DHBT Dersleri-103-“Dinler, Mezhepler ve Kültler”

Sınav Defteri
Mayıs 24, 2020

Birçok inanç sistemi, tarihte ortaya çıkışından ya da vazedilişinden sonra geçen süreçte çeşitli değişimler yaşamıştır. Bu değişimler, bazen o inanç sistemine bağlı olan kişilerin dinin inanç ve ibadetlerine yönelik algılamalarında oluşan farklı yorumlamalara bağlı iç etkenlerle ilişkili olmuştur. Bazen de bir inanç sisteminin diğer inanç sistemleriyle karşılaşması ve zamanla onlardan etkilenmesi şeklinde dış etkenlere bağlı olarak bu değişim gerçekleşmiştir. Hangi bağlamda olursa olsun
dini inanç ve değerlerin farklı anlaşılıp yorumlanması mezhepleşme hareketlerini beraberinde getirmiştir.Dinin kapsamı içerisinde sayılan ekoller olarak nitelenebilecek olan mezhepler, yapıları itibarıyla itikadi, fıkhi ve siyasi olmak üzere üç ana kategoride incelenebilir. İtikadi mezhepler, çeşitli inanç konularında farklı yorumlamalara bağlı olarak ortaya çıkan akımlardır. Tanrı, Tanrı’nın sıfatları, çeşitli metafizik varlıklar, ahiret ve dinde temel kaynağın
ne olduğu gibi konularda farklı değerlendirmeler itikadi mezheplerin
birbirleriyle farklılık arz eden yaklaşımlarını meydana getirir. Örneğin
Hıristiyanlıkta, tanrı oğlu olduğuna inanılan İsa Mesih’in şahsı konusundaki kristolojik tartışmalar birçok mezhep hareketinin oluşumuna sebep olmuştur. Benzer şekilde Yahudi geleneğinde dinde temel referansın ne olduğu (ya da sözlü geleneğin dinde kutsal kitabın yanı sıra bir
referans olup olmadığı) konusu çeşitli mezhep hareketlerinin oluşumuna zemin hazırlamıştır. Diğer taraftan bazı mezhepler de dini hayatın yaşanması veya ibadet anlayışlarıyla ilgili farklı değerlendirmelerden kaynaklanmaktadır. Dini yaşamın nasıllığı konusundaki farklı bakış açıları
ve dinen yapılıp yapılmaması gereken hususlar konusundaki farklılıkların bu mezheplerin oluşumunda etkili olduğu görülmektedir. Örneğin
Caynizmin temel mezhep hareketlerinin ortaya çıkışındaki temel tartışmalardan birisinin giyim konusundaki farklı bakış açıları olduğu bilinmektedir. Son olarak, dini cemaatin siyasal otorite ile ilişkileri ya da siyasal otoritenin dine yönelik algılamaları da çeşitli siyasal mezhep hareketlerinin ortaya çıkışına zemin hazırlamıştır. Din ve siyaset ilişkisi öteden beri birçok dini gelenek (özellikle de evrensel dinler) için ciddi bir
sorun olmuştur. Gerek din adamları ve dinle ilgili kurumların siyasi güçlerle oluşturdukları ilişkiler gerekse siyasal güçlerin kendi politik hesapları uğruna dini grup ve anlayışlara yönelik lehte ya da aleyhte tutumları dinin/ dinlerin siyasallaşması sürecini beraberinde getirmiştir. Bu bağlamda, örneğin Miladi 4. yüzyıl başlarından itibaren Roma’nın resmi dini haline gelen Hıristiyanlığın, bu dönemden itibaren siyasallaşmasından söz edilebilir. Dinin siyasallaşması, çeşitli siyasal veya ideolojik hareketlerin kendi otoriteleri açısından gerekli gördüğü din yorumlarının
ortaya çıkmasını veya bununla irtibatlı gördükleri dini oluşumları desteklemelerini ve dini inanç ve değerlerin kendi siyasal çıkar ve menfaatleri doğrultusunda yorumlanması çabası içinde olmalarını ifade etmektedir. Bu süreç doğal olarak bir inanç sistemi içerisinde bir dizi siyasal
ağırlıklı mezhep hareketinin oluşumunu da beraberinde getirmektedir.
Mezhep hareketleri bir başka açıdan ortodoksi ve heterodoksi
ayrışması şeklinde de kendisini gösterir. Ortodoksi-heterodoksi ayrımı,
farklı dinsel gelenekleri değil, belirli bir gelenek içerisindeki farklılaşmayı ifade etmektedir. Öyle ki aynı gelenek içerisinde yer alan, ancaksosyal yapılanma, teolojik, tarihsel ve etnik arka plan açısından birbirinden farklılık gösteren grup ve anlayışlar, çoğunluğu oluşturup oluşturmama ya da egemen güç olup olmama ve siyasal anlayışlarla özdeşleştirip özdeşleştirmeme açısından farklı kategorilerde sınıflandırılıp
isimlendirilmişlerdir. Bu sınıflamada -bazen istisnai durumlar olsa daortodoksi, genellikle egemen anlayış için kullanılmıştır. Bir başka ifadeyle, kendini çoğunluğun inancını ifade eden merkez! din anlayışıyla
ve egemen siyasal güçle özdeşleştiren dinsel yorum, asıl doğru öğretiyi
savunduğu, doğru ve kabul edilebilir inançların temsilcisi olduğu iddiasıyla Ortodoks olarak tanımlanmıştır. Bu durumda merkez! din anlayışının dışında kalan görüş ve akımlar ise heterodoksi olarak görülmüştür. Bu anlamda heterodoksi, çoğunluğun ya da bazı durumlarda siyasal gücün doğru ve kabul edilebilir saydığı resmi öğretinin dışında kalan her türlü akımı ifade etmektedir. Dolayısıyla, çoğunluğa karşı azınlığı ve resmi din anlayışına karşı muhalefeti temsil eden akımlar heterodoksal mezhepler olarak değerlendirilmiştir. Heterodoksi içerisinde dine, dinsel inanç ve değerlere getirdikleri yorum ve bakış açısıyla yaygın din anlayışının temel değerlerinden sapma temayülü gösterdikleri
düşünülen ve sapkın inanç ve uygulamaları nedeniyle cezalandırılmayı
hak ettiklerine inanılan akımlar ise heretik ya da sapkın akımlar olarak
adlandırılmıştır. Bu durumda heresi, yaygın kabul edilen inançlardan
ya da çoğunlukça temsil edilen öğretilerden kesin bir ayrılık ve farklılaşmayı temsil etmektedir.
Tarihsel süreç içerisinde cereyan eden olaylar ve gelişmeler dikkate alındığında, inanç ve tutumlardan hangilerinin ortodoksiyi hangilerinin heterodoksi veya heresiyi temsil ettiği konusunda farklı anlayışların bulunduğu görülür. Örneğin Hıristiyanlık tarihinde bir dönemde
ortodoksi kapsamında görülen bir kişi ya da öğretinin bir başka dönemde heretik olarak ilan edildiği bilinmektedir. Örneğin Origen’in öğretileri kendi zamanında ortodoksi öğretiler olarak değerlendirilirken, 4. 5.ve 6. yüzyıllarda tenkit edilmiş, acı ve şiddetli çatışmaların nedeni olmuştur. Hatta onun öğretilerinden bazıları lskenderiye, Kıbrıs ve Kudüs’te toplanan bazı yerel konsil kararlarıyla itham edilmiştir.1 Benzer şekilde ilerleyen dönemlerde heresi ya da sapkınlık Papalık tarafından açıktan ya da ima yollu olarak suçlanan ve itham edilen şeyler olarak değerlendirilmiş, dolayısıyla zamanın papalarının kendi inisiyatif ve bakış açılarına göre heresinin kapsamı belirlenmiştir.
Heterodoksal akımların az ya da çok oluşunda dinlerin kaynaklarının ve öğretilerinin yapısı önemli rol oynamaktadır. Örneğin, S.
Runciman gibi bazı araştırmacıların da dikkatini çektiği şekilde,2 Hıristiyanlığa göre İslam’da heterodoksal akımlar daha azdır. Bunun en
önemli nedenlerinden birisi İslam’ın temel kaynaklarının Hıristiyan
kaynaklarına nispetle, tarihsel otantizm açısından üzerinde daha fazla
uzlaşma sağlanan bir yapıya sahip olması; bir diğeri ise İslam inanç
esaslarının sade ve sıradan insanların bilinç ve anlama düzeyine hitap
eden bir özellik taşımasıdır. İslam’a karşılık Hıristiyanlık’ta ise örneğin
dinsel kaynakların otantizmi konusunda çok erken sayılabilecek dönemlerden itibaren çeşitli görüş ayrılıkları ortaya çıkmış ve bu ayrılıklar doktrine! ayrılıklara da zemin hazırlamıştır. Örneğin, henüz 2. yüzyılda ünlü Hıristiyan ilahiyatçı Marcion’un İnciller konusunda ciddi
eleştirilerde bulunduğu ve Luka incili ile Pavlus’un bazı mektupları dışında diğer Yeni Ahit metinlerini otantik saymadığı bilinmektedir.
Marcion’un bu yaklaşımının dışında Hıristiyanlığın ilk yüzyıllarında
heterodoksal akımlarca kullanılan onlarca farklı İncil metninin ve ortodoksi tarafından apokrif ilan edilen diğer dinsel metinlerin olduğu
bilinmektedir. Bunların birçoğu tarihsel süreçte yok olduğu halde, bir
kısmı günümüze kadar varlığını sürdürmüştür.
Tarih boyu dinsel geleneklerde yer alan ortodoksi-heterodoksi
çekişmelerine baktığımızda, ortodoksinin kendisini, “doğru/kanonik
inanç ve öğretilere sahip olan” şeklinde gördüğü ve hakikati ifade etme
konusunda bir tekelcilik ya da monopoli oluşturduğu dikkati çeker. Öyle ki kendi anlayışının dışındaki her tür yorum ve anlayışın doğrunun
dışında olduğunu düşünür. Yine ortodoksi, kendisini hegemonya! güçle özdeşleştirerek ya da egemen gücün siyasal, askeri veya ekonomik
desteğini arkasına alarak tüm toplumda bir üstünlük tesisine yönelir.
Ortodoksinin penceresinden bakıldığında kendisinin dışındaki tüm bakış açıları ve anlayışlar, yalnızca teolojik veya dinsel farklılığı değil, aynı
zamanda siyasal ve kültürel farklılığı, karşıtlığı, değişimi ve yozlaşmayı ifade etmektedir. Doğal olarak bu anlayış, diğer din yorumlarına karşı
bir dışlamayı ve çoğunlukla şiddeti de beraberinde getirmektedir.
Savaşlar, istilalar, sürgünler, göçler ve benzeri nedenlerle farklı
dini geleneklerin zorunlu olarak yan yana varlıklarını devam ettirmeleri durumu, zamanla bu geleneklere bağlı insanların birbirleriyle bilinçli ya da bilinçsiz bir ilişkide bulunmaları durumunu doğurmaktadır. Bu da doğal olarak farklı din mensubu insanların dini anlama ve
yaşama noktasında birbirlerinden etkilenmelerine neden olmaktadır.
Bu durum zamanla yeni din yorumlarının ve mezhepleşme hareketlerinin ortaya çıkışına zemin hazırladığı gibi, bazı durumlarda dini senkretizmin yaşanmasına ve farklı dini değerleri bir araya getirmek suretiyle oluşturulan yeni inanç sistemlerinin/dinlerin oluşumuna da sebep teşkil edebilmektedir. Bu şekilde ortaya çıkan ve farklı inanç sistemlerinden, inanç ve ibadet unsurları taşıyan melez dinsel gelenekler
“senkretik dinler” olarak tanımlanmaktadır. Örneğin İslam ile Hindu
geleneğinden birçok unsur taşıyan Sih dini senkretik bir din olarak tanımlanabilir. Yine son dönemlerde ortaya çıkan ve Hıristiyanlık ile Yahudilik’ten ya da Hıristiyanlık ile Budizm’ den birçok unsur taşıyan Yahova Şahitleri, Moonculuk, Sayentoloji gibi hareketler senkretik akımlar olarak değerlendirilebilir.
Son olarak, dinlerle müstakil bir din olmaktan öte çoğunlukla bir
dini gelenek içerisinde belirli bir obje ya da değere tapınmayı ön plana
çıkaran kültler arasındaki farkı da vurgulamak gerekir. Genel kullanımı
açısından ‘kült’ terimi belirli bir varlık ya da obje ile ilgili inançları ve ibadet anlayışlarını ifade etmede kullanılsa da özel anlamda bu terim,
genellikle esoterizmi ve komün toplum/cemaat anlayışını kendilerine
temel edinmiş olan akımlar için kullanılmaktadır. Kültler, içe dönük cemaat anlayışıyla ve gizemcilikleriyle diğer din mensuplarından ayrılır.
Örneğin son dönemlerde Batı dünyasında sayıları hızla artan çeşitli
Neo-Gnostik grupları bu çerçevede değerlendirmek mümkündür. Ayrıca müstakil bir inanç sistemi ve ibadet anlayışını geliştirip temsil etmekten öte, kurulu yaygın dinsel geleneklere ve sosyal değerlere karşı bir
anarşizmi, başkaldırıyı temsil eden, bütün tutum ve tavırlarını buna göre
oluşturan ve bu bağlamda bazen nefret, şiddet ve teröre yer veren hareketler de kült kapsamında sayılabilir. 20. yüzyıl ortalarından itibaren Batıda yayılan satanizmi bu bağlamda değerlendirmek mümkündür.

DHBT
22 Kasım 2020 Pazar
ÜYELİK

Üye OlŞifremi Unuttum

2018 YILI 9500 KUR’AN KURSU ÖĞRETİCİSİ, İMAM HATİP VE MÜEZZİN KAYYIM ALIMI TABAN PUANLARI 2018 Yılı 9500 Kur’an Kursu Öğreticisi, İmam Hatip ve Müezz... Devamı

Tüm hepsinde aşağıda verilen şekilde ki gibi olacaktır.   KPSS Genel Yetenek : %15 KPSS Genel Kültür : %15   DHBT 1 : %30   DHBT 2 : %40   Ortaöğreti... Devamı

Merakla beklenen 2018 DHBT sınavı 09. Aralık Pazar günü Ösym tarafından  belirlenen sınav merkezlerinde gerçekleştirilecek. Sınav sonuçları ise 04.01... Devamı

KPSS SONUÇLARI NE ZAMAN AÇIKLANACAK? ÖSYM tarafından yapılan duyuru ile KPSS sonuçlarının açıklanma tarihi netlik kazandı. ÖSYM’nin sınav takvi... Devamı

a) DHBT, çoktan seçmeli test olarak uygulanacaktır. b) DHBT’nin ilk bölümü (DHBT-1) temel din bilgisisorularından oluşacaktır ve tüm öğrenim düzeyler... Devamı

Tüm hepsinde aşağıda verilen şekilde ki gibi olacaktır.   KPSS Genel Yetenek : %15    Dini Haberlerim KPSS Genel Kültür : %15   DHBT 1 : %30   DHBT 2... Devamı