DHBT Dersleri-106″Hz. Muhammed”

Sınav Defteri
Mayıs 27, 2020

“Alemlere rahmet olarak” gönderilen bir elçi olarak tanımlanan
Hz. Muhammed’in ismine Kur’an’da dört yerde atıfta bulunulur. Bunların ikisinde ‘reslılullah’ tabiri geçmekte (33. Ahzab, 40; 48. Fetih, 29), birinde onun resul olduğu ifade edilmekte (3. Al-i İmran, 144), birinde de
dünya ve ahiret mutluluğuna erişmek için Hz. Muhammed’e inanmak
şart.koşulmaktadır (47. Muhammed, 2). Bir diğer ayette ise Hz. İsa’nın
kendisinden sonra gelecek resulü müjdelerken onun adının Ahmed
olacağını söylediği bildirilmektedir (61. Saf, 6).
Hz. Peygambere, Muhammed isminin dışında Ahmed, Mustafa,
Mahmud gibi başka isimler de verilmektedir. Hz. Muhammed son nebi ve resul ya da son peygamber, Kur’an’ı insanlara anlatan ve öğreten bir
öğretmen, onu bizzat kendi yaşamında insanlara örnek olarak sunan bir
rehber ve insanlara dini anlama ve yaşama konusunda öne çıkan bir liderdir. Kur’an, birçok ifadesinde Hz. Peygamber’in önemini dile getirmekte ve ona itaatin gereğini vurgulamaktadır.
A. Mekke Dönemi
Hz. Muhammed, farklı rivayetler arasında genel kabul gören kanaate göre Fil Vak’ası’ndan elli (veya elli beş) gün sonra Rebiülevvel
ayının 12’sinde (20 Nisan 571) Pazartesi günü Adnaniler’in ana yurdu
kabul edilen Mekke’de dünyaya geldi. Babası Abdullah o doğmadan kısa bir süre önce vefat etmişti; annesi ise doğumdan bir süre sonra vefat
etti. Dolayısıyla yetim olarak doğan Hz. Muhammed kısa bir süre sonra
annesini de kaybetmiş oldu. İlk yıllarını sütannesi Halime’nin yanında
geçirmiş olan Hz. Muhammed’in annesinin ölümü sonrası bakımını dedesi üstlendi. Dedesi Abdülmuttalib, ölümünden önce sekiz yaşında
olan Muhammed’in bakımını Abdullah ile anne-baba bir kardeş olan Ebu Talib’e vasiyet etti. Ebu Talib, ölümüne kadar Hz. Muhammed’in bakımını üstlenerek onu himayesi altına aldı.
Peygamberlik öncesi dönemdeki yaşantısında Hz. Muhammed’in
içinde yaşadığı müşrik Arap toplumunun putperestliğinden uzak durmaya çalıştığı, ahlaka, adalete, yardımseverliğe ve benzeri erdemlere önem
verdiği dikkati çeker. Öyle ki onunla ilgili olarak kullanılan Muhammedü’l-emin (güvenilir Muhammed) ifadesi onun bu üstün özelliğine işaret
etmektedir. Yine bu dönemde Hz. Muhammed her zaman zayıfların ve
ezilenlerin yanında olmaya gayret etmiş, Hılfu’l-Fudul gibi çeşitli yardım
kuruluşlarında görev yapmıştır. Bu dönemde Hz. Muhammed her zaman
sorun çözen bir hakem olarak halkın genel teveccühünü kazanmıştır.
Örneğin Miladi 605 yılında Kabe, Kureyşliler tarafından yeniden inşa
edilirken Hacerü’l-Esved’in yerine konulması hususunda ortaya çıkan ve
şiddetli bir çatışmaya dönüşmesi an meselesi olan anlaşmazlık, o zamanlar otuz beş yaşlarında olan Hz. Muhammed tarafından çözülmüştür.
Hz. Muhammed yirmi yaşını geçtiği sırada ticari seyahatlere çıkma
teklifleri alıyordu. Hastalandığı için bizzat gidemeyen bir tüccarın mallarını götürüp başarılı bir sonuç elde edince yeni teklifler aldı. Onun Hatice bint Huveylid ile evlenmesi de bu ticari gelişmelerden sonra gerçek-leşti. Bu evlilik sırasında kendisinin yirmi beş, Hatice’nin kırk yaşında olduğu söylenmekle birlikte Hatice’nin daha küçük yaşlarda bulunduğu
da rivayet edilmektedir. Hatice’nin yirmi sekiz yaşında olduğu yolundaki
rivayet bazı araştırmacılarca daha makul olarak kabul edilmektedir.
İçinde yaşadığı cahiliye toplumunun şirk temelli inançlarından,
zulüm ve kaosa dayalı toplumsal yapısıyla, ahlaki zaaflarından uzak duran Hz. Muhammed’in, ciddi bir arayış içerisinde olduğu anlatılmaktadır. Onun zaman zaman şehirden uzaklaşarak sıklaşan aralıklarla Hira
mağarasında uzlete çekildiği ve orada tefekkür ve murakabe şeklinde
bir tür ibadet hayatı yaşadığı anlatılır. Nitekim Hira’da bulunduğu 610
yılı Ramazan ayının son on günü içinde bir gece, bazı rivayetlere göre
pazartesi günü sabaha karşı melek Cebrail asli suretiyle gelmiş ve ona
Kur’an’ın ilk ayetlerini getirmiştir.
Hz. Muhammed, getirdiği yeni mesajın Mekke’deki dini ve içtimai
geleneği sarsıcı mahiyette oluşu sebebiyle önceleri gizli tebliğde bulundu ve üç yıl kadar sadece yakın çevresini dine davetle yetindi. Hz. Peygamber o andan itibaren çevresindeki insanları lslam’a davet etmeye
başladı. Bu davet üç yıl kadar gizlice sürdü. Önce eşi Hatice, ardından
yakın dostu Ebu Bekir, Ali b. Ebi Talib ve Zeyd b. Harise, kızları Zeyneb,
Rukıyye ve Ümmü Gülsüm Müslüman oldu. Üç yıllık gizli davet sırasında Hz. Ebu Bekir’in yakın dostları olan Osman b. Affan, Zübeyr b. Avvam, Abdurrahman b. Avf ve Talha b. Ubeydillah gibi kişiler de lslam’ı
benimsediler. Dördüncü yıldan itibaren belli bir sayıya ve güven duygusuna erişen ilk cemaat kendini belli eder etmez Mekkeli müşriklerin şiddetli hücum ve işkencelerine maruz kaldı. Mekke’nin ileri gelenleri ve liderleri bu yeni dini kesinlikle kabul edilemez ve Mekke’nin sosyal, siyasal ve ekonomik yapısı için tehlikeli buluyorlardı. Zira onlara göre insanları yalnızca Allah’ın tek ilahlığını ve rabliğini kabul etmeye davet eden
bu inanç, Mekke’de kurulu olan yapıları ve inançları temelinden sarsacak bir şeydi. Zira Araplar o dönemde Allah’ın varlığına inanmakla birlikte onun aşkınlığından dolayı alemden adeta elini eteğini çekmiş olan
bir üstün güç olduğuna inanıyor; Allah adına yeryüzünde insanlar üzerinde egemenlik yetkisinin Lat, Menat, Uzza gibi birtakım tanrısal varlıklarla kabile reisleri, toplumsal liderler, zenginler ve güçlülerde olduğunu
kabul ediyorlardı. Bir bakıma bunlar Allah adına toplumda egemenlik
tesis etmişlerdi. Bu yeni din ise bütün bunları tersyüz ederek, yalnızca
Allah’ın uluhiyetini ve üstünlüğünü savunuyordu. Bu yeni söylemin bastırılması ve bu dinin yayılmasının engellenmesi için müşrikler, bu dinin,
tespit ettikleri taraftarlarına acımasız bir takibat başlattılar.
Hz. Muhammed bir gün Safa tepesine çıkarak bütün Mekkelilere
açıktan İslamiyet’i tebliğ etmeye karar verdi ve orada toplananlara şunları
söyledi: “Ey Kureyşliler, size şu dağın arkasında bir düşman birliği var desem inanır mısınız?” “Evet, senin yalan söylediğini hiç görmedik.” cevabını alınca konuşmasına şöyle devam etti: “Öyleyse ben büyük bir azaba
uğrayacağınızı size haber veriyorum. Allah bana en yakın akrabalarımı
uyarmamı emretti. Allah’tan başka ilah yoktur demediğiniz sürece size ne
bu dünyada ne de ahirette bir faydam dokunur.” (Belazuri, I. 120).
Kureyşliler, Hz. Muhammed’in İslam’a davet faaliyetlerine engel
olması için amcası Ebu Talib ile üç defa görüştü. Ebu Talib birinci müracaatı gönül alıcı bazı sözlerle savuşturdu. İkincisinde Kureyşliler tehdit
edici ifadeler kullanınca Resulullah’ı çağırdı ve kabilesine karşı daha
fazla direnemeyeceğini söyledi. Amcasının kendisini artık himaye etmeyeceğini düşünen Hz. Peygamber şöyle dedi: “Bu işten vazgeçmem için
güneşi sağ elime, ayı da sol elime verseler hiçbir şey değişmez, Allah bu
dini üstün kılıncaya kadar çalışacağım veya bu uğurda öleceğim.” (tbn
Hişam, 1. 266). Bu arada bazı Kureyşliler’in bizzat Hz. Peygamber’le görüşüp onu davasından vazgeçirmeye çalıştıkları, kendisine para ve
mevki teklifinde bulundukları da kaydedilmektedir.
Hz. Peygamberin Mekke döneminde en dikkat çekici gelişmelerden birisi Hz. Hamza ile Hz. Ömer’in Müslüman oluşlarıdır. Bu iki
önemli şahsiyetin İslam’a girişi Mekke’de Müslümanların gücünü artırmış ve ciddi bir moral takviyesi yapmıştır. Ancak buna rağmen Müslümanlara yapılan baskı ve takibatlarda bir azalma olmamıştır. Nitekim
aralarında Hz. Osman ve eşi Resulullah’ın kızı Rukıyye’nin de bulunduğu bazı Müslümanlar Habeşistan’a hicret etmek durumunda kalmışlardır. On bir erkekle dört kadından oluşan bu kafile MS. 615 yılında Habeşistan’a gitmiştir. Yaklaşık bir yıl sonra Hz. Peygamber yüz sekiz kişiden
oluşan ikinci bir kafilenin de Ca’fer b. Ebi Talib önderliğinde Habeşistan’a göç etmesine izin vermiştir. Müşriklerin Mekke’de kalan Müslümanlara yönelik baskı ve saldırıları artarak devam etmiş ayrıca Müslümanlar yaklaşık üç yıl (617-620) toplumdan tecrit edilmiş bir şekilde
tam bir sosyoekonomik boykot ve kuşatma altında yaşamak durumunda kalmışlardır. Kuşkusuz bu durum, Mekke döneminde Müslümanların yaşadıkları en zor anlar olarak hafızalarda kalmıştır. Nübüvvetin 10. yılında Ebu Talib ile Hz. Hatice’nin üç gün arayla vefat etmesi (10 Ramazan/19 Nisan 620) Hz. Muhammed ve Müslümanlar için bir başka üzüntü kaynağı olmuş ve bu yıla “hüzün yılı” denilmiştir.
Hz. Peygamber Mekke’de artan baskılar karşısında kendisine İslam
mesajını tebliğ etmede daha özgür bir ortam aramaya çalışmış ve bu nedenle Mekke dışına yönelmiştir. Bu amaçla yanına Zeyd b. Harise’yi alarak Sakif kabilesinin yaşadığı Taife giden Hz. Muhammed’e Taif ileri gelenleri kaba davranmışlar ve halkı kışkırtarak onun taşlanmasına ve şehir
dışına çıkarılmasına neden olmuşlardır. Oldukça acı bir tecrübe olan bu
olayda Hz. Muhammed Taiflilerin hidayete kavuşması için dua etmiştir.
620 yılı İslam tarihi açısından önemli bir gelişmeye kapı aralamıştır.
Bu tarihte Hz. Peygamber, hac mevsiminde Yesrib’den gelen Hazrec kabilesine mensup altı kişilik bir gruba İslamiyet’i tebliğ etmiş, onlar da İslamı benimsemişlerdir. İçlerinden Es’ad b. Zucire, Yesrib’e dönerek bu yeni
dini anlatıp bir yıl sonra tekrar Akabe’ de Resul-i Ekrem’le buluşma sözü
verdi. Ensar zümresinin çekirdeğini oluşturan bu altı kişinin faaliyetleri
neticesinde birçok Yesribli Müslüman oldu. Ertesi yıl onu Hazrecli, ikisi
Evsli olmak üzere on iki kişi Resulullah’la gizlice Akabe’ de buluştu. Birinci Akabe Biatı adıyla anılan buluşmada bu grup Allah’a ortak koşmamak,
hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek ve iftira etmemek üzere Hz. Muhammed’e biat etti. Hz. Peygamber Yesrib halkına
Kur’an’ı ve islam’ı öğretmesi ve namaz kıldırması için Mus’ab b. Umeyr’i
onlarla birlikte gönderdi. Mus’ab’ın bir yıl içindeki faaliyetleri Yesrib ileri
gelenlerinin Müslüman olmasını sağladı. Nübüvvetin 13. yılı (Ms 622) hac
mevsiminde ikisi kadın yetmiş beş Yesribli Müslüman Mekke’ye geldi ve
hacdan sonra yine Akabe’ de Resulullah’la gizlice buluştu ve Resulullah’a
biat etti. Akabe Biatları, Müslümanların yeni bir merkez edinmeleri, sosyal ve siyasal anlamda yeniden yapılanmaları açısından bir dönüm noktası oldu. Bu gelişme İslam tarihindeki en önemli hadiselerden birisi, sosyal
ve siyasal güç olma açısından bir başlangıç olan Hicret’e kapı araladı.
B. Hicret
islam’ın Mekke’de tebliğine ve tutunmasına imkan görmeyen Hz.
Muhammed, Medinelilerle yaptığı Birinci ve İkinci Akabe Biatlarından
sonra kendilerine himaye vaat eden Yesrib’e (Medine) hicret etmeleri
için Müslümanlara izin verdi. İkinci Akabe Biatı’ndan sonra Hz. Muhammed’in hicrete izin vermesi üzerine ilk defa Amir b. Rebia ile hanımı Leyla bint Ebi Hamse, Yesrib’e göç etti, ardından diğer sahabiler kafileler halinde Mekke’den ayrılmaya başladı.
Mekke’nin yönetim ve istişare merkezi olan Darunnedve’de toplanan müşrik Araplar İslamın önlenemeyen gelişmesi ve artık Mekke sınırlarını aşan yaygınlığı karşısında son bir hamle yapmaya karar verdiler
ve Ebu Cehil’in teklifiyle Resulullah’ı öldürmeyi planladılar. Suikast niyetinden vahiy yoluyla haberdar olan Hz. Peygamber, Ebu Bekir’le birlikte hicret hazırlığına başladı. Hz. Peygamber ve Ebu Bekir bir gece
Mekke’den ayrılıp Sevr dağındaki mağaraya saklandılar. Üç gün sonra
kılavuzlarının getirdiği develere binerek Yesrib’e doğru yola çıktılar (1
Rebiulevvel/13 Eylül 622). Yesrib’e ulaşınca şehir halkı kendisini büyük
bir coşku ile karşıladı. Resulullah, devesinin çöktüğü yerin en yakınında
bulunan Ebu Eyyı1b el-Ensan’nin evine misafir oldu. Onun hicreti sefıebiyle Yesrib şehri Medine (Medinetu’r-Resul) adını aldı.
Hicret birçok açıdan İslam tarihi için bir başlangıç/milat oldu ve
bu nedenle Müslümanlar takvimlerini Hicret’le başlattılar. Hicret, Müslümanların baskı ve zulümden kurtulmaları ve sosyal ve siyasal açıdan
özgürleşmeleriydi. Yine Hicret, Hz. Muhammed önderliğinde yeni bir
merkezde oluşturulacak olan siyasal yapılanmanın başlangıcıydı. Bir
başka açıdan ise Hicret, Müslümanlar için bireysel anlamda alışkın oldukları yerleşik yaşamlarından, mal ve mülklerinden feragat etmeleri ve
Allah ve Resulü için fedakarlıkta bulunmaları anlamına gelmekteydi.
C. Medine Dönemi
Hz. Muhammed’in yaşantısındaki Medine dönemi İslam toplumunun teşkilatlanması, dışa açılması ve İslam mesajının yayılması ağırlıklıdır. Hz. Peygamber’in, hicretten hemen sonra yaptığı ilk şey, Mekke’deki. evlerini terk ederek Medine’ye göç eden muhacirlerin barınma ve
benzeri günlük ihtiyaçlarını çözmek olmuştur. Bu doğrultuda o, onların
her birini Evs veya Hazrec kabilesinden bir Müslümanla kardeş ilan etmiştir. Peygamber’in yaptığı bir diğer önemli faaliyet, ağırlığını Mekkeli
ve Medineli Müslümanlarla, Yahudilerin teşkil ettiği yeni Medine toplumunu oluşturan grupları kendisinin başkanlığında bir şehir devleti halinde teşkilatlandırmaktır. Bu doğrultuda o, Müslümanlar, Yahudiler ve
gayrimüslim Araplar arasında barış ve güven içinde bir arada yaşamanın şartlarını bir metinle belirlemiştir. Medine Vesikası ya da Sözleşmesi olarak adlandırılan bu metin Medine’de kurulan şehir devletinin adeta bir
anayasası olmuştur. Bu sözleşme, kabileyi esas alan üyelik anlayışı ve
dar otorite kalıpları yerine yeni bir siyasi üyelik tanımı getirmiş, ardından devlet siyasi güç olarak örgütlenmiş ve yayılmaya başlamıştır.
Hz. Muhammed Medine’de toplumun sosyal ve siyasal yapılanmasını belirleyen bu adımları atarken Kureyşliler, mallarının büyük bir
kısmını bırakarak hicret eden Müslümanların Mekke’de kalan mallarını
zimmetlerine geçirdiler. Kureyşliler, Müslümanların geride bıraktıkları
mal ve mülkleri de kullanarak Arap yarımadasının güney ve kuzey istikametlerine doğru ticaret kervanları düzenlemekteydiler. Doğal olarak
bu durum, muhacir Müslümanları oldukça rahatsız etmekteydi. Sonunda Müslümanlar, Ebu Sufyan’ın idaresinde olan bir ticaret kervanına,
Suriye’den dönerken Bedir’de baskın düzenlemek için harekete geçtiler; kervan bu baskından kurtuldu. Ancak Ebu Cehil kumandasındaki
müşriklerden oluşan bir ordu Bedir’de Müslümanlarla karşı karşıya geldi (Ms 624). Bu savaşı Müslümanlar kazandı ve savaşta müşriklerin birçok ileri geleni öldü. Bundan yaklaşık bir yıl sonra müşrikler Bedir’in
intikamını almak üzere yeniden büyük bir orduyla Müslümanlara karşı
saldırıya geçti. Uhud eteklerinde iki ordu karşı karşıya geldi ve başlarda
Müslümanların lehine gelişen çatışmalar sonradan aleyhine dönmeye
başladı. Ancak sonuçta Müslümanların tepelere çekilmesiyle müşrikler
tekrar Mekke’ye döndü. Mekkeli müşriklerin Müslümanlara yönelik bir
diğer büyük saldırı girişimi, Müslümanların Medine etrafına hazırladıkları taktik savunma planı ile sonuçsuz kaldı. Bir müddet kuşatmada bulunan Mekkeliler sonuçta Müslümanlarca hazırlanan hendekleri geçemeyerek kuşatmayı kaldırmak zorunda kaldı.
Hz. Muhammed, Medine’ye hicret ettiği sırada şehir halkının yarıya yakın nüfusunu teşkil eden Yahudilerle baştan itibaren olumlu ilişkiler kurmaya çalıştı ve onlara karşı hoşgörülü davrandı. Medine Sözleşmesinin tarafları arasında onlar da vardı. Ancak çok zaman geçmeden
Medine’deki Yahudiler, Müslümanlara karşı çeşitli tacizlerde bulunarak
anlaşma maddelerini ihlal etmeye başladı. Örneğin, Ben! Kaynuka çarşısına giden Müslüman bir kadının tacize uğraması ve yardım için gelen
sahabinin tacizi yapan Yahudi’yi öldürmesi, kendisinin de şehit edilmesi
üzerine bu kabileyle yapılan antlaşma bozulmuş oldu. Hz. Peygamber
Şevval 2 (Nisan 624) tarihinde Ben! Kaynuka’nın üzerine yürüdü ve onları kuşatma altına aldı. Sonunda bu kabile mensupları Medine’yi terk et ti. Bir diğer Yahudi kabilesi olan Nadiroğulları ise Hz. Peygamber’e suikast tertip etti. Üzerine bir taş yuvarlamak suretiyle Peygamber’i ve yanındakileri öldürmeye teşebbüs ettiler. Durumu fark eden ve bu suikasttan kurtulan Hz. Peygamber onlardan on gün içinde şehri terk etmelerini
istedi. Sonunda onlar da Medine’den ayrıldı. Bir diğer Yahudi kabilesi
olan Kureyzaoğulları ise Ahzab ya da Hendek savaşında Müslümanların
düşmanlarıyla gizliden ittifak yaparak Müslümanlara ve Medine Sözleşmesine ihanet etti. Böylelikle onlarla yapılan ittifak da sona ermiş oldu.
Medine döneminde yaşanan en önemli olaylardan birisi Hudeybiye Antlaşması’dır. Hicri altıncı yılda (628) Mekkelilerle yapılan bu antlaşma sonrası Hz. Muhammed ve Müslümanlar tslam’ın yayılışı faaliyetleri açısından önemli bir fırsat elde etti. Bu antlaşmanın hemen sonrasında Fetih suresi nazil oldu. Bu antlaşma ile başlayan dönemde Hicaz
bölgesinin dört bir tarafına Müslüman tebliğciler gönderildi; ünlü komutan Halid b. Velid de dahil Mekke’nin birçok önemli siması Müslüman oldu. Bir süre sonra Mekkeli müşrikler bu antlaşmayı bozdu ve
Müslümanlar 630 yılında Mekke’yi fethetti. Çatışma olmaksızın ve kan
akıtılmaksızın Mekke’ye giren Hz. Muhammed, Mekkelilere karşı engin
bir hoşgörü gösterdi, intikam peşinde koşmadı.
Mekke’nin fethi sonrası da Medine’ de yaşamayı sürdüren Hz. Muhammed hacca gitmek için hazırlığa başladı ve bütün Müslümanların
katılmasını istedi. 26 Zilkade 10 (23 Şubat 632) tarihinde yanında hanımları ve kızı Fatıma olduğu halde Müslümanlarla beraber Medine’den
hareket etti; Arafat vadisinde sayıları yüz yirmi bini aşan ashabına Veda
Hutbesi diye anılan meşhur konuşmasını yaptı. İslam’ın birçok temel
esasları gibi bu konuşmada Hz. Muhammed tüm Müslümanlara şu vurguyu da yaptı: “Gerçekte ben size öyle bir şey bırakıyorum ki ona sıkı
sarılır da sebat ederseniz dalalet ve sapıklığa düşmezsiniz; bu Allah’ın
Kitabı ve onun peygamberinin sünnetidir.”
Hz. Peygamber, hicretin 11. yılında hastalandı ve eşi Hz. Aişe’nin
kolları arasında “ma’a’r-refikı’l-a’la” (en yüce dosta) sözüyle ruhunu teslim etti (13 Rebiulevvel 11/8 Haziran 632, Pazartesi).

DHBT
22 Kasım 2020 Pazar
ÜYELİK

Üye OlŞifremi Unuttum

2018 YILI 9500 KUR’AN KURSU ÖĞRETİCİSİ, İMAM HATİP VE MÜEZZİN KAYYIM ALIMI TABAN PUANLARI 2018 Yılı 9500 Kur’an Kursu Öğreticisi, İmam Hatip ve Müezz... Devamı

Tüm hepsinde aşağıda verilen şekilde ki gibi olacaktır.   KPSS Genel Yetenek : %15 KPSS Genel Kültür : %15   DHBT 1 : %30   DHBT 2 : %40   Ortaöğreti... Devamı

Merakla beklenen 2018 DHBT sınavı 09. Aralık Pazar günü Ösym tarafından  belirlenen sınav merkezlerinde gerçekleştirilecek. Sınav sonuçları ise 04.01... Devamı

KPSS SONUÇLARI NE ZAMAN AÇIKLANACAK? ÖSYM tarafından yapılan duyuru ile KPSS sonuçlarının açıklanma tarihi netlik kazandı. ÖSYM’nin sınav takvi... Devamı

a) DHBT, çoktan seçmeli test olarak uygulanacaktır. b) DHBT’nin ilk bölümü (DHBT-1) temel din bilgisisorularından oluşacaktır ve tüm öğrenim düzeyler... Devamı

Tüm hepsinde aşağıda verilen şekilde ki gibi olacaktır.   KPSS Genel Yetenek : %15    Dini Haberlerim KPSS Genel Kültür : %15   DHBT 1 : %30   DHBT 2... Devamı