DHBT Dersleri-102-“Dinin Anlam ve Değeri”

Sınav Defteri
Mayıs 23, 2020

Genel olarak insanın çeşitli duygu ve düşünceleriyle tutum, tavır
ve davranışlarının ifadesi olan dinin ne olduğu ya da nasıl tarif edileceği öteden beri bir tartışma konusudur. Halk arasındaki yaygın kullanımında din kavramı genellikle ‘kutsal’ terimiyle birlikte ele alınır. Öyle ki din, zihinlerde öncelikle kutsal terimini çağrıştırmakta; kutsal alana yönelik
duygu ve düşüncelerle tavır ve davranışları ifade etmektedir. Nitekim
halk arasında yaygın olarak dinin Allah’tan kaynaklanan ilahi bir yapı
ya da kurum olduğu ve çeşitli kutsal değerlerin ifadesi olduğu düşünülmektedir. Bu bağlamda, ‘din’ terimi sınırlı bir çerçevede kullanılmaktadır. Örneğin kendilerini yeni ya da müstakil bir din olarak tanımlasalar da çeşitli kişi ya da gruplarca tasarlanan veya sosyal gelişmelere paralel
olarak ortaya çıkan bazı akımlar din kapsamında görülmemektedir. Peki, kutsal nedir? Birçok araştırıcı, kutsalın çeşitli tariflerini yapar. Bu tariflerde, üzerinde ittifak edilen temel özellikler arasında ‘kutsal’ın sıradışılığı, olağanüstülüğü ya da diğer şeylerden farklı bir değer taşıması,
bambaşkalığı, bu evrenin dışından gelen bir güç olması gibi anlamlar
taşıması dikkat çekmektedir.
Arapça bir kökene sahip olan ve genel olarak belirli inanç sistemlerini ifade etme doğrultusunda sınırlı bir anlamda kullanılan ‘din’ teriminin Arap dilindeki kullanımlarına bakıldığında çeşitli anlamlara geldiği görülür. Örneğin Kur’an’da din terimi, “yol, hayat tarzı, hesap günü,
kanun, hüküm” ve benzeri anlamlarda kullanılmaktadır. Buna göre din,
insanın her türlü inancını, düşüncesini, tavır ve davranışlarını ifade
eden, insanın yaşam tarzı ya da yaşamında izlediği yol anlamına gelmektedir. Diğer taraftan Kur’an, din terimini özel anlamda İslam dini
için de kullanmakta ve “Allah katında din (ed-dfn) İslam’dır.”(3. Al-i
İmran, 19) demektedir. Bir diğer ifadesinde ise “Kim İslam’ dan başka bir
din seçerse bu ondan kabul edilmeyecektir.” (3. Al-i İmran, 85) diyerek
İslam’ın dışındaki dinlere de dikkat çekmektedir. Kur’an’ın bu kullanımı
dikkate alındığında, Allah’ın inanan insanlara öngördüğü dinin İslam
olarak belirtildiği, ancak bunun dışındaki dinlerin mevcudiyetinin de
prensip olarak kabul edildiği aşikardır. Kur’an’ın bu özel kullanımı yine
Kur’an’da din terimine yüklenen genel anlamlarla bir arada düşünüldüğünde, dinin, insanın bütün yaşamında takip ettiği temel yol, hayat tarzı
şeklinde değerlendirildiği ve insana benimseyip takip etmesi için esasları Allah tarafından belirlenen bir hayat tarzı olan İslam’ın öngörüldüğü
anlaşılmaktadır. Erken dönem Müslüman alimler de eserlerinde dini,
Kur’an’daki bu anlama uygun şekilde kullanmışlar ve insanın düşünsel
olduğu kadar bireysel ve sosyal yaşamını tanzim eden her türlü hayat anlayışını din olarak ele alıp değerlendirmişlerdir. Başta ‘milel’ ve ‘nihai’
türü eserler kaleme alan yazarlar olmak üzere, dinler tarihine ilişkin
eserler veren İslam alimlerinin çalışmalarında insanın düşünce ve inanç
sistemini ve her türlü tavır ve davranış kalıplarını belirleyen tüm yaşam
modelleri birer dinsel gelenek olarak ele alınıp incelenmiştir. Abdulkahir el-Bağdad!’nin, el-Fark beyne’l-firak başlıklı çalışması buna bir örnek olarak verilebilir.
Çeşitli Batı dillerinde religio ya da religion terimleriyle ifade edilen dinin nasıl anlaşılması gerektiği konusunda Batı’da da çeşitli görüş
ayrılıkları mevcuttur. Dinle ilgili genelde yaygın olan kanaat, dinin, “insanın tanrı, metafizik alem ya da kutsala yönelik duygu, düşünce ve
davranışlarını ifade eden sistem” olduğu yönündedir. Batı’da, Aydınlanma döneminden itibaren çeşitli din bilimleri teorisyenlerince dile getirilen tanımlamalar, din kavramını niteleme konusunda “efradını cami, ağyarını mani” bir tarif değildir. Öncelikle dinin ‘ne’liğine ilişkin bu tanımlar, Batı kültür dünyasında, insanlığın tanrı, ahiret, metafizik alem ve
kutsala yönelik kült ve ritüellerinden oluşan sistemleri ifade etme amacıyla yapılmaktadır. Çeşitli Batılı bilim adamları dini tarif ederken örnek
olarak ele aldıkları dinsel sistemler ve ilgilendikleri bilim dalları doğrultusunda bir din tanımlaması yapmıştır. Bununla beraber yaptıkları tanımlamalarda içinde bulundukları toplumun temsil ettiği dinsel geleneğin karakteristik özellikleri de önemli rol oynamıştır. Bu çerçevede din
tarifinde kimi bilim adamları tanrı kavramını, kimi ruhsal tecrübeyi, kimi aşkınlıkla ilişkiyi, kimi bilim adamları da tapınma ve inancı ön plana
çıkarmışlardır. Bütün bu din tanımlamalarında, tarih boyunca tüm insanlığın temsil ettiği dinsel yapıyı kapsayıcı bir yaklaşımdan ziyade sınırlı bir din tarifinin ön plana çıkarıldığı görülmektedir.Ancak yapılan bu tariflerin, dinler tarihinin konusuna giren, yeryüzünde gelmiş geçmiş tüm dinsel gelenekleri kapsamı içerisine alma
konusunda yetersiz olduğu görülmektedir. Zira dinler tarihinde, tanrı ya
da aşkın varlık düşüncesine yer vermeyen hatta materyalist bir görüntüyü ön plana çıkaran inanç sistemlerinin varlığı bilinmektedir. Nitekim bu nedenle günümüzde bazı bilim adamları haklı olarak, dinin ne olduğu konusundaki geleneksel Batı kaynaklı tanımlamaların yetersizliğini vurgulamakta ve daha kapsamlı bir din tanımına ihtiyaç duyulduğunun altını çizmektedir. Gerek günümüzde gerekse başlangıcından itibaren tarihi süreç içerisindeki insanlığın din tecrübesini tanımlayabilecek kapsamlı bir din tarifi, insanla, temsil ettiği dinsel gelenek arasındaki üç önemli ilişkiyi ifade edecek yapıda olmalıdır. Öncelikle her dinsel gelenekte o geleneğe bağlı olan kişinin duygularını, düşüncelerini yönlendiren ve kişinin belirli şeylerin varlığına ya da yokluğuna, doğruluğuna ya da yanlışlığına inancını ifade eden bir yapı vardır. İnancı, yalnızca bazı metafizik ya da aşkın varlıkların var olduğunu kabullenmeyle sınırlamak doğru değildir. Zira metafizik ya da aşkın aleme yönelik bir varlığın veya varlıkların mevcudiyetini kabullenme kadar bunların yokluğunu kabullenme de bir inançtır. Örneğin, islam’da Allah’a inanma, Allah’tan başka hiçbir üstün gücün var olmadığına inanmayı da içermektedir. Aynı şekilde, erken dönem Budizminin tanrı inancı konusunda suskun kaldığı ve tanrı
inancından öte insanın yeryüzündeki var oluşuna yönelik düşüncelerin bu dinin temel karakteristiklerinden birisi olarak ön plana çıktığı bilinmektedir. Yine, insanın içinde yaşadığı aleme ve hayata ilişkin doğru ya da yanlış şeklindeki değerlendirmeleri de inanç sistemi kapsamındadır.Ayrıca her dinsel gelenek, muhatap aldığı insanın tavır ve davranışlarını düzenleme, yaşamını bir düzene sokma hedefini taşır. Bu doğrultuda insanlar, inanç ve düşünceleri ya da doğru ve yanlışa ilişkin değerlendirmeleri çerçevesinde kişisel tavır ve davranışlarını belirleme yoluna giderler. Son olarak dinsel gelenekler, bağlısı olan kişi ya da kişilerin diğer insanlarla ve toplumla olan ilişkilerini düzenlemeleri konusundaki
tutum ve davranışlarını belirler. Böylelikle kişi, gerek etrafındaki insanlarla ve toplumsal yapıyla olan ilişkilerini gerekse sosyal kurumlarını,inanç, düşünceleri, tavır ve davranış kalıpları doğrultusunda belirler.İnsanlığın yaşadığı ve yaşamakta olduğu din tecrübesiyle ilgili olarak değindiğimiz bu hususlar doğrultusunda dinin,insanın düşünce ve inanca dayalı değerlendirmelerini içeren zihinsel fonksiyonlarını, her türlü tavır ve davranışlarını ve insanın diğer insanlarla ilişkilerini ve kurumsal yönünü ifade eden sosyal yapısını belirleyen ve disiplin altına alan bir sistem olduğu söylenebilir. Bu şekilde yapılan genel bir din tarifi, insanlığın temsil ettiği tüm dinsel gelenekleri kapsayıcı bir tanımlamadır. Dinin bu genel tanımı, yalnızca düşünce sisteminde tanrı veya tanrılar, metafizik varlıklar ve ahiret gibi değerlere yer veren sistemleri değil, aynı zamanda insana belirli bir düşünce ve yaşam tarzıyla bir cemaat anlayışı sunan her geleneği kapsamı içerisine alan bir tanımdır. Dini inanç ve tutumlarla yakından ilgili olan bir durum, insanın
kendisini ve çevresini tanıyıp algılaması doğrultusunda ontolojik ve teleolojik merakları içerir. İçinde yaşadığı alemi tanıma, kendisinin ve
alemin nasıl ve neden var olduğunu, var oluşun bir amacının olup olmadığını araştırma, öteden beri insanın ilgi konusu olmuştur. Aynı şekilde insan, gerek kendisinin gerekse etrafındaki diğer canlıların doğum-ölüm kuralına tabi olduklarını gözlemlemekte ve ölüm sonrasını
da merak etmektedir. Ölüm nedir, ölüm sonrası neyi ifade etmektedir,
şu ana kadar ölen ve hatırası zihinlerde yaşayan insanların (atalar) şu
an nerede olduğu ve benzeri sorular, tarih boyu insanın zihnini meşgul
eden hususlar olmuştur. İnsan, kendisi ve etrafındaki varlıklarla ilgili
tüm bu sorulara yalnızca içinde yaşadığı maddi alem ve tecrübe dünyası sınırlarında kalarak, daha doğrusu doğaüstü bir aşkın varlık inancına
müracaat etmeksizin tatmin edici cevaplar bulamamaktadır. En basitinden, maddi alemin nasıl var olduğu sorusunu, düşüncelerini maddi
alemle sınırlayarak cevaplamakta ve bu yetersiz cevapla da aciz kalmaktadır. Bu da insanın zorunlu olarak bu alemin dışındaki aşkın bir
varlığı kabullenmesini gerekli kılmaktadır. Zira insan, ontolojik ve teleolojik meraklarını ve sorularını ancak bu yüce aşkın varlığı hesaba katarak tatmin edici şekilde cevaplama imkanı bulabilmektedir. Dolayısıyla dinsel inançlar insanın bu tür sorularına bir şekilde cevap arama
süreciyle yakından ilgili olmaktadır
Dini inanç ve değerlerin insanın ahlaki yapısıyla da yakından ilgisi vardır. Ahlak ve din ilişkisine yönelik çeşitli görüşler ileri sürülmekte
ve dinin ahlakın kaynağı olup olmadığı tartışılmaktadır. Ancak bütün bu
tartışmalar bir tarafa bırakılırsa dinin ahlaki tutum ve davranışların sürdürülmesinde önemli bir olgu olarak insanın karşısına çıktığı görülür.
Bilindiği gibi insanı, çevresinde yer alan canlı ve cansız diğer varlıklardan ayıran önemli bir özelliği de ahlaki bir varlık olmasıdır. Hukuk ve
ahlak kuralları, insanın gerek kendisiyle ve diğer insanlarla gerekse tabii çevresiyle olan ilişkilerini düzenlemektedir. Peki, insan neden ahlaklı olma ihtiyacı duyar ya da insanı ahlaklı olmaya iten zorlayıcı sebep
nedir? Varlığı yalnızca madde ile sınırlandıran, kendisini yaratan, kontrol eden ve hesaba çekecek olan yüce bir aşkın varlığa inanmayan bir
kişinin diğer insanlara ve tabii çevreye karşı davranışlarında kendisini
serbest hissetmesi ve yalnızca kendi çıkar ve menfaatlerini ön plana çıkarması kadar doğal ne olabilir? Oysa yeryüzünde düzen ve intizamın sağlanması, adalet ve huzurun tesis edilmesi, gerek bireysel gerekse
toplumsal yaşamın sağlıklı temellere oturtulması, doğal çevrenin korunup gözetilmesi açısından kişilerin kendi çıkar ve menfaatleri doğrultusundaki mutlak serbestlikten öte ahlaki kurallarla yükümlü olmaları
şarttır. İşte bu noktada, tecrübe dünyasının ötesinde her şeyden üstün,
her şeyi gören, bilen ve gözetleyen, davranışlarından dolayı insanı hesaba çekecek olan bir aşkın varlığa inanmak, ahlakın tesis edilmesi ve
sürdürülmesi için vazgeçilmezdir.
Böylelikle din, tarih boyu metafizik alemle insan arasındaki ilişkinin kurulmasında, insanın yaşamında yer verdiği üstün güç ya da güçlerin tanımlanıp ifade edilmesinde ve insanın sığınma ve yakarma gibi duygularını cevaplamada önemli bir rol oynamıştır. Bundan başka din,
insanın vicdan duygusunu harekete geçirmek suretiyle insanı kötülükten alıkoymaya çalışmış ve iyiliği teşvik etmiştir. Bazı tali konularda iyi
kötü, günah olan ve olmayan konularında farklı tutumlar sergilemiş olsalar da dinler, insanın mal, can, ırz ve yaşam haklarının korunması, anne ve babaya saygı, fitne ve kötülükten uzak durulması ve benzeri temel konularda genelde benzer yaklaşımlar içerisinde olmuştur. Örneğin ‘Nuh kanunları’ olarak bilinen temel prensipler, yalnızca Yahudilikte
ve Hıristiyanlıkta değil, diğer birçok dinsel gelenekte de uyulması gereken önemli ilkeler olarak kabul edilmektedir. Dinler, insanın yapmaması gereken tavır ve davranışları günah kapsamında değerlendirmekte ve günahtan uzak durulması konusunda da öncelikle insanın vicdanını harekete geçirmektedir.
Yine dinler, insanın sosyal ve doğal çevreyle uyum içinde olmasına özel bir önem vermektedir. Hemen hemen bütün dinlerde doğal
çevrenin tahrip edilmesi, tanrının düzenine karşı gelmekle eşdeğer görülmüş ve günah sayılmıştır. Örneğin İslam, tevhit ilkesi doğrultusunda
Allah’ın mutlak birliği ve tekliği yanında Allah’ın yarattığı insanın ve alemin birliğini de vurgulamış ve yeryüzünün tahrip edilmesini değil imar
edilmesini öngörmüştür. Doğal çevreye yönelik değerlendirmeler bazı dinlerde, tanrıyla doğanın birbirine içkinliği (panteizm) düşüncesine kadar çeşitli inançlar şeklinde de ortaya çıkmıştır.
Dinin, tarih boyu üstlenmiş olduğu önemli işlevlerden bir diğeri
de toplumsal yapının tesisinde ve devamında oynadığı olumlu roldür.
İnsanın bağlı olduğu ahlak sisteminin temeli olması, hak ve adalet ilkesinin yerleştirilmesine vurgu yapması ve aile kurumuna verdiği önemle
dinler, toplumun geleceğini temin etme açısından önemli bir işlev görmüştür. Hemen hemen tüm inanç sistemlerinde ahlak, inanç esasları yanında önemli bir ilke olarak karşımıza çıkmaktadır. İnsanın diğer insanlara ve içinde yaşadığı toplumsal yapıya karşı sorumluluklarının ifadesi
olan temel ahlak kuralları bütün dinsel mesajların özünü oluşturmaktadır. Örneğin Kur’an mesajında ahlak, son derece önemli bir değer olarak karşımıza çıkar. İnsanların söz ve davranışlarıyla bir bütün olmaları,
yalandan, gösterişten, kibirden kaçınmaları, adaleti gözetmeleri, insan
hak ve hukukuna riayet etmeleri, baştan sona Kur’an mesajına egemen
olan temadır. İnanç düzleminde ‘tevhid’ kavramına dayalı dinsel söylem, tavır ve davranış biçimi düzleminde ahlaka dayanır. Benzer şekilde
Hıristiyan kutsal metni olan Yeni Ahit’te de Hz. İsa’nın diliyle insanlar
ikiyüzlü olmaktan sakınmaya, adil olmaya, birbirini sevmeye, bağışlamaya ve benzeri olumlu davranış biçimlerine çağrılmaktadır. Ahlakın
yanı sıra aile kurumuna verdikleri önemle de dinler dikkat çekmektedir.
Tarih boyu birçok dinde aile, çekirdek bir cemaat olarak düşünülmüş
ve aile kurumunda dinin öngördüğü doğrular ve ahlak anlayışı çerçevesinde çocukların eğitimine özel bir önem verilmiştir. Ailenin tesisi ve çocukların yetiştirilmesi, insanın var oluşunun en temel nedenlerinden birisi olarak görülmüştür.

DHBT
22 Kasım 2020 Pazar
ÜYELİK

Üye OlŞifremi Unuttum

2018 YILI 9500 KUR’AN KURSU ÖĞRETİCİSİ, İMAM HATİP VE MÜEZZİN KAYYIM ALIMI TABAN PUANLARI 2018 Yılı 9500 Kur’an Kursu Öğreticisi, İmam Hatip ve Müezz... Devamı

Tüm hepsinde aşağıda verilen şekilde ki gibi olacaktır.   KPSS Genel Yetenek : %15 KPSS Genel Kültür : %15   DHBT 1 : %30   DHBT 2 : %40   Ortaöğreti... Devamı

Merakla beklenen 2018 DHBT sınavı 09. Aralık Pazar günü Ösym tarafından  belirlenen sınav merkezlerinde gerçekleştirilecek. Sınav sonuçları ise 04.01... Devamı

KPSS SONUÇLARI NE ZAMAN AÇIKLANACAK? ÖSYM tarafından yapılan duyuru ile KPSS sonuçlarının açıklanma tarihi netlik kazandı. ÖSYM’nin sınav takvi... Devamı

a) DHBT, çoktan seçmeli test olarak uygulanacaktır. b) DHBT’nin ilk bölümü (DHBT-1) temel din bilgisisorularından oluşacaktır ve tüm öğrenim düzeyler... Devamı

Tüm hepsinde aşağıda verilen şekilde ki gibi olacaktır.   KPSS Genel Yetenek : %15    Dini Haberlerim KPSS Genel Kültür : %15   DHBT 1 : %30   DHBT 2... Devamı