DHBT Dersleri-113″Hıristiyan İnanç Esasları”

Sınav Defteri
Haziran 3, 2020

Hıristiyanlığın Roma imparatorluğunun resmi dini olmasından önce başlayan iç çekişmeler, doktrinel kavgalar ve belli başlı merkezler
arasındaki güç mücadeleleri, 313 Milan fermanından sonra doruk noktasına ulaşmıştır. Öyle ki yaşanan bu iç çekişme ve kavgalar Roma imparatorlarının Hıristiyanlara yönelik baskı ve zulüm dönemlerinde bile görülmedik ölçüde Hıristiyanlığın varlığını tehdit etme noktasına gelmiştir. Ana gövde Hıristiyanlık tarafından heretik/sapkın olarak kabul edilen birçok dinsel hareket ortaya çıktı. Heretik olarak kabul edilen
akımların başında MS 2. yüzyılın ikinci yarısında Sinoplu Marcion’un görüşleri doğrultusunda şekillenen gnostik karakterli Marsionizm hareketi gelmektedir. Bu hareketin temel öğretisine göre İsa Mesih tarafından öğretilen Yeni Ahit’in tanrısı Sevgi Tanrısı’dır. Buna karşın Eski Ahit’in
tanrısı ise Kutsal Yasa’yı yaratan acımasız ve merhametsiz bir tanrıdır. Eski Ahit Tanrısı’nın bu özelliğinden dolayı Marcion Eski Ahit’i tümden
reddetmiş ve sadece Luka İncili ve Pavlus’un on mektubunu Hıristiyanların kutsal kitabı olarak kabul etmiştir. Bir diğer önemli heretik akım da
MS 255-336 yılları arasında yaşayan ve 319 yılında İskenderiye bölgesinde görüşlerini dillendirmeye başlayan rahip Arius’un görüşleri etrafında
şekillenen Arianizm’dir. Bu akım, ana gövde Hıristiyanlığın Baba ile aynı tanrısal cevhere sahip ilah! Oğul İsa anlayışına karşı İsa’nın Tanrı tarafından yaratılmış çok özel bir varlık olduğunu ve onun Tanrı ile olan
özel ilişkisinden dolayı Tanrı tarafından oğul olarak kabul edildiğini savunmuştur. Arius, 325 İznik konsilinde bu görüşlerinden dolayı heretik
kabul edilerek aforoz edilmiştir. Böylesi heretik akımların artması Kiliseyi temel inanç esaslarını ifade eden resmi bir kredo/inanç bildirgesi
formüle etmeye ve belli yazıları otantik kutsal yazılar olarak tespit etmeye sevk etmiştir. Bu bağlamda sayısız İncil arasından dört tanesi otantik
kabul edilerek kutsal kitap külliyatı içine alınmış diğerleri ise apokrif
kabul edilerek dışlanmıştır. Yine 325 İznik konsilinde Hıristiyanlar arasında inanç birliğini sağlamak için kaynaklara “İznik kredosu” olarak
geçen bir inanç bildirgesi formüle edilerek resmen kabul edilmiştir.
4. yüzyılda Roma imparatorluğunun doğu ve batı diye ikiye bölünmesi, Hıristiyanlığın yönetiminde güç mücadelelerinin ve rekabetlerin
yaşanmasına sebebiyet vermiştir. Latince’nin hakim dil olduğu Roma,
batı kısmın merkezi olarak kabul edilirken Yunanca’nın hakim dil olduğu İstanbul (Constantinople) ise doğu kısmın merkezi idi. Bundan dolayı bu iki merkezdeki Hıristiyan kuruluşlar yani Roma ve İstanbul piskoposlukları liderlik konusunda birbirleriyle rekabet halindeydi. Bu konu
381 İstanbul konsilinde beş önemli -Roma, İstanbul, İskenderiye, Antakya ve Kudüs- kilise merkezi veya diğer bir deyimle patriyarklık olduğu
kabul edilerek çözüme kavuşturulmuştur. Ancak bu çözüm geçici olmuş
ve toplanan diğer konsillerde alınan çeşitli kararlar Hıristiyanlığın parçalanmasını hızlandırmıştır. Bu çerçevede Hıristiyanlık bünyesinde ilk
önemli çatlak 5. ve 6. yüzyıllarda olmuştur. Bu yüzyıllarda İstanbul patrikliği tarafından idare edilmek istemeyen Nesturi, Ermeni, Yakubi kilisesi olarak bilinen Suriye, Etiyopya ve Koptik Kilisesi olarak da bilinen Mısır ve Hint kiliseleri diğer Hıristiyan kiliselerinden ayrılarak kendilerini bağımsız kiliseler olarak ilan etmiştir. Hıristiyanlık bünyesinde yaşanan
bu bölünmeye rağmen en büyük ayrılık 1054’te Roma ile İstanbul kiliselerinin birbirinden ayrılmasıyla gerçekleşmiştir. Kaynaklarda büyük skizma/bölünme olarak yansıyan bu olayla birlikte Roma imparatorluğunun
batısında kalan kiliseler “Roma Katolik Kiliseleri” olarak nitelenirken Bizans İmparatorluğu olarak bilinen doğu kısmında kalan kiliseler “Doğu
Ortodoks Kiliseleri” olarak kabul edilmeye başlanmıştır. Roma Katolik
kiliseleri, papanın idaresi altında güçlü bir merkezilik arz ederken, doğulu Ortodoks kiliselerinin her biri idari olarak bağımsızdı ve her kilise
kendi patriği tarafından idare ediliyordu. İstanbul, iskenderiye, Antakya
ve Kudüs patriklikleri Roma patrikliğinin başı olan papayı üstünkörü bir
şekilde “eşitler arasında birinci” olarak kabul etmekteydi.
Günümüzde Doğu Ortodoks Kiliseleri dört eski patrikliği (İstanbul/Fener, iskenderiye, Antakya ve Kudüs) kapsamaktadır. Son dönemlerde buna Moskova, Sırp, Romanya ve Bulgaristan patrikleri de eklenmiştir. Ayrıca bu birlik içerisinde bağımsız Yunanistan, Kıbrıs, Gürcistan, Arnavutluk, Finlandiya ve Polonya Kiliseleri de yer almaktadır.
Doğu Ortodoks Kiliseleri bünyesinde 6. yüzyılda yaşanan gelişmeler ‘Uniates’ adı verilen Doğulu Katolik Kiliselerinin birlikten ayrılmasına
sebebiyet vermiştir. Bu kiliseler, ibadet ve liturji konusunda kendi geleneksel uygulamalarını koruyarak Roma Katolik Kilisesine katılmıştır.

Hıristiyan İnanç Esasları
Bilindiği üzere kredolar ya da inanç bildirgeleri kişisel iman ikrarı
tarzında düzenlenmiş resmi inanç doktrinlerinin özetidir. Hıristiyanlık
tarihine baktığımızda bir dizi kredonun varlığını görürüz. Ancak bunlardan iki tanesi -Havariler ve İznik-Kadıköy Kredoları- Hıristiyanlar için
son derece önemlidir. Her pazar günü milyonlarca Hıristiyan bu inanç
akidelerini kiliselerde ezbere okumaktadır.
Havariler Akidesi
Her şeye gücü yeten Baba Tanrı’ya inanıyoruz,
O göklerin ve yerin yaratıcısıdır;
Onun biricik oğlu ve Rabbimiz İsa Mesih’e de iman ediyoruz,
O kutsal ruh tarafından gebe bırakılmış,

Bakire Meryem’ den doğmuştur
Pontus Pilate’nin yönetimi altında acı ve ıstırap çekmiş,
Çarmıha gerilmiş, ölmüş ve gömülmüştür.
Cehenneme indi ve oraya galip geldi
Üçüncü günde ölümden dirildi ve göğe yükseldi
Her şeye gücü yeten Baba Tanrı’nın sağ yanında
Ölüleri ve dirileri yargılamak için tekrar gelecek
Kutsal Ruha, Kutsal Katolik Kilisesine, azizlerin iştirakine, günahların affına, ölümden dirilmeye ve ebedi yaşama inanıyorum.
lznik Akidesi
Her şeye gücü yeten ve tek olan Baba Tanrı’ya inanıyoruz,
O göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunan görünür-görünmez her şeyin yaratıcısıdır.
Tek rab olan İsa Mesih’e de inanıyoruz
O Tanrı’nın biricik oğludur, ezeli olarak Tanrı’ dan sudur etmiştir.
O Tanrı’dan Tanrı, ışıktan ışık ve hakiki Tanrı’dan hakiki Tanrı’dır.
O yaratılmamıştır, doğrudan Tanrı’dan meydana gelmiş ve
onunla aynı cevhere sahiptir.
Onun sayesinde her şey yaratılmıştır
Bizim ve bizim günahlarımız için gökten yeryüzüne inmiştir
Kutsal Ruhun kuvvetiyle bakire Meryem’den beden almış ve
beşer olmuştur.
Bizim için Pontus Pilate’nin idaresi altında çarmıha gerilmiştir
Acı çekmiş, ölmüş ve gömülmüştür
Kutsal kitaplara göre üçüncü günde ölümden dirilmiş ve göğe
yükselmiştir.
Baba’nın sağ yanında oturmaktadır. Yaşayanları ve ölenleri yargılamak için muzaffer bir şekilde
tekrar gelecektir.
Onun krallığının sonu yoktur.
Baba’dan ve Oğul’dan sudur eden yaşamın vericisi olan Rab
Kutsal Ruha inanıyoruz.
Baba ve Oğul ile birlikte ona da tazim ve ibadette bulunulmaktadır.
O, peygamberler aracılığıyla konuşur
Tek bir kutsal Katolik ve apostolik Kiliseye inanıyoruz.
Günahların affı için tek bir vaftizi kabul ediyoruz.
Ölülerin dirileceğini ve ahiret hayatının geleceğini bekliyoruz.
Bu iki inanç akidesi incelendiğinde onların şu üç önemli temel
Hıristiyan inancını/dogmasını barındırdığı dikkati çeker:
a. Teslis
Hıristiyanlar, Baba, Oğul ve Kutsal Ruh adı altında “üç kişilikte
tek bir Tanrı”nın varlığını tasdik ederler. Hıristiyan inancına göre Baba,
kainatı yaratmıştır; Tanrı’nın inkarnasyonu olan Oğul, günahın gücünden/esaretinden insanlığı kurtarmak üzere bedenleşmiş, kendini çarmıhta feda etmiştir; Kutsal Ruh ise ilah! sevgiyi insanın kalbine ve gönlüne vermektedir.
‘Üçlükte birlik’ veya ‘birlikte üçlük’ şeklinde ifade edilen bu doktri-
. nin akılla kavranabilecek bir şey olmadığı ancak imanla idrak edilebileceği zaman zaman ileri sürülür. Dahası, Hıristiyan teologları onun “ilahi bir
sır/gizem” olduğunu ve ona olduğu gibi iman edilmesi gerektiğini savunurlar. Baba, Oğul ve Kutsal Ruh üçlüsü şeklinde formüle edilen bu doktrin Matta İncili 28: 19’da yer alan ve isa’nın ölümden dirildikten sonra Celile bölgesinde taraftarlarına görünerek onları, mesajını tüm uluslara yaymakla görevlendirdiği pasajda geçer: “İsa yanlarına geldi ve onlara şöyle
dedi: Gökte ve yeryüzünde bütün hakimiyet bana verildi. Şimdi, siz gidip
bütün milletleri şakirt edinin, onları Baba, Oğul ve Kutsal Ruh ismiyle vaftiz eyleyin. Size emrettiğim her şeyi onlara öğretin … ” Bu formül Matta İncili dışında Pavlus’un Korintliler’e ikinci mektubunda da geçmektedir: “Rab İsa Mesih’in lütfu, Tanrı sevgisi ve Kutsal Ruh’un paydaşlığı hepinizle birlikte olsun” (il. Korintliler 13: 14). “Tanrı, üç şahısta tek bir tabiata/cevhere sahiptir (God is una substantia, one being or nature, et tres
personae, three persons)” şeklinde Batı’da standartlaşan terminoloji 3.
yüzyılın başlarında yaşayan ünlü Kilise Babası Tertullian’a kadar geri götürülmektedir. 325 İznik ve 381 İstanbul konsillerinde bu doktrin, Kilisenin resmi inanç öğretisi olarak kabul edilerek dogmalaştırılmıştır.
b. İnkarnasyon/Hulul ya da Tenleşme
Bu doktrin Tanrı’nın İsa Mesih’te bedenleşerek yeryüzünde beşer hayatı yaşamasını ifade etmektedir. Hıristiyanlara göre İsa, sadece
bir peygamber veya öğretmen değil aynı zamanda hem hakiki olarak
beşer hem de aynı zamanda ilahi olan Tanrı’nın biricik oğludur. Böylece İsa, ilahiliği bağlamında Tanrı ile; beşeriliği bağlamında ise insanlıkla özdeşleştirilmektedir. İmparator Konstantin’in 313 Milan fermanıyla
Hıristiyanlığı koruma altına almasından sonra, imparatorlukta tesis
edilen barış tek bir birleştirici Hıristiyan inancının gerekliliğini zorunlu
kılmıştı. Bunun üzerine Konstantin 325 yılında “kilisenin ve imparatorluğun düzenini sağlam temellere oturtmak için” İznik Konsilini toplamış ve ilk defa bu konsilde Kilise, İsa’yı Tanrı’nın bedenleşmiş oğlu
olarak ilan etmek için resmi olarak Yunan kültüründen ousia terimini
almıştır. Buna göre İsa, Baba ile aynı cevhere sahip olarak görülmüştür
(jesus was homoousios toi patri). Böylece, İncillerde İsa için kullanılan
mecazi ifadeler teolojik amaçlar için kullanılarak sonunda felsefi tanımlarla şekillendirilmeye başlamıştır. Sonuçta da mecazi anlamda
Tanrı oğlu olan İsa, Kutsal Teslisin ikinci şahsı olan metafizik anlamda
Tanrı’nın oğlu konumuna getirilmiştir. İznik konsilinde Kilise tarafından resmi olarak onaylanan bu inanca göre İsa bir beşeri hayat yaşayan ezeli-ilahi oğul ve bir Logos’tur (kelam). O, hem bütünüyle ilahi,
hem de bütünüyle beşeri bir tabiata sahiptir. Bu inanç esasına dayanan
geleneksel Hıristiyan inancı bir dogma halini almış ve çeşitli şekillerde
hem fertler hem de resmi kilise organlarınca ifade edilmiş ve halen de
ifade edilmeye devam etmektedir.
Bununla birlikte bazı Hıristiyan teologları şu üç nedenden yola çıkarak İsa’nın Tanrı ile aynı cevhere sahip bir varlık olduğunu yeniden
değerlendirerek inkarnasyon doktrininin literal olarak değil mecazi olarak anlaşılması gerektiğinin altını çizmektedir.

1. Son dönemlerde yapılan araştırmalara baktığımızda İsa’nın
kendisinin “Tanrı veya Kutsal teslisin ikinci şahsı olan Tanrı’nın oğlu”
olduğunu öğretmediğini, aksine onun devamlı surette kendinin bir ‘insanoğlu’ olduğunu insanlara öğrettiğini görmekteyiz. Hatta Markus
10: 18’e göre İsa, Tanrı’dan başka bir varlığa ilahilik atfetmeyi küfür olarak telakki etmektedir.
2. Hıristiyan yetkililer ve teologlar, İsa’nın hem tam bir tanrı hem
de tam bir beşer olduğu şeklindeki geleneksel Hıristiyan dogmasını anlaşılabilir bir şekilde izah edememektedirler. Şu sorular hala insanların
zihinlerini kurcalamayı sürdürmektedir: “İsa aynı zamanda nasıl ilahi
olarak her şeye gücü yeten (kadir-i mutlak) ve beşeri olarak zayıf ve
zavallı, ilahi olarak her şeyi bilen ve beşeri olarak cahil; ilah! olarak ebedi, sonsuz, evrenin kendi-kendini var eden yaratıcısı ve beşeri olarak
geçici, sonlu ve başkasına bağımlı bir varlık olabilir?
3. İnkarnasyon doktrininin literal olarak anlaşılması Hıristiyanların
diğer dinsel geleneklerle ve onların mensupları ile olan ilişkilerine tamir
edilemez zararlar vermektedir. Zira İsa’nın Tanrı’nın oğlu ve dolayısıyla
da tanrı olarak kabul edilmesi Hıristiyanlığın bizzat Tanrı’nın kendisi tarafından kurulmuş bir din olduğunu ve dolayısıyla da onun diğer dinlerden daha üstün olduğunu ima etmektedir. Bu ve benzeri argümanlardan
hareketle günümüzdeki bazı önemli muhafazakar ve liberal Hıristiyan ilahiyatçılar, bizzat İsa’nın kendi ifadelerine dolayısıyla da İncillere dayanılarak inkarnasyon doktrinin savunulamayacağını ifade etmektedir.
c. Kefaret (Atonement) Öğretisi
Hıristiyan inancına göre insanlığın babası olan Adem, Tanrı ile
yaptığı ahdi bozmuş ve itaatsizliğiyle Tanrı ile insanlığın arasını açmış,
diğer bir deyimle insanlığı Tanrı’ya yabancılaştırmıştır. İsa ise kanıyla Adem’in Tanrı’ya itaatsizliğinin bedelini ödemiş ve bu şekilde Tanrı ile insanlığın uzlaşmasını sağlamıştır. İsa’nın üçüncü günde ölümden dirilmesi bu evrensel kefaretin ve ölüme galip gelmenin delilidir. İsa’ya inananlar artık ondan yabancılaşmamakta, bilakis onun çocukları olmaktadır. Geleneksel Hıristiyan kefaret doktrinine göre İsa Mesih gönüllü olarak çarmıhta tüm insanların günahlarına kefaret olarak kanını akıtmış ve
bu şekilde de insanoğlu ile Tanrı arasında Adem’in günahı sonucu meydana gelen kopmayı düzelterek Tanrı ile insanoğlu arasındaki ilişkiyi
yeniden tesis etmiş ve bu şekilde de Tanrı ile günahkar insan nesli arasındaki uzlaşmayı sağlamıştır. Tıpkı inkarnasyon doktrini gibi günümüzün liberal düşünceli bazı Hıristiyan ilahiyatçıları, insanoğlunun Adem’den dolayı günahkar olduğu ve Tanrı’nın azabına mahkum olduğunu ancak lsa’nın çarmıha
gerilmesi sayesinde bu günahın affedildiği şeklindeki kefaret doktrinini
dar kapsamlı bir doktrin olarak nitelendirerek kabul etmemektedir. Bu
ilahiyatçılar kefaret doktrininin daha geniş anlamda “Tanrı ile doğru bir
ilişki içine girmek” şeklinde anlaşılmasını savunmaktadırlar. Örneğin
John Hick, dar anlamdaki kefaret doktrininin, “günahkarların adilane
bir şekilde affedebilmesi için Tanrı’nın, Oğul Tanrı şahsında kendi kendini cezalandırdığı” anlamına geleceğini ve bu geleneksel kefaret anlayışının suçlunun yerine suçsuzu cezalandırmak suretiyle Tanrı’nın tatmin olduğu izlenimini veren dini bir saçmalık olduğunu ileri sürmekte
ve kefaret doktrininin literal olarak değil mecazi olarak anlaşılması gerektiğini teklif etmektedir.

DHBT
22 Kasım 2020 Pazar
ÜYELİK

Üye OlŞifremi Unuttum

2018 YILI 9500 KUR’AN KURSU ÖĞRETİCİSİ, İMAM HATİP VE MÜEZZİN KAYYIM ALIMI TABAN PUANLARI 2018 Yılı 9500 Kur’an Kursu Öğreticisi, İmam Hatip ve Müezz... Devamı

Tüm hepsinde aşağıda verilen şekilde ki gibi olacaktır.   KPSS Genel Yetenek : %15 KPSS Genel Kültür : %15   DHBT 1 : %30   DHBT 2 : %40   Ortaöğreti... Devamı

Merakla beklenen 2018 DHBT sınavı 09. Aralık Pazar günü Ösym tarafından  belirlenen sınav merkezlerinde gerçekleştirilecek. Sınav sonuçları ise 04.01... Devamı

KPSS SONUÇLARI NE ZAMAN AÇIKLANACAK? ÖSYM tarafından yapılan duyuru ile KPSS sonuçlarının açıklanma tarihi netlik kazandı. ÖSYM’nin sınav takvi... Devamı

a) DHBT, çoktan seçmeli test olarak uygulanacaktır. b) DHBT’nin ilk bölümü (DHBT-1) temel din bilgisisorularından oluşacaktır ve tüm öğrenim düzeyler... Devamı

Tüm hepsinde aşağıda verilen şekilde ki gibi olacaktır.   KPSS Genel Yetenek : %15    Dini Haberlerim KPSS Genel Kültür : %15   DHBT 1 : %30   DHBT 2... Devamı