DHBT Dersleri-118 “Doğu Kiliseleri ve Yapıları”

Sınav Defteri
Haziran 8, 2020

a. Ayrılmış Doğu Kiliselerinin Tarihsel Gelişimi
Doğu kökenli bir dinsel gelenek olan ve ilk zamanlarda öncelikle
Batı’ya doğru yayılma eğilimi gösteren Hıristiyanlık, 11. yüzyıla kadar
Suriye merkezli Doğu Hıristiyanlığı bünyesinde varlığını doğuda devam
ettirmiştir. Hıristiyanlığın doğu cemaatleri yorumlarının müstakil kiliseler
halinde teşekkülü, 4 ve 5. yüzyıllarda yapılan Kristolojik tartışmalar ve
bu tartışmalar bağlamında düzenlenen konsillerle yakından ilişkilidir.
Doğu Hıristiyanlığı, ilk 3 ve 4. yüzyılda küçük itizallere (schisms)
rağmen bölünmemiş bir bütün olarak kalmış, bundan sonra yaklaşık
500 yıllık bir süreçte üç aşamalı olarak büyük bölünmeler meydana
gelmiştir. Ayrılmış Doğu Kiliseleri de bu süreçte ortaya çıkmıştır. 5 ve
6. yüzyıllarda Süryani Hıristiyanlığı, Yunan ve Latin Hıristiyanlığından
ayrılmıştır. Süryani Hıristiyanlığı kendi arasında da Nesturiler ve Kadıköy Konsili’ni (Ms 451) reddeden Kiliseler (Kıpti, Ermeni, Habeş ve
benzeri) olarak ikiye bölünmüştür. 1 054’te nihai olarak gerçekleşen
Doğu-Batı bölünmesinden sonra ise genel anlamda Doğu Hıristiyanlığı üçe bölünmüştür:
1. Doğu Ortodoks Kilisesi (Yunan-Rus Ortodoks Kilisesi)
2. Ayrılmış Doğu Kiliseleri
3. Birleşik Doğu Kiliseleri
Bu bölünmelerin içinden doğmuş olan Ayrılmış Doğu Kiliseleri,
(yani Süryaniler, Ermeniler ve Nesturiler gibi akımlar), farklı teolojik
inançları nedeniyle erken dönemlerden itibaren imparatorluk ve onun
resmi inancının savunucusu olan ana kilise tarafından aforoz edilmiş ve
bu kiliselere bağlı halklar Roma tarafından imparatorluğa isyan ve zındıklık suçlamasıyla takibat altına alınmıştır. Nitekim Roma ve sonraki
dönemlerde Bizans’ın bu baskı ve şiddetinden usanan Doğu Hıristiyanlarının 7. yüzyıldan itibaren Müslüman hükümranlığını adeta bir kurtuluş olarak görmüş olmaları ve genellikle yapılan bir barış anlaşmasıyla
İslam egemenliğine girmeleri boşuna değildir.
Ayrılmış Doğu Kiliseleri, toplam 6 mezhep ya da kiliseyi bünyesinde barındırmaktadır:
Diyofizit olup sadece ilk iki konsili kabul eden Ayrılmış Doğu Kiliseleri:
1. Nesturi Kilisesi
Monofizit ve Kadıköy Konsili-karşıtı olup ilk üç konsili kabul
eden Ayrılmış Doğu Kiliseleri.
2. Antakya Süryani Ortodoks Kilisesi (Batı Süryanleri ya da Yakubiler de denilir).
3. Hint Süryani Ortodoks Kilisesi.
4. Kıpti Ortodoks Kilisesi.
5. Ermeni Ortodoks Kilisesi.
6. Habeş Ortodoks Kilisesi.
Kadıköy Konsili karşıtı olan Ayrılmış Doğu Kiliseleri, Efes Korisili’nin ökümenikliğini kabul ederek Meryem’in “Tanrı’nın annesi” (theotokos) olduğuna inanırlar. Ayrıca, Nesturilerden ayrıldıkları temd itikadi nokta, İsa’nın “iki -yani ilahi ve beşeri- tabiat”tan oluşan “tek bir
tabiat” taşıdığını savunmalarıdır. Nesturiler ise İsa’nın iki ayrı tabiat içinde olduğunu savunurlar. Aradaki teolojik fark “iki tabiattan çıkan” anlamında “ek duo” ve “iki tabiatlı” anlamında “en duo” ifadelerindeki farktan kaynaklanmaktadır. İhtilafa sebep olan ikinci kavramsal problem
bizzat ‘tabiat’ kelimesi ile ilgilidir. Bu kelime için kullanılan Grekçe terim phusis olup, Nesturiler ve Kadıköy Konsili’ni kabul edenlere göre
‘tabiat’ anlamına gelirken, Kadıköy Konsili karşıtı olan Ayrılmış Doğu
Kiliselerine göre ‘şahıs’ anlamına gelmekteydi. Kadıköy Konsili’ni kabul
edenler ise ‘şahıs’ (yani İsa’nın şahsı) anlamında Grekçe prospon ve hupostatis kelimelerini kullanıyorlardı. Dolayısıyla ihtilaf etimolojik olarak
çözülmez hale gelmişti. Grek ve Roma arasında kültürel ve etnik farklılıkların da öne çıkarılması bölünme sürecinde etkili olmuştur.
Ayrılmış Doğu Kiliseleri, mesela Nesturi ve Habeş Kiliseleri, tarihi
gelişimleri itibarıyla Bizans imparatorluğu dışında kalmışlar, özellikle Nesturi Kilisesi, Antakya Süryani ve Kıpti Ortodoks Kiliseleri büyük ölü
de, Batı Kilisesi tarafından reddedilirken uzun süre İslam yönetimin­le -Abbasi ve Osmanlı- zimmi hukukunun koruması altında varlıklarını sürdürmüşlerdir.
i. Nesturiler
Ayrılmış Doğu Kiliseleri’nden birisi olan Doğu Süryani Kilisesi,
yani Nesturi Kilisesi, bazı Hıristiyanlar tarafından MS 431 tarihli Efes
Konsili’ni reddeden psikoposlar ve diakonların muhalefetinden gelişmiştir. Efes Konsili’nde rafızi (heretik-sapkın) olarak reddedilen Nesturilik, 0 zamanki Konstantinopolis patriği olan Nestoryus’un adına atfedilen Hıristiyan mezhebidir. Nestoryus’un (381-451) yazıları günümüze fragmanlar olarak Heracleides Pazarı adlı yazarı belirsiz bir kaynakla gelmiştir. Nestoryus’un Yunanca yazdığı bir savunmanın Süryanice çevirisi olan bu eser 1895’te bulunmuştur. Nesturiler’e göre Nestoryus’un bugün bilinen görüşleri 14. yüzyılda Nizip metropoliti olan
Abdisa (öl. 1318) tarafından yazılmış inci Kitabı adlı eserde sistemleştirilmişti. Teolojik olarak Doğu Süryani Kilisesi, Antakya ekolüne ve
Mopsuestialı Theodore’un (.Ms 320-428) yorumlarına dayalı olarak gelişmiştir. Nesturiler, Efes Konsili’nde karara bağlanarak Hz. Meryem’e
atfen kullanılan teotokus (Tanrı’nın annesi) sıfatını reddederler. Aynı
zamanda Efes Konsili tarafından o zamanki Konstantinopol şehri patriği Nestoryus’un aforoz edilmesini de kabul etmezler. Hz. İsa’nın hem
tanrı hem insan olarak çift tabiatlı (diyofizit) olduğunu savunan bir
mezhep/kilise olarak ortaya çıkmıştır. İki tabiatlılık konusunda Luka
İncili 2: 52’deki “İsa hem hikmet hem de boyca gelişiyor ve Tanrı’nın
ve insanların beğenisini kazanıyor.” ifadesi bedenen gelişimi ve beşeri
oluşuna işaret etmesi bakımından ihtilafın kaynaklarından birisi kabul
ediliyordu. Nestoryus’un diyofizit değil aslında monofizit görüşü savunduğu iddiası tartışılmış olmakla beraber diyofizit olduğu görüşü
genel kabul görmüştür. Ancak görüşleri Doğu Kiliseleri’nde bir şekilde
yaşamaya devam etmektedir. O dönemin Fars imparatorluğu sınırları
içerisinde 5. yüzyıldan itibaren kendi kilise merkezleriyle beraber Nesturi Kilisesi büyük ölçüde Bizans yönetimindeki Hıristiyanlık’tan ve
Batı Hıristiyanlığından kopmuştu. Nesturi misyonerler artık Batı’ya değil Doğu’ya gidiyorlar, Arabistan, Hindistan, Doğu Asya ve hatta
Çin’de cemaatler oluşturmaya çalışıyorlardı. MS 6. yüzyıldan itibaren Nesturiler hem Antakya hem de Batı Hıristiyanlığı ile bağlarını iyice koparmışlardı. 7. yüzyılın başlarından itibaren Irak ve civarının Müslümanların yönetimine girmesinden itibaren
artık diğer Doğu Kiliseleri gibi Nesturiler de yüzyıllar boyunca Müslümanların yönetimi ve korumasında zimmi hukukuna bağlı olarak varlıklarını sürdürmüşlerdir. Hatta Bağdat merkezli olmak üzere Abbasiler
döneminde Grek tıp ve matematik metinlerinin önce Süryanice’ye sonra Arapça’ya çevirisinde önemli rol oynamışlar, dolayısıyla halifeler tarafından da özel olarak korunmuşlardı. Moğol işgali dışında genel olarak
varlıklarını özgürce sürdüren Nesturiler, 16. yüzyılda Katolik misyoner
faaliyetleriyle karşılaşmışlar ve kendi içlerinde bir Katolik bölünmenin
oluşmasına engel olamamışlardır. 1 553’te nihayet Roma’nın Keldani
(Chaldea’ya nisbetle Chaldean) adını verdiği bir yeni mezhep doğmuştur. Papa III. Julius, Yuhanna Sulaqa adlı bir Nesturi rahibini bugünkü
Diyarbakır’a ‘Keldani Katolikosu’ olarak tayin etti. 1670’te halefleri Katoliklikten vazgeçerek Nesturiliğe geri dönmüşler ancak 18. yüzyıl ortalarında Diyarbakırlı Mar Yusuf, Roma tarafından tekrar Katolikos olarak
atanmış, o zamandan itibaren Nesturilik içinde bir rafızi hareket olarak
Keldani -Katolik- Kilisesi yeniden varlığını sürdürmeye başlamış, Musul
ve civarındaki pek çok Nesturi, Katolik olmuştur.
ii. Antakya Süryani Ortodoks Kilisesi (Batı Süryanileri/Yakubiler)
Antakya Süryani Kilisesi yani Yakubiler, Suriyeli monofizit bir Hıristiyan cemaatidir. Süryani Ortodoks Kilisesi, havari Petrus tarafından
Antakya’da MS 34’te kurulan ilk kilise olduklarını savunur. İmparator
Justinyan’ın (527-565) Roma’ya göre heretik kabul edilen mezhep liderlerini manastırlarda hapse mahkum etmesine rağmen karısı Teodora bizzat monofizit olduğu için monofizitlere iki rahip tayin etti. Theodore ve James adlı bu iki rahipten James, Jacob Baradaeus (ö. 578)
olarak bilinmekteydi ve Yakubi (Jacobite) adı bu isimden gelmekteydi.
Ancak genelde mezhep kendisini Yakubi olarak adlandırmaz. Kendisini Antakya Süryani Ortodoks Kilisesi olarak adlandırır. Kilise, 451’deki
Kadıköy Konsili’nden sonra Doğu Ortodoks Kilise’sinden ayrılmıştır.
Kilise’nin merkezi Suriye’de Şam’da Bab Touma beldesindedir. Ruhani
lideri ise Moran Mor Ignatius Zakka I’dir. MS 451 yılında Süryaniler arasında bir başka bölünme daha yaşanmıştır. Bu tarihte politik, mezhepsel ve yerel sürtüşmelerin artması nedeniyle toplanan Kadıköy Konsili,
bu bölünmeye neden olmuştur. Bizans İmparatoru Markian’ın yapabileceği baskı ve zulüm uygulamalarından korkup, atalarının iman ilkelerini önemsemeyen ve Kadıköy Konsili’nin bu doğrultuda aldığı kararları benimseyen Süryanilere ‘Malkoye Melkit’ denilmiştir. Bu isim
“kralın yandaşları” anlamına gelmektedir. Bu topluluk günümüzde
Rum Ortodoks adıyla anılmaktadır. Malkoye Melkit adı verilen bu topluluk içerisinde MS 7. yüzyılda bir bölünme daha yaşanmıştır. Lübnan’daki Mor Marun Manastırı rahipleri Melkit Patriği Maksimus’un savunduğu dini teorik görüşle ters düştüler ve Maruniler olarak bilinen
bir bağımsız Kilise oluşturarak (Ms 680’ler) “Maronit Patrikliği” adı verilen bağımsız bir patriklik kurdular. Bu Patriklik 13. yüzyılda Papalığa
bağlandı. Maruniler monofizit değil, monotelit olarak tanımlanıyordu.
Monotelitizm (Yunanca ‘irade’ anlamına gelen theletis kelimesindenMonothelite) İsa’nın beşeri ve ilahi tabiatlarının birleşmesinden doğan
“tek irade-enerji” anlayışı anlamına geliyordu. Papalık Maruni doktrinini Monofizit kristoloji ile Kadıköy Konsili kristolojisi arasında bir uzlaşma formülü olarak düşündüyse de bu işe yaramamıştı. Sonuçta monotelitizm de III. İstanbul Konsili’nde (680) yani altıncı ökümenik konsilde aforoz edildi. Zaten artık bu yüzyıldan itibaren monofizit kiliseler
yani Antakya Süryanileri- Yakubiler, Nesturiler ve Ermeniler, Bizans
Ortodoks tacizinden ve tasallutundan kurtularak Müslüman yönetimine girmişti. Artık Bizans’ın ve Roma’nın siyasi-askeri tehdidine karşı
güvenlikteydiler. Diğer yandan Rum Ortodoks (Melkit) Kilisesi bireylerinden bir bölümü başka bir anlaşmazlık yüzünden Roma Papalık Kürsüsü’ne bağlandı. Bu topluluk, 1724 yılında “Rum Katolik” ismiyle,
kendilerine ait bir Patriklik merkezi kurdu.
Antakya Süryani Ortodoks Kilisesi inanç olarak İznik kredosuna
bağlıdır. Yani teslis inancına tam anlamıyla bağlıdır. Onlara göre Tanrı’nın oğlu İsa, Meryem’e hülul etmiş, ondan doğmuş ve tanrılık ile beşerlik onda birleşmiştir. Yedi sakramente inanırlar: Vaftiz, konfirmasyon, tevbe ve Evharistiya kurtuluş için temeldir. Ruhban takdisi, Hastalara şifa ve evlilik takdisi ise ömründe bir defa olsa yeten sakramentlerdir. Kilise, üç Konsili yani İznik (325), Konstantinopol (381) ve Efes
(431) Konsillerini kabul eder. Kadıköy (451) Konsili’ni reddeder. Bu sebeple Kadıköy karşıtı Ayrılmış Doğu Kiliseleri arasında kabul edilirler.İbadet için günlük yedi vakit tahsis edilmiştir. Doğu’ya dönülerek
ibadet edilir. Pazar günleri yapılan Evharistiya (ekmek-şarap ayini) manastırlarda çarşamba ve cuma günleri de yapılır. Evharistiya “kutsal kurban” olarak kabul edilir. Evharistiya ibadetinde ilahiler ve Kutsal Kitap’tan pasajlar okunur. Ruhban sınıfı üç kademeli bir hiyerarşiyle oluşmuştur: Episkoposluk, Horepiskoposluk ve Diakonluk. Toplam iki yüz
bin kadar müntesibinin çoğunluğu Suriye ve Lübnan’ dadır.
ii. Kıpti Ortodoks Kilisesi
Kıpti Ortodoks Kilisesi çoğunluğu Mısır’da bulunan dört milyona
yakın müntesibi ile İskenderiye’deki Kıpti patriği tarafından yönetilir.
Kıpti kelimesi, Yunanca Mısırlı anlamına gelen Aiguptioi kelimesinden
türemiştir. Bu kelime aslen kadim Mısır’ın ilk başkenti Memphis’in bir
başka ismi olan ‘Hikaptah’ kelimesinden gelmiştir. Geleneğe göre kurucusu, İncilci Mark’tır. O sebeple kilise kendisini Hıristiyanlığın kurucu
misyonlarının başında görür. Kutsal ailenin Yuda’dan kaçarak sığındığı
yer, Mısır olduğu için önemli kabul edilir. Yeni Ahit Kıptice’ye 2. asırda
tercüme edilmiştir.
Kıpti Kilisesinin ortaya çıkışında İskenderiye’nin o dönemde kültürel bir merkez oluşunun büyük rolü olmuştur. Ayrıca 3. yüzyıldaki
manastır geleneğinin de rolü vardır. Bu manastır geleneği, Roma zulmü
döneminde çöle kaçan Hıristiyanlar ve özellikle iki önemli isim Antonyi
(ö. 356) ve Pachomius (ö. 346) tarafından 4. yüzyıla doğru organize edilerek oluşturulmuştur. Hıristiyanlık’taki manastır geleneğine ilk örnek
Mısır manastır geleneğidir. Mesela 6. yüzyılda Benedikten tarikatı kendisini bu Mısır manastır geleneği modeline göre yapılandırmıştır.
Bu kilise, inanç esasları açısından İznik Kredosunu kabul eder.
Meryem’ in teotokus olduğuna inanan Kıpti Ortodoks Kilisesi kendisinin
Hıristiyanlığın teolojik gelişiminin temelindeki İskenderiye ekolünün
devam ettiricisi olduğunu savunur. tık dönem Kilise babalarından Origen, Athanasius, Cyril, Basil ve Jerom Ehep, İskenderiye ekolünün devam ettiricisi olmuşlardır. İlk konsil olan İznik Konsili’nde İskenderiye
etkisi hakimken daha sonraki Konsillerde Roma ve Konstantinopol’ün
siyasi hegemonyası devreye girmiştir. Melkit (Melkani) Kilisesi, Bizans
yani Konstantinopol (İstanbul) yönetimine girince teolojik olarak da korunmuş, dolayısıyla Kıptiler diğer Hıristiyanlar arasında biraz daha
yalnızlaşmıştır.
Aynı tarihlerde Mısır, MS 641’de Müslümanların eline geçtiğinde,
Bizans’ın ve Roma’nın gittikçe artan baskısından yılan Kıpti Hıristiyanlar, onları ‘Ehl-i Kitap’ görerek zimmi hukuku altında özgürlük veren
Müslümanların yönetimini direnmeden kabul etmişlerdir. 12. yüzyıla
kadar Müslümanlaşma tedrici olarak gerçekleşene kadar Mısır Müslüman yönetimi altında büyük ölçüde Hıristiyan kalmıştır. Haçlılar döneminde ise Kıpti Hıristiyanlar büyük ölçüde zarar görmüştür. lskenderiye
Patriği Gabriel ibn Turaik, 13. yüzyılda Arapça’yı ayin dili olarak kabul
etmiştir. Kıpti Hıristiyanların zimmi statüleri ve cizye verme zorunlulukları 1855’te kaldırılmıştır.
Günümüzde, Mısır’da Pope Shenouda III’ün ruhani liderliğinde
yaklaşık 9 milyon Kıpti Ortodoks bulunmaktadır. Yaklaşık 57 milyonluk
Mısır nüfusu içerisinde önemli bir nüfus sayılan Kıptiler, Müslüman Mısır’ da yüzlerce kiliseleri ile özgürce dini ve sivil hayatlarını sürdürmektedirler. Kıptiler Kristması 7 Ocak’ta kutlarlar.
iv. Habeş (Etyopya) Ortodoks Kilisesi
Habeş Ortodoks Kilisesi, Kadıköy karşıtı, ayrılmış Ortodoks Kiliselerinden birisidir. Yaklaşık on altı milyon müntesibi ile 1959’a kadar
kısmen Kıpti Ortodoks Kilisesine bağlı iken daha sonra kendi bağımsız
patrikliğini oluşturmuştur.
Monofizit inanca bağlı olan Habeş Ortodoks Kilisesine göre
lsa’nın ilahi ve beşeri tabiatı ayrılmaz bir bütündür. Diğer monofizit Ayrılmış Doğu Kiliseleri’nden en önemli farkları, Eski Ahit şeraitinin bir
kısmını sürdürmekte oluşlarıdır. Yahudilikte olduğu gibi sünnet, koşer
kuralları ve cumartesi yani Şabat uygulamasını devam ettirmektedirler.
Hıristiyanlığın Etyopya’ya tam olarak ne zaman girdiği konusunda ihtilaf olmakla beraber resmi sayılabilecek ilk temas MS 347’de Frumentius adlı bir Etyopyalı’nın, lskenderiye patriği Athanasius tarafından Etyopya başpsikoposu olarak atanmasıyla başlamıştır. 5. yüzyılda
Kitab-ı Mukaddes yerel Habeş dili olan Ge’ezdiline çevrilmiştir. Manastır geleneğinin oluşumunun temelinde dokuz aziz hikayesi vardır. Ancak tarihi olarak delillere dayanmamaktadır. Hikayeye göre 6. yüzyılda dokuz aziz tarafından Hıristiyanlık’ta ilk ‘ermiş’ kabul edilen Pachomius’un “Tarikat Yolu” ile İskenderiyeli Cyril, Epiphanius ve diğer o zamanki kilise yazıları Etyopya’ya getirilmiş, manastır geleneği oluşturulmuş, kiliseler de buradan gelişmiştir. tık Müslümanların Habeşistan
hicretinde muhatap oldukları Necaşi, Etyopya’ya manastır geleneği
içerisinde yerleşmiş, riyazet ve hoşgörü esaslı bir ‘Mesih!’ anlayışla,
özellikle Kur’an’ın Hz. İsa’yı yücelten beyanlarını ve İslam Peygamberi’nin Hz. İsa ve Meryem’e hürmet mesajını dinleyince Mekke müşriklerinin zulmünden kaçan bir grup Müslümanı himayesine almıştı. Müslümanlar sadece zimmi hukuku açısından değil özelikle bu olay nedeniyle Habeş Hıristiyanlarına karşı askeri çatışmalar olmadıkça her zaman hoşgörülü yaklaşmışlardır.
12. yüzyıldan itibaren Etyopya’dan Hıristiyanlık iç bölgelere ve
diğer Habeş kabilelerine de yayılmıştır. Aynı dönemde 13. yüzyıla doğru Yahudi adetlerinin uygulanmasından vazgeçilmesi eğilimi ortaya çıkmıştır; ancak gelenek sürmüştür. Ayrıca Falaşalar denilen ve kendilerini Süleyman Krallığı’ndan kalan kuşaklar olarak gören bir Etyopyalı
topluluk varlığını sürdürmüş, 1991 ‘de iç savaş sırasında da İsrail’e götürülmüştür. Aynı dönemde teslisin unsurlarının üç ayrı şahsiyet değil
“Tek Şahsiyet”in sıfatları olduğu tartışması da başlamıştır. 15. yüzyıla kadar Müslümanlarla ilişkiler genelde barış içinde olmuştur. 15. yüzyıldan
itibaren de Roma Katolik geleneği, Cizvitler aracılığıyla Etyopya Kilisesini dönüştürmek için faaliyetlere başlamıştır. 16. yüzyılda papa III. Julius tarafından gönderilen Cizvit misyonerlerinin yoğun çalışmaları ile
başlamış olan ‘Katolikleştirme’ 17. yüzyıla kadar devam etmiştir. Etyopyalıların çoğunluğu buna direnmiş ancak nihayet Etyopya imparatoru
Suseneyos’un (1607-1632) Katolik olması, 1626’da Roma’nın tüm Etyopyalıların aynı yolu takip etmesi isteğini kuvvetlendirmiş ve Etyopya bir
iç savaşın içine sürüklemiştir. Kıpti gelenekten gelen çoğunluk olan Habeş manastır cemaatleri direniş için örgütlenmiş ve Cizvitler Etyopya’ dan ayrılmak zorunda kalmıştır. 20. yüzyılın ortalarına kadar Etyopya
Kilisesi Kıpti geleneğe bağlı idi. 1959’da Basleyos ilk kez müstakil olarak “Etyopya Patriği” olarak tayin edilmiş ve özellikle 20. yüzyılın ikinci
yarısında Etyopya Kilisesi kendisini siyasi çatışmaların içinde bulmuştur. 1970’lerde en son Marksist yönetimin baskısından kaçan Etyopya
Hıristiyanları, Karaipler’e ve Amerika’ya kaçarak orada küçük kilise cemaatleri oluşturmuşlardır. Etyopya Kilisesinin bugünkü merkezi Addis
Ababa’da Aksum’daki Etyopya Katedrali’dir.

DHBT
22 Kasım 2020 Pazar
ÜYELİK

Üye OlŞifremi Unuttum

2018 YILI 9500 KUR’AN KURSU ÖĞRETİCİSİ, İMAM HATİP VE MÜEZZİN KAYYIM ALIMI TABAN PUANLARI 2018 Yılı 9500 Kur’an Kursu Öğreticisi, İmam Hatip ve Müezz... Devamı

Tüm hepsinde aşağıda verilen şekilde ki gibi olacaktır.   KPSS Genel Yetenek : %15 KPSS Genel Kültür : %15   DHBT 1 : %30   DHBT 2 : %40   Ortaöğreti... Devamı

Merakla beklenen 2018 DHBT sınavı 09. Aralık Pazar günü Ösym tarafından  belirlenen sınav merkezlerinde gerçekleştirilecek. Sınav sonuçları ise 04.01... Devamı

KPSS SONUÇLARI NE ZAMAN AÇIKLANACAK? ÖSYM tarafından yapılan duyuru ile KPSS sonuçlarının açıklanma tarihi netlik kazandı. ÖSYM’nin sınav takvi... Devamı

a) DHBT, çoktan seçmeli test olarak uygulanacaktır. b) DHBT’nin ilk bölümü (DHBT-1) temel din bilgisisorularından oluşacaktır ve tüm öğrenim düzeyler... Devamı

Tüm hepsinde aşağıda verilen şekilde ki gibi olacaktır.   KPSS Genel Yetenek : %15    Dini Haberlerim KPSS Genel Kültür : %15   DHBT 1 : %30   DHBT 2... Devamı