DHBT Dersleri-105-“Kur’an’ın Derlenmesi ve Çoğaltılması”

Sınav Defteri
Mayıs 26, 2020

Günümüzde dünyanın hemen her tarafında yaşayan yaklaşık bir buçuk milyar insanı bünyesinde barındıran İslam, diğer evrensel dinlere kıyasla genç ve dinamik yapısıyla ve eşsiz Allah inancıyla dikkati çeker. Terim anlamı itibarıyla Allah’a yönelmek, teslim olmak ve tevhit
inancına bağlanmak anlamlarına gelen İslam, hala dünyanın en hızlı yayılan inanç sistemlerinden birisi olarak karşımıza çıkar.
Genelde İslam tarihinin Miladi 7. yüzyıl başlarında Hz. Muhammed’le birlikte başladığı düşünülür; ancak İslam kendi tarihini Hz.
Muhammed’le ve Kur’an’la değil ilk insan Hz. Adem’le başlatır. Buna
göre İslam tarihi insanlık tarihiyle özdeştir ve İslam hem ilk hem de
son dindir; zira o, Allah’ın insanlık için öngörmüş olduğu yegane inanç sistemidir. Bu inanç sisteminin özünü Allah’ın emir ve iradesine
teslimiyet oluşturmakta ve adını da bu özelliğinden almaktadır. Dolayısıyla İslam, bütün peygamberlerin tebliğ ettikleri dinin adıdır. Peygamberlerin tebliğlerinin esasını ise Allah’ın varlık ve birliğini tanıyıp onun kudret ve iradesine teslim olma ilkesi oluşturmaktadır. Nitekim
Kur’an’da Müslüman ismi birçok peygamberle irtibatlı olarak kullanılır. Örneğin Nuh, “Bana Müslümanlardan olmam emrolundu.” demekte (10. Yunus, 72); İbrahim’e Müslüman olması emredilmekte (2. Bakara, 131); İbrahim ve Yakub, oğullarına, “Allah sizin için bu dini seçti, o halde sadece Müslümanlar olarak ölünüz.” tavsiyesinde bulunmaktadır (2. Bakara, 132). Aynı şekilde İsrailoğullarına gönderilen
peygamberler de İslam kelimesiyle aynı kökten gelen fiil ve isimlerle
Allah’a teslim olmuş kişiler olarak takdim edilmektedir (5. Maide, 44).
Yine Hz. Muhammed de kendisine, tebliğ ettiği dine inanan ilk Müslüman olmasının emredildiğini ve böylece Müslümanların ilki olduğunu
bildirmektedir (6. En’am, 14 ve 163; 40. Mümin, 66).
İslam’a göre böylelikle bütün peygamberler birer İslam peygamberi, onlara vahyolunan bütün ilah! mesajlar da insanlara İslamı öğreten
ilah! kitaplardır. Allah, tarihsel süreçte tevhit akidesinden sapmalar söz
konusu olduğunda tekrar tekrar elçiler göndererek, onlar vasıtasıyla insanlara ilah! mesajını iletmiş, insanlığı sürekli uyarıp ikaz etmiştir. İslam
peygamberlerinin sonuncusu olan Hz. Muhammed ile ilah! vahyin son
temsilcisi olan Kur’an ise insanlık tarihi boyunca İslam’ı insana anlatma
ve öğretme konusundaki ilah! mesajın ya da kitabın kıyamete kadar kalıcı olmak üzere tashih edilerek yeniden ifade edilişidir. Bir diğer ifadeyle Kur’an’la birlikte ilah! vahiy tamamlanmış ve kemale ermiştir:
Bugün sizin için dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak 1slam’ı seçtim (5. Maide, 3).
Kur’an’da İslam, Allah katındaki “hak dinin” karşılığı ve özel adı
olarak belirlenmiş, ondan başka hiçbir dinin Allah tarafından kabul
edilmeyeceği vurgulanmıştır (3. Al-i İmran, 19, 85). Gerçek ve dosdoğru
din anlamındaki “d!n-i kayyim”, “sırat-ı müstakim” gibi Kur’an ifadeleri,
İslam’a tekabül eden asli dini tanıtma amacını taşırken, Hz. İbrahim için
“Hanlf” ve “Müslim/Müslüman” vasıflarının yan yana ve eş anlamlı kullanılması da (3. Al-i İmran, 67) İslam’ın, saf tevhit inancının ve hak dinin
ifadesi olduğunu göstermektedir. Cahiliye döneminin yaygın geleneği olan şirk inancının aksine,
Kur’an’ın mesajıyla Allah, her açıdan mutlak üstün varlık, tek ilah ve
Rab olarak kabul edilmiştir. Ona yapılan kulluk, itaat, teslimiyet ve tevazu ifade eden terimler arasında en önemlisi olan, “kişinin bilerek ve samimiyetle kendisini Allah’a teslim etmesi” anlamına gelen ‘İslam’ terimiyle belirtilmiştir. Allah’a kayıtsız şartsız teslim olan kişi ise Müslim ya
da Müslüman olarak adlandırılmıştır.

1. Kur’an
İslam’ın en temel kaynağı ve referansı olan Kur’an-ı Kerim Hz. Muhammed aracılığıyla insanlara iletilen ilahi mesajdır. Kur’an teriminden
başka bu ilahi mesaja kitab, kelam, nôr, furkan, şifa, zikir, el-urvetü’l-vüska ve benzeri birçok isim ve sıfat verilmektedir. el-Kur’an, okunan metin
anlamına gelmektedir. Kitab terimi ise vahiyle insanlığa aktarılan ilahi
mesajı/öğretiyi ifade etmektedir. Bundan başka bu terim Kur’an’ın yazılı
bir vahiy olduğuna da atıfta bulunmaktadır; zira kitab terimi sözlü olduğu
gibi yazılı bir mesaj anlamına da gelmektedir. Bundan başka Kur’an’ın ileriki dönemlerde sayfalar halinde yazılmış ve iki kapak arasında toplanmış
bir metin olması nedeniyle ona Mushaf da denilmektedir.
islam’a göre Allah tarih boyunca insanlığa peygamberler aracılığıyla kitabını ya da ilahi mesajını iletmiştir. Bütün bu mesajların özünü
tevhit akidesi oluşturmaktadır. Kur’an son mesaj olarak kendisinden önceki ilahi mesajları ya da kitapları tasdik etmekte ve doğrulamaktadır.
Kur’an-ı Kerim, Hz. Muhammed’e yirmi üç yıl süresince nazil olan
ayetlerden oluşmaktadır. Kur’an’ın Hz. Muhammed’e vahyedilmesiyle
ilgili İslami kaynaklarda yer alan bilgileri, Hz. Muhammed’in vahye hazırlanması, Kur’an’ın ilk inzali ve sonraki dönem gibi birkaç kategoride
ele almak mümkündür. Hz. Muhammed’in, kırk yaşına yaklaştığında
onda daha önce görülmeyen bazı hallerin ortaya çıktığı, yalnız kalma ve
tefekküre dalma arzusuyla Hira mağarasına gitmeye ve orada azığı bitinceye kadar kalmaya başladığı rivayet edilir. Burada onun kendisinde
ortaya çıkan yeni halleri anlamaya çalıştığı ve Allah’a ibadet ettiği anlatılır. Dört-beş yıl kadar sürdüğü tahmin edilen bu hazırlık döneminin ardından yine Hira mağarasında ibadet ederken yaklaşık olarak
610/611’de vahiy meleği Cebrail ilk defa yanına gelerek ona “oku” demiş ve Kur’an’ dan ilk vahiyleri ona iletmiştir:

Yaratan Rabbinin adıyla oku!
O, insanı ‘alak’tan yarattı.
Oku! Kalemle öğreten, insana bilmediğini bildiren Rabbin, en büyük kerem sahibidir (96. Alak, 1-5).
Alak suresinin bu ilk beş ayetinin nüzulünden sonra vahiy bir müddet kesilmiştir (Buhar!, “Bed’u’l-vahy”, 3). Bu dönemin süresi hakkında on beş gün ile üç yıl arasında değişen farklı müddetler nakledilmektedir. Ancak bu ara dönem sonrası Kur’an’ın vahyi yeniden devam
etmiş ve on üç yılı Mekke’de olmak üzere yirmi üç yıl boyunca Kur’an, Hz. Muhammed’e vahyedilmiştir.

A. Kur’an’ın Derlenmesi ve Çoğaltılması
Hem okunan ve ezberlenen hem de yazılan bir vahiy olarak
Kur’an, henüz Hz. Muhammed döneminde birçok sahabi tarafından ezberlenmiş ve ‘vahiy katibi’ adı verilen kişilerce parçalar/fragmentler halinde yazıya geçirilmiştir. Hz. Peygamber, gelen vahiyleri öncelikle insanlara tebliğ etmiş ardından da bunu vahiy katiplerine yazdırmıştır, ayrıca birçok kişi Kur’an metinlerini ezberlemiştir. Hz. Peygamber tarafından görevlendirilen vahiy katipleri, nazil olan ayetleri develerin kürek ve kaburga kemikleri, tabaklanmış deri parçaları, taşlar, hurma dalları, seramik parçaları, tahta, parşömen ve papirüs gibi çeşitli malzemeler
üzerine yazmışlardır. Kur’an ayetlerinin Hz. Peygamber’in sağlığında bir
araya getirilerek kitap şeklini aldığına dair bir bilgi bulunmamaktadır. O
dönemde Kur’an’ın iki kapak arasına alınmamasının asıl sebebi Resulullah hayatta olduğundan vahyin ne zaman kesileceğinin bilinmemesidir.
Çeşitli kaynaklarda Ramazan aylarında Hz. Muhammed ile Cebrail’in o
güne kadar inen ayetleri birbirlerine karşılıklı olarak okudukları, dolayısıyla o güne kadar inzal olmuş olan Kur’an metnini baştan aşağı tekrar
ettikleri anlatılmaktadır.Hz. Muhammed’in vefatı öncesi dönemde son ayetin “Bugün sizin için dininizi ikmal ettim … ” (5. Maide, 3) şeklinde başlayan ayet olduğu ifade edilir. Bunun akabinde Hz. Muhammed vefat etmiş ve böylelikle Kur’an’ın vahyi son bulmuştur. Peygamberin vefatından sonra
Kur’an’ın derlenip toplanması çalışmaları başlamıştır. Bu çalışmalar
önemli ölçüde buna duyulan bir ihtiyaçtan kaynaklanmıştır. Zira özellikle Yemame savaşı ile diğer bazı savaşlarda hafız sahabilerden bir kısmının şehit olması, başta Hz. Ömer olmak üzere birçok Müslümanı telaşlandırarak harekete geçirmiştir. Kaynaklarda anlatıldığına göre Kur’an’ın toplanması (cem) fikrini Halife Ebu Bekir’e açan Hz. Ömer bu hususta onu ikna etmiş, Hz. Ebu Bekir de bu görevi Zeyd b. Sabit’e vermiştir. Yapılan duyuruyla, yanlarında yazılı Kur’an nüshaları ve parçaları/fragmentleri olanların bu metinlerin Kur’an ayetleri olduğuna dair iki
şahitle birlikte görevli heyete başvurmaları istenmiştir. Zeyd ve diğer
heyet üyeleri son okumayı da dikkate alarak ashabın getirdiği yazılı metinleri kontrol etmiş ve yazmışlardır. Böylece Kur’an yazılı malzeme ve ezber yardımıyla eksiksiz olarak toplanmış ve Hz. Ebu Bekir’e teslim edilmiştir. İki kapak arasındaki bu derlemeye ‘Mushaf’ adı verilmiş, bu kitap Ebu Bekir’den sonra Ömer’e, onun vefatı ile kızı ve aynı zamanda Resulullah’ın eşi olan Hz. Hafsa’ya intikal etmiştir.Hz. Ömer ve Osman devrinde artan fetihlerle genişleyen İslam coğrafyasında Arapların dışındaki Müslümanlar, kendi bölgelerinde meşhur olan sahabinin mushaf ve kıraatiyle (okuyuşuyla) Kur’an’ı öğrenip okuyor, muhtemelen bu mushaflardan kendileri için özel nüshalar çıkarıyorlardı. Bu uygulama devam ederken “yedi harf” ruhsatına ve Arap dilinin yapısına bağlı olarak ortaya çıkan bazı kıraat farklılıklarını doğru biçimde değerlendiremeyenler, bunu önemli bir ihtilaf sebebi olarak gördüler ve ciddi tartışmalar başlattılar. Bu bağlamda ortaya çıkan tartışmalar bazı Müslümanları endişelendirdi. Örneğin Huzeyfe b.Yeman, Suriyeli ve Iraklı askerler arasındaki kıraat ihtilafından rahatsız oldu ve Halife Osman’ın yanına gelerek konuya bir çözüm bulmasını teklif etti. Muhtemelen başka şikayet ve ihtilafları da göz önünde bulunduran Hz. Osman, Hafsa’nın elindeki Ebu Bekir mushafını çoğaltarak belli başlı merkezlere göndermeye karar verdi. İstinsah ve çoğaltma işi için başkanlığını yine Zeyd b. Sabit’in yaptığı bir heyeti görevlendirdi.
Yardımcılarla birlikte üyelerinin sayısı on ikiye ulaşan heyet çalışmalarını başarıyla tamamladı ve orijinal nüsha Hafsa’ya iade edildi. Hicri 25-30
(Ms 646-651) yılları arasında gerçekleştirilen bu çalışma sonunda çoğaltılan Kur’an nüshaları Mekke, Küfe, Basra, Şam, Yemen ve Bahreyn’e gönderilmiş, bir nüsha da Medine’ de bırakılmıştır.Böylelikle Kur’an’ın derlenip iki kapak arasına alınması ve çoğaltılması işi tamamlanmıştır. Kur’an, içeriği yanı sıra, oldukça erken dönemde henüz Peygamberin yaşamı esnasında hem yazılı hem de şifahi olarak kayıt altına alınan özelliğiyle de diğer evrensel dinlere ait kutsal
metinlerden ayrılmaktadır. Kur’an’ın Hicri takvimin henüz başlarında
kayıt altına alınan metni, o günden bu güne otantizmini/sahihliğini korumuş ve günümüze kadar varlığını devam ettirmiştir.
B. İçeriği
Kendisini, beyan, alemler için öğüt, doğruluk rehberi, yol gösterici, rahmet, müjdeci, açık bir delil ve nur olarak tanımlayan Kur’an, Arapça olarak nazil olan bir kutsal kitaptır.
O, Kuran’ı Allah’ın izniyle kendinden öncekini tasdik ederek,
yol gösterici ve inananlara müjdeci olarak senin kalbine indirmiştir (2. Bakara, 97) .
… Kuran uydurulabilen bir söz değildir. Fakat kendinden önceki kitapları tasdik eden, inanan millete her şeyi açıklayan,
doğru yolu gösteren bir rehber ve rahmettir (12. Yusuf, 111).
Biz onu, anlayasınız diye, Arapça bir Kuran olarak indirdik (12. Yusuf, 2).Kur’an metni ‘sure’ olarak adlandırılan farklı uzunluklardaki çeşitli bölümlerden oluşur; her bölüm ise ayetlerden meydana gelir. Bazı sureler yalnızca üç ayetten oluşurken bazıları ise yüzlerce ayetten meydana gelmektedir. Kur’an surelerinin mevcut dizilişine göre ilk sure Fatiha son sure ise Nas’tır. Kur’an’ın nüzulü dikkate alındığında ilk nazil olan ayetler Alak surenin baş kısmıdır. Sure olarak ise Fatiha’nın Kur’an’ın ilk nazil olan suresi olma ihtimali yüksek olduğu düşünülmektedir.Kur’an’ın yirmi üç yıllık bir sürede Mekke’de ve Medine’de nazil
olduğu dikkate alındığında bazı surelerin Mekke’de bazılarının ise Medine’ de nazil olduğu anlaşılacaktır. Buna göre Mekke’de nazil olan surelere Mekki, Medine’de nazil olanlara ise Medeni denilmektedir. Surelerin Mekki ve Medeni olmasıyla ilgili görüşler arasında en fazla kabul göreni, indiği yere bakılmaksızın hicretten önce nazil olan ayet ve surelerin Mekki, hicretten sonra nazil olanların Medeni sayılması gerektiği şeklindedir. Yaygın olan görüşe göre surelerin seksen altısı Mekki, yirmi
sekizi Medeni’dir. Bazı Mekki sureler içinde Medeni ayetler de bulunmaktadır. Kur’an’ın Mekki olan ayetlerinde daha çok inanç konularından, müşriklerin içine düştüğü çelişkilerden, geçmiş ümmetlerin başına gelen hadiselerden, ahlaki ve insani değerlerden bahsedilmiş olup bu
ayetler çoğunlukla kısa ve şiirsel bir anlatıma sahiptir. Buna rağmen
Rahman suresi gibi bazı Medeni surelerin Mekki surelerdeki üslubu taşıdığı da görülmektedir.
Hz. Muhammed’in yaşadığı dönemde Mekke’de Allah’a ortak
koşma, putperestlik, kabileci, maddeci, hazcı bir ahlak ve hayat anlayışı
hakim olduğu için bu dönemde nazil olan surelerde ağırlıklı olarak Allah’ın birliğine, kudretine ve lütufkarlığına, ahiret gününe ve ba’s, haşir,
amellerin karşılığı gibi ahiret meselelerine dair ayetlerle insanlarda merhamet ve feragat duygularını geliştirmeyi, temel haklar bakımından insanlığın eşitliği fikrine dayalı bir ahlak bilinci oluşturmayı hedefleyen
ayetler geniş yer tutar. Bu surelerde genellikle tevhit ve ahiret konuları
hakkında, insanın bizzat kendi oluşumundan, canlı ve cansız tabiattan
ontolojik, kozmolojik ve psikolojik deliller gösterilir. “Dinin ana gayeleri” denilen din, can, akıl, mal ve nesebin korunması hususundaki temel
hükümlerle fazilet ve ahlak prensipleri de Mekki surelerin ağırlıklı konularındandır. Daha çok Mekke döneminin ortalarında nazil olmaya
başlayan ve hacimleri gittikçe genişleyen surelerde (mesela Hicr, İsra,
Meryem, Enbiya, Şuara, Saffat, Zuhruf, Kamer, Nuh sureleri) Araplar’ın
en azından bir kısmı hakkında bilgi sahibi oldukları Nuh kavmi, Ad, Semud, İsrailoğulları gibi eski kavimlerle onlara gönderilmiş olan peygamberlerin hayatından ibret ve ders almaya değer bilgiler verilerek Hz.
Muhammed’in davet ettiği dindeki temel ilkelerin bütün peygamberlerin tebliğlerinde yer almış evrensel ilahı hakikatler olduğu, önceki peygamberlerin de tebliğ faaliyetleri sırasında Hz. Muhammed’in çektiklerine benzer sıkıntılar yaşadıkları ve bunlara göğüs gerdikleri, onların davetlerini kabul edenlerin kurtuluşa erdikleri, inkar edenlerin ise Allah’ın
mutlak yasası (Sünnetullah) gereğince helak olup gittikleri bildirilir.
Medeni surelerde ise Mekki surelerin ihtiva ettiği başlıca konuların yanında ibadetler ve muamelat konuları ağırlık kazanmıştır. Medine
şartlarında gelen ayetlerde, burada cereyan eden olaylarla ilgili başka
konuların ve içe dönük yeni bir hitap tarzının ağırlık kazandığı görülür.
Böylece bir yandan İslam dışı topluluklarla (müşrikler, münafıklar, Ehl-i
Kitap), öte yandan yeni İslam toplumunun içyapısıyla ilgilenmek, iç düzenini kurmak ve geliştirmek gerekiyordu. Nitekim seksen sekiz yerde
tekrar edilen “ey iman edenler” şeklindeki hitap tarzının tamamı Medine’de inen ayetlerde yer almaktadır. Başta Medeni surelerin en uzunla-rından olan Bakara ve Al-i lmran olmak üzere bu dönemde inen bazı
surelerde Yahudiler’e ve genel olarak Ehl-i Kitaba, onların tarihlerine oldukça geniş yer verilmiştir.
İslam’ın tarihte hızlı yayılışı ve kısa zamanda birçok farklı etnik
unsurun İslam egemenliğine girmesi ve Müslümanlaşması, metin olarak
Arapça olan Kur’an’ın anlaşılması açısından yerli dillere tercüme edilmesi çalışmalarını ortaya çıkardı. Bu çerçevede Kur’an ilerleyen zaman
içerisinde Farsça, Türkçe ve benzeri dillere çevrildi. Kaynaklarda belirtildiğine göre ilk tercüme Farsça’ya çok yakın olan Huzistan diliyle yapılan, Mu’tezile alimi Ebu Ali el-Cübbai’ye (ö. 303/916) ait çeviridir. Cahız’ın verdiği bilgilerden anlaşıldığına göre Musa b. Seyyar el-Esvar1 de Kur’an’ı Farsça’ya çevirmiştir. tık Türkçe Kur’an tercümesinin tarihi ve mütercimi ise bilinmemektedir; ancak bu çalışmanın Hicri 4-5. (Ms 10-1 1) yüzyıllarda gerçekleştiği sanılmaktadır. Kur’an’ın çeviri faaliyetleri özellikle son yüzyıllarda hızla artmıştır; öyle ki bugün dünyanın yaygın olarak konuşulan hemen her dilinde Kur’an tercümeleri bulunmaktadır.Ortaçağ’da bazı gayrimüslimlerin de çeşitli amaçlarla kısmen ya da tamamen Kur’an çeviri çalışmaları yaptıkları bilinmektedir. Bu çeviri faaliyetlerinin iki temel amacından birisi Müslümanların temel kaynağını tanıyarak ona karşı reddiyelerde bulunmak bir diğeri ise Müslümanlara karşı yürütülecek misyonerlik benzeri faaliyetlerde Kur’an metinlerini kullanmaktır. Örneğin Batı dillerine yapılmış ilk Kur’an tercümesi olan Robertus Ketenensis (Retinensis) ile Hermannus Dalmata’nın Latince tercümesi (1143) bu düşüncelerle kaleme alınmıştır.

DHBT
22 Kasım 2020 Pazar
ÜYELİK

Üye OlŞifremi Unuttum

2018 YILI 9500 KUR’AN KURSU ÖĞRETİCİSİ, İMAM HATİP VE MÜEZZİN KAYYIM ALIMI TABAN PUANLARI 2018 Yılı 9500 Kur’an Kursu Öğreticisi, İmam Hatip ve Müezz... Devamı

Tüm hepsinde aşağıda verilen şekilde ki gibi olacaktır.   KPSS Genel Yetenek : %15 KPSS Genel Kültür : %15   DHBT 1 : %30   DHBT 2 : %40   Ortaöğreti... Devamı

Merakla beklenen 2018 DHBT sınavı 09. Aralık Pazar günü Ösym tarafından  belirlenen sınav merkezlerinde gerçekleştirilecek. Sınav sonuçları ise 04.01... Devamı

KPSS SONUÇLARI NE ZAMAN AÇIKLANACAK? ÖSYM tarafından yapılan duyuru ile KPSS sonuçlarının açıklanma tarihi netlik kazandı. ÖSYM’nin sınav takvi... Devamı

a) DHBT, çoktan seçmeli test olarak uygulanacaktır. b) DHBT’nin ilk bölümü (DHBT-1) temel din bilgisisorularından oluşacaktır ve tüm öğrenim düzeyler... Devamı

Tüm hepsinde aşağıda verilen şekilde ki gibi olacaktır.   KPSS Genel Yetenek : %15    Dini Haberlerim KPSS Genel Kültür : %15   DHBT 1 : %30   DHBT 2... Devamı