DHBT Dersleri-117 “Protestanlık”

Sınav Defteri
Haziran 7, 2020

Protestanlık, Ortodoks ve Katolik Kiliselerinin dışındaki birçok grup ve oluşumu içeren geniş bir Hıristiyan mezhebini ifade etmektedir.
Doktrin ve uygulamalarıyla, ana bünyeyi oluşturan Roma Katolik Kilisesinden önemli farklılıkları bulunan Protestanlığın kökleri 16. yüzyıl dinsel reformuna dayanmaktadır. Protestanlıkta Kilise karşıtı reformasyonun temelini, Katolik Kilisesinin başında bulunan papanın ve ruhban sınıfının dinsel konum ve yetkilerinin dışına çıkarak siyasal ve sektiler amaçlar peşinde oldukları ve Hıristiyan halk üzerinde dünyevi bir hegomonya kurdukları inancı oluşturmaktadır. Papalığın yanılmaz ve sorgulanmazlığı, kilise içi hiyerarşi, din adamlarının Hıristiyan halkın ibadet
ve günah bağışlama süreçlerindeki istismarları, kutsal metnin Hıristiyan halktan uzak tutulması ve kilise kurumu ile papalığın din ile uyuşmayan
dünyevi kazanımlar hevesinde olduğu eleştirileri bu dönemde bir reform ihtiyacının sebeplerinden sayılabilir. Hıristiyanlıkta reform çağı
olarak nitelenen bu yüzyılda Martin Luther, Ulrich Zwingli ve ]ohn Calvin öncü reformcular olarak bilinmektedir. Bu reformcuların öğretileri
Protestan teolojinin temel doktrinlerini oluşturmuştur.
a. Lutheranizm
Martin Luther (1483-1546) Katolik manastırlarda eğitilmiş, kilise
hiyerarşisinde papazlığa kadar yükselmiş ve kilise okullarında Katolikteolojisi okutmuş bir Alman Hıristiyan teoloğudur. Ancak Luther, Katolik bir din adamı olmasına rağmen dinsel bağışlanma ve kurtuluşa ulaşma konusunda gittikçe artan şüpheler taşımakta ve Katolisizm’in günahkarları yargılayan ve cezalandıran Tanrı anlayışından ürkmektedir.
Bu şüphe ve endişelerin kaynağında Katolik inanç ve ibadetlerinin dinsel kurtuluşu sağlayamayacağı düşüncesi bulunmaktadır. Bu nedenle,
Katolik inancının kendisine yüklediği bütün ibadet şekillerini kurtuluşta
etkinliği olmadığı gerekçesiyle zamanla terk etmiştir. Çünkü Kilise’nin
telkin ettiği ibadet ve iyi davranışları yerine getirdiği halde, Tanrı’nın bağışlamasına ulaştığından emin olamamaktadır.
Luther, Katolik bir papaz olduğu halde ruhsal tatminsizlik içerisinde bulunurken, Kilise ve başındaki papanın dinsel yetkilerini dünyevi
kazanımlar için suiistimal ettiği düşüncesi onun, Katolisizmin teolojik ve
kurumsal yönüne olan şüphelerini daha da artırmıştır. Bu dönemde papanın görkemli bir katedral yaptırmak için gerekli parayı toplamak amacıyla Hıristiyan halktan günahlarını bağışlaması karşılığında para toplaması, Luther’in, Kilise ve papanın dinsel otoriterlik ve yanılmazlık öğretilerine karşı tepkilerini artırmıştır. Katolik Tanrı anlayışının aksine ‘doğru’
Tanrı’yı bulmak için Kitab-ı Mukaddes’i incelemeyi sürdürmüş ve Romalılara Mektup 1 : 17’de yer alan “kurtuluşun sadece imanla olduğu” ifadesinden sonra dinsel kurtuluşa götüren gerçek yolu bulduğuna inanmıştır.
Artık Katolik Kilisesinin aklanma adına önerdiği pek çok ibadet ve ritüeli
yerine getirmek zorunda değildir. Çünkü bu tecrübe ile “kurtuluşun iyi
davranışlar gerekmeksizin sadece iman ile olacağını” keşfetmiştir. Nitekim Luther, Katolik Kilisesinin aksine, Tanrı’nın günahkar insanlara, azabından çok bağışlamasıyla karşılık vereceğini ve bu bağışlanmaya da ibadet ve iyi davranışlardan çok kalpteki iman sayesinde ulaşılacağını dile getirmiştir. Ona göre “insanlar imana, kişisel gayretleri veya başkalarının yönlendirmeleriyle ulaşamazlar; Tanrı, kurtuluşunu takdir ettiği insanın kalbine imanı yerleştirir. Tanrı tarafından dışarıdan bağışlanan iman
aracılığı ile günahkar insanlar kurtuluşa ulaşır.” Bu merhametli Tanrı,
iman ve kurtuluş öğretisi, kilise ve papanın kurtuluş adına telkin ettikleri
ibadet ve iyi davranışların yanı sıra papa ve din adamlarının dinsel aracılıklarını gereksiz duruma getirmiştir. Çünkü kişisel ibadet ve iyi davranışların kurtuluş adına bir etkinliği olmadığından, ayinleri yöneten ruhban
sınıfına da ihtiyaç kalmamıştır. Ardından da, papanın otoritesini tartıştığı
ve kilisenin endüljans belgeleri satma karşılığı günah bağışlamasına yönelik eleştirilerini içeren doksan beş maddelik manifestosunu 31 Ekim 1517′ de halka ilan etmiş ve Protestanlığa giden reform süreci başlamıştır.
Luther’in reformasyon süresince savunduğu iki temel düşünce, Tanrı’nın
sözünün bütün insanların sözünden daha geçerli olduğu ve kişinin inancının sadece kişi ile Tanrı arasında olduğudur.
Luther 1520 yılında kaleme aldığı reformist metinleriyle Katolik
Kilisesinden bütünüyle ayrılmıştır. Bu metinlerde siyasi idarecilerin kilisenin dünyevi isteklerine karşı koymalarını istemekte, Katolik Kilisesini
Hıristiyanları kandırmakla suçlamakta ve dinsel kurtuluş için Kilise’nin
önerdiği ibadet ve davranışların aslında gereksiz olduğunu dile getirmektedir. Luther bu aykırı söylemlerinden dolayı 152l’de kilise tarafından aforoz edilir. Reform hareketinin ilerleyen yıllarında Katolik Kilisesinin başındaki papayı artık ‘deccal’ olarak niteleyen Luther, o zamana
kadar Kutsal Kitap’ın yorum yetkisinin sadece papaya atfedilmesine de
karşı olmuştur. Çünkü Luther için dinsel otorite papa değil Kitab-ı Mukaddes’tir. Dinsel otoritenin papadan alınarak Kitab-ı Mukaddes’e yüklenmesiyle papanın dinsel karizmasıyla birlikte Kutsal Kitap’ı yorumlama yetkisi de sarsılmıştır. Luther’e göre her inanan Hıristiyan kutsal metni okuma, anlama ve yorumlama hakkına sahiptir. Bütün Hıristiyanların
kutsal metni okuyup anlamaları için de o dönem geçerlikteki Latince
yazılı Kitab-ı Mukaddes’i Almanca’ya çevirmiş ve diğer dillere de çevrilmesini telkin etmiştir. Kutsal metnin yanında ibadetlerin de ana dillerde
yapılmasını savunan Luther, Almanca ibadet formları oluşturarak Alman
Hıristiyanların, ibadetlerini, anlamadıkları Latince’yle değil anladıkları
ana dilleriyle yapmalarını önermiştir.
Katolik Kilisesi tarafından Lutherci düşüncenin ortadan kaldırılması için 1 529’da düzenlenen Speyer Meclisi’nde, Luther yanlıları Kilise’nin, Luther’i ve düşüncelerini dinsel sapkınlık sayan kararını tanımadıklarını söyleyerek meclisi terketmişlerdir. Bu “kararı tanımama” eylemi, kayıtlara ‘protestatio’ olarak geçtiğinden, o günden sonra Luther
yanlıları ‘protestan’ olarak adlandırılmış ve bu niteleme zamanla bütün
reform öğretilerini benimseyenler için kullanılmıştır. 1555 yılında da
Augsburg Din Barışı’yla Lutheran reformist öğretiler, Protestanlık adıyla
Kutsal Roma-Germen İmparatoru tarafından resmen tanınmıştır.
Lutheranizm’in Katolik öğretiden ayrılan en temel söylemi, kutsal
metin hakikate ulaştıran tek yetkin otoritedir; papanın dinsel üstünlüğü
yoktur, inancıdır. Bu söylemi, bireylerin sadece kendi sorumluluklarıyla
Tanrı’ya ulaşma hakkına sahip oldukları ve insanın doğasının ‘düşüş’ ile bozulduğundan, insani irade ve erdemlerin kurtuluş için yetersiz olduğu inancı izler. Buna göre kurtuluş sadece iman aracılığıyla elde edilir.
Bu imana ise Mesihin bağışlayıcı rahmeti sayesinde ulaşılabilir. Sakramentler imanı güçlendirmesi yönüyle değerlidir. Katolik Kilisesinin uyguladığı yedi sakramentten sadece ikisi, vaftiz ve evharistiya kutsal metne dayanan sahih sakramentlerdir. Luther ayrıca manastır yaşamına da
karşı olmuş ve din adamlarının evlilik yasağına da eski bir rahibe ile evlenerek tepki göstermiştir. Öte yandan Luther dile getirdiği “iki krallık
doktrini” ile kilise ile devlet idaresipi eşit şekilde kutsallaştırmıştır. Buna
göre kilise sadece kutsal metni anlatma ve sakramentleri yürütme görevini yerine getirecektir; devlet ise Tanrı’nın yeryüzündeki düzen kurma
ve idare etme iradesini temsil edecektir. Luther’in bu öğretisi kilisenin
devlet idaresine bağlandığı şeklinde anlaşılmış ve Lutheranizm totaliter
devlet yapılanmasına teolojik katkı sağlamakla modern çağda eleştirilmiştir. Halbuki Luther, Hıristiyanlığın sadece bir dinsel görüş olduğu ve
devlet işlerine karışmaması gereğini savunmuştur.
Lutheranizm Almanya’nın yanı sıra İskandinav ülkeleri, Doğu Avrupa, Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada başta olmak üzere pek çok
bölgeye yayılmış ve bazı ülkelerin resmi devlet dini olarak benimsen
miştir. Reformasyon çağının oldukça karmaşık dinsel ve siyasal ortamı
içinde filizlenen Lutheran öğretiler zamanla katı doktrinel dozenlemelere kavuşturulmuş ve Protestanlığın en önemli teolojik kaynaklarından birisi olmuştur.
b. Zwinglianizm
Luther’in reform hareketi Almanya’da devam ederken benzer
söylemlere sahip bir diğer reform hareketi ise 1sviçre’de ortaya çıkmıştır. İsviçreli reformcu Ulrich Zwingli’nin (1484-1531) yaşadığı Zürih, Luther’in görüşlerini benimseyen en önemli İsviçre kentidir. Zwingli klasik
din eğitimi almış ve bir süre Katolik papazı olarak görev yapmıştır.
Luther’in, başta kutsal metnin otoritesi söylemi ve papalığın dinsel istismarına yönelik eleştirisi olmak üzere Katolisizm karşıtı pek çok
düşüncesini benimseyen Zwingli, hümanist düşünceden de etkilenmiş
ve dinsel yaşamda da bireysel özgürlüğün peşinde olmuştur. Bu nedenle, zamanla Roma Kilisesinden uzaklaşmaya başlamıştır. Luther gibi o
da Zürih’te endüljanslara karşı koymuş ve çok geçmeden de rahiplerin evlilik yasağını, manastır yaşamını ve Katolik Kilisesinin pek çok ibadet
ve uygulamasını eleştiren vaazlar vermeye başlamış; araf düşüncesini,
azizlerin şefaati inancını ve rahiplerin aracılıklarını kutsal metne aykırı
olarak değerlendirmiştir. Çünkü Zwingli için papanın dinsel bir otoritesi
olmadığı gibi hakikatın gerçek kaynağı kutsal metindir. Zürih kent meclisi de Zwingli’nin görüşlerine katılıp onaylamış, kentin Roma Katolik
Kilisesi kontrolünden bağımsız olmasını istenmiş ve bölgesindeki bütün
rahiplere bu yönde talimat vermiştir. Reformist uygulamalar Zürih’te
hızlı bir şekilde yürürlüğe sokulmuş, heykel ve resimler kiliseden uzaklaştırılmış, papazlara evlilik izinleri verilmiş, monastisizm kaldırılmış ve
ibadet dili sadeleştirilmiştir.
Zwingli’nin teolojisi ve ahlaki öğretileri tek bir prensibe dayanmaktadır. Bu prensip, Hıristiyanların inanmaları ve yerine getirmeleri
için Kitab-ı Mukaddes söylemlerinin hiçbir gizem ve sırra bürünmeksizin açık olarak ifade edildiğidir. Bu durumda Zwingli kutsal metnin literal anlamını savunmuştur. Bu anlayış batı dinsel tecrübesinde Kitab-ı
Mukaddes’in literal okunması olarak önemli bir değişime neden olmuştur. Böylece Katolik Kilisesinin aksine, kutsal metinlerin karanlık ve sır
olarak kalmamaları, sembolik ve alegorik anlatımlarla zorlaştırılmamaları hedeflenmekteydi. Artık Kitab-ı Mukaddes yazılı kanun statüsünde
olacaktı. Ancak Hıristiyanlığın temel metinlerine yönelik bu literal okuma anlayışı bu metinlerin sosyal yaşama oldukça katı ve sert bir şekilde
uygulanması sonucunu doğurmuştur.
Zwingli aynı zamanda, Protestanlık içinde yaşanan sakramental
bir tartışmanın da önderliğini yapmıştır. Zwingli’nin Luther ile arasındaki esas ayrılık komünyon ayininde Mesihin varlığının mahiyeti üzerinedir. Zwingli, Luther’in bu ayin sırasında ekmek ve şarap unsurları içinde
Mesihin ‘gerçek’ varlığı inancına katılmamış, ekmek ve şarap unsurlarının Mesih’in ‘sembolik’ karşılığı olduğunu savunmuştur. 1 529 yılında
Margburg Görüşmesi ile bu sorunun çözülmesine çalışılmıştır. Ancak
Zwingli ve Luther’in de bizzat katıldığı bu toplantıda uzlaşma sağlanamamıştır. Daha sonraki reformcu Calvin ise Mesihin varlığını ‘manevi’
bir varlık olarak niteleyecektir. Bu sakramental anlaşmazlık 16. yüzyıl
reformasyonunun kendi içinde bölünmesi sonucunu doğurmuştur.
Sonraki pek çok reformcunun uzlaşma gayretlerine rağmen bu sorun
aşılamamış ve Protestan reformasyonu bütünlük sağlayamamıştır. Zwingli’nin İsviçre’nin Roma Katolik Kilisesinden sadece dinsel
olarak değil siyasal olarak da özgürleşmesi söylemi, İsviçre’nin Roma
yanlısı kantonlarının tepkisini çekmiştir. Nitekim bu kantonlar Zürih’e
savaş açmış ve Zwingli 1 531 ‘de bu savaş sırasında öldürülmüştür
.
Zwingli’den sonra İsviçre’de reformasyon Calvin’in eline geçer. Calvin
teolojik sistemini önemli ölçüde Zwingli’nin öğretileri üzerinde gerçekleştirmiştir. 1 549 yılındaki Tigurinus Konsensüsü ile İsviçre reformasyonu Zwinglian’dan Kalvinist doktrine bağlanmıştır. Bu nedenle Lutheranizm ya da Kalvinizm gibi günümüzde ‘Zwinglianizm’ tanımlamasından
söz etmek mümkün değildir. Zwingli’nin görüşleri artık bağımsız bir bütünlük yerine daha çok Kalvinizm içinde yer alan reformist bir eğilim
olarak varlığını sürdürmektedir.
.
c. Kalvinizm
Zwinglianizm ruhunun teolojide, politik kuramlarda ve kilise düzenlemelerinde gelişimini tamamlaması Fransız reformcu John Calvin
(1509-1 564) ile sağlanmıştır. İkinci nesil reformcu olan Calvin, teolojiden önce hukuk eğitimi almış ve bu yönüyle de önceki reformcuların
ideal öğretilerini daha akılcı ve uygulanabilir şekilde düzenleyerek Protestanlığı sistematize etmiştir. Calvin, Lutheranizm’in Kitab-ı Mukaddes’in imanın yegane kaynağı olduğu, Katolik inancı ve papalığın Mesih’in öğretilerine uygun ve otoriter niteliği olmadığı, Adem’in . ‘düşüş’ünden sonra insanın özgür iradesinin dinsel kurtuluşta işlevsiz olduğu ve sadece imanla aklanma doktrinlerini paylaşmaktadır. Katolisizm
karşıtı reformist görüşlerinden dolayı Paris’ten sürülen Calvin, Cenevre’ye yerleşerek, reform teolojisini, dinin, devlet, ekonomi ve toplumla
olan ilişkilerini de düzenlemek amacıyla, hukuk normları doğrultusunda kurumsallaştırmayı hedeflemiştir. Bu dönemde kaleme aldığı Tbe
lnstitutes of the Christian Religion adlı eseri sistematik olarak Roma Katolik doktrinine karşı Protestan cevapları içeren ve reform geleneğinin
teolojik temellerini oluşturması yönüyle günümüzde dahi etkinliğini
koruyan bir çalışmadır.
Kalvinizm’in özü Hıristiyan kutsal metinlerinin literal anlaşılmasına yönelik Zwinglian vurguya dayanmaktadır. Bu metinlerde açıkça ve
literal olarak içerilmeyen söylemler reddedilecek, açıkça ve literal olarak yer alan herşey tereddütsüz yerine getirilecekti. Sadece dinsel
inançlar değil kilise yapılanması, politik organizasyon ve sosyal düzenlemeler de kutsal metnin literal anlamı üzerine oluşturulmalıdır. Bu gerekçeyle Calvin Cenevre’de kilisenin idari ve sosyal organizasyonu ile
kentin sosyal düzenlemeleri gibi önemli çalışmalara girişmiştir. Calvin’in en önemli uygulaması kiliseyi kent idaresi içine koyup ikisini birleştirmesidir. Bu şekilde kilise görevlilerinin şehir idaresine ilişkin kararlara dahil olmasını sağlamıştır. Ardından da kent üzerinde tavizsiz ve
katı ahlak kuralları içeren reform serilerini başlatmıştır. Calvin’in bu çalışmalarında kutsal metin ölçütlerini esas alması nedeniyle sosyal organizasyonları kutsal metne göre oluşturan ilk politik düşünür olduğu da
ifade edilmektedir. Nitekim Calvin, kısa sürede Cenevre’yi Kitab-ı Mukaddes’in inanç ve ahlak ilkelerine göre kilise tarafından yönetilen bir
teokratik devlete dönüştürmüştür.
Calvin’in diğer reformculardan farklı olan en önemli teolojik öğretisi “kader” doktrinidir. tık dönem kilisesi ve bazı ılımlı Protestan kiliseleri, Tanrı’nın bütün bireyler için kurtuluşun nihai hükmünü vermediğini
ve bu kurtuluşun kısmen insan tercihinin ürünü olduğunu savunmuşlardır. Buna karşı olan Calvin, kurtuluşun insani bir tercihe bağlı olmadığı,
Tanrı tarafından başlangıçta belirlenip hükme bağlanmış bir tasnif olduğu anlayışını savunmuştur; buna göre insanlar kurtuluş için Tanrı tarafından ‘seçilmiş’ olmaktadırlar. Nitekim Calvin “insanlığın günah nedeniyle
manevi olarak etkinsiz ve kudretsiz kılındığını, Tanrı’nın hakimiyeti adına Tanrı tarafından, kurtarılacak olan insanların şartsız olarak seçildiğini,
Mesihin kurtarıcı misyonunun bu seçilmiş olanlarla sınırlı olduğunu,
Tanrı’nınrahmetinin başka bir yöne saptırılamayacağını ve Tanrı’nın Mesihte seçtiği insanların kurtuluşunun ebedi kader olduğunu” dile getirmektedir. Eğer insanlar seçilenlerden ise Tanrı onlara doğru bir hayat yaşama eğilimi verir. Nitekim doğru davranışlar seçilmiş olmanın işaretleridir. Bu doğrultuda Calvin, Hıristiyanları, Tanrı’nın sonsuz ihtişamı adına
bitmeyen bir gayretle çalışarak hayatın zorluklarını yenmeye ve dünya
hayatında etkin olmaya çağırmaktadır. Nitekim Calvin ‘seçilmiş’ olmayı,
bu dünyadaki etkin ve işlevsel bir hayat yaşamak ve bunun sonucunda
da dünyevi mutluluğa ulaşmak olarak görmektedir. Bu nedenle Mesih
krallığına hazırlanmak isteyen Hıristiyanlar gerekli ve faydalı işlerde ve
mesleklerinde başarılı olmak zorundadırlar. Dolayısıyla Calvin’in söylemi, tanrısal yazgı, seçilmişlik ve bu seçilmişliğin dünyevi işaretinin, her
bir bireyin bu dünyadaki mesleğinde çok çalışması ve başarılı olmasıyla
ilişkili olduğunu içermektedir. Bu şekilde Protestanlık, dünyevi meslek
ve uğraşılara da dinsel bir anlam yükleyerek kutsamış olmaktadır. Kalvinizm’in etkisi bütün Batı dünyasında yayılmıştır. lskoçya’da
Presbiteryenler, Hollanda’ da Reform Kilisesi, Fransa’ da Huguenotlar ve
lngiltere’de Puritanlar Kalvinist öğretiyi izlemektedir. Kalvinci ifadeler
Amerika Birleşik Devletleri’nde de oldukça kabul görmüştür. Calvin’in
düşüncelerinin bu kadar geniş coğrafyaya yayılması Calvin’in farkli Şekillerde yorumlanması sonucunu doğurmuştur. Nitekim 1 550 ortalarına
kadar Cenevre, düşünce ve kurumsal yapısıyla bütünüyle Kalvinizm’i
benimsemişti. Bu kent, Fransa, İngiltere, lskoçya ve Hollanda gibi ülkelerden Protestan olduğu için dışlanan göçmenlerin barınağı olarak 16.
yüzyılda en önemli Protestan merkezi olmuştu. Cenevre’ye dışarıdan
gelen reform yanlılarının bazıları daha radikal Kalvinist doktrinleri benimserken bazıları Calvin’in öğretilerini daha ılımlı bir anlayışla yorumladı. Bu şekilde Kalvinizm Protestanlık içindeki en etkili ve yaygın reform eğilimi niteliğini kazandı. Dolayısıyla ‘Kalvinizm’ terimi pek çok
farklı anlamda kullanılmaya başlandı. Kalvinizm, Calvin’in kendisi tarafından ifade edilen öğretileri kadar, sosyal, politik ve etik anlamda yaşamın ve düşüncenin bütün alanlarında olmak üzere, Protestan ülkelerdeki Calvin’in doktrinlerinin ve uygulamalarının geliştirilmesi ile kapsamlaştırılan bir terimdir. Ayrıca, bu terim Lutheran doktrinlerden farklılıklarını vurgulayan Reform kiliselerinin doktrine! sistemini nitelemektedir.
d. Protestanlıkta Temel Prensipler
Luther, Zwingli ve Calvin’in yanında pek çok reformcunun öğretilerini de içeren Protestan teolojisi, genel anlamda, Ortodoks ve Katolik Kilisesi gibi Hıristiyan teolojisinin temelini oluşturan Baba, Oğul ve Kutsal
Ruh’tan oluşan teslis inancını ve İsa Mesih’in kefaret olarak ölüp tekrar dirildiği inancını içermektedir. Ayrıca, kutsal metnin otoritesi ile Mesih tarafından tesis edildiğine inandıkları vaftiz ve evharistiyadan oluşan temel
sakramentleri de kabul etmektedir. Dolayısıyla Protestanlığın, temel inanç
esaslarında geleneksel Hıristiyan öğretisinin içerisinde olduğu söylenebilir. Fakat zamanla pek çok alt bölünmeyi yaşayan Protestan akımların
Üzerlerinde uzlaştıkları temel Protestan prensipleri şu şekilde sıralanabilir:
i. Kitab-ı Mukaddes’in Otoritesi
Reform sürecinin doğurduğu Protestanlık açısından Kitab-ı Mukaddes tek yetkin dinsel otoritedir. Çünkü insanı kurtuluşa götüren imanın kaynağı, Katolik Kilisesinin iddia ettiğinin aksine, papalık ve kilise
değil kutsal metindir. Nitekim reformcular, Katolik Kilisesinin başındaki
a anın otoritesinin yerine Kutsal Kitap’ı koymuş ve bütün Hıristiyanla­r
anu okuma ve anlama yetkisi tanımıştır. Bu şekilde Hıristiyanlığın, kilise ve papa merkezlilikten kurtarılıp kutsal metin merkezli bir din durumuna gelmesi amaçlanmıştır. Reform öncesinde Hıristiyanlar, ahlaki ve
teolojik tartışmalarında, son hüküm olarak papa ve konsilleri kabullenmek zorundayken, reform teolojisi doğrultusunda Kitab-ı Mukaddes,
papa ve konsillerin yerine nihai otorite olarak belirlenmiştir. Nitekim
“Kitab-ı Mukaddes, sadece Kitab-ı Mukaddes Protestanların dinidir” ifadesi bu durumu tanımlamaktadır. Kitab-ı Mukaddes’in yegane otorite
olması ve bu metni okuma ve yorumlama yetkisinin papalık ve ruhban
sınıfının elinden alınması, onların dinsel aracılık yetkilerini de ortadan
kaldırmıştır. Protestan öğretinin temelindeki reform teolojisinde kutsal
metnin etkinliği “sadece kutsal metin” (sola scriptura) söylemi olarak
yer almıştır.
Katolik Kilisesi ve papalığın yetkilerinin reddedilmesi ile Hıristiyanlığın en önemli kurumlarından birisi olan kilise konsillerinin hükümlerinin de geçersizliği ifade edilmiştir. Nitekim Protestan inancı Hıristiyanlık
tarihinin ilk konsillerini onaylarken Roma Katolik Kilisesinin önderliğindeki konsilleri dinsel bağlayıcı olarak görmemektedir. Ayrıca, Katolik öğreti içerisinde zamanla gelişen kutsal metin dışındaki bütün tarihsel-teolojik gelenek ve yorumlara dayanan uygulamalar da reddedilmiştir.
ii. İmanla Aklanma
Protestanlık, ilk günahın işlenmesinden sonra insan doğasının
kendi kendine kurtuluşa ulaşamayacağına inanmaktadır. İnsanın günahla kirlenmiş irade ve kabiliyetleri, onu, ‘düşüş’te olduğu gibi ancak
günaha iter. Bu nedenle tanrısal kurtuluşa ulaşmanın, iradeye dayalı ibadet ve iyi davranışlarla değil ancak Tanrı’nın rahmetiyle sağlanan
imanla olacağını ifade eden sadece imanla aklanma düşüncesi, reformun çıkış noktasını oluşturmaktadır.
Yeni Ahit’te yer alan “Aklanma imanla olur, imanla aklanan yaşayacaktır.” ifadesi, Protestan teolojinin temelini oluşturmuştur. Bu ifadeden yola çıkan reformcular, aklanma ve kurtuluşu insani davranış ve
gayretleri gerektiren ibadet ve iyi davranışlara değil sadece imana bağlamaktadır. Dolayısıyla imanlı olanlar, herhangi bir ibadet ve davranıştan
bağımsız olarak kurtuluşu hak etmişken, imanlı olmayanlar iyi davranışlarına rağmen kurtuluştan mahrum kalacaklardır. Bu söylem, kilise bünyesinde ve ruhban sınıfının telkinleriyle yerine getirilen ibadetler sayesinde kurtuluşa ulaşılamayacağı sonucunu doğurmuştur. Artık, kilise ve
ruhban sınıfının kurtuluş adına dinsel aracı olmaları ve kendilerini bu
kurtuluş sürecinde yetkin görmeleri, teolojik olarak ortadan kalkmıştır.
Bu reformist düşünce, “kurtuluşa insani erdem ve davranışlarla değil, sadece Tanrı’nın rahmeti ve iman aracılığıyla ulaşılacağı” öğretisiyle Protestan doktrin içerisinde önemli bir yer edinmiştir. Tanrı’nın rahmetine
ulaşmayı ifade eden kurtuluş için imanı tek başına yeterli gören, ibadet
ve iyi davranışlarda bulunmanın gereksiz, hatta tanrısal iradeyle çelişme
anlamında, zararlı olabileceğini içeren söylem, ‘sadece iman’ (sola fide)
öğretisiyle Protestanlığın temel prensiplerinden birisi olmuştur.
ili. Bütün İnananların Din Adamlığı
Protestan reformasyonu vaftiz olan her Hıristiyanın bir rahip olduğunu ileri sürmüştür. Vaftiz olmuş Hıristiyanların, yani bütün inananların ‘din adamlığı’ öğretisi Katolisizm’in kurumsal ruhban sınıfının gereklilik ve işlevini ortadan kaldıran bir ilkedir. Bu ilke, Katolik Kilisesinin hakikat ve otoritesinin ruhban sınıfına has kılındığını ve atanmış rahiplerin Tanrı ile insanlar arasında aracı olmalarını ifade eden kilise hiyerarşisini reddetmektedir. Bütün inananların din adamlığı öğretisi, bütün Hıristiyanları kiliselerde rahip yapmazdı; ancak onlara kendi başlarına dua etme, Kitab-ı Mukaddes’i kendi ana dilinde okuma ve yorumlama, kilise hizmetlerinde görev alma hakkı vermektedir. Bu şekilde Hıristiyanlıkta, Tanrı ile Hıristiyan arasındaki aracı figürler ortadan kalkmış ve bireysel anlamda dinsel yaşam imkanı sağlanmıştır.
Bütün Hıristiyanlar rahip olma hakkı konusunda eşit olmakla birlikte Protestan kiliselerinde dinsel eğitimli ve sürekli görevli rahipler
bulunmaktadır. Bu rahiplerin görevi bir ‘aracılık’ değil, ayinleri usulüne
uygun olarak yürütmektir. İbadetler ise Katoliklik ve Ortodoksluğa göre
daha sade ve vaaza dayalı bir görünümdedir. Kiliselerde vaaz, ilahi ve ibadetler reformcuların öğretileri doğrultusunda ana dillerde seslendirilmektedir.

e. Modern Çağda Protestanlık
Protestanlığın oluşumuna imkan veren reformasyon, Batı medenileşmesinin sağlanmasında rönesans ile birlikte anılmaktadır. Bu nedenle günümüz modern Batı toplumunun temel dinamiklerinde Protestan teolojinin etkisi kolaylıkla görülmektedir. Kutsal Roma-Germen İmparatofluğu’nun Katolisizm merkezli inanç bütünlüğü, öncelikle Lutheran reformuyla sarsılmıştır. Luther, dile getirdiği Alman milliyetçiliği,
bölgesel kilise yapılanması ve siyasal otoriteyi kutsaması ile feodalitenin yıkıldığı dönemde bürokratik modern devletin bir modelini sağlamıştır. Luther kendi döneminin sosyal şartları doğrultusunda dünyevi
yetkinlik konusunda devleti kilisenin önüne koysa da, kilise ile devletin
alanlarını birbirinden ayırarak günümüz laiklik anlayışına ulaşılmasına
imkan sağlayacak şekilde bir kilise-devlet ilişkisi oluşturmuştur.
Katolisizm’in metafizik sırlar ve gizemler temelinde anlamlandırdığı dünyevi yaşam, reformasyon tarafından sadece dünyanın gereklilik
ve şartlarına göre yeniden düzenlenmiştir. Dinsel ile dünyevi alanın sınırları çizilerek dünyevi alan Katolik gizemlerden kurtarılarak sekülerleştirilmiştir. Özellikle Calvin, batı kültürünün modern çağlarda üstün
bir nitelik kazanmasında düşünce ve model üretmesi yönüyle diğer reformcuların önüne geçmiştir. Kalvinizm’in insani eylem alanlarının tümünde gelişip yayılması, tarıma dayalı ortaçağ ekonomisinden ticarete dayalı ekonomiye ve sanayi çağına geçiş açısından modern dünyanın oluşumu için oldukça önemlidir. Calvin kapitalizmin gelişimine dinsel destek sağlamış ve ticaret ile üretimi teşvik etmiştir. Aynı zamanda insanın kendi isteklerine düşkünlüğüne karşı olan Calvin’in, tutumluluk, çalışkanlık, itidal ve sorumluluk meziyetleri ile teşvik edilen endüstrileşmeyi, Tanrı’nın yeryüzündeki egemenliğinin başarısının temel şartı olarak gördüğü, vaazlarında yer almıştır. Ayrıca Calvin’in seçime dayalı kilise liderliği anlayışı ve kilise üyeliğine giriş ve kabuldeki gönüllülük esasını içeren kilise yapılanmasının da Batı Hıristiyan toplumunun demokratik arilayışına ve sivil toplumunun gelişimine katkı sağladığı oldukça
yaygın bir kanaattir.
Protestanlık içinde teolojik öğretilerinden kaynaklanan yeni
gruplar ve teolojik eğilimler ortaya çıkmıştır. Bu yeni eğilimlerin temel
sebebi teolojik liberalizm olarak da adlandırılan bilim ve modern toplum ile dinin uzlaştırılması sorunu ve buna çözüm arama gayretlerini içermektedir. Kutsal Kitap’ın literal anlaşılması ve tek dinsel otorite olması anlayışı ile Aydınlanma felsefesi ve gelişen bilimin verileri arasındaki çelişkiler, kutsal metnin otoritesiyle ilişkili olan literal yorumun yeniden gözden geçirilmesi gereğini ortaya çıkarmıştır. Bu durum, ilerleyen dönemlerde Kutsal Kitap’ın birtakım bilimsel gerçeklerle uyuşmaması halinde literal gerçekliğinin göz ardı edilmesini gerektirmiştir. Ancak 20. yüzyıla gelindiğinde, teolojik liberalizm olarak ifade edilen bu
yeni yaklaşıma karşı iki tepki hareketi kendini göstermiştir: Bunlardan
ilki olan Fundamentalizm, Amerika kökenli bir oluşum olup Kitab-ı Mukaddes’in yanılmazlığını, 16. yüzyıl reform söylemi tonunda dile getirmektedir. Diğeri ise Fundamentalizm’ e göre daha ılımlı olan, sosyal
söylemleriyle öne çıkan ve Protestanlığın en yaygın grubunu temsil etmeye başlayan Evanjelizm’dir.
Oldukça dinamik bir karaktere sahip olan Protestanlık, Hıristiyanlığın en hızlı değişim yaşayan mezhebidir. Bazı Protestan fraksiyonlar
genç üyeleri çekmek için birtakım doktrin dışı uygulamalara girerken
bazıları, kadınların kilise hizmetine atanmaları ve vaiz olarak görevlendirilmeleri, ibadet dilinin modernize edilmesi, diğer kiliselerle birleşme ve
kutsal metnin gelişen bilimin gerçekleri doğrultusunda yorumlanmasına
yönelik sorunların arasında kalmıştır. Diğer bir önemli oluşum da, birçok
Protestan grubun katılımıyla oluşan Ökümenik Hareket’tir; Protestanlar,
Katolik ve Ortodokslarla olduğu gibi Hıristiyan olmayanlarla da diyalog
arayışı içerisindedir. Bu nitelikleriyle Protestanlık, oldukça farklı anlayış
ve kanaatleri içeren alt inanç gruplarını bünyesinde taşımaktadır.
Orta ve Kuzey Avrupa ile Kuzey Amerika’da oldukça etkin olan
Protestanlar, ekonomik zenginlik faktörünü de kullanarak dünya genelinde, açlık, çevre kirliliği ve savaş karşıtlığı, eğitim ve sağlık projeleri
çerçevesinde önemli bir misyonerlik faaliyeti yürütmekte ve özellikle geri kalmış toplumlarda hızla yayılmaktadırlar. Kutsal metnin otoritesine
yaptığı vurgusu, Kitab-ı Mukaddes’i Katolik Hıristiyan toplumun evrensel dili olan Latince’den diğer dillere çevirterek papalığın sağladığı dinsel
bütünlüğü parçalaması ve Kutsal Kitap’ın ana dillerde okunması ile ibadetlerin ana dillerde yapılması, dindar ve kurtulmuş olmanın işaretini ibadet ve iyi davranışlarda değil sadece imanda görmesi, dinsel aracılığı
ortadan kaldırıp Tanrı ile Hıristiyanı yüzleştirmesi, toplumsal olmaktan
çok bireysel bir dindarlığı öneren öğretileriyle Protestanlık, modern
dünyada din ve reform tartışmaları konusunda önemli bir fenomendir.

DHBT
22 Kasım 2020 Pazar
ÜYELİK

Üye OlŞifremi Unuttum

2018 YILI 9500 KUR’AN KURSU ÖĞRETİCİSİ, İMAM HATİP VE MÜEZZİN KAYYIM ALIMI TABAN PUANLARI 2018 Yılı 9500 Kur’an Kursu Öğreticisi, İmam Hatip ve Müezz... Devamı

Tüm hepsinde aşağıda verilen şekilde ki gibi olacaktır.   KPSS Genel Yetenek : %15 KPSS Genel Kültür : %15   DHBT 1 : %30   DHBT 2 : %40   Ortaöğreti... Devamı

Merakla beklenen 2018 DHBT sınavı 09. Aralık Pazar günü Ösym tarafından  belirlenen sınav merkezlerinde gerçekleştirilecek. Sınav sonuçları ise 04.01... Devamı

KPSS SONUÇLARI NE ZAMAN AÇIKLANACAK? ÖSYM tarafından yapılan duyuru ile KPSS sonuçlarının açıklanma tarihi netlik kazandı. ÖSYM’nin sınav takvi... Devamı

a) DHBT, çoktan seçmeli test olarak uygulanacaktır. b) DHBT’nin ilk bölümü (DHBT-1) temel din bilgisisorularından oluşacaktır ve tüm öğrenim düzeyler... Devamı

Tüm hepsinde aşağıda verilen şekilde ki gibi olacaktır.   KPSS Genel Yetenek : %15    Dini Haberlerim KPSS Genel Kültür : %15   DHBT 1 : %30   DHBT 2... Devamı