DHBT Dersleri-126″Presbiteryenler ve Metodistler”

Sınav Defteri
Haziran 16, 2020

a. Presbiteryenler
Presbiteryen Kilisesi, kökeni 16. yüzyıl reform hareketlerine da- \
yanan muhafazakar nitelikte Protestan kiliselerden biridir. 16. asrın başında Huldrych Zwingli’nin (1484-1 531) Zürih’te ve Martin Luther’in
(1483-1546) de Wittenberg’de yürüttüğü organize reform faaliyetleri,
ikinci nesil reformculardan ]ohn Calvin’in (1509-1564) Cenevre’de Luther ve özellikle de Zwingli teolojisi üzerine oturtarak sistemleştirdiği reformlarıyla önemli bir gelişim göstermiştir. Katolik Kilisesi karşıtı söylemleri nedeniyle sürgünde bulunduğu dönemde Calvin ile yakın ilişkide bulunan ve ondan önemli ölçüde etkilenen İskoçyalı reformcu John
Knox (1505-1572), ülkesine dönüşünde diğer reformcularla başlattığı
reform ayaklanması sonucunda, ülkenin iç ve dış şartlarından da faydalanarak 1560 yılında reform öğretisini İskoçya’nın resmi din anlayışı haline getirmiştir. Onun iskoçya’ya taşıdığı Kalvinist öğreti, ölümünden
sonra iskoçya reformcularının başına geçen Andrew Melville ile daha
da geliştirilerek 1592’de bugünkü anlamda kilise idaresine ve doktrinel
öğretilere sahip Presbiteryen Kilisesi kurulmuştur. Dolayısıyla Presbiteryen Kilisesi, Kalvinci öğretinin Knox ve Melville öncülüğünde iskoçya’ya uyarlanmış şeklidir. Bundan sonra iskoçya’da sivil iktidarların ve
Katolik/ Anglikan din adamlarının etkisiyle 1690 yılına kadar zaman zaman Anglikanizm’e yeniden dönüş denemeleri yaşanmışsa da bu tarihten sonra Presbiteryen mezhebi günümüze kadar kesintisiz olarak İskoçya’nın resmi kilisesi olarak devam etmiştir.
İskoçya’da ortaya çıkan Presbiteryen Kilisesi, bu ülkedeki tarihsel
gelişim sürecinde dinsel ve politik nedenlere dayalı çeşitli bölünmeler
yaşamıştır. Calvin merkezli katı dinsel öğretiler ve Mesih egemenliğindeki iktidar anlayışı muhafazakar/fundamentalist yapıdaki Presbiteryen
Kilisesini ortaya çıkarınca, iktidarı paylaşma niyetinde olmayan sivil
idarecilerin Presbiteryenlere cephe almasına yol açmıştır. Bu merkezde
cereyan eden kilise-iktidar ilişkileri ve Presbiteryenlerin kendi iç doktrinel tartışmaları, İskoç Presbiteryenleri’nin 18. asırda bölünmelerine ve
ortaya çeşitli kiliselerin çıkmasına yol açmıştır. Benzer durum, erken
dönemden itibaren ekonomik, politik ve dinsel gerekçelerle irlanda’ya
gelip yerleşen ve İngiltere ile İskoçya’dan artarak devam eden göçlerle
güçlenen İrlanda Presbiteryenleri’nin de başına gelmiştir. Her ne kadar
ilerleyen süreçte kilise-iktidar ilişkisi Presbiteryenleri “ilk dönem Hıristiyanlığına yeniden dönüş” felsefesi içerisinde şekillendiren fundamentalist söylemden önemli ölçüde uzaklaştırmışsa da, yaşanan gelişmeler
ortaya farklı yoğunlukta dinsel anlayış ve algılamalara sahip Presbiteryen kiliselerin çıkmasına yol açmıştır.
iskoçya ve İrlanda’da 18. asırda yaşanan bölünmeler, 19 ve 20.
asırlarda yerini yeniden birleşmelere bırakmıştır. Neticede her iki ülkedeki Presbiteryenler önemli ölçüde bir araya gelmişlerdir. iskoçya’nın mim kilisesi olan İskoç Kilisesi, ülkedeki Presbiteryenler’in ezici çoğun.:.
luğunu çatısı altında bulundurmakta ve diğer Presbiteryen kiliselere göre daha liberal bir görüntü vermektedir. İskoçya’daki diğer önemli kiliseler ise Bağımsız İskoç Presbiteryen Kilisesi, Birleşik Bağımsız İskoç
Kilisesi ve Birleşik Presbiteryen Kilisesidir.
Bugün Kuzey İrlanda’da Ulster Bölgesi’nde yoğunlaşan İrlanda
Presbiteryenleri’nin çoğu ana gövdeyi oluşturan ve ülkenin resmi kilisesi olan İrlanda Presbiteryen Kilisesine bağlıdır. Diğerleri ise Karşı Çıkan
İrlanda Presbiteryen Kilisesi, Birleşik Presbiteryen Kilisesi ve Reform
Presbiteryen Kilisesi ile varlıklarını sürdürmektedir.
İskoçya’da ortaya çıkmalarının ardından İngiltere’ye yayılan ve
ülkenin kuzey ve doğu kesimlerinde toplanan Presbiteryenlerin çoğu,
günümüzde İngiltere ve Galler Evanjelik Presbiteryen Kilisesi çatısı altında varlığını sürdürmektedir.
Presbiteryenler asıl gelişimlerini kendilerine yöneltilen ekonomik
ve dinsel baskılar ile kıtlık nedeniyle 17. asrın sonundan itibaren göç etmeye başladıkları Kuzey Amerika koloni yerleşim merkezlerinde göstermişlerdir. İskoçya ve İrlanda’ dan artarak devam eden göçler ile bu yeni
kıtada kısa sürede ikinci büyük dinsel grup haline gelen Presbiteryenler,
bağımsızlık savaşını desteklemeleri ve ardından İç Savaş’ta (1861-65)
Birleşik Devletler yanında yer almalarıyla konumlarını daha da güçlendirmişlerdir. Ülke idaresinde de aktif rol alan Presbiteryenler, burada da
başından itibaren tıpkı İskoçya ve İrlanda’ da olduğu gibi liberal-muhafazakar tartışmaları içerisinde olmuşlar ve bu durum onları bölmüştür.
Presbiteryenleri bölünmeye sevk eden bir diğer konu da kölelik
tartışmaları olmuştur. Genel olarak ülkenin kuzeyinde yer alan liberal
çizgideki Presbiteryenlerin çoğu köleliği yok edilmesi gereken bir sistem olarak görürken, daha çok güneyde yoğunlaşmış bulunan muhafazakar çizgideki Presbiteryenler, sahip oldukları geniş arazilerde çok sayıda köle besledikleri için, ekonomik çıkarları öne alarak kölelik sistemini dinsel açıdan meşrulaştırmaya çalışmışlardır. Presbiteryenler adına \
yaşanan bu gelişmeler, onların İç Savaş sırasında kuzeyli ve güneyli olmak üzere ikiye bölünmelerine yol açmıştır. Bu bölünme, İç Savaş’ın
bittiği 1865 yılından sonra da etkisini göstermiş ve iki kanat uzun süre
bir araya gelememiştir. ABD Presbiteryenleri 19. asırda altın çağını yaşarken sonraki dönemlerde hızla gelişen Baptistlerle Metodistlerin gölgesinde kalmışlardır. Bu durum ve değişen dünya şartları onları 20. yüzyılda daha liberal
bir çizgide önemli ölçüde bir araya getirmiştir. Genel olarak ABD’deki
Presbiteryenler, İskoçya ve İrlanda Presbiteryenleri’ne göre daha liberal
çizgidedir. Ilımlı çizgideki Amerika Birleşik Devletleri’nde Presbiteryen
Kilisesi, yaklaşık üç buçuk milyon taraftarıyla ülkedeki Presbiteryenlerin ezici çoğunluğunu çatısı altında toplamış durumdadır. Bunun dışında ülkede liberalinden en aşırı fundamentalistine kadar lü’un üzerinde
farklı Presbiteryen kilise bulunmakta olup en önemlileri Amerika’da
Presbiteryen Kilisesi, Evanjelik Presbiteryen Kilisesi, Ortodoks Presbiteryen Kilisesi ve Kuzey Amerika Reform Presbiteryen Kilisesidir.

i. Temel Öğreti ve Uygulamaları
Presbiteryen kiliselerde temel inanç esasları ve öğretiler, Reform
teolojisi çerçevesinde Kalvinci görüşler merkez alınarak oluşturulan bildirge, ilmihal ve dua kitaplarında ortaya konmuştur. Bütün Presbiteryen
kiliselerce kabul edilen en önemli bildirge, 1643-48 yılları arasında İngiltere’de hazırlanan ve bundan sonra istisnasız bütün Presbiteryenlerce
kabul edilen “Westminster İnanç Bildirgesi”dir. Yine aynı dönemde hazırlanan Uzun ve Kısa tlmihaller de Presbiteryenler için diğer önemli iki
kilise kaynağıdır. Temel Hıristiyan öğretilerinden çok farklı yorumlara
girmeyerek Hıristiyanlığın ana çizgisi içerisinde kalan Presbiteryenler,
çoğu kiliseden farklı olarak Augustine’e dayanan Kalvinci kader öğretisinin derin etkisine girerek kurtuluşta özgür iradeyi reddetmişlerdir. Buna göre kimin kurtulup kimin cehenneme gideceği, insan yaratılmadan
önce Tanrı tarafından belirlenmiş olup insanın bunu değiştirme gücü
yoktur. Kurtuluş sadece seçilmişlere aittir. Dolayısıyla aklanma ya da
kurtuluş, Tanrı tarafından seçilmiş kimselere özgü bir lütuftur. Katolik
öğretinin aksine, iyi davranışlara gereksinim yoktur. Bunlar, aklanma
sonucu inanan kişinin yapacağı işlerdir.
Presbiteryen kiliselerde ibadetlere ilişkin usul ve kurallar, dua kitaplarında ortaya konmuştur. Westminster İbadet Yönergesi bu konuda
temel doküman olmakla birlikte, zaman içerisinde bu esas alınarak farklı
yönergeler hazırlanmıştır. ABD’ deki Presbiteryenlerin 1946’da hazırladıklan Halk ibadet Kitabı bunlardan biridir. ibadet yönergelerinin tamamında Calvin’in etkisi vardır. Yönergelerde sakrament olarak reform geleneği izlenerek sadece vaftiz ve evharist kabul edilmiş; diğer pek çok kilisenin
aksine bebek vaftizi gerekli görülmüş; vaftizin suya batırma yanında su
serpme yoluyla da olacağı ifade edilmiştir. Pazar günü kilisede toplu halde icra edilen evharist konusunda Zwingli’nin evharistin/komünyonun
salt anı olduğu yorumu benimsenerek onun isa’nın son akşam yemeğinin
bir hatırası olduğu ifade edilmiştir. Böylelikle Katolikler ve Lutheranlann
aksine, komünyonda alınan ekmek ve şarabın lsa’nın gerçek eti ve kanına dönüşmesi ve onun gerçek ve fiziki anlamda komünyonda hazır bu-.
lunması reddedilmiştir. Günlük ibadetlerin en önemlisi, diğer Hıristiyanların da yaptığı sabah-akşam ibadeti olup içerik aynıdır.
Başlangıçta sadece Mezmurlar’ı makamsız olarak okuyan Presbiteryenler, liberalleşme süreciyle birlikte kiliselerde ilahiler yanında mü-‘
zik aletlerine de yer verirken fundamentalist Presbiteryenler, enstrümanların kiliselere girmesine hala karşı çıkılmaktadır.
ii. Kilise Yapılanması
Presbiteryenleri diğer kiliselerden ayıran önemli farklardan biri,
benimsenen kilise yapılanmasıdır. Kökeni Calvin’e dayanan ve 1 592 yılında bugünkü şeklini alan ve temelinde Presbiterlerin bulunduğu bu
yapılanma, Presbiteryen kilise yapılanması olarak bilinir. Bu idari yapılanma, Metodistler gibi diğer bazı Protestan kiliseler tarafından da kullanılmaktadır. Mahalli kiliselerde ‘presbiterler’ ve ‘diyakozlar’ bulunur:
Presbiterler, öğretici presbiterler ve yönetici presbiterler olmak üzere
iki çeşittir. Öğretici presbiterler, gerekli rahiplik eğitimini almış ve ataması yapılmış kilisedeki en üst düzey din adamıdır. Yönetici presbiterler
ise din adamları sınıfından değil de laik cemaat içerisinden seçilir. Bunların görevi, sakramentleri idare etmek ve vaaz etmekle yükümlü olan
öğretici presbiterlere yardımcı olmaktır. Kilisede diyakozluk görevinde
bulunanlar ise kilisenin gelir ve giderlerinden, hasta ve yoksulları ziyaret etmekten ve onları koruyup gözetmekten sorumludurlar. Bir kilisede en az bir öğretici presbiter ve gerekli görülen sayıda yönetici presbiter bulunur. Yönetici presbiter aynı zamanda kilisenin pastörüdür.
Presbiteryen sistemde, hiyerarşik bir şekilde kilise kurulları bulunmaktadır. En altta mahalli kiliselerin her birinin presbiterlerinden oluşan kilise kurulları bulunur. Bunu, bölgedeki en az iki mahalileri kilise kurulunun presbiterlerinin bir araya gelmesinden oluşan daha üst bir idari kurul olarak presbiterlikler izler. Presbiterliklerin üzerinde de en az üç presbiterlik alanından seçilmiş presbiterlerden oluşan sinodlar yer
alır.
son olarak da en üstte bir Presbiteryen kiliseyi temsilen genel kurul
bulunur. Çözümlenecek sorunlar kilise kurulundan gerekirse genel kurula kadar taşınır. Başlangıçta Presbiteryen kiliselerde kadınlar sadece
diyakoz olarak görev alabilmişken, günümüzde kadınlar kilisenin hemen hemen her kademesinde görev alabilmekte, genel kurula dahi başkan olabilmektedirler. Adını yapılanmadaki presbiterlerden alan Presbiteryen kiliselerde bu yapılanmanın uygulanması zorunludur. Bu yapılanmayı ve Presbiteryenlere özgü diğer ilkeleri benimseyen kiliseler
“Presbiteryen Kiliseler” olarak adlandırılır. Calvin’e dayanan Protestan
kiliseler içerisindeki Reform Kilisesi ve diğer bazı Protestan kiliseler, kilise yapılanmasında Presbiteryen kilise yapılanmasını bazı nüanslarla
uygulamış olsalar da, bunlar sadece idarede Presbiteryendir. Dolayısıyla
bunları Presbiteryen olarak nitelemek doğru değildir.
Kilise-iktidar ilişkilerinde Calvin’in görüşlerini esas alan Presbiteryenler, başlangıçta Mesih’i kilise ve iktidarın başı olarak görmede ısrarcı
olmuşlardır. Bu da özellikle Britanya’da uzun süre Presbiteryen-iktidar
mücadelesini doğurmuştur. Bu tartışmalar sırasında ayrılan bazı marjinaller dışında Presbiteryenlerin çoğu ılımlı bir çizgide buluşarak Mesih’i
sadece kilisenin başı olarak görmeye başlamıştır. Fakat bu da çoğu defa
kilise ile sivil iktidarlar arasında mücadele nedeni olmuş ve Presbiteryenleri bölmüştür.
Rahip ve misyoner yetiştirmeye büyük önem veren Presbiteryenler, doğal olarak eğitim kurumlarıyla yakından ilgilenmişlerdir. Amerika’da en fazla kolej açan dinsel grup Presbiteryenlerdir. Washington ve
Lee Üniversitesi, Lincoln Üniversitesi, Tulsa Üniversitesi, Trinity Üniversitesi, Johnson C. Smith Üniversitesi, Güneybatı Presbiteryen Üniversitesi, Dubuque Üniversitesi ve Central Üniversitesi ile yirminin üzerinde
rahip okulu ve ellinin üzerinde kolej sadece ABD’deki Presbiteryenlere
ait eğitim kurumlarından bazısıdır.
Presbiteryenler başta lskoçya, İrlanda ile ABD olmak üzere Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda, Güney Afrika, Hindistan ve Brezilya’da
bulunmaktadırlar. Günümüzde iki buçuk milyonu Büyük Britanya’da
ve dört buçuk milyona yakını da ABD’ de olmak üzere dünyada yaklaşık
on milyon Presbiteryen yaşamaktadır. Diğer taraftan Presbiteryen kilise
idare sistemini benimsemiş 50-60 milyona yakın çeşitli Protestan kilise
mensubu vardır.Presbiteryenler özellikle 19. asırdaki yoğun misyonerlik faaliyetlerinde hem kendilerinden olmayan diğer Hıristiyan kiliseleri, hem de
Müslümanların yoğunlukta olduğu Ortadoğu ülkelerini hedef alarak faaliyet göstermişlerdir. Özellikle ABD’deki Presbiteryenlerin uzun süre
Kongregasyonel Kilisesi ile ortaklaşa sürdürdükleri misyonerlik çalışmaları ile Mısır, Suriye, Lübnan, Filistin ve Irak’ta önemli çalışmalar yapılmış; buralarda pek çok kilise ve bu kiliseleri destekleyen okullar açılmıştır. Kanada, Hindistan ve Brezilya da Presbiteryenler için daima
önemli bir misyonerlik alanı olmuştur.
Anadolu’daki faaliyetlerini 1820’de İzmir’den başlatan misyonerler, bundan kısa bir süre sonra da, önce İstanbul’u ve ardından da diğer
bölgeleri faaliyet alanlarına katmışlardır. Gelebilecek tepkilerden hareketle diğer İslam ülkelerinde olduğu gibi Türkiye’de de yeni bir kilise
kuramayacaklarını gören Presbiteryenler, faaliyetlerini mevcut eski Doğu kiliselerini (Ermeni ve Süryani) destekleyerek ve okullar açarak yürütmüşlerdir. Bu bağlamda Kongregasyonellerin de desteğiyle açılan
Robert Koleji, Merzifon Amerikan Koleji, Gaziantep Amerikan Koleji ve
Harput Amerikan Koleji faaliyetleri açısından önemli birer merkez olmuştur. Kurtuluş Savaşı sonrasında yapılan yasal düzenlemelerle bir süre duraklayan Presbiteryen faaliyetler, 1950 sonrasında yeniden canlanmıştır. Tevfik Fikret’in Robert Koleji’nde eğitim alan ve ardından İskoçya’ya giden oğlu Haluk’un önce Presbiteryen olması ve ardından gittiği
ABD’de aldığı eğitim sonrası 1956’da rahipliğe atanması, Presbiteryenleri Türkiye’ de yeniden gündeme getirmiştir. 1993’te İstanbul Presbiteryen Kilisesi kurulmuştur. 1996’dan beri Moda’daki All Saints Moda a?lı
Anglikan kilisesinde ibadetlerini yapmaya başlayan Presbiteryenler,
sonradan lstanbul’da Kalkedon Presbiteryen Kilisesi ile Ankara’da Ankara Presbiteryen Kilisesini açmasıyla bu kiliseleri kuşatan Türk Dünyası Presbiteryen Kilisesi kurulmuştur. Günümüzde yüz elliye yakın üyesi
ile faaliyetlerini sürdüren Türk Dünyası Presbiteryen Kilisesi, ABD’de
bulunan muhafazakar çizgideki Presbiteryen Kilisesi ve Evanjelik Presbiteryen Kilisesi tarafından tanınmaktadır.
b. Metodist Kilisesi
Metodist Kilisesi, İngiltere Kilisesini (Anglikanizm) yeniden canlandırma amacıyla 18. yüzyılda John Wesley (1703-1791) öncülüğünde
başlatılan hareket sonucu kurulmuş bir Protestan kilisesidir. John Wesley, 1730’lu yılların başında Oxford’daki öğrenciliği döneminde kardeşi Charles ile birlikte “Kutsal Kulüp” adlı bir öğrenci kulübüne katılmıştır. Düzenli olar.ak komünyona katılma, arkadaşlığı geliştirme, hayır işlerinde bulunma ve hastaları ziyaret etme gibi konulara
yoğunlaşan kulüp üyeleri, çalışmalarındaki metodik yöntemlerinden
ötürü hasımlarınca alaycı ifadeyle ‘Metodistler’ şeklinde adlandırılmıştır.
Bu lakap zamanla üyeler tarafından da benimsenerek sonradan kilisenin adı olmuştur.
Wesley, Anglikan rahibi olunca 1736’da misyonerlik amacıyla Georgia’ya gitmiş, fakat başarılı olamayınca ertesi yıl geri dönmüştür. Bu
yolculuğunda karşılaştığı Moravianlar’dan kişisel dindarlık, iman ile aklanma, güven ve kurtuluş gibi konularda etkilenmiştir. Fakat en büyük
etkiyi 24 Mayıs 1738’de Londra’da bir toplantı sırasında Luther’in Roma­
/ı!ar’a Mektup’a yazdığı önsözü dinlerken kişisel kurtuluş tecrübesi
bağlamında yaşayan Wesley,
· Kalbimin tuhaf bir şekilde ısındığını hissettim. Mesih’e güven­
. diğimi, onun kurtuluş için tek başına yeterli olduğunu anladım. Mesih’in günahlarımı benden aldığına dair bana bir güven verildi.
diyerek tanımladığı o andan sonra, daha önceden savunduğu kurtuluş
reçetesinin yanlış olduğuna karar vermiş, iman ile aklanma ve kişisel
tecrübeyi öne çıkaran yeni öğretilerini yayarak cemaatini oluşturmaya
başlamıştır. Kardeşi de yazdığı ilahilerle ona destek olmuştur.
Wesley’in öğretileriyle şekillenen Metodizm, Britanya’da Presbiteryen çizgide gelişirken, ABD’ de Anglikan unsurlar ağır basmıştır. İngiltere’ de cemaatin sorumluluğunu alacak ‘topluluklar’ oluşturulmuş ve bu
topluluklar insanların birbirleriyle yakın ilişkide bulunup dindarlıklarını
arttıracakları küçük ‘gruplara’ bölünmüştür. Wesley, 1742 yılında bunlara
kadın-erkek her yaştan insanı içeren daha kapsamlı ‘sınıfları’ eklemiştir.
Bunlara üyelik Wesley’in öğretilerine bağlı kalmayı arzulayan herkese
açıktı. Wesley, laik halktan pek çoğunu vaiz yapmış ve bunlardan bazısını “gezgin rahipler” sınıfına yükseltmiştir. Ardından 1744’te ‘konferans’
adlı yıllık toplantıları başlatmış ve kendisi bu kurulun başına geçmiştir.
O, hiçbir zaman İngiltere Kilisesinden ayrılıp yeni kilise kurmayı düşünmemiştir. Metodist yapılanma, cemaati Anglikan halktan uzaklaştırsa da
Wesley 1791’de öldüğünde yüz otuz beş bin üyeden çoğu kendisini hala Anglikan görüyordu. Fakat 1795 Konferansı’nda komünyonu ancak
Konferans’ın yetkilendirdiği kimselerin yönetebileceği hükmü getirilince, Anglikanizm’den kopuş tamamlanmış ve topluluk Metodist Kilisesi
adını almıştır. Bundan böyle bağımsız şekilde teşkilatlanmaya girişen
Metodistler, etkili yerel örgütleriyle güçlü bir merkezi otorite oluşturmuşlardır. Sade bir yaşantıyı, tutumluluğu ve ekonomik zorluklara karşı maneviyatı vurgulayan hareket hızla gelişmiştir.
19. asrın ilk yarısı İngiliz Metodizmi için gelişme ve bölünmelerin
yaşandığı dönem olmuştur. Vaizlerin otokrasisi, açık hava toplantılarını
kamp toplantılarına dönüştürme ve kiliselere org yerleştirme gibi konular bölünmelerde etkili olmuştur. Bölünmeler asrın ikinci yarısında yerini birleşmelere bırakmıştır. 1857 ve 1907’deki birleşmelerin ardından
1932’de Metodist Kilisesinin kurulmasıyla önemli bir birlik sağlanmıştır.
Günümüzde Britanya’daki Metodist kiliselerin üye sayısı on sekiz milyon civarındadır.
Wesley ile başlayan ve onun görevlendirdiği Francis Asbury ile temelleri atılan Amerikan Metodizmi, episkopal yapıda gelişmiştir. ingiltere’den 1771’de gelen Asbury, Wesley’e rağmen kendisini ‘piskopos’
(bishop) olarak adlandırarak Amerikan Metodizmi’nin ilk piskoposu olmuştur. Wesley 1784’te Dr. Thomas Coke’yi ABD için ‘danışman’ olarak
atamıştır. Aynı yıl Asbury ve Coke öncülüğünde Metodist Episkopal Kilisesi kurulmuştur. Fakat asıl gelişme Wesley’in ölümünden sonra yaşanmıştır. Coke de ‘piskopos’ sıfatını kullanmış ve Anglikanizm’e ait Genel Dua Kitabı’nın farklı bir versiyonu olan Pazar lbadeti’ni uygulamaya sokmuştur. İngiltere’ deki Wesleyci sistem yerine Anglikanizm’in üçlü
kilise sistemi (diyakoz, yaşlı ve piskopos) esas alınmıştır. Tek fark, Anglikan piskoposlar atama ile göreve gelirken Metodist piskoposların seçimle işbaşına gelmesiydi. Amerikan Metodizmi’nin doktrin ve teşkilatlanışını özetleyen Terbiye Kitabı, Wesley’in vaaz ve eserlerine dayanıyordu. Piskoposların görevi, Terbiye Kitabı’ndaki hükümleri yorumlamaktı. Ülke bölgelere ayrılarak başlarına piskoposlar getirilmiştir. Bunlar 1908 sonrasında “bölge danışmanları” unvanını almıştır.
Amerikan Metodistleri de 18 ve 19. asırlarda kilise içi bölünmeler
yaşamıştır. ilk tartışma 1 830’da kilise otokrasisi konusunda ortaya çıkmış ve Metodist Protestan Kilisesi kurulmuştur. Metodist Episkopal Kilisesi ise 1844’te kölelik konusundaki tartışmalara paralel olarak kuzey ve
güney şeklinde bölünerek zayıflamıştır. Fakat İç Savaş (1861-65) sonrasında iki kanat hızla gelişmiştir. Kuzeyli ve güneyli Metodistlerin çoğu
1939’da Metodist Kilisesi adıyla yeniden birleşmiştir. 1968’de ülkedeki
Alman kökenli Evanjelik Birleşik Karçleşler de bunlara katılınca, on bir
milyonu aşan üyesiyle ABD’deki en büyük Protestan kiliselerden birisi
olan Birleşik Metodist Kilisesi kurulmuştur. Günümüzde Abingdon gibi
çeşitli yayınevi, Brooklyn’deki Metodist Episkopal Hastanesi gibi pek
çok hastane, on üniversite, on üç teoloji fakültesi ve çok sayıda çeşitli
düzeydeki dinsel okul, ABD’ deki Metodist kiliselere aittir.
Afrika kökenli siyahlar Amerikan Metodizmi’nde önemli bir güçtür. Halen varlığını sürdüren Afrikalı Metodist Episkopal Kilisesi (1816),
Afrikalı Metodist Episkopal Zion Kilisesi (1820) ve Hıristiyan Metodist Episkopal Kilisesi (1870), üç milyon siyah Metodist üyeye sahiptir.
i. Doktrin ve Uygulamaları
Metodist Kilisesi teolojik anlamda Havariler ve İznik Akideleri ile
Protestan reformunun prensiplerini kabul ettiğinden, teolojide ortodokstur. Kişisel dindarlığı hedefleyen Wesley, özgür iradeyi savunmasıyla Presbiteryenler’den uzaklaşmıştır. Wesley, tanrısal amacın insanlığı
kurtarma olduğunda kararlıdır. Bu sadece ilahi lütufla mümkünse de
Mesi.he inanmak, günahlardan kurtulmayı arzulamak ve bunu yaşantıyla kanıtlamak esastır. Herkes imanla asli günahından kurtulabileceği gibi, Kutsal Ruh ve Hıristiyan güvencesiyle kurtarılmışlığını da bilebilir.
Buradan hareket eden Metodistler dogmadan ziyade yaşantıya ve iyi
davranışa özen göstermişlerdir. Yeniden doğuş, teslis ve asli günahın
evrenselliği de Metodist öğretide önemli yer tutar.
Sakramentler, vaftiz ve evharist olmak üzere ikidir. Evharist Mesih’in ölümünün anısı olarak değerlendirilir. Azizlere dua, ikona ve kalıntılara saygı, küfür olarak görülür. Doktrine! ölçütler Wesley’in 44 Vaaz Cl 746-1760) ve Yeni Ahit Üzerine Açıklayıcı Notlarında (1755) mevcuttur. Britanya Metodistleri bunlara tarihsel Hıristiyan akidelerini,
Amerikan Metodistleri de Wesley’in Anglikanizm’e ait Otuz Dokuz Madde’yi özetleyerek oluşturduğu Dinin Yirmibeş Maddesi’ni eklemektedir.
Metodizm’in bir başka özelliği, kalplere hitap etmesidir. Bu da
misyonerlikte güçlü bir şevki, ibadetlere katılımda hassasiyet ve samimiyeti getirmiştir. Metodist öğretide toplumsal refahı sağlamak esastır. Bunun temelinde kurtuluşta iyi davranışlara verilen önem yatmaktadır. Wesley,
“Tanrı sevgisi, komşuyu sevmekle gösterilmelidir. ” ilkesinden hareketle
hastaları ziyaret eden bir grup oluşturmuş, “temizlik dindarlığın hemen
ardından gelir” parolasıyla Londra’da lüks bir dispanser kurmuş, dullara
ev, fakir öğrencilere okul açmış, darda kalanlara borç veren fon oluşturmuştur. Wesley’in içki ve kumara olumsuz bakışından hareket eden pek
çok Metodist bugün dahi alkolden uzak durmaktadır.
Wesley, Moravianlar’ın etkisiyle ilahilere önem vermiş, bizzat
kendisi bazı Almanca ilahileri çevirmiştir. Kardeşi Charles de yazdığı
9.000 ilahiyle cemaate şevk vermiştir. Dindarlığın vurgulandığı bu ilahilerle manevi boyut güçlendirilmiştir. Metodizm’in Hıristiyan ibadetine
en büyük katkısı zengin ilahı külliyatı ve bunlarla sağlanan güçlü duygusal şevk ve enerji olmuştur.
il. Kilise Yapılannıası
Metodist kilise yapılanması Britanya’da presbiteryen, ABD’de de
episkopal formun etkisinde gelişmiştir. Döneminde, Konferans’ın tartışmasız lideri ve başkanı olan Wesley, açılan kiliselere rahipler yerleştirmiş ve laiklerden seçilen vaizleri kilisede görevlendirmiştir. Bunların en
belirgin özelliği, gezgin olmalarıdır. Vaizler yılda bir defa Konferans’ta
toplanıyor ve görev yerlerini öğreniyorlardı. Ardından vaizler yılda dört
defa dört-altı haftalık sürede görev yerlerini dolaşıyorlardı. Sonradan
yapılan düzenlemelerle bu, yılda bir defaya indirilmiştir.
Britanya’da Konferans 1795’te kilisenin en üst idari mekanizması
yapılmıştır. Konferansın başkanı rahiplerden, yardımcısı da laik vaizlerden seçilmiştir. Seçimle işbaşına gelen Konferans üyeleri denk sayıdaki
rahip ve laik vaizden oluşturulmuştur. Ülke presbiteryen sinodları gibi
bölgelere bölünmüş ve yılda iki defa toplanan bölgesel kurullar oluşturularak Konferans’a bağlanmıştır. Bölgeler de “danışman rahipler”in
idaresinde gezginlere ayrılmıştır. Gezgin vaizlerin sorumluluğu bölgesel
kurullar aracılığıyla Konferans’a dayanıyordu. Kilise yapılanmasının en
altında yerel kilise görevlilerinden seçilen ve üç ayda bir toplanan mahalll kurullar bulunuyordu.
ABD’de Konferans’a bağlı piskoposluk bölgeleri oluşturularak
başına piskoposlar yerleştirilmiştir. Vaizlerin görev yerlerini bunlar belirliyordu. Britanya’daki gibi sistemin en alt birimi mahalll kurullardı.
Britanya’da rahipler aynı görevde ancak üç yıl kalabilmektedir. Buna
karşın ABD’ de rahiplerin görevi başlangıçta bir yıl ile sınırlıyken zamanla bu sınırlama tamamen kaldırılmıştır.
Metodizmin özünde Wesleyci öğretilerin bütün dünyaya yayılması vardır. Wesley bunu, “Bütün dünyayı rahiplik bölgem olarak görüyorum.” diyerek özetlemiştir. Kişisel kurtuluşa vurgu, misyonerlik anlayışını geliştirmiştir. Gezgin vaizler sayesinde hızla gelişen Metodizm, 19. asrın ortasında ABD’nin en önemli dinsel gruplarından birisi haline gelmiştir. Metodistler günümüzde özellikle Britanya, ABD, Kanada, Hindistan, Avustralya, Güney Afrika, Japonya, Kore, Çin, Meksika, Brezilya,
Almanya, İsviçre, Belçika ve Seylan’da yaygın durumdadırlar. Bugün
dünya genelinde yüzün üzerinde ülkede yaklaşık kırk milyon Metodist
olduğu tahmin edilmektedir.

F. Pentekostalistler

Amerika’daki Binyılcı (Millenyarist), Evanjelik ve “yeniden doğuşçu” akımların tarihi 1740’lara kadar uzanır. Jonathan Edwards ve George Whitefıeld’in insanın günahkarlığına vurgu yapan, cehennem ve
kovulmuşluğu öne çıkaran söylemleri günümüzde “Kıyamet günü çok
yakında, şimdi ve burada”, “Mesih’in İkinci Gelişi’ne ramak kaldı” türü
nutuklarla yeniden üretilmektedir. İşte bu tarihi, teolojik ve sosyal arka
plana yaslanan Pentekostalist dini hareket, Los Angelesli zenci vaiz W.J.
Seymour’un yorum ve çabalarıyla (1906) tarih sahnesine çıkmıştır ve aynı sene Avrupa’da Norveç asıllı Thomas Barratt tarafından yayılmaya çalışılmıştır. Bu akım bağlıları Kutsal Kitap’ta modelleştirilen ilk Hıristiyanları kendilerine örnek alıp, düşünce ve hayatlarını buna göre tanzim etmeye çalışmaktadırlar.
Aslında Hıristiyan geleneğinde Pentekost veya Beyaz-Pazar (Whitsunday), Katolik Kilisesinin kuruluşuna da kaynaklık eden ve İsa’nın yeniden dirilişinden elli gün sonra gerçekleşen havarilerin Kutsal Ruh tarafından vaftiz edilmesinin hatırasına kutlanan bir bayramdır. Pentekostalist hareket, bu bayramı başlangıç fenomeni olarak ele alır. Hareketin
doktrin temeli, “Kutsal Ruh’un vaftizi” ile gerçekleşen yeniden doğuş/ihtida ve Kutsal Ruh’un vaftiz ile elde edilen manevi gücüne dayanır. Harekete göre nasıl İsa’nın havarileri onun yeniden dirilişinin yedinci pazar
gününe denk düşen elli gün sonra Kutsal Ruh tarafından vaftiz edildilerse çağdaş Pentekostalistler de aynı dini tecrübe ile kutsanırlar. “Pentekost/’Yeniden Diriliş’ günü geldiğinde, onlar (havariler) Kutsal Ruh. ile
dolup, diğer dilleri konuşmaya başladılar”;11 zira Pavlus’un saydığı Kutsal Ruh’un dokuz hediyesinden biri de “değişik dillerde konuşmak”tır.
Dolayısıyla buna göre bu tür ruhsal aydınlanma veya yeniden doğuş çeşitli dillerde konuşma yetisini de beraberinde getirecektir.
1 970’lerde dünya çapında yaşanan dinsel canlanışa paralel olarak, Neo-Pentekostalizm de karizma-eksenli bir dini hareket olarak tarih sahnesinde görünür. Evrensel ve tabiatüstü yeniden doğuş veya kurtuluş teolojisi ile hedefini ortaya koyan hareket, iç aydınlanmayı ve eski
inancın yeniden Kutsal Ruh’un vaftizi ile canlandırılış gayesini idealleştirir. Öte yandan bu tarihi hareket, Amerikan tarihinde benzerine sıkça
rastlanan “yeniden doğuşçu” akımlardan sadece biridir. Bu yeniden doğuş eksenli karizmatik hareket beraberinde bir tür evrensellik/ökümeniklik öğretisi taşır. Nitekim, kadın ve erkeklerle ruhban sınıfı ve halk
biraraya gelerek “yeniden beraber doğuş” ilahi ve ritüelleriyle bunu ifade etmeye çalışırlar. ilk planda Amerika’ da üç yüz bin civarında Katolik,
yüz bin kadar Protestan ve iki bin kadar da Presbiteryan ve Episkopal
Hıristiyan “Pentekostal” olarak harekete katılmıştır. 1973’te Dallas’ta düzenlenen Birinci Ulusal Episkopal Karizmatik Konferansı’na katılan.rahip sayısı otuz üçtür; aynı yıl Notre Dame Üniversitesi’nde yapılan toplantıda yirmi iki bin Pentakostalist bir araya gelmiştir.
Katolik Kilisesinin bu akıma ve taşıdığı fikirlere yönelik yaklaşımı
farklıdır. Pentekostalistler üzerine çalışmalar yapan Oklahoma City başpiskoposu John R. Quinn, 1974’lerde hareketi şayet pratikleri doğru.bir
şekilde yapılırsa geleneksel Katoliklikten çok farklı olmayacağını savunur. Bu hareketin öngördüğü manevi aydınlanma ile kontrollü vecd halinin gerçekleştirilebileceği savunulur. Öte yandan bazı Hıristiyan gruplar -mesela Southern Baptistler- hareketi ise Hıristiyanlık öğretilerinin
dışında değerlendirilir. Bazıları da Yeni Pentekostalist hareketi, “bireylerde daha önceki kahramanların kılık değiştirerek nüksetmesi” olarak
değerlendirerek, psikolojik saplantılı bir kült olarak görür.
Genel olarak Pentekostalistler dört ana grupta değerlendirilebilir:
ı. “İsa’nın Halkı” şeklinde Hıristiyan evleri ve mahalleri kuran
grup, her dinden ve her meslekten insanı aralarına alır. Amerika’da
1975’te beş yüz bin civarında oldukları tahmin ediliyordu.
2. Değişik mezheplere ait genç ve orta yaş sınıfına mensup dindarlar
olup, dini şuurlanmayı evanjelik metotlar ve ortak aktiviteler ile mesela
Mesih adına Kampüs Haçlı SeferVHizmeti- gerçekleştirmeye çalışırlar.
3. Roman Katolik Pentekostalistleri ki Kutsal Ruh’un manevi hediyeleri ile “yeniden doğuş” ya da “kıvamlanmış iman” hedefine ulaşmayı
ga yeleştirirler.
4. Garip Pentekostalist gruplar ki bunlar da meslek merkezli kültler (Hıristiyan Sörfçüleri gibi), mistik gruplar, aydınlanmacı kültler, vb.
cemaatlerden oluşur.
Coşkulu ibadet biçimleri, mucizevi yoldan ulaştıklarını iddia ettikleri farklı dil tecrübeleri ve bireysel dindarlığa vurgularıyla tanınan Pentakostalistler, Güney Amerika Katolikleri arasında da hızla yayılmakta
ve evanjelik anlayışın Amerika kıtasının güneyinde de hızla yayılmasına
çalışmaktadır. Bazı kaynaklar yakın bir gelecekte Pentekostalistlerin Latin Amerika dini cemaatleri arasında en kalabalık grup haline geleceğini
ileri sürmektedir. Bu akımın Avrupa’ da ise en çok 1sveç’te etkin olduğu
gözlenmektedir. Bünyesinde Klasik Denominational akım ile Karizmatikleri de barındıran Pentekostalizm, kimi araştırmalara göre dört yüz
milyonu aşkın müntesibiyle dünyadaki en büyük Protestan hareket olarak bilinir. Kilise organizasyonu açısından bu akım tamamen bağımsız
olarak yapılanmaktadır.

DHBT
22 Kasım 2020 Pazar
ÜYELİK

Üye OlŞifremi Unuttum

2018 YILI 9500 KUR’AN KURSU ÖĞRETİCİSİ, İMAM HATİP VE MÜEZZİN KAYYIM ALIMI TABAN PUANLARI 2018 Yılı 9500 Kur’an Kursu Öğreticisi, İmam Hatip ve Müezz... Devamı

Tüm hepsinde aşağıda verilen şekilde ki gibi olacaktır.   KPSS Genel Yetenek : %15 KPSS Genel Kültür : %15   DHBT 1 : %30   DHBT 2 : %40   Ortaöğreti... Devamı

Merakla beklenen 2018 DHBT sınavı 09. Aralık Pazar günü Ösym tarafından  belirlenen sınav merkezlerinde gerçekleştirilecek. Sınav sonuçları ise 04.01... Devamı

KPSS SONUÇLARI NE ZAMAN AÇIKLANACAK? ÖSYM tarafından yapılan duyuru ile KPSS sonuçlarının açıklanma tarihi netlik kazandı. ÖSYM’nin sınav takvi... Devamı

a) DHBT, çoktan seçmeli test olarak uygulanacaktır. b) DHBT’nin ilk bölümü (DHBT-1) temel din bilgisisorularından oluşacaktır ve tüm öğrenim düzeyler... Devamı

Tüm hepsinde aşağıda verilen şekilde ki gibi olacaktır.   KPSS Genel Yetenek : %15    Dini Haberlerim KPSS Genel Kültür : %15   DHBT 1 : %30   DHBT 2... Devamı