştir. Merkabah’ın kökeni, Peygamber Ezekiel’e dayanır. Peygamber Ezekiel, Babil sürgünü döneminde kendisi de sürgünlerin arasında
iken, Keldaniler .diyarındaki Kebar ırmağı kenarında bulunduğu bir sırada göklerin açıldığını ve Tanrı’nın muhteşem tahtını gördüğünü söyler.9 Ezekiel’in rüyetinde tasvir ettiği Tanrı’nın tahtı, yaratıklar, tekerlekler ve diğer semavi varlıklar daha sonra Merkabah mistisizminde temel
motifleri oluşturur. Merkabah mistisizminde amaç, Peygamber Ezekiel’in düşlediği “ilahi taht” ve “semavi araba” (merkabah) hakkında derin
tefekküre dalmak ve bu sayede vecd halinde kendinden geçip ilahi aleme yolculuk yapmaktır. Merkabah mistisizminin temel figürü Metatron denilen baş melektir. Kendisine özel bir önem atfedilen bu melek, Tanrı’dan sonra gelen ikinci varlıktır. Tanrı’nın tahtının yanında durur ve Tanrı’nın suretini
korumakla görevli meleklere reislik yapar. Onun Tanrı katında özel imtiyazları vardır. Tanrı’yla birlikte aynı gök katında ve aynı sarayda bulunur. Tanrı’nın tahtının yanında onun da bir tahtı vardır. ıo Merkabah metinlerinden III. Enoch’ta Metatron, Tanrı’dan sonra gelen ikinci Yahve,
yani ikinci tanrı olarak tanımlanır.11 Merkabah metinlerinde anlatıldığına göre Tanrı’nın başyardımcısı Metatron, Tevrat’ın Tekvin kitabında sözü edilen Yared oğlu Enoh’tur. ı
2 İnsanlar günaha yönelip kötü işler yapmaya başlayınca, Tanrı tufanla onları cezalandırmaya karar vermiş ve
faziletli bilge Enoh’u bu olaya şahit olması için yanına almıştır. Enoh,
Tanrı’nın başyardımcısı ve meleklerin başı olmuştur. Tanrı, kendi tacını
Enoh’un başına geçirmiş ve ona “Küçük Yahve” unvanı vermiştir. Onun
için kendi tahtı gibi bir taht yaptırmış ve yedinci sarayın kapısının önüne yerleştirmiştir. Onu, kendisinden sonra tek sorumlu ilan etmiş ve
meleklere ona itaat etmelerini buyurmuştur. Yahve (Tanrı) adına ne
söylerse onu dinleyecekler ve buyruklarını yerine getireceklerdir. Baş
melekler, herhangi bir hususta ilk önce ona başvuracaktır.
Yahudi mistisizminin (Kabalizm) kutsal kitabı olarak değerlendirilen Zohar’da (Amsterdam versiyonu), tanrı sistemi Kutsal Baba, Kutsal
Oğul ve Kutsal Ana’ dan oluşmaktadır. Bu, bir bakıma Hıristiyan teslisine benzeyen Kabala teslisidir. Bu teslisteki oğul Metatron’dur.
Yahudi mistik geleneğindeki Metatronla ilgili bu tasvirler Hıristiyanlıktaki İsa anlayışı ile karşılaştırıldığında pek çok benzerliğin bulunduğu
dikkati çeker: Her ikisi de Tanrı’nın oğlu ve onun sağ elidir. Her ikisi de
Tanrı’yla insanlar arasındaki tek aracıdır. Her ikisinin de insani yönü bulunmaktadır. Her ikisi de yeryüzünden Tanrı’nın katına alınmıştır. Her ikisi
de dünyanın hükümranıdır. Her ikisi de tanrı olarak nitelendirilmektedir.
Yahudi tarihinde, Hıristiyanlıktaki İsa ile bu özellikleri taşıyan
başka bir dini şahsiyet bulunmamaktadır. Her ne kadar, tıya, Ezekiel ve Ezra gibi ilahi aleme yolculuk yapan başka şahsiyetlerden söz ediliyorsa
da, bunlara Enoh’a (Metatron) verilen nitelikler verilmemiştir. Hıristiyanlıktaki İsa ile pek çok açıdan benzerlik gösteren tek dini şahsiyet Enoh’tur (Metatron). Merkabah mistik geleneğinden ve Yahudi apokalipsizminden etkilendiği bilinen ilk Hıristiyanlar, muhtemelen Enoh’a yüklenen nitelikleri daha da geliştirerek İsa’ya yüklemişler ve onu Enoh’un
yerine geçirmişlerdir. Nitekim Çıkış, 23: 20-21 ‘de sözü edilen meleğin
Merkabah literatürnde Enoh (Metatron) olduğu ileri sürülürken, Justin,
Tertullian, Cyprian ve Novatian gibi Kilise Babaları Yahudilerle polemiklerinde bu meleğin İsa olduğunu savunmuştur. Bu polemik, “Yahudiler, Üzeyir Allah’ın oğludur, dediler. Hıristiyanlar da, Mesih (İsa) Allah’ın oğludur, dediler. ..” (9. Tövbe, 30) şeklinde Kur’an’da ifade edilen
Yahudi-Hıristiyan polemiğiyle pek çok açıdan örtüşmektedir. Kur’an’ da
Yahudilerle Hıristiyanlar arasında cereyan eden polemiklere ilişkin başka örnekler de vardır.
Sonuç olarak, Kur’an’da sözü edilen Üzeyir, Ezra değil Enoh’tur.
Tevbe suresindeki “Üzeyir” kelimesi “Mesih” kelimesi gibi bir unvan
olup özel şahıs adı değildir. Muhtemelen bu unvan, Metatron Enoh’un
Merkabah metinlerinden III. Enoh’ta sayılan yetmiş unvanından biri
olan İbranice “Azaryahu” (veya Aramca “Adaryahu”) kelimesinin14 Arapçalaşmış şeklidir. Hicaz Yahudileri, “Tanrı’nın Yardımcısı” anlamında
Enoh’un bu unvanını kullanmış ve Enoh’u, Hıristiyanların Hz. tsa’yı niteledikleri gibi, Tanrı’nın oğlu olarak nitelemişlerdir.

DHBT
22 Kasım 2020 Pazar
ÜYELİK

Üye OlŞifremi Unuttum

2018 YILI 9500 KUR’AN KURSU ÖĞRETİCİSİ, İMAM HATİP VE MÜEZZİN KAYYIM ALIMI TABAN PUANLARI 2018 Yılı 9500 Kur’an Kursu Öğreticisi, İmam Hatip ve Müezz... Devamı

Tüm hepsinde aşağıda verilen şekilde ki gibi olacaktır.   KPSS Genel Yetenek : %15 KPSS Genel Kültür : %15   DHBT 1 : %30   DHBT 2 : %40   Ortaöğreti... Devamı

Merakla beklenen 2018 DHBT sınavı 09. Aralık Pazar günü Ösym tarafından  belirlenen sınav merkezlerinde gerçekleştirilecek. Sınav sonuçları ise 04.01... Devamı

KPSS SONUÇLARI NE ZAMAN AÇIKLANACAK? ÖSYM tarafından yapılan duyuru ile KPSS sonuçlarının açıklanma tarihi netlik kazandı. ÖSYM’nin sınav takvi... Devamı

a) DHBT, çoktan seçmeli test olarak uygulanacaktır. b) DHBT’nin ilk bölümü (DHBT-1) temel din bilgisisorularından oluşacaktır ve tüm öğrenim düzeyler... Devamı

Tüm hepsinde aşağıda verilen şekilde ki gibi olacaktır.   KPSS Genel Yetenek : %15    Dini Haberlerim KPSS Genel Kültür : %15   DHBT 1 : %30   DHBT 2... Devamı