DHBT Dersleri-110″İslam Ahlakı”

Sınav Defteri
Mayıs 31, 2020

İslam çağlar üstü ve evrensel boyutta bir ahlak anlayışına sahiptir.
İslam ahlakının en üst düzey örneğini Hz. Muhammed temsil eder.
Kur’an-ı Kerim, onun yüksek bir ahlaka sahip olduğunu bildirir (68. Kalem, 4). Hz. Peygamber de kendisinin ahlak güzelliklerini tamamlamak
üzere gönderildiğine işaret eder (el-Muvatta’, “Hüsnü’l-hulk”, 8). Hz.
Muhammed’in ahlakıyla ilgili olarak Hz. Aişe onun ahlakının
Kur’an’ dan ibaret olduğunu vurgular (Müslim, “Musafirin”, 139).
İslam ahlakının temelinde İslam’ın insana yönelik algılamaları
önemli rol oynar. İslam’a göre insan iradesini kullanan ve sorumlu olan
bir varlık olarak Allah’ın halifesi olarak yaratılmıştır. Allah insanı en güzel bir surette fıtrat üzere yaratmıştır. Bununla İslam, insanın doğasında
saflık ve temizlik ya da masumiyet bulunduğunu vurgular. Bu yönüyle
İslam asli günah öğretisiyle insanı doğuştan günahkar kabul eden dinsel geleneklerden ayrılmaktadır. İslam’a göre insan ilerleyen yaşamındaiyi ile kötü arasında seçim yapabilme döneminde kendi temayüllerinin
ve çevrenin etkisiyle iradesini şu ya da bu yönde kullanabilmekte ve bazen tercihini yanlış doğrultuda da kullanabilmektedir.
İslam bütün insanların bir tek atadan Adem’le Havva’dan türediklerini, dolayısıyla bütün insanların birbiriyle denk olduğunu düşünür.
Dolayısıyla etnik aidiyet, cinsiyet, zenginlik, ırk, renk ve benzeri durumlar üstünlük nedeni olarak görülmez. İnsanın seçilmişliğinin ya da
üstünlüğünün tek ölçüsünü ise yüksek ahlaki değerler, erdemler ve takva ile sınırlar. “Sizin Allah katında en değerliniz takvada en üstün olanınızdır.” (49. Hucurat, 13) ifadesiyle Kur’an, insanlar arasında başka hiçbir şeyin değil Allah’ın emir ve yasaklarına uyma konusunda gösterilen
içtenliğin ve bağlılığın insanlar arasındaki üstünlüğün ölçütü olduğunu
belirtir. Takvanın derecesini ölçecek olan ise yalnızca Allah’tır.
Evrenin en seçkin varlığı olarak gösterilen insanın varlığını koruyup geliştirmesi gerekir. Bu doğrultuda Kur’an’da hem bedenin hem
kalbin temiz tutulması istenir (2. Bakara, 222; 33. Ahzab, 53; 74. Müddessir, 4-5). Ayrıca insanın orta yolu izleyerek denge üzere bir yaşam
sürmesi önerilir. Bu denge dünyaya yönelik yaklaşımda da ortaya çıkar.
Kur’an yalnız dünyayı arzu edenleri eleştirirken dünya ve ahiretin güzelliklerini birlikte isteyenleri övgüyle anar (2. Bakara, 200-201).
İslam insanın en temel değerleri olan din, can, akıl, mal ve nesebin korunmasını dinin ana gayesi olarak değerlendirir. Buna göre insan
yaşamında saygı duyulması ve korunması gereken en temel değerler
bunlardır. Aynı zamanda bu tslam’ın temel özgürlük alanlarını da oluşturur. Yani din ya da inanç özgürlüğü, yaşam özgürlüğü, düşünce özgürlüğü, mal mülk edinme özgürlüğü ve aile kurma özgürlüğü tslam’ın
korunmasını istediği temel özgürlük alanlarıdır.
İslam insanın iyi ve doğru olmasını ister. Doğru bir inanç, samimiyet, içtenlik ve doğru davranışlarda bulunmak iyiliğin ölçüsü olarak görülür. Kur’an iyiliğin ne olduğunu şöyle açıklar:
Yüzlerinizi doğudan yana ve batıdan yana çevirmeniz iyi olmak demek değildir; lakin iyi olan, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, Kitab’a, peygamberlere inanan, onun sevgisiyle, yakınlarına, yetimlere, düşkünlere, yolculara, yoksullara ve köleler uğrunda mal veren, namaz kılan, zekat veren ve ahitleştiklerinde ahitlerine vefa gösterenler, zorda, darda ve savaşalanında sabredenlerdir. İşte onlar doğru olanlardır ve sakınanlar ancak onlardır (2. Bakara, 177).
Allah’a kulluk edin, ona bir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya,
yakınlara, yetimlere, düşkünlere, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya ve elinizin altında bulunan kimselere iyilik edin. Allah, kendini beğenip öğünenleri
elbette sevmez ( 4. Nisa, 36).
İnsan yaşamında İslam’ın vurguladığı önemli bir diğer değer de adalettir. Kur’an ısrarla adaletin gerekliliği üzerinde durur. Daha sonraki
kaynaklarda ‘müsavat’ kelimesi de kullanılmakla birlikte başta Kur’an
olmak üzere İslami eserlerde adalet kavramı eşitliği de kapsar.
Ey İnananlar, kendiniz, ana babanız ve yakınlarınız aleyhlerine de olsa, Allah için şahit olarak adaleti gözetin; ister zengin,
ister fakir olsun, Allah onlara daha yakındır. Adaletinizde heveslere uymayın. Eğer eğriltirseniz veya yüz çevirirseniz bilin
ki, Allah işlediklerinizden şüphesiz haberdardır ( 4. Nisa, 135).
İnsan tavır ve davranışları temelde adalete dayanmalı, görev ve
yetkiler de ehliyet ve liyakat esasına göre dağıtılmalıdır. Dürüstlük ve
sevgi insanlar arası ilişkilerde aranan temel niteliklerdendir. Dindarlıkta
kurallara zahiren uygun davranma kadar davranışların samimiyeti, Allah katında hesap verme bilinci ve kuralların adaletli olması da önemlidir. Ahlaki duyarlılık her müminin temel karakteristiğidir. Ahlaki duyarlılık ise doğruluk ve dürüstlük, soğukkanlılık, ağır başlılık, tevazu, kanaatkarlık, feragat ve fedakarlık, af, sabır, vefa gibi sosyal sonuçları da olan erdemlerle ortaya çıkar. Mesela kötülük edenlere adalet ölçüsü içinde karşılık vermek fert için bir haktır; bağışlama yolunu tercih etmek ise bir ihsan ve dolayısıyla erdemdir (16. Nahl, 90, 1 26). Kur’an,
kötülükleri iyilik ve güzellikle karşılamanın düşmanlıkları sıcak dostluklara dönüştüreceğini bildirir (41. Fussilet, 34).İslam insanlar arasında affetmenin, bağışlamanın ve paylaşmanın üzerinde de hassasiyetle durur. Kur’an infakta bulunmanın, öfkeyi yenmenin ve insanları affetmenin inanan insanların niteliği olduğunu vurgular:Onlar bollukta ve darlıkta sarf ederler, öfkelerini yenerler, insanların kusurlarını affederler. Allah iyilik yapanları sever (3.AI-i İmran, 134). Bir iyiliği açığa vurur veya gizler yahut bir kötülüğü affederseniz, bilin ki Allah da affedendir, güçlü olandır (4. Nisa, 149).
Hz. Peygamber de temelde sosyal ilişkilerin sevgi ve paylaşma
duyguları üzerine kurulması gerektiğini belirtir.
İslam başta Allah’a ortak koşmak olmak üzere, cinayet, zina, hırsızlık, gıybet, fitne, kibir, riya ve benzeri kötü tavır ve davranışları büyük günah olarak değerlendirir; insanları bunlardan uzak durmaya çağırır. Verilen sözlere sadık kalmanın önemi üzerinde durur; anneye, babaya saygıyı ve onlara iyi davranmayı vurgular:
De ki: “Gelin size Rabbinizin haram kıldığı şeyleri söyleyeyim:
O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın, anaya babaya iyilik yapın,
yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin sizin ve onların rızkını veren Biziz, “Gizli ve açık kötülüklere yaklaşmayın,
Allah’ın haram kıldığı cana haksız yere kıymayın. Allah bunları size düşünesiniz diye buyurmaktadır.” Yetim malına, erginlik çağına erişene kadar en iyi şeklin dışında yaklaşmayın; ölçüyü ve tartıyı doğru yapın. Biz kişiye ancak gücünün yeteceği kadar yükleriz. Konuştuğunuzda, akraba bile olsa sözünüzde adil olun. Allah’ın ahdini yerine getirin. Allah size bunları
öğüt almanız için buyurmaktadır (6. En’am, 1 51-152).
Biz, insana, ana ve babasına karşı iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Eğer ana baba, seni bir şeyi körü körüne bana ortak
koşman için zorlarlarsa, o zaman onlara itaat etme. Dönüşünüz banadır. Yaptıklarınızı size bildiririm (29. Ankebfit, 8).
Yine İslam, insanların birbiriyle alay etmelerini, birbirine kötü lakaplar takmalarını, birbirini çekiştirmelerini ve ayıplamalarını yasaklar.
Böylesi günah işleyenleri derhal tövbe etmeye davet eder. Medine döneminde inen Hucurat suresinde Allah’a ve Peygamber’e saygıdan başlayarak sosyal barışı gerçekleştirme ve koruma, müminlerin kardeşliği
ilkesine zarar verecek çatışma, alay etme, küçümseme, kovuculuk, suizan gibi kötülüklerden sakınma yönünde buyruklar sıralanır:
Ey inananlar, bir topluluk bir diğerini alaya almasın, belki de
onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da başka kadınları
alaya almasınlar, belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kendi
kendinizi ayıplamayın; birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın;
inandıktan sonra yoldan çıkmış olmak ne kötü bir addır. Tövbe etmeyenler, işte onlar zalimlerdir. Ey inananlar, zannın çoğundan sakının, zira zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin suçunu
araştırmayın; kimse kimseyi çekiştirmesin (dedikodu yapmasın); hanginiz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır? Ondan
tiksindiniz (değil mi?); Allah’tan sakının, şüphesiz Allah tövbeleri daima kabul edendir, esirgeyendir (49. Hucurat, 1 1-12).

İslam’ın Diğer Dinlere/Geleneklere Bakışı
Kur’an, insanlığa, tarihte tamamıyla yeni olan bir öğreti sunduğu
iddiasında değildir. Onun sunduğu öğreti, ilk insandan itibaren Allah’ın
hakikat ve kurtuluş olarak peygamberler aracılığıyla insanlara sürekli olarak vazetmiş olduğu mesajın yeniden sunulması/hatırlatılmasıdır. İlk insandan itibaren Allah tarafından kabullenilmesi belirtilen bu ilahi mesaj,
tevhid ve tevhid bağlamında hayatı algılamayı ifade eden lslam’dır.
Kur’an, insanları, geriye doğru tarihsel süreçte Allah’ın dini olarak insanlara sunulan ve bütün peygamberlerce tekrar tekrar hatırlatılan lslam’a
davet etmektedir. Kur’an insanlığa bu hatırlatmayı yapan son vahiy, Hz.
Muhammed ise son elçidir. Bu bağlamda Kur’an, önceki vahiyleri reddetmeyen, bilakis tasdik eden (musaddık) bir kitaptır (3. Al-i İmran, 3-4; 5.
Mfüde, 46-47). Onun insanlara sunduğu temel öğretiler, daha önce insanlara gönderilen kitaplarda da tekrar tekrar vurgulanmıştır; bu yönüyle
Kur’an, vahiy geleneğinin son halkası olarak ilahi mesajın tarihsel açılımı
serüvenini tamamlamakta; son vahiyle ilk vahiy Kur’an’ da buluşmaktadır.
Kur’an kendisini önceki vahiylere doğrulatmakla birlikte, kendisinden önceki kitabın ya da ilahi mesajın değiştirildiğine, bozulduğuna
da dikkat çeker. Burada önemle üzerinde durulması gereken husus,
Kur’an’ın bu argümanında, kitabın tahrif edildiği mesajıdır. Kur’an, tarihte tekrar tekrar iletilen kitabın insanlar tarafından değiştirilip bozulduğuna dikkat çekmekte ve bu çerçevede kendisiyle ilahi mesajın yeniden insanlığa açılımının sağlandığını belirtmektedir. Nitekim Kur’an’ın
genelinde kitaba yapılan tahrifle ilgili çeşitli örnekler verilmekte; örneğin Allah inancıyla, çeşitli peygamberlerle, seçilmişlik düşüncesiyle ve
benzeri birçok konuyla ilgili Ehli Kitabın (Yahudilerle Hıristiyanların)
yanlışları düzeltilmektedir.
Kur’an hem Yahudileri hem Hıristiyanları unuttukları veya farklılaştırdıkları Allah’ın dinine tekrar davet etmekte ve bir Allah inancında buluşmaya çağırmaktadır. Onların hahamlarını ve rahiplerini Allah’ın
dışında rabler edinmekte olduklarına dikkat çekilmekte (9. Tevbe, 31)
ve onları yalnızca Allah’ı rab ve ilah edinmeye ve yalnızca ona ibadet etmeye davet etmektedir:
De ki: “Ey Kitab ehli, ancak Allah’a kulluk etmek, ona bir şeyi
ortak koşmamak, Allah’ı bırakıp birbirimizi rab olarak benimsememek üzere, bizimle sizin aranızda müşterek bir söze gelin.” Eğer yüz çevirirlerse: “Bizim Müslüman olduğumuza şahit
olun.” deyin (3. Al-i İmran, 64).

İslam’ın Temel Kurumları ve Toplumsal Yapı
Hz. Muhammed döneminde temelleri atılan eğitim-öğretim, yönetim, sosyal dayanışma ve benzeri konulardaki kurumsal yapılar İslam’ın yayılmasına paralel olarak tarihsel süreç içerisinde gelişmiş ve eşsiz bir İslam medeniyeti ortaya çıkmıştır. Bu süreçte başlıca eğitim-öğretim kurumları olarak camiler, enstitüler, medreseler, hastaneler, rasathaneler ve atölyeler, ahlak eğitiminin verildiği tekke ve zaviyeler ön plana
çıkmıştır. Geniş kütüphanesi, içinde yürütülen tercüme ve bilimsel araştırma faaliyetleriyle tam teşekküllü bir araştırma enstitüsü olarak Halife
Me’mCın zamanında kurulan Beytülhikme daha sonra Kayrevan’daki bir
benzeriyle devam etmiş, bunları Fatımi girişiminin bir sonucu olan Darülhikme ve öncelikle herkese açık bir kütüphane işlevi gören ‘darülilm’
adlarıyla anılan enstitüler izlemiştir. Yine Müslümanlar, hilafetten saltanata kadar birçok farklı yönetim mekanizması oluşturmuş, sayısız devletler ve imparatorluklar kurmuştur.
İnsan yaşamına bir bütün olarak bakan İslam; Hıristiyanlık, Yahudilik ve benzeri dinlerden farklı olarak bir din adamı ya da ruhban sınıfı
kabul etmemesine rağmen, yaşanan tarihsel süreçte, dini konularda
rehberlik eden, çeşitli cami görevleriyle sorumlu olan ve fetvalar veren
çeşitli gruplar ortaya çıkmıştır. Kuşkusuz bu, Müslüman cemaatin genişlemesine paralel olarak, bu konularda bir ihtiyacın ortaya çıkması kadar
farklı geleneklerden etkilenmeyle de ilişkilidir.
İslam cemaate oldukça önem vermekte, cemaat halinde olmayı
teşvik etmektedir. Cuma, bayram namazları ve cemaatle camilerde kılınan namazlar Müslümanları bir araya getiren vesilelerdir. Mescitler Hz.Muhammed döneminden itibaren inşa edilmeye başlanmış, ilerleyen dönemlerde gerek mimari gerekse tasarım açısından geliştirilmiştir. Günümüzdeki yaygın anlamı itibarıyla mescit küçük ölçekli ve genellikle minaresi bulunmayan mabetlere, cami terimi ise daha büyük ve teferruatlı olanlarına isim olarak kullanılmaktadır. İslam mabetlerinde minareler yanında imamın cemaate namaz kıldırdığı mihrab, hutbe okunan
minber ve vaaz esnasında vaizin kullandığı kürsü bulunmaktadır.
İslam’da şehirlerin, bölgelerin ya da cami ve mescitlerin birbirinden manevi anlamda bir üstünlüğü olmamakla birlikte Mekke, Medine
ve Müslümanların ilk kıblesi olan Kudüs en kutsal şehirler olarak görülür. Aynı şekilde Mescid-i Haram ya da Beytullah ile Mescid-i Nebevi en
kutsal mabetler olarak değerlendirilir.
İslam toplumunda Müslümanların birbirlerini hak ve hakikat konusunda uyarma ve yönlendirme hususunda sorumlu oldukları düşünülür. Asr suresinde Müslümanların birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye
etmekte olduklarına dikkat çekilir. Bu, Müslümanlar arasındaki önemli
bir otokontrol mekanizmasıdır. Ayrıca İslam, Müslümanların İslam mesajını insanlar arasında yaymaları ve insanlar arasında iyiliği yayma ve
kötülüğe karşı çıkma ya da kötülükten sakındırma (el-emru bi’l-ma’rnf
ve’n-nehyu ani’l-münker) konusunda sorumlu olduklarını kabul eder.
Hatta bu konuda Müslümanlar arasında uzman ya da özel anlamda görevli kişiler olmasına önem verilir.
Onlar Allah’a ve ahiret gününe inanır, iyiliği emreder, kötülükten menederler. İşte onlar iyilerdendir (3. AI-i İmran, 114).
İslam, Müslümanların gerek kendi kişisel yaşamlarında gerekse
diğer insanlarla ve çevreyle olan ilişkilerinde Kur’an’ın hududullah dediği ilahi sınırlara riayet etmelerini ister. Yapılması ve yapılmaması gereken tavır ve davranışlar ya da helaller ve haramlar konusunda İslami kurallara onların riayet etmelerini şart koşar. Bir şeyin helal veya haram
olup olmadığı konusunda Müslümanlar ölçüt olarak öncelikle Kur’an’a
müracaat ederler; Kur’an’ da bu konuda herhangi açık bir hüküm ya da
delil bulunmadığı durumlarda ikinci olarak bakılacak olan temel kaynak Sünnet’tir. Sünnet, Hz. Muhammed’in sözlerinden ve uygulamalarından oluşan örnekliğidir. Kur’an’ da ve Sünnet’te herhangi açık bir delil bulunmadığı durumlarda ise kıyas, icma ve benzeri diğer yöntemlerle
Müslümanlar, gündelik yaşamlarında nasıl bir tutum ya da tavır takınacaklarını belirlemeye çalışırlar.

DHBT
22 Kasım 2020 Pazar
ÜYELİK

Üye OlŞifremi Unuttum

2018 YILI 9500 KUR’AN KURSU ÖĞRETİCİSİ, İMAM HATİP VE MÜEZZİN KAYYIM ALIMI TABAN PUANLARI 2018 Yılı 9500 Kur’an Kursu Öğreticisi, İmam Hatip ve Müezz... Devamı

Tüm hepsinde aşağıda verilen şekilde ki gibi olacaktır.   KPSS Genel Yetenek : %15 KPSS Genel Kültür : %15   DHBT 1 : %30   DHBT 2 : %40   Ortaöğreti... Devamı

Merakla beklenen 2018 DHBT sınavı 09. Aralık Pazar günü Ösym tarafından  belirlenen sınav merkezlerinde gerçekleştirilecek. Sınav sonuçları ise 04.01... Devamı

KPSS SONUÇLARI NE ZAMAN AÇIKLANACAK? ÖSYM tarafından yapılan duyuru ile KPSS sonuçlarının açıklanma tarihi netlik kazandı. ÖSYM’nin sınav takvi... Devamı

a) DHBT, çoktan seçmeli test olarak uygulanacaktır. b) DHBT’nin ilk bölümü (DHBT-1) temel din bilgisisorularından oluşacaktır ve tüm öğrenim düzeyler... Devamı

Tüm hepsinde aşağıda verilen şekilde ki gibi olacaktır.   KPSS Genel Yetenek : %15    Dini Haberlerim KPSS Genel Kültür : %15   DHBT 1 : %30   DHBT 2... Devamı