DHBT Dersleri-112″Hz. İsa ve Mesajı”

Sınav Defteri
Haziran 2, 2020

Eldeki mevcut kaynakların bize sunduğu bilgiler ışığı altında Hz.
İsa’nın tarihsel yaşamını tam olarak ortaya koymak mümkün değildir.
Ancak Hıristiyan kutsal kitabı olarak kabul edilen Yeni Ahit’in Hz. İsa
hakkında sunduğu bilgileri bir araya getirdiğimizde onun kimliği ile ilgili
şunları söyleyebiliriz: Hz. İsa, kral Herod’un ölüm tarihi olan Mö 4 yıllarında Galile bölgesinin Nasıra kasabasında bakire Meryem’den dünyaya
gelen Galileli bir Yahudi idi. Çocukluğunu ve gençliğini bu kasabada geçirmiş, MS 28 yıllarında Hz. Yahya tarafından Ürdün nehrinde vaftiz edilmiş, Yahya’nın şehit edilmesinden sonra yaklaşık otuz yaşlarında tebliğ
faaliyetlerine başlamış ve nihayet MS 30 yılında Kudüs’teki kutsal mabette
bazı olaylara ve karışıklıklara sebebiyet verdiği için dönemin Roma valisi
tarafından kargaşa, anarşi ve isyan çıkarmakla suçlanarak çarmıh cezasına çarptırılmıştır. Kur’an-ı Kerim ise (4. Nisa suresi 1 57-158’de) Hz.
İsa’nın çarmıha gerilmekten mucizevi bir şekilde Allah tarafından kurtarıldığını ve daha sonra mahiyetini bilemeyeceğimiz bir şekilde onun öldüğünü (3. Al-i İmran, 54-55 ve 5. Maide 1 16-1 18’de) vurgulamaktadır.
Bir İsrailoğulları peygamberi olan Hz. İsa, büyük şehirlerden ziyade genellikle köylerde, kasabalarda ve kırsal alanlarda vaazlar vererek bölge halkını “yaklaşan son” konusunda uyarmış ve onları bir olan
Tanrı’ya iman ederek onun emir ve yasaklarına uymayı ifade eden Tanrı’nın egemenliğine katılmaya çağırmıştır (Matta 3:2). Gerçekte bu tebliğ
Hz. Yahya tarafından daha öncesinde yapılmaktaydı ve bu sebeple Hz.
İsa, Yahya tarafından vaftiz edilmişti. tık İncil olarak kabul edilen Markus İncili, Hz. Yahya’nın dönemin idarecileri tarafından yakalanıp hapse atılmasından sonra İsa’nın Galile bölgesine giderek şu sözleriyle yukarıda ifade ettiğimiz Hz. Yahya’nın mesajlarını sürdüreceğini ifade etmiştir: “Zaman doldu. Tanrı’nın egemenliği yakındır. Günahlarınızdan
vazgeçin ve bu mesaja inanın.” (Markus 1 : 14-15). Görüldüğü üzere Hz.
İsa, insanları günahlarından tövbe ederek Tanrı’nın emir ve nehiylerine
uymak suretiyle onun egemenliğine hazır hale gelmeye davet eden bir
İsrailoğulları peygamberidir. Hatta Matta İncilinde Hz. İsa kendisinin sadece Yahudilere gönderilmiş bir elçi olduğunu ifade ederek havarilerinden, Yahudiler dışındaki diğer milletlere öğretide bulunmamalarını istediğinin altı çizilmektedir. “Ben İsrail evinin kaybolmuş koyunlarından
başkasına gönderilmedim.” (Matta 15:24); ” .. . diğer uluslara ait yerlere
gitmeyin. Samiriyelilere ait kentlerin hiçbirine uğramayın. Bunun yerine
sadece İsrail halkının kaybolmuş koyunlarına gidin.” (Matta 10:5-6). Nitekim Kur’an-ı Kerim de Hz. İsa’nın kendi döneminde mevcut olan Tevrat’ın doğruluğunu tasdik etmek, daha önce Yahudilere haram kılınan
şeylerin bazılarını onlara helal kılmak için Tanrı’ dan insanlara bir mesaj
getirdiğini söyleyerek insanları Tanrı’ya olan sorumluluklarının bilincine vardırıp kendisine iman etmeye çağırmıştır (3. Al-i İmran, 50).
Hayatı boyunca ifade ettiğimiz bu temel mesajı başta Yahudiler
olmak üzere tüm insanlara sunmaya çalışan Hz. İsa, ölümünden sonra
başta Hıristiyanlığın mimarı olarak kabul edilen Pavlus olmak üzere
onun fikirleri doğrultusunda tesis edilen ilk Hıristiyan toplumu tarafından gökten yeryüzüne beşeri bir hayat sürmek ve sahip olduğu kurtarıcı özelliğiyle kendine inananları kurtarmak için gelen “Oğul Tanrı” olarak algılanmaya başlanmıştır. Bu genel kanı etrafında da asli günah, insan neslinin suçluluğu, Yahudi tarihi boyunca bu günah ve suçluluğun
ortadan kaldırılması için Tanrı tarafından çeşitli ilahi müdahalelerin olduğu, ancak bu müdahalelerin her seferinde başarısızlıkla sonuçlanması üzerine Tanrı’nın kendiyle aynı cevhere sahip olan İsa’yı bakire Meryem aracılığıyla dünyaya gönderdiği, onun insanların günahlarına kefaret olarak çarmıhta canını verdiği, üçüncü günde ölümden dirildiği ve
göklere yükseldiği gibi dogmalaştırılmış inanç esasları geliştirilerek günümüz Hıristiyanlığının temelleri atılmıştır. İşte İsa sonrası dönemde yaşanan tüm bu gelişmeler, bir İsrailoğulları peygamberi olan İsa’yı kendisine ibadet edilen tanrısal bir varlığa dönüştürmüştür. Çünkü yukarıda
gördüğümüz üzere hayatı boyunca İsa insanları sadece ve sadece Tanrı’ya iman ederek onun buyruklarına teslim olmaya çağırırken İsa’nın
tanrısallaştırmasına giden yolu hazırlayan ve bu şekilde de günümüz
Hıristiyanlığının mimarı olan Pavlus ise insanları İsa’ya iman etmeye çağırmıştır. Yani Hz. İsa’nın mesajının temel vurgusu Tanrı ve onun iradesine teslimiyet iken Pavlus’un ve dolayısıyla onun fikirleri etrafında şekillenen günümüz Hıristiyanlığının misyonerlik faaliyetleri vasıtasıyla
yaymaya çalıştığı mesajın temel vurgusu ise İsa’nın şahsında bedenleşen tlahi Oğul Rab Mesih’tir.

Pavlus ve Öğretisi
Hıristiyanlığın ilk önemli teoloğu ve şekillendiricisi olan Pavlus,
yaklaşık olarak MS 10 yıllarında günümüz Türkiye sınırları içinde yer
alan Tarsus’ta doğan ve aslen Yahudi olan bir Roma vatandaşıdır. Pavlus
kendisini, “doğumunun sekizinci günü sünnet olan, İsrail soyundan,
Benyamin kabilesinden özbeöz bir İbrani” olarak tanımlamıştır (Pilipililer 3:5). Geleneksel olarak ilk eğitimini Tarsus’ da alan Pavlus, Yeni Ahit
yazarlarından Luka’ya göre yüksek din eğitimi almak için ailesi tarafından Kudüs’e gönderilir. Burada dönemin ünlü Yahudi bilgini Hillel’in
torunu ve Perisi mezhebinin önde gelen hocalarından Gamaliel’in öğrencisi olmuştur (Resullerin İşleri 22:3). Gamaliel’in yanında yetişen
Pavlus, rivayete göre Perisi cemaati içinde yüksek kurul toplantılarını izleyen ve alınan kararlarda etkili olan bir konuma gelmiştir (Resullerin
İşleri 8:1; 26:10). Tarsuslu olan Pavlus’un Helenistik felsefe ve ölen-dirilen kurtarıcı tanrılar düşüncesini merkeze alan “sır dinleri” hakkında hatırı sayılır bilgilere sahip olması doğaldır.
Perisi mezhebi içinde önemli bir konuma yükselen Pavlus, Şam
yolunda geçirdiği vizyon sonucu İsa tarafından “milletler havarisi” olarak
tayin edildiğini iddia etmeden önce Yahudi din adamlarının statükocu
tutumlarına ve Perisilerin aşırı kuralcılığına karşı çıkan İsa ve taraftarlarına karşı yürütülen aleyhte kampanyalara karışmıştır. Hıristiyan kaynaklarının bildirdiğine göre İsa sonrası dönemde onun yanlılarına zulmetme
konusundaki tavrını sürdüren Pavlus, Şam ve civarındaki İsa yanlılarını
tespit edip Kudüs’deki merkezi Yahudi otoritesine bildirmek için Şam’a
bir yolculuk gerçekleştirir. Ancak Şam’a yaklaştığı sırada bir vizyon geçiren Pavlus’a, gökte gözüken İsa hitap eder ve onu, mesajı tüm uluslara
yaymak üzere görevlendirir (Resullerin İşleri 26:16-18).
Pavlus’un Şam yolunda geçirdiği bu vizyon elçilik görevinin başlangıçıdır. Kendi ifadesiyle o ana kadar tanrısal yasaya bağlı sıkı bir Perisi olan Pavlus, geçirdiği bu vizyonla “İsa Mesih’in peygamberi” olmuştur.
Vizyon sonrası elçilik görevine başlayan Pavlus, öğretisini İsa’nın Rablığı
etrafında “günah”, “günahtan kurtulup özgürlüğe ulaşmak için ‘fidye ödeme’ (redemption); ‘aklanma’ (justification) ve ‘uzlaşma’ (reconciliation) kavramları üzerine oturtmuştur. Pavlus’a göre insan nesli Adem’in
Tanrı’ya itaatsizliğinden dolayı günaha düşmüş, özgürlüğünü kaybetmiş
ve ölüme mahkum olmuştur. Pavlus’un geliştirdiği teolojiye göre Tanrı, Adem’i ve eşini yaratmış ve onlarla bir sözleşme yaparak bazı eylemleri
yapıp bazılarını da yapmamak üzere onlardan söz almıştır. Ancak Adem
ve eşi yasak bir fiili işleyerek Tanrı ile yapılan bu ahdi bozmuştur. Tanrı
bozulan bu ahdi yenilemek için Adem sonrası dönemde çeşitli peygamberler göndermiş ve onlara insanların uyması gereken bazı yasalar vermiştir. Ancak insanoğlu verilen yasalara uyup uymama konusunda hür
olduğu için yasaya uymamış ve günah çoğalmıştır. Bunun üzerine Tanrı,
Musa’yı ve onunla birlikte oldukça kapsamlı bir yasayı göndermiştir. Ancak insanoğlu bu yasaya da uymamış ve dolayısıyla iyice günaha batmıştır. Nihayet Tanrı, oğlu İsa Mesih’i yeryüzüne göndermiş ve onun günaha
fidye olarak çarmıhta kanını dökmesine razı olarak insanoğlunu günahtan kurtarmış ve böylece Adem ile bozulan ahdi tekrar yenilemiştir. Bu
öğretiye göre İsa’nın çarmıhta ölümü insanlığın günahtan kurtuluşu, özgürlüğü ve ebedi yaşamı kazanması için bir fidye olmuştur. Bu durumu
Pavlus Romalılara mektubunda şu şekilde ifade etmektedir:
Tanrı’nın bağışı, o tek adamın günahının sonucu gibi değildir.
Tek bir suçtan sonra verilen yargı mahkumiyet getirdi; ama birçok suçlardan sonra verilen armağan aklanmayı sağladı. Çünkü ölüm tek adamın suçu yüzünden, o tek adam aracılığıyla egemenlik sürdüyse Tanrı’nın bol lütfunu ve aklanma bağışını
alanların, tek bir adam, yani İsa Mesih sayesinde yaşamda egemenlik sürecekleri çok daha kesindir (Romalılar 5: 16-18) . Mesih ölümü olanların ilk örneği olarak ölümden dirilmiştir.Ölüm bir insan aracılığıyla geldiğine göre ölümden diriliş de
bir insan aracılığıyla gelir. Herkes nasıl Adem’ de ölüyorsa herkes Mesih’te yaşama kavuşacak (1. Korintliler 15: 20-22).
Görüldüğü üzere Pavlus’un öğretisinin merkezini Mesih merkezlilik (kristosentrizm) teşkil etmektedir. Bu öğretiye göre İsa Mesih, tanrısal
oğlun insanoğlunun kurtuluşu için bedenleşmiş halidir. Onun çarmıha
gerildikten üç gün sonra ölümden dirilmesi ve göğe yükselmesi onun
ölüme ve günaha galip geldiğinin ispatıdır. İsa’ya inananlar da aynı şekilde günaha ve ölüme galip geleceklerdir. Bu yüzden Pavlus’a göre Tanrı’nın mükafatını kazanmak için artık Yahudi yasasına uymak gereksizdir. Çünkü Mesihi kabul etme ve ona iman etme, Tanrı rızasını kazanmanın en doğru yoludur. Mesih’e inananlar Tevrat’ın emirlerine uyup uymadıklarına bakılmaksızın Tanrı katında salih kimseler sayılacaktır.Adem’in işlediği ilk günah veya diğer bir tabirle asli günah, bu günahtan kurtulup özgürleşmek için İsa’nın fidye olarak çarmıhta kanının
dökülmesi, kutsal yasayla değil, Mesih İsa’ya imanla aklanma ve bu şekilde Tanrı ile barışma/uzlaşma doktrinleri üzerine öğretisini şekillendiren Pavlus, bu öğretiyi yaymak için Antakya’dan başlamak üzere Anadolu, Yunanistan ve Makedonya bölgelerine çeşitli misyon seyahatleri
düzenlemiş ve gittiği yerlerde Hıristiyan kiliseleri tesis etmiştir. Onun bu
seyahatlerini ve bu seyahatler esnasında çeşitli topluluklara gönderdiği
mektuplarını konu alan yazılar, yukarıda ifade ettiğimiz gibi günümüz
Yeni Ahit metinler arasında çok önemli bir yer tutmaktadır.
Pavlus, yoğun misyonerlik faaliyetleriyle Roma vatandaşları arasında gittikçe artan sayıda insanı cezbetmeyi başarır. Onun bu başarısı
Roma idarecilerini rahatsız eder. Ayrıca Pavlus, Yahudi yasasına karşı takındığı olumsuz tutumdan dolayı Yahudi dini liderleri tarafından da şiddetli şekilde eleştirilmekteydi. Hem Yahudi dini otoritelerinin hem de
taraftar toplamada gösterdiği üstün başarıdan dolayı Roma idarecilerinin tepkilerini üzerine çeken Pavlus, MS 57 yıllarında Kudüs’te bulunduğu bir sırada, Yahudiler tarafından linç edilmek üzereyken Romalı idareciler tarafından kurtarılır ve tutuklanarak yargılanmak üzere Roma’ya
gönderilir (Resullerin işleri 21:27-40). Burada bir müddet hapis yattıktan
sonra devletin asayiş ve huzurunu bozma suçlamasıyla idam edilir.

Hıristiyanlığın Yayılışı ve Erken Dönem Hıristiyanlığı
Günümüz Hıristiyanlığı kurumsallaşma sürecinde Yahudi, Yunan,
Roma ve diğer dinsel düşünce dünyalarından büyük oranda etkilenmiştir. Örneğin şu üç temel geleneksel Yahudi dünya görüşü şekil değiştirerek Hıristiyanlığa taşınmıştır: 1) Yahudilikte Tanrı ile yapılan ahdin sembolü olarak kabul edilen sünnet olma ritüeli, Tanrı ile yapılan yeni ahdin sembolü olarak kabul edilen vaftizle yer değiştirmiştir. 2) Tanrı’nın
dünyayı yaratması esnasında dinlendiği yedinci günü sembolize eden
haftalık Yahudi toplanma günü olan cumartesi günü, İsa’nın ölümden
dirildiği gün anısına kutlanan pazar günü ile yer değiştirmiştir. 3) Yahudi kutsal kitapları Hıristiyanlar tarafından da kutsal ve önemli kabul
edilmiş ancak bu yapılırken onlar Hıristiyanların bakış açılarına göre yeniden yorumlanmıştır. Yunan ve Roma inançları da Hıristiyanlığın gelişmesinde önemli
bir role sahiptir. Zira bazı pagan/putperest Roma inançları da kurumsallaşması sürecinde Hıristiyanlığa taşınmıştır. Örneğin, Mısır tanrıçası
İzis’in mucizevi şekilde oğlu Horus’u emzirmesini tasvir eden harfler,
Bakire Meryem’in bebek İsa’yı emzirişini betimleyen resimlere; Mitra’nın, Oziris’in, Adonis’in ve Dionysos’un doğum günü olarak kutlanan
25 Aralık, İsa’nın doğum gününe; pagan inancında güneşin övüldüğü
gün olan pazar, İsa’nın anıldığı kutsal güne dönüştürülmüştür. Bu fikirler yanında Hıristiyan düşünürler Yunan kültüründen kendi fikirlerini
savunma ve felsefi fikirleri ifade etme yöntemlerini öğrenmişlerdir. Hıristiyanlar Kilise örgütlenmesi ve idaresi konusunda da Roma devlet
idaresinden etkilenmişlerdir.
Hıristiyanlığın gelişmesi ve yayılması sürecine baktığımızda ilk
yüzyılların oldukça kritik bir öneme sahip olduğunu görürüz. Zira bu
yüzyıllarda Hıristiyanlar, Roma yönetimi tarafından devamlı surette baskı ve zulüm gördüğü için bu dönemde Hıristiyanlık adeta hayatta kalma
mücadelesi vermiştir. Hıristiyanlar, Roma idarecileri tarafından gizlice
gayri ahlaki ayinler yapmakla, küçük çocukları katletmekle, yakın akraba zinası işlemekle ve yamyamlıkla suçlanarak devamlı surette baskı ve
zulüm görmüştür. Örneğin Roma imparatoru Neron’un (Ms 57-68) Hıristiyan kurbanları kanlı Roma arenalarında canlı canlı aslanların önüne attığından bahsedilir. Decius (Ms 240-251) ve Diocletian (284-305) gibi
Roma imparatorları da Hıristiyanları yok etmek için onlara karşı oldukça acımasızca davranmıştır.
4. yüzyılın başlarında bu baskı ve zulümlerden kendini yavaş yavaş kurtarmaya başlayan Hıristiyanlık, 4. yüzyılın ikinci yarısından sonra
Roma imparatorluğunun yegane meşru dini konumuna gelmiştir. Bu gelişmede iki imparatorun çok büyük katkısı olmuştur. Bunlardan biri 313
Milan fermanıyla Hıristiyanlığı koruma altına alan Constantin ve onun
ortağı Licinus, diğeri ise 395 yılında Hıristiyanlık dışındaki tüm inançları
yasaklayarak Hıristiyanlığı Roma’nın tek resmi dini haline getiren Theodosius’tur. Bu şekilde Hıristiyanlığın Roma imparatorluğunun tek meşru ve resmi dini olmasından sonra imparatorluğun siyasi ve asker! desteğini de arkasına alan Kilise, Hıristiyan olmayanları Hıristiyanlaştırarak
egemenlik alanını genişletmek için Hıristiyan olmayan halklara yönelik
her türlü baskı ve zulmü yapmaktan geri durmamıştır. Zira bu dönemde,
Kiliseden ayrılmaları engellemek için ayrılıkçılara ve hizipçilere karşı geliştirilen “kilise dışında kurtuluş yoktur” (Extra Ecclesfam Nulla Sa/us)
dogmasının alanı sadece heretik ve hizipçi Hıristiyanları değil, aynı zamanda Hıristiyanlık dışındaki tüm dinsel geleneklerin taraftarlarını da
içine alacak şekilde genişletilmiştir. Kanaatimizce bu gelişmede siyasi etkenler de önemli rol oynamıştır. Zira diğer din mensuplarının Hıristiyan
olmaksızın kesinlikle kurtuluşa eremeyecekleri ileri sürülerek onların
her türlü vasıta kullanılarak Hıristiyan yapılması gündeme gelmiştir. Onların bu şekilde Hıristiyan yapılmasıyla da Roma kültür ve medeniyetinin
tüm dünyaya yayılması söz konusu olacaktır. Dışlayıcı tutum içinde yayılmasını sürdüren Hıristiyanlık, Ortadoğu, Anadolu ve Balkanlarda çok
kısa bir sürede yayılmış, ancak 7. yüzyılda İslam’ın ortaya çıkmasıyla yayılma alanını Avrupa, Afrika ve Asya’ya çevirmiştir.
MS 5-8 yüzyıllar arasında Hristiyanlık, Fransa, İngiltere, İrlanda ve
İskoçya’ya nüfuz etmiştir. Charlemagne’nin gayretleri sayesinde 10.
yüzyılın sonlarına doğru Almanya da Hıristiyanlaştırılmıştır. 10 ve 1 ı.
yüzyıllar arasında Hıristiyanlık Norveç, İsveç ve Danimarka’ da da yayılmıştır. 13. yüzyıldan itibaren Estonya ve litvanya da Hıristiyanlaştırılmıştır. Yine 13. yüzyılda Hıristiyanlık Finlandiya’yı da hakimiyeti altına
almıştır. Batı Avrupa ülkelerinde yayılan Hıristiyanlık merkezi Roma
piskoposluğu olan Latin Hıristiyanlığıdır. Bunun karşısında merkezi İstanbul patrikliği olan doğu Hıristiyanlığı ise doğu ve orta Avrupa’da yayılma alanı bulmuştur. 10. yüzyılda Thesalonica’dan Cyril ve Methodius
adlı iki kardeş İstanbul patriği tarafından Hıristiyanlığı Slavlar arasında
yaymak üzere Bulgaristan ve Sırbistan’a gönderilir. 10. yüzyılda Bizans
Hıristiyanlığı Kiev’e ve Rusya’nın diğer bölgelerine nüfuz eder.

DHBT
22 Kasım 2020 Pazar
ÜYELİK

Üye OlŞifremi Unuttum

2018 YILI 9500 KUR’AN KURSU ÖĞRETİCİSİ, İMAM HATİP VE MÜEZZİN KAYYIM ALIMI TABAN PUANLARI 2018 Yılı 9500 Kur’an Kursu Öğreticisi, İmam Hatip ve Müezz... Devamı

Tüm hepsinde aşağıda verilen şekilde ki gibi olacaktır.   KPSS Genel Yetenek : %15 KPSS Genel Kültür : %15   DHBT 1 : %30   DHBT 2 : %40   Ortaöğreti... Devamı

Merakla beklenen 2018 DHBT sınavı 09. Aralık Pazar günü Ösym tarafından  belirlenen sınav merkezlerinde gerçekleştirilecek. Sınav sonuçları ise 04.01... Devamı

KPSS SONUÇLARI NE ZAMAN AÇIKLANACAK? ÖSYM tarafından yapılan duyuru ile KPSS sonuçlarının açıklanma tarihi netlik kazandı. ÖSYM’nin sınav takvi... Devamı

a) DHBT, çoktan seçmeli test olarak uygulanacaktır. b) DHBT’nin ilk bölümü (DHBT-1) temel din bilgisisorularından oluşacaktır ve tüm öğrenim düzeyler... Devamı

Tüm hepsinde aşağıda verilen şekilde ki gibi olacaktır.   KPSS Genel Yetenek : %15    Dini Haberlerim KPSS Genel Kültür : %15   DHBT 1 : %30   DHBT 2... Devamı